3 Yorum

İki yaş sendromuyla nasıl barıştım

Aşağıdaki yazı, Blogcu Anne okurlarından Ayça Sobutay tarafından kaleme alındı.

***

Deniz daha ufakken, katıldığım forumlarda, arkadaş sohbetlerinde, sosyal medyada çok sık karşılaştığım bir tepkiydi: Daha dur bunlar güzel günlerin, iki yaş sendromu başlasın sen o zaman gör!

Kabul ediyorum, iki yaş sendromu gerçekten taş gibi sinir gerektiren, insanı dervişliğe kadar götürebilecek bir süreç. Ama sorun şu ki zaten yeterince zor olan bir döneme kafamızda onlarca negatif düşünce, endişe, korkuyla girerek bu durumu iyice içinden çıkılmaz bir hale sokuyoruz.

En azından benim için böyle oldu. Ah ne zaman başlayacak acaba, Deniz çok inatçı bir çocuk bir de sendrom vurunca n’apacağız, ya filmlerdeki gibi markette kendini yerlere atarsa… diye diye kendimi bir felaket senaryosuna hazırladım. Korkulu rüyamız iki yaş sendromu en şiddetli 1,5 – 2,5 yaş aralığında görülüyor. Bizim Deniz olabilecek en erken zamanda, 18. ayını doldurur doldurmaz sinyalleri vermeye başladı. Önce istediğini alamayınca ağlamalar, çırpınmalar, inatlaşmalar, öfkeden bize, hatta kendine vurmalar olarak baş gösterdi. Sonrasında bez değişikliği, üst baş değiştirme, eve girme, terlik giyme, yemek yeme, banyodan çıkma, yatağa gitme gibi gündelik hayatın en basit aktiviteleri birer savaş haline dönüştü. Üstüne üstlük kendimi bu dönemin çok zor geçeceğine öyle şartlamıştım ki yaşadığım her sıkıntı gün geçtikçe daha da içinden çıkılmaz hale geliyordu. Aklımdan hep karamsar düşünceler geçiyordu; Bende bu şans varken bizim iki yaş sendromumuz dört yaşına kadar sürer, bir de kardeş kıskançlığı çıktı başımıza, ben bu dönemi akıl sağlığımı kaybetmeden nasıl atlatacağım… 

AycaS3Negatif düşünceler negatif davranışlara yol açıyor, negatif davranışlar da negatif tepkilere. Tam bir kısır döngü… Kafamda bu olumsuzluklarla Deniz’in huysuzluklarına olan tahammülümü çok çabuk yitirdiğimi, ona karşı tavrımın sertleştiğini, ben öfkelendikçe onun tepkilerinin de çığrından çıktığını acı bir şekilde keşfettim. Okumak, çok okumak, kendini başına geleceklere hazırlamak çok faydalı tabii ki. Ancak an geliyor bazı şeyleri maalesef yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Başınızı duvara çarpmadan en ideal çözüme ulaşamıyorsunuz.

Canıma ne zaman tak etti hatırlamıyorum ama bu öfkeli, çabuk sinirlenen halimden fena halde sıkıldım. Sürekli; bu ben değilim, neden sakin kalamıyorum, neden ufacık bir çocukla iktidar savaşına giriyorum diye düşünürken buldum kendimi. O güne kadar her ne yapıyorsam hiçbir işe yaramadığını; artık tavrımı, bakış açımı komple değiştirme vaktinin geldiğini çok net anladım. Ve tıpkı Deniz’in iki yaş sendromuna girişi gibi, bir anda değil ama yavaş yavaş kendimi kontrol etmeyi öğrendim. Belki hala ideal seviyeye ulaşamadım ama bu yolda çok büyük mesafe katettiğime inanıyorum. Mesela bunları yazarken Deniz’e en son ne zaman öfkelendiğimi, kendimi tutamayıp bağırdığımı hatırlamıyorum.

Bu benim için inanılmaz bir başarı. Bu nasıl oldu? Deniz’in öfke anlarında -ki bunlar günde en az 8-10 kere vuruyor- dikkatini dağıtacak komik, saçma ama işlevsel yöntemler geliştirdim. Deniz uyumamak için ağladığında oyuncakları Elmo’ya, Kurabiye Canavar’ına,  Arkadaşlar lütfen sessiz olur musunuz? Deniz uyuyamıyor diye seslendim, öfkeden kıpkırmızı olduğunda ona daha çok sarıldım, öptüm, sırf dikkati dağılsın diye hareketli müzikler açıp salonun ortasında hoplaya zıplaya dansetmeye başladım, bana vurmak istediğinde gel beraber koltuğa vuralım dedim, iPad’i bırakmak istemediğinde ya da yatmamak için sürekli önüme başka bir kitap getirdiğinde üstüne basa basa bu son, bundan sonra bitiriyoruz deme sabrını gösterdim, bana iş yaptırmadığında işin bir kısmını ona pas ettim, masaya tabakları, çatalları götürmek gibi… ve aklıma gelmeyen daha onlarca taktik.

İnanır mısınız bütün bunlar mucizevi bir değişime yol açtı. Hem Deniz’de hem bende. Bir kere ben bu iki yaş sendromu dedikleri şeyin nörolojik, kişisel bir gelişimden başka bir şey olmadığını sonunda anladım ve kabullendim. Bunun ne zaman geçeceğine kafa yormak yerine bununla her gün nasıl yaşarım üzerine düşünmeye başladım. Ve bu bakış açısı ben farkında olmadan beraberinde daha sakin, daha sabırlı bir Ayça getirdi. Karşılığında öfke krizlerinin süresi bir hayli azalmış bir Deniz gördüm. Sıklığı azaldı diyemem, gün içinde yine çok fazla şeye atarlanıyor. Ama iki dakika önce sinirden kapılara vururken iki dakika sonra elimdeki kuklaya, mimiklerime kıkır kıkır gülen bir Deniz olabiliyor. Bu değişim beni inanılmaz motive etti. Gururla söylüyorum ki aylarca önce girdiğimiz ve beni çok mutsuz eden kısır döngüyü kırmayı başardım.

Evet, iki yaş civarı çok zor bir dönem. Çocuklarımızın birey olduklarını anladıkları, kendi başlarına bir şeyler başarmak istedikleri, ama kapasitelerinin buna yeterli olmadığını ya da buna izin verilmediğini farkettikleri, buna fazlasıyla öfkelendikleri, öfkelerini kontrol etmeyi bilmedikleri, üstüne üstlük yaşadıkları bunca karmaşayı ifade edemedikleri bir dönem. Kabul edelim iki yaş sendromu bizim için olduğu kadar onlar için de çok sancılı geçen bir süreç. Ancak fark şu ki onlar bizim sahip olduğumuz deneyimin, sağduyunun, duygularını kontrol edebilme yeteneğinin hiçbirine sahip değiller. Bu durumu yönetecek olan, ailecek mümkün olan en hafif şekilde atlatmayı sağlayacak olan yine bizleriz. Çözüm bu dönemin ne zaman biteceğine değil bununla nasıl yaşayacağımıza konsantre olduğumuzda başlıyor. Bunu bizzat yaşayarak öğrendim, artık çok daha mutluyum…

AycaS4

Ayça Sobutay
parmagiminucundakiler.com
Facebook.com/ParmagiminUcundakiler

***

Ayça Sobutay’ın ‘Neden bu kadar acele ettiniz?’ başlıklı yazısını buradan okuyabilir, sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz. 

3 yorum

  1. Iki yas sendromu bebeklerde degil annelerde olusan bir sendrom bence. Bizde de bu donemden geciyoruz minik cadaloz kova bebegimle ,buyuyor,gelisiyor, karakteri sekilleniyor farkediyorum tum bunlar bence sendromdan ziyade doganin ortaya koydugu genel akis, bu akis icinde maalesef asiri sabir gosterme durumundan dolayi anneler sendroma giriyor. ben de suan bu sendromadayim. ne güzel yontemler bulmussunuz bizde benzer sekilde yontemlerle geciriyoruz kriz anlarimizi…

  2. Tam da Ege 2 yaş sendromuna adım atmış ve bize hadi hayırlısı dedirtmişken, hele de dün geceden sonra, bu sabah okuyabileceğim en iyi yazıydı sanırım. Teşekkürler Ayça 🙂

  3. Aslında anneler için sendrom bu dönem yani “çocuğu iki yaşında olan anne sendromu” bizim yaşadığımız. Çocuk için gelişim dönemi demek daha saglik bakmayi sağlıyor aslında. Bunları nasilsa yapacak kizmak yerine yaptigina sevinmeliyiz dedim zaman zaman. Alıp başını gitme dönemi dışında çok zorlanmadim bu şekilde…