6 Yorum

Şimal’in İkiz Gebelik Günlüğü, 18. hafta

Ankara’dan yazan ikiz gebesi Şimal, tüp bebek sonrası gebelik sürecini anlatan günlüğüne devam ediyor.

***

Gebelik günlüklerinin başlarını okuyanlar bilirler ki güle oynaya gittiğim “rahim ağzı dikilme” maceramdan “yatarak gebe” olarak taburcu edilmiştim. Yaklaşık 7 hafta kadar tuvalet ve yemek yeme eylemleri dışında çok kısa sürelerde dikey pozisyonlarda bulundum, genel olarak yatay pozisyondan yazdım haftalık gündemlerimi. Bacaklarım artık bana feryat ettiği bazı zamanlarda kısa ev içi dolaşmalarımda yan odadaki koltuğa, oradan da sıkıldığımda salondaki koltuğa sığındım. Eşim işin gırgırında telefonda soranlara “sıkıldığında havası değişsin diye yan odaya götürüyorum” söylemlerine başladı, olayı karikatürize etmek günlük aklı salimliğin ürettiği çıktıydı.

Simal18

Neyse ki sevgili doktorum iki hafta önce rahim kanalımın hala sıkılığını koruduğunu bize müjdeleyerek o hafta itibari ile “yatarak hamileliği”mi “yarı yatarak hamileliğe” terfi ettirdi. Bu gündelik hayata dönmek değildi belki, ama benim m²’si belli hayatımda kalan haftalara dayanma gücü katan bir değişiklik idi. İnsan başına geldikçe öğrenir bazı şeyleri söyleminden hareketle kendimi çok şanslı adledebilirim bu değişiklik üzerinden. Ev ve hastane rutini dışında, yine bebekleri kapsayan bir amaçla kısa bir alışveriş turu için dışarı attım kendimi, ancak boyumun ölçüsünü aldım diyelim. Yaklaşık 1 dakika yürüme mesafesini ben 5 dakikada ve 1 mola ile aşabilmiştim, ne gam! Lois Armstrong’un “insanlık için küçük benim için büyük adım” söylemi misali…

Benim içinde bulunduğum haftalarda bile kalkamamacasına bebeğine ya da bebeklerine kavuşma umuduyla yatan anne adaylarına tüm kalbimle sevgilerimi iletmek istiyorum. Hamilelik ve annelik zaten kendi yapısında özveriyi barındıran kavramlar, ancak buna eklenilen ek yük(ler) bazen isyanı ya da kırılganlığı da beraberinde getirebilir. Ben şanslıyım ki henüz böyle bir durum içine girmedim.

Bunlardan şikayet ettiğim düşünülmesin, amaca giden yolda bunlar sayılı ve umut dolu günler. Ama olur da benim günlüklerim bittikten sonra yatarak hamileliğini geçirmek zorunda kalacak biri olursa şu iki aylık sürecimden birkaç çıkarımım olacak kendisine. “Rutin her şeydir”.

Bu oluşabilecek kırılganlık duygusuna bile daha güçlü bir savunma geliştirmek için bu rutin elimizdeki en büyük güç. Öncelikle gün ve gece kavramını kaybetmenizi engelliyor ki evdeyim ve nasılsa yatıyorum diye düşünmeyin. Vücudunuz gün ve gece döngüsünü algılıyor. Ayrıca evde sizin dışınızda ilerleyen bir hayat var. Bu sadece eşinizi kapsasa bile onun bizim dışımızda yaşadığı bir çalışan birey hayatı var ki gün döngüsü karışıklığı onu da yoracaktır. Bu kartopu etkisi ile bir süre sonra evde kalan herkesi etkilemeye başlıyor. Sabaha karşı 4’te evde dolaşan anne adayı ile ya da ayarı kaçmış TV sesi nedeniyle uyananlar gün içinde vampir filmi figüranları gibi dolaşır oluyorlar.

Bunların yanında bir de düzenli kılınmaya çalışılan, düzeni kaçmış öğün sorunu oluyor. Sonuç olarak vücudumuz yüzyıllar içinde gün doğmasını müteakip sabah kahvaltı ile başlayan metabolizmasını gün batmasını çok geçirmeden akşam yemeğini yemesi ile programlanmış. Diyetisyenler hep önerir kilo vermek istiyorsanız 7’den sonra yemek yemeyin diye. Hamilelikte sonuçta günlük hayatın parçası ve gebeler bir parça daha fazla yese bile bir doyma – acıkma ve yenilenlerin dolaşım sisteminden dağılma rutini var. Eğer kahvaltınızı öğlen 12’de yapar akşam yemeğinizi gece 11’de yerseniz vücudunuz hamileysen hamilesin dağıtmıyorum işte besinleri, al sana da bir güzel kilo olsun, bu da kapak olsun, der.

Sonuçta hamileler 3 ana öğün ve aralarda da hadi diyelim 3 ara öğün olmak üzere çok kez ve sık sık yemek durumunda, içilen çok litre sular da olayın bonusu. Konumuz olan rutin bozulduğunda öncelikle bu öğünler bozuluyor, ayrıca almamız gereken protein, baklagil vb. alma dengesinin de bozulduğuna inanıyorum. Kahvaltıda mızmız olmasa da (uyku gibi uzun bir aradan çıkmış oluyor eğer uyuyabilmişse) hamile bünye yemesi gerekenleri öğünlerin birinde ya az yiyor ya da çok yiyor, veya hava kararmasına denk gelen ara öğün birden ana öğün oluyor vs. ve denge kayboluyor.

Denge neden önemli? Cevabı basit, öncelikle kendi akıl ve ruh sağlığımız ayrıca kanımca bebek ve bebeklerin gelişimi için. İkisi de kendi kapsamında çok önemli konular.

Günlüklerin ilk haftaların bahsi geçen “bu kadar boş vaktim var acaba ne yapsam?” sorusunu efektif değerlendirme düşüncesi bende çok çalışmadı. Gün rutin dâhilinde yaşansa dahi yavaşlayan vücut ve bu vücuda bağlı beyin fonksiyonları yavaşlıyor, esnek ve hızlı düşünce giderek yavaşlıyor (veya benim yavaşladı). Sonuçta yatsam da yatay konuma yakın otursam da bu ilk başlarda bir tembellik getirdi. Mutlaka ilk şok atlatılıp buna adapte olunduktan sonra beynin eski düşünce hızına ulaşması mümkündür ama o zaman gelene kadar doğurmuş olurum gibi görünüyor.

Kitap okuma hızım yavaşladı, bazen elimde kitap uyuyakalıyorum ki hamilelikten önce çok yorgun değilsem vuku bulmuş bir hadise değildi. Hala elimde yarıya dahi gelemediğim bir kitap listem var, minnaklar doğduktan sonra onları okumak 5 yıllık kalkınma planına girer sanırım. Laptop yakınımda bir yerlerde duruyor ama bırakın sosyal medyayı takip etmeyi bazen günlük iletişimimi bile sağlayamıyorum (hala cevap verilecek mailler, yazılacak yorumlar, incelenecek konular varken hem de). Çalışıyorken bu konuda çok çok daha aktiftim, her şeye yeterdim ama şimdi eskiden olsa 10 dakikada yapılacak işi ben iyimser olarak 3 normalde 4 saatte yapabiliyorum.

Belki işe gitmek için yollarda değilim ama bazen gündüz olsa da uyku dehlizlerinde kayboluveriyorum, uyandığımda hava kararmış oluyor, bazen öğün kaçırmış oluyorum ya da saatlerdir su içmemiş oluyorum.

Peki tam zamanlı yatma eyleminden yarı zamanlı yatma eylemine geçiş ne değiştirdi? En azından hafta sonları bebeklere bir şey bakmak için dışarı çıkacağımız zaman öğlen trafiğine kalmamak için eşimin baskısından sabah erken uyanıyorum, sonuçta bir dış baskı etkeni var. Diğer türlü ne kadar disiplinli olursam olayım sabah uyanma saatim geç bir saate sarkabiliyor. İlk kez böyle uyku düzenim kayıp sabah kalktığım saatleri fark eden annem hasta oldum sanıp çok panik olmuştu. Bir diğer önemli faktör evde giydiniz kostüm yerine dış mekan kostümü giyiliyor, makyaj yapılıyor, saçlar düzeltiliyor. Kısacası tekrar dış kapıdan çıkacak kadın edasına bürünülüyor. Benim buradan hareketle bir çıkarımım oldu, evde yatarak ya da yarı yatarak eğer hamileliğinizi geçiriyorsanız kendinizi günlük eşofmanların, aynaya bakmadan geçirilmiş günlerin girdabına bırakmayın. Giyinin güzel güzel, cilt bakımınızı yapın, yapın hafif makyajınızı öyle oturun ya da yatın. En azından yatağa iyice gömülmenizi engeller.

Son olarak benim önemli bulduğum bir nokta var. Evde yatıyorum ne güzel tüm gün televizyon seyredeyim, seyretmesem de o kenarda açık dursun demeyin sevgili anne adayları. Bebişleriniz 16. haftadan sonra dış sesleri algılıyor, bunu doktorunuz da söylemiştir ya da bir yerlerde okumuş olabilirsiniz. Duyacakları ses sakin çalan müzikler, sizin sevgi dolu sesiniz yerine bangır bangır bağıran reklamlar, ağlayan kadınlar, bağıran adamlar olmasın. Sonuçta anne karnında başlıyor bu minnakların dünyayı algılamaları, belki doğduktan sonra koşturmaca içinde bebeklerinizi televizyondan koruyamayacaksınız ama en azından anne karnında iki-üç ay “olabildiğince” bu canavar sesten onları uzak tutmaya çalışın. Bense hala bunu teoriden pratiğe geçirme patinajları yapıyorum.

Günlük rutinine dönmeyi arzulayan Ankara’lı anne ve ikiz minnaklarından sevgiler.

Şimal

***

Şimal’in tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz. 

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

6 yorum

  1. Kendi çözümünüzü bulmuşsunuz, ne güzel yazmışsınız. İnşallah yarı oturarak geçen hamileliğiniz , oturarak devam eder. Moraliniz yüksek 🙂

  2. Pınar yıldız

    Tüp bebek sonrası ikiz gebeliğimi tamamında yatarak hatta son 1 Ayında hiç kalkmayacak şekilde tamamladım ..iki oğlum var keyfimiz yerinde.. Daha yeni 4 yaşına girdiler..yatmak iyiden iyiye yavaşlatıyor bebekler Dünya’ya gelince bu yavaşlığı atlatırsınız umarım..benim kaslarımda sıkıntı olmuştu e çok gevşiyor insan o anlamda .. Önemli bi şey değil yani .. Size kolay gelsin..ben hep derim yattığım yerden çocuk doğurdum..sağlıkla kucağınıza alırsınız inş….

  3. Simal yazilarini ilgiyle takip ediyordum ama 2 haftadir yazmiyor. Bir sorun yok umarim..