6 Yorum

Kar

Çocukluğumda kar pek görmedim ben. Mersin’e bir kere kar yağdığını hatırlıyorum, hayal meyal… O da, havada görmüştüm yağarken, yere düşene kadar eridiydi…

Kar görmeye yaylaya çıkardık pazar günleri, Gözne’ye… Karlı şehirde yaşamaya başladığımda ise 18 yaşındaydım. İstanbul’da halamla yaşadığım evde, ne zaman kar yağacak olsa ‘Tutar mı?’ diye sorardım halama… Halam da tahminde bulunmaya çalışırdı, ‘Böyle yağarsa tutar, şöyle yağarsa tutmaz.’ 87 kışı acayip kar yapmış, günlerce mahsur kalmışlar, onu anlatırdı. Özenirdim. Keşke yine öyle yağsa derdim…

Yine öyle yağdığında Amerika’daydım ben. Baltimore’a gidişimin ilk kışında, 2000 Ocak’ı hatta bak, bir kar yağdı, aklın durur. Ne tesadüf ki o zaman halam da beni ziyarete gelmişti. New York’a gitmiştik birlikte de dönüşte trenler iptal olmuştu. Zar zor tren bulduğumuzda da saatlerce rötar yapmış, Baltimore’a vardığımızda yollar kapalı olduğundan bel boyu karda yürümüştük gardan eve. Öyle güzeldi ki!

Gel gör ki karla olan platonik ve romantik ilişkim yaşımın ilerlemesiyle -ve aslında bu memlekete dönmemle- zedelenmeye başladı… Artık karın sadece pencere arkasından seyredilecek, ya da yere biriktiğinde oynanacak bir şeyden ibaret olmadığını, soğuk/karlı havada ‘sokak köpeklerinin 16 saat, kedilerin 7 saat boyunca aç kalırlarsa donarak öldüklerini’ öğrenmiştim. Sadece hayvanlar değil, insanlar da vardı üstelik donma tehlikesi altında olan… Sokak çocukları vardı, evsiz insanlar vardı ve şimdi -yaklaşık son bir senedir- Suriye’den kaçıp gelen aileler var sokak ortasında… Onların gidecekleri yerleri olmadığını, benim ‘Ne güzel yağıyor!’ dediğim karın onları daha da zor durumda bıraktığını biliyorum artık. Keşke bilmeseydim. Bir kez daha biz büyümüştük ve kirlenmişti dünya…

Oysa çocukken öyle miydi? Çocukken karla aramdaki tek burukluk Kibritçi Kız masalıydı, ki onu da duyduğum andan itibaren aklımdan çıkarmaya çalışırdım. Kar kardı işte, oynanırdı, yenirdi, top yapılırdı, kardan adam yapılırdı. Nesi kötüydü ki?

Geçtiğimiz iki haftadır ‘kar geliyor’ dendiğinden beri elimde telefon, hava raporuna bakıyorum. Kar ikonu orada mı, değil mi? Oradaysa seviniyorum önce, kar yağacak, her yer bembeyaz olacak diye… Sonra içimden bir ses ‘Ne bencilsin! Kar yağsın da evsiz insanlar, sokak hayvanları donsun mu?!’ diyor.

Ne tuhaf… Sanki benim siparişimle olacak… Sanki bana soran var: Elif, sence kar yağsın mı?

Bu yaşıma geldim, hala ‘kar yağacak’ dendiği zaman gece uyanıp uyanıp bakar, sabah gözümü açar açmaz pencereye koşarım her yer beyaz mı diye… Azıcık bile tuttuysa, erimeye başladığında yüreğimde de bir şeyler erir sanki, öyle burkulur içim…

Nedir bu karı böyle ayrıcalıklı kılan, bilmem. Yağmur her mevsim harcı-alemken karın senede birkaç kez yüzünü göstermesi mi? Dokunulması mı? Kusurları saklaması, pislikleri kapatması, biraz olsun olan biteni unutturması mı?

İki gündür kar var İstanbul’da… Sayılır yani… Bu sefer önce tatili geldi, ardından kar. Kadıköy herhalde en az kar alan yerlerden biri; bütün gün cama yapışık çocuklar… ‘Anne tuttu mu? Tutuyor mu? Tutacak mı?’ 

Onlara halamın verdiği yanıtı veriyorum hep: Böyle yağarsa tutar. 

Dün bugün kar tatili… Ben hiç kar tatili yaşamadım çocukluğumda… İçimdeki anne tarafım her kar tatilinde ‘Eyvah, ne yapacağım çocuklarla, nasıl yetiştireceğim işleri!’ derken çocuk tarafım içten içe seviniyor.

Dün bütün gün pijamalarını çıkarmadı çocuklar. ‘Ne güzel böyle pijamayla gezmek’ dediler. Ev işi yaptık önce biraz, sonra bol bol tembellik. Karlı kitaplar okuduk, karlı filmler seyrettik.

Pencereden kar nöbeti tutarken önümüzden geçen bir sokak köpeğine baktı oğlum.. ‘Anne mutludur o şimdi di mi? Ne güzel karda yürüyor, kara dokunuyor’ dedi.

Yetişkin tarafım ‘Hayır anneciğim, üşüyordur o, sığınacak bir yere ihtiyacı vardır…’ demek istedi. Çocuk tarafım izin vermeyince tereddütlü bir gülümseme çıktı yüzümden, dediğini onaylayan…

‘Keşke biz de köpek olsak’ dedi oğlum… Bozmadım ben de… Anlatmadım ona sokak köpeklerinin üşüdüğünü… Bu kez hatırlatmadım gidecek evi olmayan insanlar olduğunu… Zaten büyüdüğünde kirlenecek dünya, hiç olmazsa şimdi karlı hayaller kurmaya devam etsin diye…

Screen Shot 2015-01-06 at 11.45.23 PM

6 yorum

  1. Çocukluğumda her kış “Kar!!! Kaaarrr! Hadi Babaaa yaylaya gidelimmm!” diye az yalvarmadım ben de… Bir Mersin’li olarak karın yağdığını ilk kez görüdğümde 17 yaşımdaydım. Fotoğraflarım var o güne dair, deliler gibi yağan karın altında kollarımı açıp bir o yana bir bu yana koştuğum. 🙂 Yağarken iyi güzel de, dediğin gibi insanın “insan” olan kısmı, vicdanı rahat brakmıyor bu yaşta işte…”Üşüyorum!” demeye utanıyorum. Dudaklarımda hep aynı dua…”Allah evi barkı olmayanlara yardım etsin!”
    Bu arada pencere önü fotosuna bayıldım. Minik adam ne de güzel çıkmış sehpanın üstüne… 🙂
    Sevgiler…
    EG

  2. Aynı hisler bende de var. Urla’ya geldik, kar yapma ihtimalinin binde bir olduğunu bile bile bu gece _2 olacakmış diye heyecanlandım dün. Bu gece de -7’yi görecekmişiz. ya yağarsa diye saçma bir heyecana kapılıyorum. Sonra korunaksız insanları, hayvanları düşünüyorum.
    87 kışını ise ömrüm boyunca unutamayacağım sanırım. Ondan sonra da çok kar tatili gördüm ama öylesi olmadı hiç. Müthişti!
    Hatta daha geçenlerde Facebook’ta şuna rastladım, buradan da paylaşayım: https://www.facebook.com/video.php?v=10152864145213618&set=vb.569793617&type=2&theater

  3. 87 kışından bir sene sonra gelmişim dünyaya annemler kar evlerin damına kadar gelmişti diye anlatıyor.2 metre filanmış diyarbakır da(bu arada evler kerpiç)

  4. Pasaklı Kız

    Kara bakışımı ve kar yağdığında hissettiklerimi o kadar güzel kaleme almışsın ki 🙂 Kar yağdığında kendimi çocuk gibi hissediyorum, mutlu oluyorum sonra dondurucu soğuk içimi buruyor en sonunda da işe gitmek hissi beni benden alıyor 🙁 Adanada geçen çocukluktan sonra bayağı karlı Konyada yaşamak ve işe gelmek bayağı bir zor oldu bana 🙁

  5. gecen yıllarda oğlum siz çiğneyip karları erittiniz diye kızmıştı bize.
    hala sabah hemen bakarım kar var mı diye.şe gelmek sıkıntılı da olsa kar çocukluktur