9 Yorum

Çaresizliği öğrenmesinler diye…

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Çağdaş Doğan tarafından kaleme alındı.

***

Çaresizliği öğrenmesinler diye

“Öğrenilmiş çaresizlik”, hayatta karşılığını görmeye başladığımdan beri beni dehşete düşüren bir teori. Oradan veya buradan kulağınıza çalınmıştır.

Hiç duymayanlar veya hafızasını tazelemek isteyenler için bu teorinin deney özeti şu: Martin Seligman üç gruba ayrılmış 24 köpeği bir kabin içine yerleştiriyor ve bu üç gruba elektrik şoku veriyor. Birinci grubun bulunduğu kabinde bir buton var ve ona basılınca elektrik akımı kesilebiliyor. Köpek 30 saniye içinde butona basmazsa şok kendiliğinden bitiyor. Birinci gruptaki köpekler kısa denemeler sonunda butona basarak akımdan kurtulmayı öğreniyor. İkinci grubun kabinindeki buton işlevsiz, basılsa da elektriği kesmiyor. Köpekler başlarda butona basmayı deneseler de sonradan vazgeçiyorlar. Üçüncü gruba ise hiç elektrik şoku verilmiyor.

Bu öğrenme sürecinden sonra köpeklerin hepsi aynı bölmeye konuluyor. Bölme alçak bir çitle ikiye ayrılıyor. Köpeklerin hepsine birden elektrik şoku veriliyor ve köpeklerin çitten atlayıp elektriksiz tarafa geçmesi bekleniyor. Yapılan on denemenin sonuçları şöyle: birinci ve üçüncü gruptaki köpekler elektrik şokunu hissedince çitin diğer tarafına atlıyor, ikinci gruptaki 8 köpekten 6’sı ise çitten atlamayı bile denemiyor. Yani ikinci gruptaki köpekler çaresiz olmayı öğreniyor ve bu durumdan kurtulmaya çalışmak yerine durumu kabulleniyor. Bu teori insan davranışlarıyla da ilişkilendiriliyor ve çok ilginç sonuçlara varılıyor, araştırmanızı tavsiye ederim.

Bu uzun girişin nereye bağlanacağını merak etmiş olabilirsiniz. Üniversitede bu teoriyi ilk duyduğumda sadece ürkütücü bulmuştum. Üstünden yıllar geçti, okul bitti, evlendim ve bu teorinin adını ikinci kez eşimden duydum. 2011 Van depremiyle nefeslerimizin kesildiği, sonrasında herkesin oradakiler için ben ne yapabilirim dediği, yaraların sarılmaya başlandığı bir dönemde televizyonlarda başta 1999 Gölcük depremi ve ülkemizde yaşanan diğer tüm büyük depremler teker teker hatırlatıldı. “Depremden kaçamayız” vurgusu o kadar çok yapıldı ki bu cümlenin devamı olan “ama tedbirli olabiliriz” bölümü neredeyse duyulmadı. O dönemde eşim, ‘”öğrenilmiş çaresizlik” şuan en az ihtiyacımız olan şey’ demişti. Yani depremden kaçamayız, depreme engel olmayız, hiçbir çaremiz yok ve başımıza gelirse katlanacağız deyip kayıpları azaltacak hiçbir tedbir almamak.

O zaman depremle karşıma çıkan bu teori, 2015’te bambaşka bir travma ile aklıma düştü: Özgecan’ın ailesinden ve hayattan koparılışı ile. Olayı duyan her kadın ilk tepkisini belki ağlayarak, belki kızarak, belki hayata ve bu tip erkeklere lanet okuyarak verdi. Bu acıya kayıtsız kalabilecek tek bir kadının olduğunu düşünmek bile imkansız. Bu ilk tepkiler anıları uyandırdı. Her kadının derinlere sakladığı, duyulmaması için üstünü örttüğü yaşanmışlıklar hatırlandı. Hepimizin minibüste yalnız kalmaktan, kalabalık otobüslere binmekten, karanlık bir sokakta tek başına yürümekten ve benzer daha bir çok durumdan ne kadar korktuğumuz konuşuldu. Birçok kadın örtülerini kaldırıp, geçmişten yadigar acılarına önce kendi baktı, sonra diğerlerine gösterdi.

Tüm bu süreçte, hissettiklerim diğer tüm kadınların hissettiklerinin aynısıydı. Ama itirafları teker teker okuduğum bir gün dehşete kapıldım. Evlere, iş yerlerine, sokaklara kapatılmış kadınlar canlandı gözümde, cinayet, tecavüz, tacizlere karşı kendini çaresiz hisseden, çaresizliği öğrenmiş bizler. Birşeyler yapmalı, bunu değiştirmeli diye düşünüp hareket noktası bulamayan, hareket edecek umudu olmayan kadınların aklında hep aynı düşünce var sanırım, ne yaparsak yapalım bu yaşananlara engel olamayacağımız karabasanı.

Bu öğrenilmiş çaresizlikten kurtulmak için ciddi uğraşmamız, hatta tedavi görmemiz gerekebilir, yani benim jenerasyonum için işler biraz alengirli. Çocuklarımız içinse her şey bambaşka. Herkes bu konuda birşey yapmalı diyoruz ya benim yapacağım şeye aynı gün karar verdim: kızımın “öğrenilmiş çaresizlik” teorisini sadece kitaplarda okuması ve hayatta karşılığına rastlamaması için neler yapabileceğimi öğrenmek. Uzman birileri benim gibi düşünenlere bu konuda yardım edebilir umarım, en azından kızlarımız çaresizliği öğrenmesin diye…

Çağdaş Doğan
kirmizidomatesci.blogspot.com.tr

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

9 yorum

  1. Çok güzel bir yazı olmuş ama “şey” her zaman ayrı yazılır.

  2. Incir'in Annesi

    “Adam olmayiz biz” lafi da sanirim bu ogrenilmis caresizligin bir disavurumu. Aslinda belki de ulkecek ayni sikintiyi yasiyoruz. Deprem konusunda hic dusunmemistim hakkaten. Ilgincmis.

    Dr. Martin Seligman’la da esimin kizi sayesinde tanistim. Okullarinda bu donem pozitif psikolojiyi hayatlarina gecirme uygulamasi yapacaklarmis. Okulun cocuklarimizi desteklemek ve bu uygulamayi eve de yayabilmek icin Dr. Seligman’in “Flourish” isimli kitabini okumamizi onermesi uzerine haberdar oldum kendisinden. Meger pozitif psikolojinin babasiymis. Simdi daha bir ilgiyle okuyacagim kitabi.

  3. Leaders Hill dün bir webinar yayınladı, link blogda, bullying başta olmak üzere çocuğun biz yanında değilken kendini koruyabilmesi ile ilgili güzel bir eğitim oldu.
    Oradan hareket edilebilir.
    çaresizlik öğrenilebildiği gibi, bu fikir yok da edilebilir. özgüven tamiri ve inanç gerekli.

  4. Ben Küçükçekmece’de oturuyorum ve şimdiye kadar olan çevre illerde yaşanan depremlerde inanılmaz sallanıyoruz. Gerçekten çok korkuyorum. On dakika kadar evde belirlediğimiz bir yerde durup sonrasında dışarıya çıkıyoruz. Bir keresinde de kimsenin soğuktan dolayı dışarı çıkmadığını gördüm. İhtiyaçtan dışarı çıkan insanlar benimle dalga geçer gibi her şey Allah’tan gibi sözler söyleyip gittiler. Herkes durumu kabullenmiş. Kimsenin tedbirli yaşam anlayışı yok yani. Büyük depremlerden sonra prefabrik yapıların çoğalacağını düşünmüştüm. Hala çok katlı evler yapılmakta, hala betonlaşma var.