4 Yorum

Anne olmak çocukluğunu tekrar yaşamak demek

Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in 2014’teki son konuğu İstanbul’dan…

14 aylık Arin’in annesi olan Pelin’le doğum izninden çizgi filmlere, çalışan anne olmaktan lohusa cinlerine, doğum sonrası misafirlerden anneliğin verdiği yetersizlik hissine kadar keyifle söyleştik. 

***

Bize kendini anlatır mısın?
Merhaba, Pelin ben! 1983 doğumluyum. Normal, sıradan, her şehirde yaşayan ve özel sektörde çalışan insan gibi günün birinde deniz kenarında bir kasabaya yerleşip keyif çatacağına inanan bir insanım. Bildiğin düz adam!

Ne işle uğraşıyorsun?
Özel bir şirkette asistan olarak çalışıyorum.

Anne olmadan önceki Pelin’le anne olduktan sonraki Pelin’i nasıl kıyaslarsın? 
Anne olmadan önce yukarıda saydığım özelliklere bir de “kafası rahat” eklerdim ama anne olduktan sonra işler değişti!

Screen Shot 2014-12-29 at 12.48.56 PM

Nasıl, açalım?
Anne olduktan sonra “yedi mi? uyudu mu? doydu mu? iyi mi? sağlıklı mı? mutlu mu? keyfi yerinde mi?” gibi binlerce soru ve sorun her an zihnimde dolanmaya başladı. Sanki kafamın içinde hiç susmayan hep sorular soran ama cevaplarından asla emin olamayan bir Pelin daha var. O yüzden anne olarak en büyük isteğim Arin’in bir gün gelip “çok mutluyum anne” çok demesi. Sanırım ancak o zaman bazı sorulara yanıt bulabileceğim ve tekrar eski “kafası rahat” pelin olabileceğim.

Benzer hisler taşıyoruz bu konuda… Şimdi sana muhtelemen sık sık duyduğun bir soruyu soracağım: Arin’in anlamı nedir?
Evet, bu soruyu o kadar çok duyuyoruz ki! Arin ismine 5-6 yıl önce karar verdik eşimle. Eğer bir çocuğumuz olursa kız da olsa erkek de, adını Arin koyacaktık… Anlamı şöyle: Eşimin adı Aras. Arin, Aras’ın “ar”ı ile Pelin’in “in”inden oluşuyor. Yani isimlerimizi birleştirdik. Anlamı “aşk” diyelim…

Aa çok güzel! Peki, bu ‘Aşk’, anne olan bir kadın olarak senin de hayatını ‘Çocuktan Önce’ ve ‘Çocuktan Sonra’ olarak ikiye ayırdı mı?
Kesinlikle! Çocuktan önce önemsemediğin birçok şey bir anda hayatının merkezine oturuyor. İnanılmaz uzun vadeli düşünmeye başlıyor insan çocuğu olunca… Fiziksel koşturma hayat şartlarına, çevrendeki insanlara bağlı, o yüzden herkeste yoğun olmayabilir, ancak inanılmaz bir zihinsel koşturma oluyor.

Hamilelik, doğum ve lohusalık sürecin nasıldı?
Benim hamileliğim sürpriz oldu. Ve çok ilginç bir şey var: 2012 yılının sonlarında bir gün eşimle konuşuyorduk ve 2014’te çocuk yapmaya karar verdik. Eşim ‘ekimde doğsun’ dedi ben de dalga geçtim, ‘ısmarlama doğum olmaz, hem insanlar doğum kontrol hapını bırakınca şak diye hamile kalmıyor, bekleyebiliriz’ falan dedim. Bu konuşmadan iki-üç ay sonra hamile olduğumu öğrendik! Doktora gidince de fark ettik ki bebek ekimde doğacaktı, ama 2013 Ekimde! hatta o günlerde Pelin’in Gebelik Günlüğü başlamıştı sende… Ben hamile miyim acaba diye internette aranırken bir anda senin sitende “Pelin’in gebelik günlüğü” yazısını görmüştüm ve şok geçirmiştim! Ve şu an Pelin’le gayet iyi dostuz…

Doğumumsa sezaryen oldu. Ama herkese nasip olamayacak kadar pozitif bir sezaryen…

Evet, hikayeni blogunda okudum, çok keyifli gerçekten!
Evet, çok kolay, çok rahat, çok eğlenceli bir doğumdu. Lohusalık sürecim iyi miydi kötü müydü hala karar veremiyorum aslında. Bütün lohusalık sürecini Arin’i düşürme korkusuyla yaşadım. O dönem oturduğumuz evin yerleri mermerdi ve ben sanki sürekli Arin’i kucağımdan o mermer zemine düşürüyordum. Sanırım büyüklerin dediği “lohusa cinleri” bana gelmişti.

Screen Shot 2014-12-29 at 12.36.27 PM

Aynı hisleri ben de yaşadım. Ama benimki yere düşürmek değil, yüksek bir yerden düşürme korkusuydu. Balkondan… Vapurdan denizin içine… Çok tuhaf hisler bunlar…
Uykusuzluk da beni çok zorlamıştı çünkü uykuya inanılmaz düşkün bir insanım. Bir de çok misafir gelip gidiyordu bize… Öyle ki misafir geleceğini duyunca hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyorum.

Sence o dönemde misafir yeni anneye nasıl geliyor? Biraz ‘misafirine bağlı’ diyeceğini duyar gibiyim.
Evet aynen öyle misafire bağlı! Mesela Arin’in ciciannesi dediğim kuzenimin gelmesi beni çok mutlu ediyordu çünkü bana emzirme, bebek bakımı gibi konularda bir abla olarak inanılmaz yardımcı oluyordu! Aslında hep sevdiğim insanlar geldi ama o dönem o yorgunluk, uykusuzluk, alışamama, şaşkınlık döneminde ben kimseleri istemedim. Özellikle emzirmek için bir odaya kapanmak sinir bozucu geliyordu bana ve Arin bir saat emiyordu genellikle… Ve ben emzirirken birinin odaya girip burnumun dibine kadar girip “oh oh emiyor mu?” falan demesi beni deli ediyordu! Çok paçoz bir haldeydim, uykusuz, yorgun… Kimsenin beni o halde görmesini istemiyordum. Bir de ben annesinin yanında dahi soyunamayan bir insandım ve emzirirken odaya giren çıkanlar tüm manzarayı görüyorlardı, hiç mahremim kalmadığını düşünüyordum ki hala da aynı düşünüyorum. Hani hamileyken göbek kamu malıydı ya doğurunca da memeler kamu malı haline geliyor! Neticede misafirin meraksızı ve kafa dağıtanı her zaman kabul!

Doğum izni, süt izni konularını nasıl programladın? 
Doğum iznimi devletin izin verdiği ölçüde kullandım. Arin 3.5 aylıkken işe başladım ve sandığım kadar travmatik olmadı çünkü belli bir düzende evden çıkmayı ve mecburi de olsa saçımı başımı düzeltmeyi yani biraz insan gibi gözükmeyi özlemişim! Süt izinlerimi de cuma günleri kullandım. Yani Cuma günü anne oğul günümüzdü. Üç gün kesintisiz Arin keyfi! Tadından yenmiyordu ya, keşke bir yaşıyla beraber bitmeseydi!

İş-ev düzenini nasıl kurdun?
Şu anda Arin’e anneannesi ve babaannesi dönüşümlü bakıyor, o nedenle gözümün arkada kalması gibi bir durumum yok. Bebekten önce de zaten çok düzgün bir ev düzenimiz yoktu açıkçası, özellikle yemek konusunda. Şimdi annelerin evde olması düzen açısından da oldukça iyi oldu. İşten eve dönüşüm 19:30’u bulduğu ve hatta bazen geçtiği için hafta içleri benim tek başıma düzen oturtmam biraz zor oluyordu, e hafta sonları da gezme tozma derken yine düzensiz oluyordu, neticede düzensiz bir evden düzenli bir eve Arin ile beraber ucundan da olsa geçiş yapabildik! Ve en büyük yardımcılarım anneler, bir de eşim tabii ki, hatta bir de Arin! Arin bu kadar uyumlu bir çocuk olmasaydı işim çok daha zor olurdu.

Screen Shot 2014-12-29 at 12.38.52 PM

Bir gününün nasıl geçtiğini anlatır mısın?
Sabah 07:00 gibi kalkıyoruz Arin ile. Emzirme, hazırlanma, aralarda öpüşme koklaşma derken 08.00’e doğru evden çıkıyorum. Mesai 09:00’da başlıyor ve nasıl başardığımı ben de anlamıyorum ama bir saat gibi bir sürede Anadolu yakasından Mecidiyeköy’e geçmiş oluyorum, toplu taşıma sağ olsun! 18:00’e kadar iş iş iş… Arada whatsapp’dan gelen Arin resimlerine gözler dolarak bakma öpücük atma falan var tabii!

Akşam 19:30 gibi evde oluyorum. Arin ile oyun, yemek, bazen banyo ve uyku derken saat 22:00’yi buluyor. Eğer koltukta uyuyakalmamışsam televizyon, bilgisayar, kitap, banyo falan var. Ama genelde uyuyakalıyorum!

Çocuktan sonra eşinle ilişkiniz nasıl etkilendi?
Biz hiç kavga etmezdik önceden. Ama çocuktan sonra kavga demeyeyim de tartışmalarımız olmaya başladı. Sonuçta insan yetiştirmeye çalışıyoruz ve fikir ayrılıklarımız olması normal. Bir de bir gün eşime dışarı çıkarken Arin’i bırakmak istemediğimi, ona kıyamadığımı söylemiştim, eşim de bana kıyıyorsun ama demişti. İşte böyle etkilenmiş bizim ilişkimiz… Ben küçük adamımı biraz fazla kayırmışım meğer!

Screen Shot 2014-12-29 at 12.41.26 PM

Annelik yapmanın seni en çok zorlayan tarafı ne?
Sorumluluk kesinlikle! Hamileyken bir an önce doğurayım istedim ben. Babasıyla sorumluluğunu paylaşalım istedim, çünkü hep korktum yanlış bir şey yaparsam, ona bir şey olursa diye. Emzirmenin ilk altı ayını aynı sebeple sevememiştim, Arin’i başkaları da besleyebilsin istemiştim hep. Bir de annelikle birlikte benim empati yeteneğim tavan yaptı. Bazen bazı şeyleri görmeyeyim duymayayım bilmeyeyim istiyorum. Bu duygu bazen çok ağır geliyor.

Ben de öyle düşünüyorum. Her türlü haksızlık, hele de çocukların içinde bulunduğu haksızlıklar artık çok farklı etkiliyor beni de… Peki, anneliğin en sevdiğin tarafı ne?
Anne olmak çocukluğunu tekrar yaşamak bence ve eşinin de çocuklaşmasını görmek, dolayısıyla bir anlamda onun da çocukluğuna tanık olmak işin kaymağı! Bir de dünyanın en saf sevgisine sahip oluyorsun, tadından yenmez bir şey annelik!

Buna ne kadar katıldığımı bilemezsin! Çocuklarımı çok sevmenin de ötesinde, anneliğin en sevdiğim taraflarından biri çocuk kitapları okumak, çocuk tiyatrolarına gitmek… Genel anlamda çocukça şeyler yapmak için çok geçerli bir mazeretinin olması!
Mesela ben hevesle lunaparklardaki “bebeksi” oyuncaklara bineceğim günü bekliyorum! Bir de çizgi filmleri sinemada izlemeye çok hevesliyim şimdiden!

Hiçbirimiz mükemmel değiliz ama illa ki anne olarak “şu konuda iyiyim” dediğimiz şeyler var. Sence sen neyi iyi yapıyorsun?
Sabırlıyım sanırım ben. Bir de çok sakinim. Kolay kolay sesimi yükseltmem. Bu açıdan fena değilim sanki. Bir de oyun oynamayı seviyorum. Bana bir oda dolusu çocuk verin hepsini oyalarım ben! Geleneksel “ay ortalık batacak” annelerinden değilim, ortalığı beraber batırıyoruz biz Arin ile…

Bizimkileri verirsem fikrin değişebilir notunu düşmek istedim buraya… Peki, neyi daha iyi yapmak isterdin?
Daha planlı programlı olmak isterdim. Zamanı daha etkin kullanabilmeyi isterdim. Bazen Arin ile yeterince ilgilenemiyormuşum gibi geliyor, bu yetersizlik duygusunu yaşamamak için yapılacak şey her ne ise onu bilmek isterdim.

Bulursan bana da söyle lütfen… Tek çocuk/çok çocuk konusunda ne düşünüyorsun?
Tek çocuk düşünüyoruz! Zirvede bırakalım şanımız yürüsün diyoruz!

Çok iyiymiş! 

Screen Shot 2014-12-29 at 12.40.08 PM

Sen de blog yazıyorsun… Biraz anlatır mısın? Neden yazıyorsun? Sana ne katıyor?
Ben blogumu çok uzun süre önce açmıştım, bir iki bloga özenmiştim ama ne yazacağımı bilmiyordum. Öyle atıl bir şekilde durdu blog uzun süre. Sonra hamile olduğum öğrenince yazacak bir konum oldu! Yazmak hoşuma gidiyor, kimsenin okumasına gerek yok. Okusalar iyi tabii o ayrı da yazmayı seviyorum ben.

‘Sesimi duyman için değil, bağırmak için yazıyorum’ diye bir kalıp duymuştum ve çok seviyorum.
Evet, öyle… Mesela bazen hamileliğim sırasındaki yazılarımı okuyorum ve şaşırıyorum o zamanki hislerime. Bir de belki ileride Arin okur, annesinden ona bir hatıra olur diye düşünüyorum. Bazen “Arin’e sesleniş” yazılarım oluyor. Ona dair hayallerimi, hislerimi ve ülke gündemini anlatıyorum. Büyüdüğünde dünya nasıl bir yer olacak bilmiyorum ama “Bak insanlar bunları bunları yaşadı, bil” diyorum ve umarım Arin büyüdüğünde “of her şey aynı” demez, “Vay be neler olmuş?!” der!

Peki, anket sorularımıza geçelim: Çocuksuz hayatına dair en çok neyi özledin?
Sabah 10:00’a kadar uyumayı desem! Onun dışında özlediğim spesifik bir şey yok çünkü birçok şeyi Arin ile beraber yapmaya devam edebiliyoruz. Aslında bir de iş çıkışı bir yerlere takılmayı özlemiş olabilirim. İş çıkışı Arin’i o kadar özlemiş oluyorum ki direkt eve gelmekten başka bir şey düşünemiyorum!

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
Henüz olmadı ama zaten “asla yapmam” dediğim bir şey de yok. Bebek milleti senin asla dediğin şeyleri sana öyle bir yaptırıyor ki en iyisi baştan asla dememek!

En son ne zaman kendine vakit ayırdın? Nasıl?
Pazar akşamı evde saçımı boyadım! Yanlış anlaşılmasın, kendime vakit ayırma anlayışım kesinlikle bu değil(di)! Ama şartlarrrrr!!!! Yoksa gönül isterdi ki buralara spaya gittim, iş çıkışı iki tek attım, sahilde uzuuun bir yürüyüş yaptım, sevdiğim markaların kış kreasyonları inceledim falan yazayım…

Cümleyi tamamlar mısın: Şimdiki aklım olsa…
Hamile olduğumu öğrenince deli gibi korkmazdım! Tünelin ucu cennete çıkıyormuş meğer.

Boşluğu doldurur musun: Anne olmadan önce … derdim/zannederdim/düşünürdüm.
Bir başkası adına gerçekten sevindiğimi, korktuğumu, endişelendiğimi, hayal kurabildiğimi zannederdim.

“Anne olunca anladın” mı?
Ben bu soruyu şöyle cevaplayayım: anne olunca bende bir güç, his, adını tam olarak konduramadığım bir şey fark ettim. Artık annesini kaybetmiş bütün çocuklara annelik yapabilirmişim gibi ve evladını kaybetmiş bütün annelere evlat olabilirmişim gibi… Yani anladığımı sanıyorum…

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Hayalleri sınırsız olana anne denir.

Prima

Bu söyleşi Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

4 yorum

  1. Canım adaşım! Ne güzel bir söyleşi olmuş! Her zamanki gibi çok tatlısın. Seni okumaktan çok keyif alıyorum ama en çok arkadaşım olduğun için çok keyifliyim. Elif sen çok güzel dostluklara vesile oldun biliyor musun?

  2. Cok guzel bir soylesi olmus… Ikinizin de agzina, yuregine saglik… Bu arada lohusa annelerin dusurme korkysu evrensel midir nedir? Benim de ilk cocugum dogduktan korkulu kabusumdu o. Ruyamda pat, küt dite sesler duyup bagirarak uyaniyordum, hemen Deniz’in yanina kosuyordum! Allahim ne paranoyak gunlerdi… Ikincide yasamadim neyse ki. Hatirladikca gulesim geliyor. Evin icinde surekli nooldu, deniz mi dustu??!! diye kosturan bir tip!

    • teşekkürler 🙂 yaa ben kucağıma almaya korkuyordum ayaktayken, hatta başkalarının kucağındayken de korkuyordum..ve o korku bende kaldı sanırım..yani artık kucağımdayken ya da başkasının kucağındayken korkmuyorum ama en büyük korkum arin’in düşmesi hala..ilginç valla 🙂