36 Yorum

Sanem’in Lohusa Günlüğü, 4 – Vasfiye Teyzeler

Anne olmak zor. Türkiye’de anne olmak daha da zor. Çocuklarımız olduğundan buraya yaptığımız her seyahatte daha polis kontrolünü geçmeden başlıyor insanlar beni şaşırtmaya.

Geçen ay Danimarka’da oturduğumuz belediyenin yakın tarihlerde doğum yapmış anneleri ve bebeklerini bir araya getirdiği haftalık toplantılarımız başladı. İlk toplantı bir hemşirenin ev sahipliğinde belediye binasında oluyor. Sonraki toplantılarda ise sırasıyla bir anne evine konuk ediyor diğer anneleri ve genelde ikinci turda da dışarıda toplanılıyor. Havanın durumuna göre bu bir kapalı oyun salonu da olabiliyor ya da bir park bahçe de. Kendi adıma ben bu toplantıların faydasını Efe’de de çok gördüm. Şimdi de bir sonraki görüşmeyi iple çekiyorum. Herkes kendi deneyimlerini paylaşıyor. Üstünlük taslamadan, diğer tarafın yöntemlerini kötülemeden…

Deren’le olan ilk toplantımızın başında da ev sahibi hemşire –aynı zamanda emzirme danışmanı- aynı şekilde hepimizden birbirimizi yargılamadan deneyimlerimizi paylaşmamızı rica etti. Emziren, formül mama veren, emzik veren, vermeyen, sallayarak uyutan, ağlatarak uyutan herkes kendisi ve bebeği için en uygun yöntemi uygulamaya çalışıyor. Ne kadar yerinde bir hatırlatma olduğunu Türkiye’ye geldiğimde daha iyi anlıyorum.

Slingde taşıdığım bebeğim için yanımdan geçen kadın “Hava alıyor mu o?” diye sesli düşündüğünün farkında mı değil yoksa bana mı acayip geliyor bu tarz çıkışlar? Ya da kasiyerinden, garsonuna, komşu teyzeden, sokaktaki amcaya kadar herkes ama herkes “Koca adam olmuşsun hala emzik mi alıyorsun!” deme cüretini gösterebiliyor. Bir başka versiyonu da “Hala bezden kurtulmadın mı bakayım sen?” Çoğu zaman en özelimize nasıl bu kadar karışabiliyorlar şaşkınlığından ve bazen de cahil, düşüncesiz insanla uğraşmak zor iş diye düşündüğümden sadece kem küm ediyorum.

Sanem4

Daha bugün akvaryumda dolaşırken öğle uykusu saati kaçtığı için önce huysuzlanmaya arkasından da ağlamaya başlayan Efe’nin neden ağladığını soran annenin merakının sebebini çözebilmiş değilim. Efe’yi sakinleştirmek üzere sarılabilmek için, slingde uyuyan Deren’i nerede, nasıl çıkartsam diye düşünürken yapmak istediğim en son şey hiç tanımadığım insanların merakını giderecek sorulara cevap vermek…

Belki de yaşadığım ülkede bu tarz konularda o kadar rahatım ki burada özel alanımın bu kadar içine girilmesi daha da garip geliyor. En iyisi hepimiz çocuklarımızla dışarı çıktığımızda kulaklarımıza birer tane tıkaç alalım ve konuştuğunu gördüğümüz herkese gülümseyelim.

İstanbul’dan sevgiler,

Sanem.

***

Yazar Hakkında

Danimarka’da, küçük deniz kızının ve çirkin ördek yavrusunun şehrinde, çekirdek ailesi ile yaşıyor. Seyahat etmekten, güzel yemekten ve güzel müzikten hoşlanıyor.

Sanem’in Lohusa Günlüğü’nü buradan takip edebilir; gebelik günlüğü yazılarını buradan okuyabilirsiniz 

36 yorum

  1. ya da siz en iyisi artık memleketinize hiç gelmeyin.. bence çok abartıyorsunuz bu karşılaştırma olayını…

    • Abarttigimi dusunmuyorum. Bilakis gecici olarak burada oldugumu kendime surekli hatirlatarak ters cikislarda bulunmamaya gayret ediyorum. Uzgunum ama herkesin her seyi cok bilmesi, bebek arabasiyla disari cikamamak, kucuk cocukla toplu tasima kullanamamak, avmlerde gereksiz yere isgal edildigi icin dakikalarca asansor sirasi beklemek bana nirmak gelmiyor. Ustelik cocuklara bir birey gibi davranilmamasini, cocuktur anlamaz mantigini saymiyorum bile!

      • Oooohoooo, Birakin cocugunuza “hala emzik mi kullaniyosun sen?” diye sorani, “memlekete gelmeyin artik” diyen bile var 😉 . Demek ki cocuklarimiza gorgu kurallarini ogretirken daha cok itina gostermeliyiz, birkac nesildir bu konuda sinifta kaliyoruz.

    • Yani pes diyorum artık. Ne kadar kolay “beğenmeyen def olsun” tavrını takınabiliyorsunuz. Fakat şaşırmamak lazım çünkü demek ki bu yazıdaki her şeyin ne kadar gerçek ve tam anlamıyla bir sorun olduğunu anlayamayacak derecede aynısınız bahsedilen kadınlarla. Demek ki siz de böyle şeyler yapıyorsunuz ve dahi size de yapanların nasihatlerini denemekten,çocuklarınıza net bir eğitim metodu bulamamış bile olabilirsiniz.

      • sizin için üzgünüm ama tahminleriniz ve yargılarınız doğru değil.. demek ki çok şanslıyım ki etrafım hep kültürlü ve konuşmayı bilen insanlarla dolu hiç bu tarz karışmalarla karşılaşmadım.. avm deki asansör maceraları ve gazlı bebeğe öneriler hariç.. bu kadarını da normal görüyorum he der geçersin sonuçda kimi duyduğumuz da aaa doğru olabilir deyip uygulamak istediğimiz şeyler..
        tabii ki de bir çok şey kıyaslanınca çok çok yol katmemiz gerekiyor ama ülkemin bu kadar küçümsenmesi beni rahatsız ediyor.. abim amerikada yaşıyor ve bir çok arkadaşım var yurt dışında yaşayan her yaz gelip giden.. en gelişmemiş ülkesinde olanı da en gelişmiş ülkesinde olanı da ama hiç birinden bu kadar uç noktalarda eleştiri duymadım.. dışarıya özenti ve sürekli kendi ülkeni küçük ve hor görmekten başka bir şey değil.. kaç seferdir aynı hisle okuyorum.. emzirme bebek doğum eğitimi doğum sonrası anaokulu çalışan anne hakları hepsine amenna eleştir karşılaştır ama onun dışındakileri hiç samimi bulmuyorum..
        cümlenin başındaki
        “yaptığımız her seyahatte daha polis kontrolünü geçmeden başlıyor insanlar beni şaşırtmaya.” girişi bile hissettiklerime kafi…

        • Yazimda bahsettigim davranis sekline gosterdiginizi soylediginiz hosgorunun aynisini, hakaret etmedigim halde bana gostermediginize gore ve dahasi kultursuzlukle itham ettiginize gore gocundugunuz seyler olmali. Sizin ayni davranislardan rahatsiz olmamaniz benim gorusumun uclarda oldugunu gostermez.

          • burada kimse birbirini tanımıyor gocunduğum bir şeyim olsa zaten direk söylemem
            kendinizi yani eleştirilerinizi ifade etmek için yanlış bir yol seçtiniz
            tam tersine bana sorulmayan hiç bir konuda fikrimi söylemem iş hayatımda da özel hayatımda da.. öyle olsa da böyle olduğum için bu inandığım bir şey olurdu gocunduğum değil gocunan insan davranışından vazgeçer..
            ben size kültürsüz demedim
            yazınızdan alıyorum
            “Çoğu zaman en özelimize nasıl bu kadar karışabiliyorlar şaşkınlığından ve bazen de cahil, düşüncesiz insanla uğraşmak zor iş diye düşündüğümden sadece kem küm ediyorum.”
            bu cümlenize istinaden halkın insanların bu kadar cahil olmasından bahsetmişsiniz ya o insanlar ile kendi çevremdeki insanları kıyasladım..
            ondan demek ki ben yaşamadım bu kadar abartıyı dedim
            zaten ana fikrim oydu..
            yani kendi ülkesinde sadece kötülükleri başka ülkelerde sadece güzellikleri gören zihniyet..
            yoksa eleştirdiğim bir çok şey var her şey toz pembe demedim..

            • Ama cok ileri gidip, “gelmeyin memlekete” gibi bir cumle sarfettiniz. Ne kadar kaba, gercekten baska bir yorumcunun dedigi gibi bu ne curret.

            • Ayrica sizin deneyimiz baska diye baskasinin deneyimine “abarti” deme hakkini nerden buluyorsunuz? Baskasinin algisina “senin algin yanlis, benim algim dogru” demek ne kadar dogru? “Ilginc, benim deneyimim farkli, soyle soyle” demekle ” abarti, gelme memlekete” arasinda daglar kadar fark var.

    • Ben Ankara’da yaşıyorum. Sanem hanımın abarttığını da düşünmüyorum. Yeni anne oldum. Daha hamileyken başladı etraftakiler karışmaya. Bebeğim doğduktan sonra hamileliğimdeki karışmalarına şükreder oldum. Annen, baban, kayınvaliden, kayınpederin karışıyor hadi, akrabaların karışıyor ona da hadi, tanıdıkların karışıyor olmasa daha iyi ama e ona da hadi de peki sokakta, çarşıda pazarda hiç tanımadığın insanlar nasıl karışabiliyorlar?? İnsanlara sorsan yardım ettiklerini söylerler; ama saygı yok bu toplumda! Bebeğim için en iyisini ben bilirim değil mi? Yavrumun rahatsız olmasını, hasta olmasını, bağırarak ağlamasını ister miyim hiç? Ama komşum bana: “Bebeğini neden ağlatıyorsun?” diye hesap sorabiliyor. Acaba o ağlarken benim ne yaptığımı sanıyor? İlgisizlikten ya da bilgisizlikten mi ağladığını düşünüyor acaba? Nasıl oluyor da beni suçlama cesaretini kendinde buluyor? Bebeğimle olması gerektiği gibi ilgilendiğim zaman: “Bırak şunu kucağından. Kucağa alıştıracaksın. Koy yere. Ağlar ağlar susar.” diye akıl vermek kimi haddine? Bebeğim slingimin içindeyken neden insanlar bana uzaylı görmüş gibi bakıyor? Hiç tanımadığım insanlar bana: “Yaaa bebek hiç rahat edemez onun içinde. Çıkar bence onu.” deme hakkını nereden buluyorlar? Ben bebeğime işkence mi ediyorum? Bebeğim rahatsız olduğu için mi saatle boyunca mışıl mışıl uyuyor slingin içinde? Örnekleri saymakla bitiremeyiz; fakat burada önemli olan şu, bu toplumun insanları başkalarının işine burnunu sokmaya o kadar alışmışlar ki anneleri de bebekleri de kendi hallerine bırakamıyorlar. Sarılığın tedavisinin bebeğe “sarı tülbent” örtmek olduğunu sanan bu insanlar aslında bilmedikleri çocuk yetiştirmek hakkında çok fazla müdaheleciler. Kimse abartmıyor yani hiç bir şeyi.

    • Katre, cüretinize hayran kalmamak mümkün değil!!!

    • Fulya bayraktar

      “Memleketinize gelmeyin” !!! Bu ne cüret!!! Burada anlatılanları yaşamak için yurtdışını görmek gerekmiyor, bağzı başka insani değerler lazım muhakkak ki!…

    • Ne hoş (!) bir yorum..Siz hep helin Sanem hanım, yaşadığınız medeniyetten yüz yıl uzaktayız, insan gibi yaşayan birilerinin varlığını bilmek bile iyi geliyor.

      Hiç bir kurumda (neredeyse) kreş yok mesela, ”bakıcı mı bakıyor , yazık” diyen eş dost akraba var ama, çocuğun ateşli iken bırakıp işe gelme zorunluluğun var, uykusuzluktan yorgunluktan geberirken ”çocuksuz” gibi davranma ve görünme baskısı var..

      Daha sayalım mı?

  2. Çok doğru yazmışsınız. Akıl veren o kadar çok ki, ama destek olan bir o kadar az… Herkes sadece yorum yapıp eleştiriyor. Sanki buna ne hakları varsa…

  3. Yurtdışında doğurup çocuk büyüten bir anne olarak, her Türkiye’ye gidişimde bu tip meraklı mı burnunu sokmacı mı ne olduğunu bilemediğim teyze ve amcalarla uğraşmak beni o kadar yoruyor ki, bazen hiiiç duymamazlığa geliyorum, bazen kızımla başka dilde konuşuyorum “haa yabancıymış” oluyorum, bazen de valla sinirlenip “size ne, lütfen karışmayın” diyorum (buna da cevap hazır “aman dil de bir karış, yardım edelim dedik, suç mu”).. Ya herkes kendi çocuğuna baksa, başkasınınkine laf edeceğine önce kendi çocuğuna odaklansa.. Yok. Kendileri en süper çocukları kolayca yetiştirdiler, sıra bizimkilere karışmaya geldi.. Üf.

  4. Trabzon a gelsen danimarka ya yalın ayak kacarsin bence Sanem 🙂 her cts gittiğimiz pazar beni nasreddin hocaya çevirdi geçende. Küçüğü slinge büyüğü arabaya attım laf geldi. Büyüğü indirdim pazar posetini koydum laf geldi. Büyüğün uyku saati gelince küçüğü arabaya koydum büyüğü kucağıma alıp sakinleştirmeye çalışır iken laf geldi. Bi türlü yaranamiyorsunuz insanlara. Birşey değil dedikleri yapılıncaya kadar pesimden geleni var burada 🙂 bi de eli kolu güneşlenen kafası şapkalı olmayan çocuk gördüler mi hemen kapatırlar sen fark etmezsin bile o kadar refleks olmuş. Nasıl bu kadar müdahaleci oluyorlar bana da garip geliyor yıllardır Türkiye de yaşamama rağmen. Merak etme yalın değilsin 🙂

  5. Bir avm nin bebek odasında ensesine kadar kaka yapmış kızımı soyup temizlemeye çalışırken , yaşı da çok genç ama 2-3 çocuk yapmış gerizekalıların (kusura bakmayın bayan demeye dilim varmadı)senkronize halinde hışmına uğramış biriyim. Neymiş çocuğu üşütecekmişim. Kafataslarının içinde beyin yerine ne vardı acaba hala merak ederim.

  6. kızının cicisi

    Türkiyeye her geldiğinde bende aynı sorunla karşılaşıyorum. Ama çokta umurumda değil hani. Çok bilmiş ve kaba davranana haddini bildiririm o ayrı ama bazen çok gereksiz şeylere laf bulup söylüyorlar ya ona çare bulamadım 🙂 çok ince giyinmiş üşür bu çocuk (dışarısı 28 derece askılı elbise giymiş kızım için söylenen söz, gerçi ben yinede ince bir hırka bulundururum çantada ne olur ne olmaz diye ama teyzelerin gözleri daha çanta içi görecek kadar evrim geçirmediğinden suçlanan yine anne oluyor) en kızdığım sözler içinde top 10da birinci 🙂 şimdi ikinci bebeğim yolda bakalım Türkiye sefer–i humayunlarımız da hangi sözlerle karşılaşacağım bu sene acaba 🙂 ama ilkini tahmin edebiliyorum ” O kadar yola nasıl çıkardınız küçücük bebeği? :-)” yaklaşık 3–4 aylık kadar olacak Allahın izniyle bebeğim yola çıktığımızda. Türkiye’ye gelmemiz yaklaşık uçakla 24 saat, maceralı ve yorucu olacak bende biliyorum 2 çocukla ama ne olur sormayın diyeceğim de mümkün değil 🙂 tüm annelere sabırlar diliyorum bu çok gereksiz sorular için 🙂

  7. Böylelerine verilecek tek cevap var aslında, hem de sinirini bozmadan: “Sana ne?” Türkçe’mizin gebeliğimden sonraki en sevdiğim kelimelerinden biri olmuştur 🙂

    Gülümseyerek sana ne diyince, böyle hafif şaka yollu, sanki şaka yapmışsın gibi oluyor ve bişey diyemiyorlar, ama istedikleri cevabı vermeyip onları bu şaşkınlıklarıyla başbaşa bırakıp gidince öylece kalakalıyorlar, devamını getiremiyorlar, sen de ohh rahatlamış oluyorsun 🙂

  8. Buket Kubilay

    Bu ülkede istisnasız herkesin içinde kendini başkalarını terbiye etmeye adamış bir öğretmen var. Üzerine vazife olmayan, aslında kendisini hiç mi hiç ilgilendirmeyen konularda ahkam kesmeye ve hiç de merak edilmeyen fikirlerini paylaşmaya can atan bir öğretmen. Eşimin bu konudaki yorumu Türk İnsanının tecrübesinin yerinde duramadığı ve mutlaka paylaşılmak zorunda olduğu yönünde 🙂 Gerçekten çok can sıkıcı olabiliyor. Ben ya hiç duymuyorum ya da sorduğu soru kadar saçma bir cevap veriyorum. Slingde taşıdığım bebeğimin nefes alıp almadığını soran bir teyzeye ” Hayır almıyor ” demişliğim var mesela. Ben sıkılacağıma o düşünsün. Hamileyken kızının 17 saat nasıl acı çekerek doğum yaptığını anlatan teyzeye de ” Belki ben çok rahat yaparım neden beni korkutuyorsunuz ” demiştim ve kadın hak vermişti, belki artık gebeleri korkutmuyordur. Çocuk yetiştirmek gibi yalnızca o aileyi ilgilendiren bir konuda, bu kadar pervasızca yorum yapmak, karışmak gerçekten inanılır gibi değil. Ama her konuda böyleyiz aslında. O çok sevdiğimiz , hala var diye sevindiğimiz mahalle kültürünün işte böyle mahalle baskısı olarak bir tezahürü de var. Hem Akdenizli hem birey olabilsek keşke ama biz daha çok Ortadoğuluyuz.

  9. Pasaklı Kız

    Öncelikle hiç yurtdışında yaşamamış biri olarak hatta ve hatta dışarıda da çok karışanla karşılaşmamış biri olarak bile çevremdeki yakınlarımın bu derece karışmasından bunaldım valla. Vay ben nerelere gidem, memlekete gelme desen e ben zaten bu memleketteyim nolcak.

    Ama ilginç ssorulara ilginç cevaplar verme kısmını bir aklımda tutayım ben. Güzel bişi 😀 Çok güldüm nefes almıyor demenize 🙂

    Medeniyet dediğin şey sürekli yurtdışını övmek mi yani. Hayır insanca yaşamak arzusu bana göre. Avrupaymış Amerikaymış değil benim derdim, beni yargılamadan yardım edecek özelime girmeden sıkıntımı paylaşacak insan arıyorum ben. Bencil değil de ötekini de düşünüerek yaşamak istiyorum ben. Nasıl olur bilmiyorum ama değiştirmek lazım anlayışı hakkaten. Ve bunun yolu da maalesef ozaman memlekete gelmeyin demekle olmuyor. Çünkü memleketin içinde de bu dertten muzdarip olan bizler varız.

  10. Bu ulkeyle ilgili rahatsizligimi soyledigim her seferde “yurtdisi ozentisi” sifatini yapistiran birilerinin cikmasi yazdiklarimin kaniti oluyor sadece!

    • Sanem artık ülkemizde böyle bir ”trend” var, aklı başında normal birinin asla söylemeyeceği bir şeyi, utanmadan sıkılmadan ortalık yere söyleyip akıllıi sakin, normal insanları gerim gerim germek şeklinde özetlenebilir.

      Söylesem faydası yok, sussam gönül razı değil..

    • Aslında ben başka bir şey soracaktım, Türk sağlık sisteminde bu aralar bir D vitamini çılgınlığı var. Uçana kaçana test isteniyor, kanserden astıma her şey Dvitaminine bağlanıyor. Siznki gibi hiç güneş görmeyen ülkelerde uygulama nasıl??Çoktan doğal seleksiyonla ayıklanmış olması lazım bu ülke vatandaşlarının bizim doktorlara göre (Not: Doktorum).

      Ya bir de yeni doğum yapmış anneleri buluşturma fikrine bayıldım, kocaman alkış sisteminize.

      • Sevgili Elif,

        D vitamini kullanimi 2 haftalik-2 yas araliginda gunluk 5 damla (sanirim 1000 mikrogr) mutlaka oneriliyor. Bizim doktorumuz Efe’ye de (3 yas) devam etmemi soyledi. Bagisiklik sistemi ve kemik gelisimi icin mutlaka verilmesi gerektigini soyluyorlar. Senin de dedigin gibi kis boyu gunes gormeyen bir memlekette yasadigimiz icin ben vermekte bir sakinca gormuyorum.

        • Seda C Arslan

          Biz de Berlin’deyiz ve ben de 2,5 yasindaki ogluma hala kullaniyorum, gunde 400 IU. Türkiye’de onerilen doz da bu. Vitamin takviyesi genelde gereksizdir ama D vitamini bir istisna. Ancak doz cok ama cok onemli, zira fazlasi da eksikligi kadar zararli, doktor tavsiyesi elzem.

          • Evet ben dozu yanlis yazmis olabilirim ama siz doktor oldugunuz icin biliyorsunuzdur zaten Elif 🙂

  11. sevgili sanem,
    Almanyaya on yil evvel okumaya gelmis bitirmis evlenmis iki cocuk yapmis ve burda kalmayi cani gönülden tercih etmis dogmabüyüme bir Ankarali olarak yerden göge kadar katiliyorum yazdiklarina,eksigi var fazlasi yok.ayni rahatsizliklari ben de yasamis ve sasirmistim,hep mi böyleydi yoksa ben mi farkedemedim memleketteyken diye düsünüyorum zamanzaman ama sanirim hep böyleydi ve o haralagürelenin icinde farkedemiyodum ben ve bicok kisi,lakin uzaktan helehele de sosyal ve rahat bir Avrupa ülkesinden bakinca görünen gercek anlamda rahatsiz edici oldugu.
    Sevgiler

  12. Valla ben de her sokağa çıkışımda “başını ört çocuğun hasta olacak”, “bu kadar ince giydirilir mi çocuk ayol”, “bu havada ne işiniz var sokakta”, “koca adam oldun hala pusette misin sen (18 aylıktı bu esnada!?)” diyenlerden tutun da kaşla göz arasında çocuğun çorabını çekiştiren, manavda arkamı dönmüş meyve seçerken ben pusetin altından örtü bulup çocuğun üstünü örtmeye kalkana kadar her çeşidiyle karşılaştım sanırım. Açıklamalar genelde kar etmiyor, sinir olduğumla kalıyordum. Artık alıştım, sadece gülümseyip geçiyorum. Açıkçası tanımadığım insanların değil de en yakınımdakilerin karışmaları beni daha çok rahatsız ediyor, çünkü bu tarz karışmalar 1-2 dakikayla sınırlı değil, sürekli devam ediyor. Emzirme, beslenme, giyim, bakım işleri vb. konulardaki tercihlerimi aynı insanlara defalarca anlatmaktan ve her seferinde aynı onaylamayan bakışlarla, laflarla karşılaşmaktan fenalık geldi. Aslında özünde ikisi de aynı şeyden, kendi çocuk büyütme anlayışını mutlak görmekten kaynaklanıyor herhalde.

  13. Incir'in Annesi

    Ya sev, ya terket Sanem:) Ay pardon zaten terketmissin de yani gitme bir daha!

    Artik Turkiye Cumhuriyeti vatandasliginin kaniti olan pasaportlari da memleket insanina getirilen elestiri oranina gore verirler olur biter. Bu durumda sen sinifta kaliyorsun:)

    Saka bir yana, ben cok boyle karismalara, tavirlara maruz kalmadim ama bende de cocuk parklarinda tartisma potansiyeli var. Kasim gozum oynamaya basliyor. En son kizimi kaydiragin tepesinde kovalamaca oynarlarken iteleyen cocuklara dikkatli olmalarini soyledigimde annelerinin “Cocugunuza ozel park yaptirin.” demesiyle zirveye ulastim. Ne ilginc bir diyalogtu o yarabbim. Insanlar kendi cocuklarina yavaslamasini ogretmeyip onun yerine baskasinin cocuguna karisinca ortaya boyle durumlar cikiyor iste.

  14. Kötü niyetli değiller ama çok fazla karışıyorlar hakikaten…Bir de hepsi farklı şey söylüyor,kendinden emin olmayan bir annenin çok rahatlıkla kafası karışabilir…Kızımı ve oğlumu 3 aylık olduklarında denize sokmaya başmaıştım.Herkes birşey söylüyordu,”çok iyi gelir,ne iyi yapıyorsun” diyenler,”deli misin,bu kadar ufak bebek denize sokulur mu” diyenler…Bence kulak asmamak en güzeli…

  15. Katre hanım gibi beğenmeyen gelmesin demeyeceğim ama eleştirilerin (hepsine katılıyorum bu arada ) ülke üzerinden yapılması beni de rahatsız etti. Napalım bizim insanımız da meraklı işte.Sonuçta eğitim ,sağlık ,doğum ,çalışan annelerin hakları vb. gibi konularda herkesin hemfikir olduğu sorunlar çözülmüş olsa sırf bu durum yani merak ve bilmişlik o kadar da insanın hayatını çekilmez hale getirecek bir şey değil bana göre.
    Sanem Hanım ülkemizdeki sağlık ,eğitim ,anne çocuk sağlığı gibi konuları Danimarka ile karşılaştırıp sistem eleştirisi getirseydi kimsenin itirazı olmazdı bence .Yazıdaki sıkıntı ,karşılaştığı insanlarla ilgili tüm bu eleştirilerin ülke üzerinden yapılması .İlk okuduğumda bende de ”ama bu kadar küçümsemeye gerek yok ki” hissi yarattı. Zira yeni nesil genç annelerde , yazıda geçen konularla ilgili olarak pek de fazla başkasının işine saygısızca burnunu sokma durumu görüyorum ben. En azından kendi çevremde karşılaşmıyorum. Sonuç olarak ; zaten pek çok sebepten mutsuz olunabilecek ,olup bitenden kaygı duyulabilecek güzel ve yalnız ülkemizi bir de bu sebepten hırpalamasak …

    • Sevgili Dilek,

      Ilk olarak elestirini yapici bir sekilde dile getirdigin icin tesekkur ederim.
      Once yorumunu sonra yazdigim yaziyi tekrar okudum ve dediklerimin ayni sekilde arkasindayim. Turkiye’yi ya da insanlari kucumsemiyorum. Davranis biciminden rahatsizligimi dile getirdim. Boyle bir davranis biciminin oldugundan hemfikiriz oyle degil mi? Surekli ozel hayata mudahale seklindeki davranislar sadece kendime olsa daha rahat gormezden ve duymazdan gelebilirim ama soz konusu olan, cocuklarima surekli mudahale edilmesi.
      Acaba diyorum ben Turkiye’de yasayan biri olarak bu yaziyi yazsaydim yine de ayni kirilmislik hissiyle okur muydunuz?
      Yazi diliyle derdini anlatmaya calismak ozellikle bu tarz konularda cok hassas ince bir cizgi.
      Hepimiz ayni gemideyiz lutfen acemi bir annenin cocuklarini her turlu negatiflikten koruma cabasini ve yasadigi sikintilari dile getirmesini memleket meselesi haline getirmeyelim.
      Sevgiler,
      Sanem

  16. Size okadar hak veriyorum ki! Her satirda evet evet dedim durdum. Ben 15 yasimda geldim almanya ya. 6 yil sonra izine gittigimde burasi ile orasi aradindaki farki cok daha iyi anladim. Simdi hamileyim ve evliligimin ilk üc ayinda neden hamile kalmiyorum diye birakin tr de ki,almanya daki insanimiz bile basimin etini yedi! Maddi durumun iyi olunca habire laf sokusturuyorlar,kötü olunca laf,calisinca laf calismayinca laf. Gülersin niye güldün,kitap okursun “dünya yi sen mi kurtaracan” derler. Her seye her duruma söyleyecek bir lafimiz var masallah. Esimin dedigi gibi “laf,dedikodu cok icraat yok!” Her defasinda sükür ediyorum burda yasadigima!!!

  17. elin agzini kapatamayacagimiza gore kendi bakis acimizi degistirebilirz belki.3 kucuk annesiyim.ilk cocugumda elestiri ve karisilmalara cok tepki gosterdigimi digerlerinde ise ilkine kiyasla umursamaz hal aldigimi farkettim.
    neden insanlarin isime karismasi beni rahatsiz ediyor diye sordugumda kendimce bazi nedenler gordum,bunlardan biri; isime karsilmasi benim eksik ve yanlis annelik yapma ihtimalimi hatirlatiyordu ve etrafa karsi yetersiz anne gorunmekten rahatsizlik duyuyordum.halbuki kimseye kendimi ispatlamak zorunda degildim ve bunun farkina 3.bebegimi erken dogurunca vardim.neden erken dogdu,iyi beslenmedin mi ,cocuklari mi cok mu kucaga aldin sorulari arasinda alinganlik yapmadan olmasi gerekiyormus oldu demeye basladim.eve geldiginde 2 kilo bile olmayan bebegimi gorenler ,ay kedi yavrusu gibi,nasil buyuyecek bu diye kikirdiklarinda bende onlarla birlikte kikirdadim,hatta eve gelenleri teselli edip moral vermek cogu zaman bana dustu,rolleri degistik.ama butun bunlar bana kendimle anneligimle barismaya daha mutlu ve iyimser bir kadin olmama yardimci oldu diye dusunuyorum simdi.
    iyi tatiller..