13 Yorum

Uyuyakalmıyoruz, mutluyuz!

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Itır Salancı tarafından kaleme alındı.

***

UYUYAKALMIYORUZ, MUTLUYUZ!

Birkaç hafta önce bir Cuma günü, 6 yıldır süre gelen bir alışkanlığı tek gecede ardımızda bıraktık. Evet, Arda’nın yanında, uykuya geçmesini beklerken sızıp kalmıyoruz artık, ve çok mutluyuz. Hayat kalitemiz arttı diyebilirim.

“Nasıl olur, yapamam, ama fakat..” derken, yine şu annelik serüveninde hep vardığım sonuçlardan birine (bir kaç çeşit sonuç var konulara göre) vardım yine: Aslında biz çok büyütüyoruz değişimleri, çocuklar çok daha çabuk ve rahat adapte oluyorlar. 

Arda 6 yıl 4 aylık hayatının 3 ayı hariç hiç kendi kendine uyumadı. 9 aylıkken uyguladığımız ve 2 gün içinde sonuç veren Ferber tekniği ile 3 ay, yani 12 aylık olana kadar kendi kendine uyumuşluğu var. Art arda gelen hastalık ve zorunlu ev değişimi yüzünden,  o çok kolay başardığımız yöntem elimizde patlamış, Arda yatağında protesto ağlamalarını icra ederken kahrolmuş, bu işe devam edemeyeceğimi eşime höykürüp, Arda’dan 8 kat fazla hüngürt foşurt ağlayarak odasına koşmuş, “bir daha bunu sana yapmayacağım” diye göğsüme yaslamış ve mememi ağzına tıkıştırarak bir yıl daha emzirerek uyutmaya devam etmiştim.

İki yaşında memeyi bıraktığımızda Arda’yı bir müddet kucakta uyutmuş ve yatağına bırakmış, sonra bastıran sıcakla fenalık geçirince kendisine artık kitap okuyup yatağında uyuyacağını tebliğ etmiştim. Zor olmamıştı bu geçiş, olmamıştı ama bir kitap iki kitap, bir masal, biraz sırt kaşımaca derken, ışığı kapatıp yanındaki minderde kendim de uyuyakaldığım dönem de bu şekilde başlamış olmuştu. İkinciye hamileliğin de etkisiyle Arda’nın uyuyup benim cin gibi odadan çıktığım akşamlar neredeyse hiç yok denecek kadar az olmaya başlamıştı. Bazı günler 2-3 saat uyuduktan sonra uyanıp o sersemlikle gidip eşimle tartıştığım; “Niye uyandırmadın? Yine uyuyakaldım, bu gece de gitti!” diye diklendiğim anlar gayet net hafızamda… Evet çünkü bu uyuyakalma işi bana çok tersti, çünkü ben aslında bir gece kuşuyum, bebeler yattıktan sonra sakin kafa kendime vakit ayırmayı seviyorum. En iyi çocuk yatağında huzurla uyuyan çocuktur mottosu ile akşam en geç 21:30’dan sonrasını kendime ayırmayı bir prensip olarak görüyorum. Bu yüzden planlanmamış erken gece uykuları hayli keyfimi kaçırıyordu.

Aylin’in doğumuyla bu iş yavaş yavaş eşime geçti. Tam Aylin’in emzirme saatine denk gelen yatış saatini eşime gururla devretmiş, ikinci anneliğin rahatlığıyla da emzirme-gaz sonrası Aylin’i sepetine koyup bir sonraki kapanış memesine kadar istediğim gibi sakin sakin vakit geçirebiliyordum. Bu esnada, o karanlık huzurlu odada uykuya yenik düşenler kervanına eşim katılmıştı! Uyanınca benim kadar şirret olmasa da pek hoşnut değildi o da bu durumdan!

Bu arada bir detay; Aylin emzik emen, bir battaniyeyi kendine güven objesi yapmış bir bebek olarak 7 aylıktan itibaren bir çaba göstermemize gerek kalmadan, Ferber merber uygulanmadan, “kendi seçimi” ile yanlız uyumaya başlamıştı!

Gel zaman git zaman bu Arda’nın uyutulma işi sağlam bir rutine dönerken iş artık yazı tura veyahut pazarlıkla halledilmeye başlanmıştı. Mutfak çok dağınıksa, özellikle balık yenmişse,  taraflar mutfak temizliğini karşı tarafa kakalayıp uyutma işini üstlenmeye çalışıyordu, mutfak az dağıtılmış ise tam tersi!

Bu şekilde 6 yaşı geçtik ve durumdan cidden rahatsız olmaya başladık. Bu arada bazı başka sorularımıza cevap bulmak adına bir pedagog görmeye karar vermiştik. Çocuk psikoloğu ama aile ilişkileri ve ebeveynlik üzerine uzmanlaşmış bir kişi. Kendisi ile görüşürken uyku konusu gündeme geldi. Hala uyuyana kadar yanında yattığımızı duyunca, hele bir de muhakkak gece/sabaha karşı yanımıza gelip ortamızda oh mis gibi uyuduğunu öğrenince gözleri büyüdü uzmanın. Bu işi halletmeliyiz dedi. Benim sorunum uykuya geçişti, varsındı olsundu yanımıza gelsindi, hem ilerde biz isteyecektik ama o gelmeyecekti, ne zararı vardı sabaha karşı 2-3 saatin??

(Ne kadar tanıdık değil mi?)

Uzman, bu yaşta bir çocuğun artık anne baba odasının farkını, özel hayatı, gizliliği (privacy olarak tek kelimeyle özetledi, ingilizcesi daha iyi anlatıyor aslında durumu) istediği zaman çat diye başka bir odaya giremeyeceğini öğrenmesi gerektiğini, eninde sonunda bunun da hem bizim özel hayatımız olduğunu hem de onun gelişiminde de bu hususları yavaş yavaş öğrenmesi gerektiğini anlattı bize.

Uygulanacak metoda gelince ise “Ferber tekniği” deyince ben yerimden zıpladım; “Yok, hayır katiyen olmaz! Ben bir kere yaptım bir daha yapmam! Hem bu yaş çocuğuna yapılır mı canım?”

Bu işi çözmeye ne kadar kararlı olup olmadığımızı, hemfikir olup olmadığımızı sorgulamamızı istedi. Hemfikirdik, kararlıydık. Sadece ben daha “şirin” bir yöntem hayal etmiştim.

Nasıl uygulayacağımızı, neredeyse 6,5 yaşına gelmiş bir çocuğun çok direnç göstermeyeceğini, öncesinde sakin ve net bir şekilde bu geçişi ve nedenlerini ona anlatacağımızı ve diğer her bir detayı anlattı bize. Yatağında ağlarken (ağlarsa)  kaç dakikada bir girip odada ne yapmamız gerektiğini, odadan çıkmaya kalkarsa 5 dakikayı geçmeyecek şekilde kapıyı kapatmamız, ama ardında beklememiz gerektiğini detayları ile anlattı. Benim bu kapı kapatma işini duyunca hele iyice canım sıkıldı. Ama uzatmadım. Belki de yapmazdık? Bir Cuma başlamamızı, ertesi gün bizim işimiz, onun da okulu olmamasının iyi olacağını, bir kaç gün her zamankinden bir saat geç yatırmamızı tembihledi. Üç günde halledeceğimizden emin olduğunu, Arda’yı bildiği kadarı ile bunu olgunlukla karşılayacağını, iki geceden fazla diretmeyeceğini söyledi.

Cuma geldi çattı, ben perşembeden çıtlatmıştım. Ağlamaklı karşı koymuştu; “Ben tek başıma yatamam, korkarım, canavar gelir” Çok üstünde durmadan konuyu değiştirmiştim.

Cuma akşam ise eşim sakin bir dille yeni kuralımızı hatırlattı. Kısa ve net. Uzattıkça pazarlık yolunu açıyormuşuz, zaten uzun cümleler onlara çok komplike geliyor, dikkatleri dağılıyor, hepimizin malumu. Yatak vakti gelince (uyku vakti demiyoruz bu arada, yatar yatmaz uyuyamayabilir, yatağında biraz vakit geçirebilir, hem öncesinde kitap okunacak zaten. Bir de uyku vakti deyince buyurgan, hemen uyunmalı gibi bir anlam oluyormuş ve daha itici imiş) Arda tabii ki vızıldandı, kaytarmak için türlü taleplerde bulundu, bazıları karşılandı, bazıları sakince geri çevrildi yahut sabaha yapmak üzere sözleşildi. Kitap okundu, iyi geceler dilendi (bu arada Arda’yı eşim üstlendi, ben Aylin’i. Farklı odalardalar ve o gece Aylin de emziği bırakıyordu, ay ne stresliymiş!! Fakat bunların hepsini uzmanımız ile konuşmuş, ince ince planlamıştık, en doğru şekil bu idi)

Eş zamanlı Aylin’in kitabını okudum, iyi geceler diledim, ışığını söndürdüm ve salona geçtik. Aylin gık demeden uyudu! Arda vızıldandı, biraz ağladı, eşim belirtilen sürelerde odaya gitti, çok fazla temas kurmadan, “İyi geceler Arda, hadi bakalım yatıyoruz” gibi kısa cümleler kurup dışarı çıktı. Arda 2 kez odadan çıkmasına rağmen, kapı kapatma işine hiç girmedik, çünkü dışarı çıkışları isyan, inat ve öfke şeklinde olmadı, yanına gidip yatağına oğlum dendiğinde gitti yattı ve merak ediyorum salonda mısınız, onun için baktım dedi. Bence bu noktada kapı filan kapanmamalı, nitekim kapatmadık. Ona sakince; salonda olduğumuzu, koridor kapısının açık olduğunu, her şeyin yolunda olduğunu, bunu başaracağını söyledi eşim. Bir kez beni istedi, ben gittim yanına, “korkuyorum” dedi. “Ben içerdeyim ve evimiz çok güvenli” dedim. ”Kapıları kilitledin mi?” dedi. ”Kilitledim” dedim. Canavar gelirse dedi, gelmeyecek dedim, şu meşhur canavar kovan spreyden bahsettim, her yeri spreyledim ben dedim, rahatladı. Sonra biraz daha vızırdadı, hafif hafif ağladı ama bir an küt diye uyudu, çok uykusu vardı zira. Bu anlattığım şeylerin hepsi 15 dakika sürdü sürmedi. Tahminimden kısa ve “acısız” olduğu için pek mutlu olmuştum. Ama asıl sevinci sabah yaşadım.

Sabah 6’da gözümü bir açtım, tepemde Arda duruyor. Sersem sersem bakarken bana “Merhaba anne, yatağınıza yatmaya gelmedim, sadece uyandığımı haber vermene geldim” dedi ve döndü gitti! Yarım saat sonra kalktığımda Aylin de uyanmıştı, ikisine de sarıldım, ne kadar gurur duyduğumu söyledim. Aylin ilk kez emziksiz, Arda yanında biri olmadan uyumuştu, bunlar çok çok büyük değişimlerdi hepimiz için!! Onlar da sevinçliydi, özellikle Arda’nın gururu, mutluluğu gözünden okunuyordu ve birkaç kez kendisi de ifade etti.

ArdaAylin

O cumadan beri saat 21:00’de özgürlüğüm başlıyor, uyuklamadan, sersem sepelek olmadan.

Her gece rutin hale gelmiş soru/cevaplarımız var. Yatağa yattığında;

– Ya canavar gelirse?

– Şimdiye kadar hiç gelmedi değil mi?

– Biliyorum ama ya bu gece gelirse?

– Gelmez merak etme, hem ben salondayım, her şey kontrol altında

– Canavar kovucu sprey sıktın mı?

– Sıktım

– Nereye?

– Odana, koridora

-“Aylin’in odasına?”

-“Evet oraya da sıktım”

Bu arada Aylin odadan bağırır : “Sıktın mı benim odama daaaa?”

Bu arada canavar kovucu fısfıs hiç ortalarda görünmedi. Hep bir yerlerdeydi nedense! (Gerçekten bir tane üretip, İşte! demeyi planlıyordum ama bir türlü yapamamıştım. 2 gün once “Sanırım spreyi görmesem de olur, nasıl olsa sen sıkıyorsun” dedi gülümseyerek bana! Aramızda konuşmadan anlaşmıştık sanırım bu konuda…

Yakın zamanda bir ranza alarak aynı odaya taşımayı planlıyorum gençleri. O zaman bence daha da rahat uyuyacaklar. Ya da daha çok kudurup, konuşup daha geç uyuyacaklar, bilemiyorum, kafam karışık bu konuda!

Biz ise karı koca mutluyuz, birimizden biri sersefil sızıp kalmıyor. Bazen bir film koyup izliyoruz bazen herkes kendi işine bakıyor ama saat 21:00’de iyi geceler dedikten sonra birkaç saat kendimize ayırmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz.

Her çocukta belki aynı çabuklukta sonuç alınamayabilir, Arda kuralları, rutinleri seven, çok kafa tutmayan bir çocuk. Bu noktada şanslıydık belki, ama tam tersi olan Aylin de (ki gerçekten emzik işi rüyalarıma giriyordu) çok çabuk uyum sağladı. Belki biz de pedagog sayesinde daha motive, daha ne yapmamız gerektiğini bilir bir şekilde girdik olaya. Zaten bu cücelerin en ufak bir tereddütü hissedip karşı atağa geçtiklerini bilmiyor muyuz?

Darısı tüm uyku sorunlarını çözmeye çalışanların başına!

Itır Salancı

***

Itır’ın yazılarını Totiler blogundan okuyabilir, Instagram hesabını takibe alabilirsiniz. Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

13 yorum

  1. Pasaklı Kız

    Süper iyi geldi bana. 9da uyuyan çocuk bana çok uzak geliyor. Birtürlü başaramıyorum bunu. Kızımdan değil benden kaynaklanıyor. Sizin gibi uyuyakaldığım için işleri bitirip öyle uyutayım diyorum ozamanda saat geç oluyor. Saat geçtikçe kızımın uyuması uzuyor, sonuç onu yatağa bırakıp benim uykuya geçmem 11i buluyor. Kendine vakit ayırmak mı dediniz? O işte bizim köye hiç uğramıyor maalesef :(

  2. Benim de iki oğlum var. 3 yaşındaki ufaklığın pek uyku sorunu yok. Uykusu geldi mi hiç kimseyi dinlemiyor zaten hop uyuyuveriyor. Ama büyük oğlum ki kendisi 8 yaşında, doğduğundan beri uyku sorunu yaşıyoruz. Uykusu gözünden aksa bile uyumamak için direniyor. Kardeşiyle aynı odada yatmalarına rağmen ki kendisi istedi bunu üstelik korkuyor. Yanına uzanıp uyutuyoruz. Geceleri sık sık anne diye fırlıyor. Ya tekrar gidip yanına yatıyoruz eh tabi biz de sızıyoruz onunla beraber. Ya da bazen dayanamıyorum bu duruma haydi gel yanımıza diyorum. Yanlış olduğunu biliyorum. Ama kalıcı bir çözüm bulamadım. Bahsettiğiniz Ferber tekniği hakkında bilgi verebilir misiniz? Ya da bu konu hakkında detaylı bir yazı kaleme alabilir misiniz? Buna gerçekten ihtiyacımız var. Zira yine dün gece benzer sorunlar yaşadık ve şimdi sırt ağrılarıyla iş yerinde çalışmaya çalışıyorum.

  3. “Yalnız değilmişim. Benim gibi biri var.” diye nasıl sevinerek okudum anlatamam.
    Ben de 2 yaşındaki oğlumu meme emmeden uyumaya alıştırma aşamasındayım. Ama asıl hedefim kendi odasında ve yardımsız uyuması bir gün :)
    Uyuyakalmak benim en büyük depresyon kaynağım. Sabah 5:30’da kalkıp, akşam 20:00’de evde olan bir çalışan anne olarak uyuyakalmamak mümkün değil gibi..
    Ama bir gün ben de başaracağım. Akşam çocuğumu uyutup kocamla film seyredeceğim. İnşallah, amin :)

  4. Canavar spreyi sıktim diyerek canavarı varlığını kabulleniş oluyorsunuz bence. Onun yerine canavar diye bir şey yok sadece çizgi filmlerde olur gibi gerçekçi konuşmanız yersiz korkularını oluşmasını önlemiş olur .

    • Karışmadan edemedim: Çocukta yersiz korkuların oluşmasını önleyemeyiz. Korku vardır ya da yoktur, yerli-yersiz olarak adlandıramayız onu… ‘Canavar yok’ demek, çocuğun var olduğuna inandığı bir şeyle onu daha fazla yalnız bırakmak anlamına gelir. O yüzden onun yanında yer aldığımızı hissetmesi ve korkusuyla tek başına başa çıkmak zorunda olmadığını anlaması için bu tür bir yaklaşım çok yerinde aslında…

  5. Hem guldum eglendim hem agladim okurken, Ben de kizimda gece emzirmesini kesme surecindeyim. Bakalim kendi odasinda kendi kendine uyudugunu ne zaman gorucez:)

  6. Yalnız olmadığımı bilmek çok sevindirdi ve o sevinçle başladığım okumamam yer yer heyecan sanki kendim uyguluyormuşcasına coşku ile bazen de hüsün korku ile devam etti eşimle konuşup birlikte kararlı olduğumuz bir dönemde denemeyi düşünüyorum :) Oğlum 5 yaşını dolduracak ve ben artık kendime vakit ayıramamaktan daralmış durumdayım umarım uzun sürmez yada en önemlisi umarım başarırız teşekkür ederim yazınız bana güç verdi :)sevgilerimle

  7. Eve akşam 7’de gelip, akşam yemeği hazırla- ye-kaldır 8.30 yap saati, sonra daha oyun kuramadan 9.30 olsun saat yatağa götür Bora’yı…Sanki en kaliteli zamanımız o yataktaki bıdı-bıdılarımız! Kısacası uyuyakalmayı kendim seçiyorum hala, bu sebeple bırakın kendime vakit ayırmayı, evdeki işleri bile yetiştiremiyorum ama hala vazgeçemedim. Bora değil, ben. Ben vazgeçemedim. Ama anlatıklarınız öyle güzel geldi ki, inşallah en yakın zamanda şartlarım değişir, ben de bir keyif kahvesi içerim.

  8. Darisi bizim basimiza :) Yaziniz cok guzel.gulerek ve ne kadar da tanidik geliyor diyerek okudum. Ciktisini aldim ve esime de okuyacagim. 3 yasindaki oglum Ardayla ayni yollardan geciyoruz. 9 aylikken bende Ferber metodu uygulamistim hatta. Umarim 6 yaslarina gelmeden bizde cozeriz :)

  9. çocukların eşsiz bir hayal güçleri olduğu için gölgelerden canavarlar yapmaları gayet doğalmış. doğal olmayan biz annelerin onların bu hislerini yok saymamız. “canavar yok “dediğimiz zaman duygularını analiz edemeyen bir çocuğa sen yanlış hissediyorsun mesajını veriyormuşuz.Güven figürü yok diyorsa ona hislerini yok sayıp ,bastırmayı öğretiyormuşuz korkularıyla yüzleşmeyi değil. Elif hanıma katılıyorum bizim ona destek verip korkularıyla baş etmesini öğretmemiz gerekiyor.
    bizim evde de uyku serüveni 3,5 yıldır aynı durumda bende eşime okutup beraber karar almayı düşünüyorum. Çünkü bu uykuya dalmalardan birbirimize vakit ayıramıyoruz.

  10. Canavar yok demek evet bence de sakıncalı çünkü günlük hayatta fazlaca kullanıyoruz . Eşim oğluma canavar diye bişey olmadığını anlatmış .Bir süre sonra belgeselde canavar balığını göstermiş. Buyrun burdan yakın.Yok diyosun amaaa vaaaar. Canavar gibi acıktım, kurabiye canavarı, meyve canavarı vs. Bu tarz şeyleri çok kullandığımız için yok demek bence de doğru değil. Evet var ama korkulacak bir şey değil demek, belki çocukla beraber bir canavar yapmak bana daha mantıklı geldi.

  11. Betül Tuccan

    Itır hanım, rica etsem çocuk psikoloğunun ismini paylaşır mısınız?
    teşekkürler

  12. Ah ne kolay olmuş.. dokuzbuçuk değil onbir de uyusa yeter bana tabiki dokuza da hayır demem ama darısı başımıza diyeyim…