2 Yorum

Ayşe Nur’un Gebelik Günlüğü, 22. hafta

Gebe yazar Ayşe Nur, yazılarına kaldığı yerden devam ediyor.

***

Sevgili Blogcuanne Okurları,

Zaman hem hızlı hem yavaş geçiyor. Bazen bakıyorum daha hiçbir hazırlık yapmamışım elimde hiçbir şey yok, bazen de daha zaman var acele etmenin anlamı yok diye düşünüyorum.

AyseNur

Bu haftanın en kötü haberi grip olmam oldu. Aslında tam grip de denemez ama geçmek bilmeyen bir boğaz ağrısı, sanki bir torba toz yutmuşum gibi boğaz kuruluğu beni cuma gününe kadar bırakmadı. Ne yazık ki yatıp dinlenme fırsatım da olmadı çünkü iş fena halde yoğundu, yetiştirmem gereken projeler vardı.

Ben 8 yıldır aynı iş yerinde çalışıyorum ve öyle eften püften bir sebepten işe gitmediğim hiç olmamıştır. Gerçekten gidemeyecek durumdaysam gitmem ya da giderim ama erken çıkarım. Bu sanırım eskide kalmış bir anlayış. Günümüz gençliği iki haftada bir işe gelmiyor ve bundan rahatsız bile olmuyor. Yeni nesil de odak nokta “BEN” ben önemliyim diye bakıyor ve aslında bu hepimizin desteklediği bir şey. Ama bazen de bunun fazlaca, hatta gereksiz bir özgüvene sebep olduğunu, insanları sebat etmekten uzaklaştırdığını düşünüyorum. Benim işim varken evde oturup, elimi kolumu bağlayıp oturamam, doğama ters.

Neyse ki grip çok uzun sürmeden bol bol ılık limonlu-tarçınlı- zencefilli su ve sirke gargaralarıyla geçti. Hastalığımın ikinci gününde doktoruma haber verdim, ateş, öksürük olmadıkça bir endişeye gerek olmadığını, öyle olursa kendisine haber vermemi istedi. Doktorumdan da geçer notu alınca iki adet ağrı kesici ismi vermesine rağmen, tabi ki masumuma kıyamayarak acı çekmeyi göze aldım. Bir de Perşembe akşamı ağrım çok artınca bir şeyler okuyup, nane limonun faydalı olacağını öneren bir yorum gördüm. Hemen kalkıp yaptım, içine de bal ve zencefil kattım. O bence çok işe yaradı. O yorumu yapan eski hamile sevgili dosta kucak dolusu selam olsun!

Ben küçüklükten beri hep bahçe çocuğu oldum. Bütün gün sokaklarda takılırdım (sokak dediğimin küçük bir şehirde olduğunu unutmayın, toplasan kaç sokak vardı ki zaten). Ama hep yaptığım şeylerde duyularımı kullanmayı çok severdim. Yorgine diye muhteşem bir çiçek vardı gözlere hitap eden ama kokmayan, yumuşacık boynu olan inekler vardı sarılmaktan hoşlanmayan (seneler sonra bir zürafaya da aynı şeyi denediğimde onunda hoşuna gitmediğini görmüştüm). Kocaman kırmızı bir ibiği olan horoz vardı yumurtaları korumaya kararlı, vişneler vardı ağaçlarda kekremsi tatlarıyla yüzümü buruşturarak yediğim, üstümü başımı batıran ama vazgeçemediğim… Arkadaşlarım vardı, 7 kiremit oynadığımız elimizi yüzümüzü kırmızıya boyayan ve her seferinde yenisi için çatılara çıktığımız. Bisikletim vardı ki benim için uzun süre arabadan çok daha önemli bir ulaşım aracıydı, tabi ki dizlerimde ellerimde bir sürü yarasını taşıyorum ama gülü seven dikenine katlanır misali sesim hiç çıkmıyordu düşünce.

Kısacası görmek, duymak, koku almak, dokunmak, tatmak hep önemli kelimeler oldu hayatımda. Okuduklarımda tecrübeli anneler 17-18 haftalarda bebeklerini hisseder diyordu. Tamam tecrübesizdim ama kendimi dinleyip hissetmeye çalışıyorum, sola yatıyorum, tatlı yiyip bekliyorum yok yok. Zaten karnımızda varlığıyla, barsaklarımızın-midemizin olduğu çok hareketli bir bölgede, gerçekten hareketin neden kaynaklandığını bir yere kadar anlamak çok zor.  Henüz bu iletişim yok aramızda diyorum. 20. haftaya kadar sabırla bekledim, sonra geçen hafta doktor randevusundan sonra sihirli bir değnek dokundu bir şey oldu sanki. Belki doktor şeklini nasıl durduğunu, o konuşurken yaptığı hareketleri gördüğüm için oldu bilmiyorum. Bu hafta ne zaman uyumaya gitsem, yatağa oturduğumda sanki ben de buradayım, beni unutmadan yat dercesine varlığını bana hissettiriyordu. Ya da araba kullanırken, trafikte sinirlenip küfrü başınca, çok ayıp diye itiriyordu soldan. Hissiyatım tam olarak içi sıvı dolu bir poşetin içinde var olan bir şeyin soldan-sağa hareket etmesi, zaman zaman da sabit bir noktayı ısrarla ittirmesi-sanırım esnemesi. Bu fiziksel hissiyatım, elbette duygusal tarafı bununla kıyaslanınca çok daha büyük çok daha tarifsiz. Bana varlığını hissettirdiği, ben buradayım diye haber verdiği için çok mutluyum, karnımı kucaklayıp onu seviyorum, binlerce şükürler olsun.

Herkesin sağlıkla o anı yaşamasını, bebeğine kavuşmasını dilerim. Kucak dolusu sevgiler…

Ayşe Nur

***

Ayşe Nur’un tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz. 

2 yorum

  1. Ahhh Öznur 1 haftada ne güzel büyümüs göbüsün