1 Yorum

Şiddet döngüsünden çıkmanın tek yolu

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Elif Sarı tarafından kaleme alındı.

***

Siddet1

Kaynak: Milliyet

 

Özgecan Aslan kadınların Gezi’sidir” demişti biri geçenlerde. Doğru. Büyük bir infiale yol açtığı kesin. Binlerce insan kadın tacizine, tecavüzüne, şiddetine dair binlerce şey yazdı. ”Sen de Anlat” hashtag’inden nice tezler, sosyolojik araştırmalar çıkacak kim bilir… En ünlü köşe yazarlarından (bkz. Pucca) en sıradan kadına hepimizin ne kadar yaralı olduğu ortaya döküldü. Bakalım, uzun bir çığlığa dönüşmüş olan seslerimiz kaç ”muktedir” erkeğin kulağına ulaşabilecek? Bekleyip göreceğiz.

Ben cinsel anlamda hiç tacize UĞRAMADIM. Kimse bana isteğim dışında dokunmadı, zorlamadı. Ben cinsel değil fiziksel şiddet mağduruyum. Annemin yediği tonlarca dayağa şahit olarak büyüdüm. Bu benim gerçeğim, üzerinde çalışıyorum, ölene kadar da çalışacağım belli ki. (Kardeşlerim ve ben tek bir tokatla bile karşılaşmadık , özellikle belirteyim. Madalyonun diğer yüzünde de şu var; annemi döven adam, yani babam sayesinde okudum, meslek sahibi oldum, bu satırları yazabiliyorum bugün.)

Bu nedenledir ki ”kadına şiddet” haberleri, hele ki görüntüleri beni felç ediyor. O haberlerin ayrıntısını okur, resmine bakarsam nefesimi tutuyorum, boğazım sıkışıyor, kalbim duruyor sanki. Benim önümde bir adam ya da kadın, çocuğunu ya da eşini ya da hayvanını dövse ben onu durdururum mesela. Bakıp geçemem. Tek suçu küçük ve güçsüz olmak olan, elinden bir şey gelmeyen, içimdeki yaralı çocuk yapar bunu…

Hayatında hiç şiddetle karşılaşmamış insanların yorumlarına şaşırmıyorum. ”Ben olsam..” la başlayan her cümleye kırık bir tebessümle karşılık veriyorum.  Bu öyle bir şey ki yaşamayan bilemez. Özgecan’ın katilinin annesinin söylediklerini hatırlatayım:

Ben çocuğumu koruyamadım. Babasının şiddet eğilimi vardı. Biz kaç yıldır ayrıyız. Ben çocuklarımızın onun yanında büyüsün istemedim. Ben kocamdan çok şiddet gördüm ama anneme babama söyleyemedim.

Bu sözleri söyleyen kadın tam yirmi iki yıl evli kalmış bu adamla. Belli ki çocuklarını büyütene kadar dayanmak zorunda hissetmiş.  Kendi ailesi, devlet, polis, karakol bir şey yapamamış. Düşünsenize, eğitiminiz yok, işiniz yok, paranız yok ama ”dul kadın” dendi mi şöyle bir duran eşiniz, dostunuz, komşularınız, akrabalarınız var, ”Ah kızım, ben neler çektim de hep sizin için dayandım” diyen anneniz var, hepsi bir tarafa gözünüzün içine bakan, babası annesini döverken ağlayan, saklanan, sizi korumaya çalışan minicik çocuklarınız var, biliyorsunuz ki bir şekilde o evi terk etseniz bile çocuklarınızı bırakmak zorunda kalacaksınız böyle bir adama, ne yapardınız?

Benim bol kadınlı bir ailem var, şiddet gören çok akrabam oldu, hiçbirinin filmlerde -dizilerde gördüğümüz gibi kocasını terk edebildiğini, taptaze başlangıçlar yaptığını, sıfırdan hayata başladığını görmedim. Zaten bir kadın böyle bir evde bulunuyor, gece gündüz duygusal ve fiziksel işkence görüyorsa emin olun, beyin kimyası değişiyor. Mantıklı düşünemiyor, depresyonun en dibinde dolaşıyor, kendine değer veremiyor, özgüveni sıfırlanıyor, empati kuramıyor, tamamen çaresiz hissediyor, bitki gibi yaşayıp gidiyor. Bir kısır döngüde , umut ve dehşet arasında savruluyor.

Siddet2

Kaynak: Mor Çatı

 

Bu döngüyü kırmanın tek yolu var; Sosyal medyada düzenlenen kampanyalar, atılan tweetler, sonsuz konuşmalar, araştırmalar , istatikler, raporlar, yönetmelikler değil, emin olun değil, yapılması gereken tek şey en  kısa sürede kadının o evi terk etmesini sağlamak. Başka hiç bir şeyin faydası yok. Kadın dayakla ilk karşılaştığında  devlete sığınabilmeli. Devletten fayda yoksa gidecek başka yeri olmalı.

Bu çaresiz kadın ve çocuklara bir çatı gerek; itilip kakılmayacakları, umutla dolacakları, korkmadan yemek yeyip uyuyabilecekleri bir sığınak. Başka hiçbir şey değil. Bunu biliyorum, düşünerek, kafa yorarak karar verdiğim bir şey değil, ta içimden, en derinden biliyorum. Eğer geçmişe dönme şansım olsaydı annemin bizi alıp böyle güvenli bir eve götürmesini çok isterdim. Babam ancak o zaman karısını kaybedebileceğini fark eder, kendisi için yardım arayışına bile girerdi. Aile tarihimizde hepimizin çok iyi bildiği sahneler var bizim; annemin nihayet evi terk edip babasının evine gitmeye kalkması, o zamanlar henüz bir yaşlarında olan abimin sesini, epeyce uzaklaşmışken duyup geri dönmesi, üçümüzün de hasta olduğu soğuk bir kış günü annemin evde olmaması ve babamın bizi bir taksiye atıp annemi arayışımız, abimin menenjit olması ve Ankara’da bir hastane koridorunda babam tarafından hırpalanması. Şanslıydık, her şeye rağmen sevgi doluydular, bir trajedi ile karşılaşmadan büyüyüp ayrıldık evden ama ne oldu biliyor musunuz? Üçümüzün de içinde büyüyemeyen, yaralı, korkmuş birer çocuk dondu kaldı.

Devlet kendince çözüm üretmeye çalışıyor, Sosyal Hizmetler Müdürlükleri var, başvurabiliyorsunuz, karakola gittiğinizde şikayetçi olmak zorunda değilsiniz, sığınma talep edebiliyorsunuz. 5 mart 2013 tarihli haberde Taraf gazetesi muhabiri Tuğba Tekerek kurmaca bir senaryo ile karakola gidiyor, biraz uğraşması gerekse de şikayetçi olmadan Avrupa yakasındaki sığınma evine kabul ediliyor. Anlattıkları ürkütücü, 4 odada 70 kadın ve çocuk kalıyor o tarihte, battaniye bile yok, 3 kadının minicik bir odada aynı anda görüştüğü 3 psikologdan başka hiç bir destek yok.

Sonuç; bu kara düzen değişsin istiyorsak bireysel olarak şiddet gören kadının sığınabileceği bir kuruluşa destek olmalıyız. Benim en çok bildiğim  Mor Çatı’nın web sitesinde birçok şey var. Güncel ihtiyaç listesi, vakıf yararına satılan çok güzel ürünler, gönüllülük formu, bağış yapmak için bir bağlantı, şiddetle karşılaşınca ne yapılmalı minvalinde bir sürü yazı..

Bu yazıyı yazarken öğrendiğim bazı kuruluşları paylaşmak istiyorum:

Ayşegül Yaraman’ın sözleriyle, herkese şiddetsiz günler diliyorum:

İnsan kötülüğe uğradığında ‘Ben bunu hak edecek ne yaptım?’ diye soruyor. Hiçbir şey. Hayat böyle istediği için. Doğa, Allah, devlet baba, erkekler güçlüler. İnsan bazen sadece kadın ve çocuk olduğu için yenik düşer.”

Elif Sarı
http://aydinlikyuz.blogspot.com.tr/
Facebook: Aydınlık Yüz

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir yorum

  1. Incir'in Annesi

    Mor Cati’yi duymus olsam da hic arastirmamistim ne yardim yapabilirim diye. En kisa zamanda bakip, elimden geleni yapmaya calisacagim. Yonca Tokbas sevdigim bir yazardir. Onun da dedigi gibi boyle konusa konusa, sikayetlenerek bir yere varilmiyor. Illa harekete gecmek gerek. Hicbir sey yapamiyorsak bagis yapmali.