2 Yorum

Şimal’in İkiz Gebelik Günlüğü, 16. hafta

Ankara’dan yazan ikiz gebesi Şimal, yatarak geçirdiği gebelik sürecini anlatan günlüğüne devam ediyor.

***

Geçen haftaya kadar ikiz bebekleri taşıyan anne adayı olduğumu sadece kurduğum cümlelerde dile getiriyordum. Ağzımdan çıkan ya da hayal etmeye çalıştığım kadar ikiz minnak gebesiydim. Ultrason ekranlarında mercimek kadarlıktan bugüne gelene kadar yan yana yattıklarını görüyorum, kimi zaman kafaları yan yana geliyordu kimi zaman da ranzada yatar gibi altlı üstlü yatıyorlardı. Buna karşın henüz beynimin kıvrımlarında bunun gerçekliğini algılayan kıvılcımlar yanmamıştı. O kadar miniklerdi ki bana sadece eliptik figürler gibi geliyorlardı. Sözde (!) ikiz bebek gebesiydim ben… Henüz kişileştirememiştim minnaklarımı. Şimdiye kadar bir video izlemiştim tekiz gebelikten farklı olarak, o da bana şiirsel gelse de bu farkındalığın düşünsel boyuta da gelmesi gerekliydi.

Bunların idrakına varmam 16. hafta itibari ile gerçekleşti, rahmimde iki minik can taşıyordum, iki farklı ruh… Aynı karında yan yana büyüyen iki kardeş olacaklar, birbirlerine yoldaş olacaklar. Yeri gelecek biz onlara yetemeyeceğiz ama onlar umarım birbirlerine destek olacaklar.

Simal16

Aklımın bir köşesinde saklı bir hikaye var bununla ilgili: Kuzenimin tek oğlu var. Bir gün kuzenin eşi oğluna “kardeşin olmasını ister miydin?” diye sorar. Hayır olarak alır cevabını, “ama” ile devam eder konuşmaya, ikizim olmasını isterdim. Bu kadar içselleştirdi ise bizim minik kuzen bu durumu bir hikmeti vardır elbet. Aralarındaki dostluk ya da iletişim ya da her ne ise ama bir şey işte…

37 yaşına gelip ancak çocuk sahibi olma düşüncesi filizlendiği zaman tek çocuk olması da inanılmaz güzeldi benim için; bir sıfırdan büyüktü sonuçta. Bir beklerken iki can tutundu canıma. Devamında, beklenmedik şekilde, gündemdeki “teknik sorunlar”ın merkezinde rahmimde tek değil iki can taşıyor olmak olsa da bu “iki can” hayatımızda ekstra büyümenin heyecanını veriyorlar.

Minnak arkadaşlar verdikleri artı heyecanın ötesinde, bir de “artı” göbek ile bana kendilerini iyice hissettiriyorlar. Annem gururla anlatır hâla ve hâla, “ben sana 6 aylık hamile iken döpiyes giyiyordum” diyerek. Fakat kendi öz kızında şartlar değişti tabii, 16. hafta sonunda beni benden ileri taşıyan bir göbeğim var. İkizlerin tekiz gebelikten farklı olduğunu hissetmeye göbeğimle “yaşamaya” başladık. Bırakın pantolon giyebilmeyi eteklerimi dahi giyemiyorum, zaten evde yatarken ne pantolonu ne eteği ama bu işin bir de hastaneye giderken giyinme boyutu var. Eşim hastaneye de eşofmanlarla gitmem taraftarı lakin bu bünye zaten tüm hafta kendinden geçmiş yattığı için en azından kendime çeki düzen verme isteğim evden çıkarken gün yüzüne çıkıyor. Neyse ki bol kışlık elbiselerim hâlihazırda vardı da şu haftaları atlattık. Zaten ev dışındaki sosyal hayatım da hastane olduğu için çok sıkıntı değil. Annem şekeri de bu hafta bana yılbaşı hediyesi getirmiş, hamile pantolonu ve hamile elbisesi. Bu arada aldığım tek hediye değildi bu, minik minik hediyeler geliyor, beni şımartıyor, mutlu kılıyor… Sağ olsunlar…

Bu ikiz gebelik heyecanına kapılmamın sebeplerinden biri de bu hafta kendilerine doktor kontrolünde ayrıntılı olarak bakılmış olması. Kol kemiklerinden göz çukuru çap mesafelerine kadar her şey ölçüldü. Bir canlının toplu iğne başı kadarken şimdi elleri kolları hoplayan avokado büyüklüğüne karnımın içinde evrilmesi bana mucize gibi geliyor. Pek tabii hepimiz anne karnındaki ceninin gelişimini biliyoruz ama bu kişinin kendi bedenine olunca işin rengi hemencecik değişiyor, ve gözlerin önüne pırıltılar saçılıyor. Omurgalarının her birinin tek tek ekranda seçilmesi, kulaklarını dahi görebilmek… Çok duygusal bir başyapıt seyretmek gibi, iki başrollü bir başyapıt hem de…

Bunlara ek olarak doktorum ayrıntılı ultrason için bir radyolog’dan 2 hafta sonrası için randevu aldırdı, bu kadar detaylı baktıktan sonra neden tekrar radyolog baksın diyorlar onu da hala anlayabilmiş değilim! Neyse, vardır bir bildikleri diyorum ve çok kurcalamamaya çalışıyorum…

Doktor kontrolünde sadece minnaklarla ilgili güzel haberler gündem konusu değildi, rahim kanalım hala aynı şeklini sıkıca koruyor. Fevkaledenin fevkinde olan bu haber ile doktorum kısa dolanmaları kendini kesinlikle yormadan yapabileceğimi salık verdi. Bu haftaya kadar rahmin boyunun değişmemiş olması iyiye işaretmiş…Yaşasın! Artık biraz olsun rahatlayabilirim.

Bunların sonucu olarak 10 dakika kadar gerekli “ihtiyaçlarım” ve “ihtiyaçlarımızı” beğenebilmek için ev dışında dolaşabileceğim, hiç yoktan iyidir değil mi? 10 dakika şu an insanlık için ufacık ama benim için haftalık modumu toparlayan ev dışında bulunma süresi (hastaneleri saymıyoruz tabii ki). Bu mutlulukla cumartesi ve pazar sabahları, henüz trafiğin yoğunlaşmadığı 9-10 gibi saatlerde biz iki şaşkın kendimizi yollara vurduk. Birinde, evde daha fazla insan kalabilmesi ya da geceleri kurbanlık koyun gibi atan bacağımdan eşimi korumak amaçlı oturma odasına alınacak, yatak da olabilen L koltuğun kumaşını seçmeye gittim. Keza kumaş seçme işi arap saçına dönmüştü. Zavallı eşim birkaç kez gidip kumaş örneği aldı getirdi ama ben her seferinde gıcık kadın olup “ama bunlar olmaz kiiiii” dediğim için eşimin gözündeki ışık sönmüştü, doktordan az da olsa yürüme izni koparmışken buna çözüm bulunmalıydı. Silinebilen gri keten kumaş seçip haftalardır yapılan internet araştırmalarımın boyutunu minnakların ihtiyaçları için yoğunlaştırabilir duruma geldim.

İkinci gün ise hedefimde “radyasyondan koruma bandı” vardı. Bu koruyucular benim nazarımda önemli. Günümüzde uzun saatler akıllı telefon kullanıyoruz, çoğumuzun kullandığı pc, laptop ya da tabletler radyasyon canavarı ve bunların yaydıklarını daha doğmamış çocuğa nüfus etmesine gönlüm razı gelemez. Sonuçta kanıtlanmış zararı olmasa da zararın olma ihtimali bile benim ondan korunmak için çabamı hak eder diye düşünüyorum.

İşte bu düşünce ışığında ürünün korsesini mi almalıydım battaniye olanı mı almalıydım diye çelişkiler havuzunda zihnim yüzerken alışveriş merkezine ulaştık, kapalı otoparkta girişe en yakın yere park ettik ve ben dükkana kadar çok yürümedim ama yine de yoruldum, evde devamlı yatmak mı köreltti beni yoksa bebekler mi diye söylenirken satıcının “ama bu ürünler şu an elimizde yok ancak İstanbul’dan gelir” cümlesi ile söylenmemin yönü değişti, ne yani ürünleri deneyemeyecek miydim!! Boşuna mı yürüme hakkımı kullanmıştım! Deneyemiyorsam düşünce süzgecinden geçirmeliydim, korseyi battaniye gibi devamlı yana koy sonra göbeğime koy derdi olmaksızın devamlı üzerimde taşıyabilirim diyerek korse siparişi verdim. Ama sonra eve dönüp koltuğumda kendimi gevşek bırakınca aydınlandım, göbeğimi yağlıyordum ve daha bebekler müzik dinleyecekti. Korseden bunları yaptırmam zor olurdu. Mağaza arandı ve sipariş değiştirildi, “Radyasyondan Koruyucu Battaniye”m perşembe göbeğimin üzerinde yerini alacak umarım.

İkizlerimle Ankara’dan sevgilerle…

Şimal

***

Şimal’in tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz. 

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

2 yorum

  1. Merhaba simal, iyi haberlerle dönmene sevindim. Deneyimli yatak gebesi olarak bu yürüyüs haklarini haftada 2 kez ama ardarda olmayacak sekilde yapmani öneririm. Böylece hem evde sikimaz hemde kaslarini biraz calistirmis olursun. Neden pespese yapmayayim dersen, acilma bizde birden oluyor. Eger biraz olsun acilma varsa 2. Gun onu zorlamis olursun diye korkarim. Ben bu haklarimi cok seviyordum ve özlemle bekliyordum. Biliyorum ki, bebegimin dogmasindan sonra bu günleri coooookkkk arayacagim 🙂

  2. Merhaba Şimal! Gebelik gunlugunu ilgiyle takip ediyorum. Herseyin yolunda gitmesine cok sevindim. Umarim minnaklarini zamaninda, saglikli bi sekilde kucagina alirsin 🙂

    Sevgiler…