17 Yorum

Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla…

Bazen diyorum ki, keşke zamanı geri alabilme imkanım olsaydı… Şöyle, 8 sene geriye… İlk anne olduğum zamanlara… Ve hatta belki biraz daha öncesine, gebeliğime…

Şimdi geriye dönüp baktığımda, ‘Sakin ol’ demek istiyorum o zamanki halime… Panikleme… Hani şu çok meşhur (ve çok gıcık) ‘Herkes anne oluyor’ sözü var ya… Onu söylemek istiyorum kendime ama tepeden bakarak değil: İnsanlar yüzbinlerce yıldır çocuk doğuruyor, bakıyor, büyütüyor, sen de altından kalkacaksın evelallah… 

Bunlar geçti aklımdan geçen Cumartesi günü… Prima’nın Sevgi, Uyku ve Oyun Şenliği‘ne katıldım seneler sonra… İlk gittiğimde Derin henüz birkaç aylıktı. Her ne kadar ikinci anneliğim olmasından mütevellit oradaki birçok anneden daha ‘kıdemli’ idiysem de, ilk kez ‘ikinci kez’ anne olduğum için yine de bir sürü bilinmeyen vardı kafamda. Hani hep acemi anneyiz ya…

Bu sefer çocuksuz gittim. Eh, çocuksuz gidince etrafı daha farklı bir gözle inceleme fırsatı buldum. Mini mini bebelerini yüklenip gelen anne-babalar, bıdı bıdı yürüyen pıtırların peşinde koşanlar… Kimse kimseyi tanımasa da çoğunun gözünde aynı heyecan, aynı merak, aynı endişeler… Hepsine ‘Durun, siz anne-babasınız!’ demek istedim. ‘Ve her şeyin altından kalkabilirsiniz. İçinizde o güç var. Kendinize güvenin!’ 

Bu etkinlik Prima’nın daha önce ‘Baby Show’ adı altında yaptığı etkinliklerin devamıydı. Benim 5 sene önce gittiğim etkinlik daha kapsamlıydı; daha doğrusu orada daha fazla yan marka vardı katılımcı… Biraz daha fuar havasında geçtiydi diye hatırlıyorum.

Bu seferki şenlikte Kiddy’yi gördüm, bir de Tupperware vardı yanlış hatırlamıyorsam. Ona da mesafeliyim bu aralar, Instagram’daki ‘en bıdı bıdı Tupper’lar için sayfama beklerim’ mesajlarının yan etkisi… Halbuki markanın bir günahı yok… Neyse…

Prima’nın bir Uzman Kurulu var, her biri kendi alanında uzman beş doktor ve bir psikologdan oluşan… Onlar da şenlik alanındaydı. Söyleşiler yaptılar katılımcılarla… Sonra da oradaki blog yazarlarına yönelik bir seansla sohbet etme fırsatı bulduk.

Prima

Uzman kurul hep vardı da, psikolog Yeşim Çaylaklı’yı geçen sene katmış Prima… Çok da iyi etmiş. Orada da konuştuk zaten: Hep fiziksel ihtiyaçlarına odaklanıyoruz çocukların. Yesin, üşümesin, uyusun… Ama bir o kadar önemli olan psikolojik ihtiyaçları da var, görmediğimiz… Yeşim Hanım’ın bu kuruldaki varlığı işte bu ihtiyaçlar hakkındaki soru ve endişeleri gidermek adına çok yerinde olmuş.

Bu söyleşiler sırasında geriye döndüm ben… Şimdiki aklımla bana bilgiçlik taslatacak, ‘Aman canım sen de!’ dedirtecek sorular geldi annelerden (ve babalardan! Baba katılımcı sayısı heyecan verici nicelikteydi).

Biri dedi ki ’18 aylık bebeklerimle eğitici bir şeyler yapamıyorum, kitapları yemek istiyorlar.’ İçimdeki ukala anne dedi ki ‘Ya bırak Allah aşkına, 18 aylık bebe kitabı tabii ki yemek ister, o yaştaki çocukla ne eğitici oyunu Allasen?!’ Sonra bilge bir ebeveyn çıktı geldi içimden: Sen o günlerdeki halini hatırlamıyorsun galiba? dedi bana… Kutunun üzerinde 6 ay ve üstü yazdığı için ‘Benimki hala küpleri kule yapmıyor?’ diye panikleyen sen değildin herhalde? Bendim. O yüzden sustum.

Bir baba dedi ki ‘6,5 aylık bebeğimiz gece boyunca 45 dakikada bir uyanıp kucak istiyor, biz de ağlatmamak için kucağımıza alıyoruz’… Ukala ebeveyn atladı hemen: E tabii ki uyanır yatağında uyumaya alıştırmazsanız… Kendi kendine uyumayı öğretmeniz lazım! Bilge anne dedi ki: Sana o günlerini hatırlatırım… Ve ikinci anneliğini… Hatırlarsan ikinci bebeğine öyle kolay diye öğretememiştin kendi kendine uyumayı… Çabuk unutuyor insan, değil mi?…

Öyle gerçekten de… Çabuk unutuyor insan… Hem yaşadıklarını, hem bilmediklerini… Şimdi bildiklerimi o zaman bilsem ne farklı olurdu her şey…

Blog yazarları için düzenlenen seans sırasında bir baba yaklaştı doktorlara… ‘Kısa bir soru soracağım, çok fazla meşgul etmeyeceğim sizi’ dedi ve ekledi: ‘Bizimki 2 yaşında, emziği bıraktıramıyoruz’. Doktorlar birbirlerine baktılar hangisi yanıtlasa diye, sonra biri dedi ki: ‘Siz hiç ağzında emzikle dolaşan yetişkin gördünüz mü? Bırakın, isterse 5 yaşına kadar emsin. Sürekli ağzında değilse, konuşmasını engellemiyorsa sorun yok.’ 

Kanımca ‘olması gereken bir uzman davranışıydı bu… Hani derler ya ‘Hay ağzını öpeyim doktor!’ Vallahi tepki almayacağımı bilsem yapacaktım. Taze anne-babalar öyle endişeli ki (haklı olarak). Öyle çok uzmanların ağzının içine bakıyoruz ki ne diyecek diye… Doktor orada ‘Tez elden bıraktırın’ dese ‘Yallah’ deyip yapacağız. Halbuki sağduyu denilen bir şey var, değil mi? Çocuklarımızın psikolojik ihtiyaçları var hani…

O kadar çok uyaran var ki etrafımızda… Emzik verin, emzik vermeyin. Uyku eğitimi verin, ağlatmayın… Süt verin, hayır, inek sütü inekler içindir, vermeyin, formül mama verin. Bizim de kabahatimiz var belki, çok fazla endişeleniyoruz, ama boş yere değil. Hepsinin bir sebebi var…

Kaygı… En az üzerine eğildiğimiz, halbuki en fazla ilgiyi hak eden konu kaygı… Bizim toplumumuz kaygılı bir toplum. Her birimizin içinde kaygılar var geçmişten gelen… Bize aktarılan, bizim de çocuklarımıza aktardığımız… Bir de bu çağda çocuk yetiştiriyor olmanın verdiği kaygılar var… Eh, pek kendine güvenen bir toplum da değiliz. Yüzlerce yıllık gelenekleri elimizin tersiyle itmeye çok meraklıyız. Bazılarında haklıyız, ve evet, tıbbı ve teknolojiyi de reddetmemek lazım, ancak kundağı bırakmak ilk kimin fikriydi? Bak şimdi nasıl da herkes kundak yapıyor. Bir sebebi varmış, değil mi?

Her şey dengede bitiyor aslında… Örneğin, Amerika’daki gebeliğim sırasında doktor daha hamile kalmadan folik asite başlatmıştı beni… Çünkü orada öyle… Çünkü insanlar doğru dürüst sebze yemiyorlar ve o folik asidi dışarıdan takviye etmeleri lazım. Derin’e hamile kaldığımda ilk gittiğim doktor ‘Almanıza gerek yok, bunlar Batı toplumunun tasarımları, bizim mutfağımız oldukça zengin zaten’ demişti. Deniz’de aldım diye almıştım ben de (ikisine de eşit davranacağım kaygısı daha o zamanlarda başlıyor). Faydasını gördüm mü, bilmem…

Cumartesi günü Prima’nın etkinliğine gelen, şenlik alanında bebelerini oynatan, haklı endişelerini uzmanlara sordukları sorularla gidermeye çalışan anne-babalara demek istedim ki: Bakınız endişelenmenizi anlıyorum. Ve fakat kendinize lütfen güvenin. Ben yapmadım, siz yapın. Ben hala yapamıyorum, siz yine de yapın. Siz, çocuklarınızın sahip olabileceği en iyi anne-babalarsınız. 

Orada bunu diyemedim. Buradan demiş olayım. Hani derler ya, kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla…

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

17 yorum

  1. Yeni annelere, anne adaylarina cok yol gösterici bir yazi olmus..ellerinize saglik
    ..

  2. 2. bebegini bekleyen bir yeniden anne adayı olan biri olarak çok iyi geldi bu yazı 🙂
    Benim 1. çocuğumdan aldığım deneyim şu oldu, hangi konuda endişeleniyorsak çocuğumuz bu konudaki hassasiyetimizi anlıyor ve bir şekilde işler zorlaşıyor. Biz ne kadar rahat ve “endişesiz” olursak her şey kendiliğinden çözülüyor. Deneyimi aldım da, uygulamak hic de kolay degil…

  3. emzik konusunda yorum yapan doktor kızımı çocuk doktoruna benziyor aynen.. ilk ek gıdalara geçtiğimizde yoğurt konusu çok takılmıştı aklıma ”anne sütünden mi yapsam, keçi sütü daha iyimiş…” gibi sorular sormuştum. ”siz, keçi sütünden yapılan yoğurt mu yiyorsunuz? yada anne sütünden yapılan yoğurt mu tüketiyorsunuz?” demişti. ”siz ne yiyorsanız aynından verebilirsiniz ev yoğurdu olması yeterli” demişti. o zamnlar çok ilgisiz fln. diye sevememiştim doktoru, istediğim cevapları vermemişti bana 🙂 ama şimdi 2. bebeğimi beklerken doğduğunda daha kolay büyütecekmişim gibi geliyor. Hep derler ya iki çocuk zor ikinci çocuk kolay büyüyor diye :))

  4. Herhalde hemen herkesin kayınvalide gelin konuşmaları arasında şu dialog vardır. – Şimdi annelik çok kolay biz eskiden herşeyi elimizde yıkardık, püre yapacağız diye canımız çıkardı şimdi bezler var, blender var. Evet eskinden bunlar yokmuş ama çok daha değerli başka şeyler varmış. Daha önce çocuk büyütmüş ve sana akıl vermeye can atan teyzeler, halalar, komşu teyzeler. Herhalde herşeyi kitaplardan veya internetten çek etmek okumak yerine çevremde böyle bir ombudsman kurulu olsaydı daha rahat ederdim. Ne biliyim- ay benimki yemek yemiyor dediğimde tek ayağını altına almış örgü ören yenge – amaaaann bırak yemezse yemesin acıkınca yer, dimi Sevgi??? bizim Mustafa’yı hatırlasana ağzına lokma koymazdı bak şimdi nasıl güzel delikanlı oldu diyen birileri gibi mesela. Veya kızım bana çemkirdiğinde, sözümü dinlemediğinde gözünü ağartacak, anneye öyle söylenmez bak kara kız olursun sonra haaa diyecek bir hala mesela…. Bloglar sanırım bu açığı kapatıyor. Ama sorun şuki hepimizin tecrübesi (genelde) diğerinden bir iki sene sonrası oluyor. Bir de tkır tıkır yazan klavyenin sesiyle yapılan online sohbetler bile, sobada fokur fokur kaynayan çayın kokusuna karışarak yapılan sohbetlerin tadını pek vermiyor gibi ha???ne dersiniz??

    • Aslında olayı özetlemişsin Güneş.Keske o zamanlarda yaşamış olsaydık.Ya da o zamanlar da yaşananları zamanımıza taşıyabilseydik.

  5. Günümüzde her ne kadar anneler birbirine destek gibi görünse de değil aslında. Kendimize ters gelen bir durum karşısında öyle kolay incitici yorumlar yapip yargilayabiliyoruz ki birbirimizi… birimizin kaygisi, korkusu alay edilebilir olabiliyor bir digerimiz için… sen daha dur’la
    başlayan cümleleri yasitlarimizdan duyuyoruz en çok. Ve öyle mukemmel olsun her şey istiyoruz ki kendimizi baskı altına alıp yarışa girmiş gibi davraniyoruz. Halbuki ne kadar basit her şey goremiyoruz… Kendimize guvenemiyor hep başka biriyle kiyasliyoruz. Sonra da gelsin postpartum depresyonlar gitsin annelik hüzünleri… geçen gün annem dedi, çok yalnizsiniz hem siz hem cocuklariniz… biz ne rahattik, destekcimiz yardimcimiz yol gosterenimiz coktu. Cocugumuz da coktu buldumcuk olmazdik… kesin bu çağda bi yanlışlık var…

  6. Benzer bir cevabı ortodontist bir tanıdığımdan almıştım ben de, oğlum 11 aylık olmuştu ve henüz hiç dişi çıkmamıştı, en ufak bir belirti de yoktu dişe dair ve ben soluğu ortodontistte aldım, ” bu çocuğun neden dişi çıkmıyor,damak yapısında falan bir sorun mu var ” diye .. Kadıncağız ne desin ” merak etme canım, dünya tıp tarihinde dişsiz insan yok ” demişti bana.. Şimdi aklıma geldikçe gülüyorum o halime 🙂 Nitekim benim bu sorumdan sadece 1 ay sonra bizim cüce pıtır pıtır patlatmıştı dişlerini ..

  7. Off kendimi gordum. Ayy ne etkinlik yapsam, acaba yeterince oyun oynuyor muyum, kaliteli vakit geciriyor muyum, bak simdi deli gibi bagiriyor (burada cocuk,sanki biyerini kopariyorlarmiscasina bagirmaktadir) benim yuzumden mi acaba, az mi ilgileniyorum, cok mu ustune dusuyorum,vs vs oyle cok soru var ki kafamda. Surekli kendimle bi hesaplasma icindeyim. Bazen cok caresiz hissediyorum kendimi. Anneme soyluyorum, surekli rahat ol diyor. Akisina birak biraz. Kendini yorma bu kadar. Cocuk bu, her dknin cetelesini tutmaz, unutur zaten. Sen onu sev, saril, basini oksa, gezmeye gotur ama kudurdugunda da dur demeyi bil. Ben sizi boyle buyuttum diyor. Bu kadar basit aslinda ama biz cok dallanddiriyoruz herseyi maalesef…
    Cok guzel bir yazi olmus yine…
    Ellerinize saglik

  8. Annelik zifiri karanlık bir odada, lamba düğmesine doğru el yordamıyla ilerlemeye benziyor, bazen bir ses duyuyorsun ona yöneliyorsun, hop ayağına birşeyler takılıyor düşüyorsun, daha kalktım derken biri kolundan çekiştiriyor, hay o düğmeye bir varaydım derkeeeeen.. Hop ışık açılıyor, çocuklar gitmiş yuvadan, yaş almışsın, ortam aydınlanmış falan ama, o karanlıktaki gizem, keşfetme heyecanı, başarma sevinci falan güzelmiş… 😉

  9. http://kurabiyecocuk.blogspot.com.tr/2014/12/yuzyirmiikinci-gun.html günlüğümde bugün yazdığım yazı geldi aklıma sizi okuyuna. Her yanımız kaygı dolu. Benimkisi yeniyetme anneliğimden hareketle, çocuğa tahammül edememe kaygısı en çok. Emziğin yetişkinliğe kadar bırakılmayabileceği kaygısı gibi, uykusuz tek bir gecenin sonunda ömrümün geri kalan tüm gecelerinin uykusuz geçeceği korkusu. Sonra anane, babanne avuntuları: “çocuk böyle büyüyor işte” demeyin ya, demek istiyorum. Böyle büyüdük demek, her anne yüce insanmış o zaman, ben mi, ben daha neyim, hiç bilmiyorum. Çocuğunu sevmek için yalvaran, seviyorsa bunun farkına varmak için yalvaran, ona her kızdığında kendini çok suçlu hisseden bir yeniyetmeyim. Belki de dediğiniz gibi, her anne baba çocuğu için on numara aslında, buna inanıp, buna güvenmeli, her yanımızı, halimizi çok sevmeliyiz.

  10. Çok güzel bir yazı. Teşekkür ederim kendi adıma. Kendimi iyi hissettiriyor böyle yazılar ama o yetememe hissi neden bir türlü yakamı bırakmıyorki 🙁

  11. Bu sabah uyandigimda birisi en cok neye ihtiyacin var dese, cevap veremezdim kesin kez ama EN ama EN ÇOK bu yaziya ve altindaki yorumlara ihtiyacim varmis

  12. Okuyunca benimde aklıma hamileliğimin sonlarına doğru artan doğum nasıl olacak kaygılarım ve rahmetli babaannemin”kızııım hiiiç üzülme sen hiç karnında çocuğu kalmış kadın gördün mü hiç? Elbet çıkacak zamanı geldiğinde.” Deyişi geldi. Canım benim nurlar içinde yatsın….

  13. Incir'in Annesi

    Cok iyi geldi bu yazi. Kocam endiselerimi azaltandir benim. Ancak cocuk buyuturken yalnizim ben, o yuzden zorlaniyorum bazen neyin dogal neyin acayip oldugunu anlamakta. Rahatlamak zaten lugatimda yok! Aaah ah

  14. Incir'in Annesi

    Gecen hafta kizimin 3 yas anaokuluna baslamasi oncesi uyum saati vardi. Cocuklarla beraber anne ya da babalar da sinifta olacakti. Ben cocuguma bakmak yerine diger cocuklara diger velilere baktim durdum. Cocuk yavrum” anne oyun hamuru anne bak su oyuncak” helak oldu dikkatimi cekmek icin. Resmen laboratuvardaymis gibi inceledim milleti. Kendimi tartabilmek icin.