23 Yorum

Sanem’in Lohusa Günlüğü, 5

Danimarka’ya ilk taşındığım zamanlar “oralı” halkın yakındığı şeyler bana çok şımarıkça gelirdi. Sonra yavaş yavaş ben de “oralı” oldum. Bir baktım sadece yedi dakika geç gelen otobüsten, doktoru aradığımda sırada bekleyen dördüncü kişi olmaktan, tren istasyonuna bebek arabasıyla gittiğimde asansörün yerinin sapa olmasından şikayet eder olmuşum.

İşte benim oraya taşındığım aynı sene İstanbul’a taşınan Danimarkalı bir arkadaşla bir araya geldiğimiz bir gün konuşuyorduk. O, İstanbul’un hareketine, düzensizliğine alışamadığını ben de aynı şekilde Kopenhag’ın sakinliğine alışamadığımı, kaotik bir şehirde büyüdüğüm için o hareketi fazlasıyla aradığımı söylemiştim.

Çok yanılmışım! Benim özlediğim çocuksuz İstanbul’muş. Bir önceki yazımda bahsetmiştim. Buraya daha gelir gelmez insanın canını sıkan “Vasfiye Teyze’lerden”. Sadece o da değil üstelik. Bu kadar çocuk sevmeyen başka bir şehir var mıdır? Yayaların ve tekerleklilerin hayatını oldukça zorlaştıran dar ve yüksek kaldırımlar, amacı dışında kullanılan asansörler, çocuk arabasıyla alışverişin imkansız hale geldiği daracık koridorlu marketler, insan gibi hizmet alabilmek için ille de parayı basman gereken sağlık sektörü… Çocuklar olmasaydı bu kadar gözüme batmayacaktı belki de bu farklar hatta sıkıcı bile bulacaktım şu anda yaşadığım şehri.

Oysa Danimarka çocuklarla yaşamak için en iyi ülkelerden biri. İlk seferde aklıma gelen avantajları sıralamam gerekirse;

  • İster çift olarak yaşayın, isterseniz çocuğunuzu yalnız büyüten bir ebeveyn, çalışma ve özel hayat dengesi çok iyi ayarlanmış. Anne babalar çocuklarını kreşten en erken alan olmak için neredeyse yarışıyorlar.
  • Doğum izni sadece anneye mahsus bir şey değil. Bebeğin doğduğu günden itibaren geçerli olan iki haftalık babalık izninden hariç neredeyse anne kadar doğum izni hakkı var babaların. Üstelik bu izinler o iş yerinde çalıştığınız süreden bağımsız olarak belirleniyor.
  • İşveren hamile bir kadını işten çıkartamaz. Hakları yasal olarak korunuyor.
  • Bir iş görüşmesinde kadın adaylara çocuk düşünüp düşünmediği gibi ailevi sorular sorulamaz. Sorulursa cevap vermeme hakkınız var ve eğer bu sebeple işe alınmadığınızı kanıtlayabiliyorsanız işvereni dava hakkınız da var.
  • Hamileliğiniz süresince ayrı, doğum sürecinde ayrı her zaman ulaşabileceğiniz bir ebeniz var.
  • Doğumdan sonra yaklaşık bir sene boyunca sizi evde ziyaret eden yeni doğan ve lohusa sağlığı konusunda uzmanlaşmış bir hemşire var.
  • Buraya gelmeden önce son hemşire ziyaretinde ben bu çocuklara yetemiyorum diye ağladığımda öğrendiğim üzere psikolojik yardım alabileceğiniz aile danışmanları var.
  • Belediyenin aynı zamanlarda doğum yapmış anne ve bebekleri bir araya getirdiği anne grupları var.

Ve bunların hepsi ücretsiz. Evet, Danimarka çok pahalı bir ülke. Vergi oranları çok yüksek ama ödenen vergilerin karşılığı son kuruşuna kadar geri alınıyor.

Sanem52

Anneler grubu buluşmalarımız Şubat ayının başında başladı. New York’tan ve Zürih’ten yeni taşınan iki annenin dışında diğer anneler Taylandlı ve Yunan. Bir de ben varım tabi. Biri hariç hepimizin ikinci bebekleri ve birinciler de neredeyse aynı yaşta. Yani herkesin derdi aynı. Buraya gelmeden üç buluşma oldu. Dönene kadar kaçıracağım bir o kadar daha olacak. Buraya ne kadar koşarak gelmiş olsam da bu buluşmaları özlüyorum. Her hafta benim için nefes oluyor aynı endişelerden, gelişmelerden bahsetmek. Yargılanmayacağını bilerek bilgi/deneyim alışverişi yapmak gerçekten çok rahatlatıcı.

Efe’yle olan anneler grubumdan başka ülkelere taşınanlar olsa da hala görüştüğümüz aileler var. O zaman da dikkatimi çeken bir şey olmuştu. Şimdiki grubumda da gözlemliyorum: anneler gerçekten çok rahat. Hatta bu seferki ilk buluşmadan sonra sevgilime şöyle söyledim. “Biz fazla endişeliyiz, rahat değiliz, keyif alamıyoruz.” Sadece kendim için olduğunu zannetmiyorum bu rahat olamama durumunun. Bence toplumsal bir şey bu. Genellemek gerekirse o kadar çok karışan kişi var ki yeni doğum yapan anneye… Öyle de devam ediyor çoğu zaman ve biz anneler sürekli diken üstünde oluyoruz. Karışan olmasa bile ille de endişelenecek bir şey buluyoruz. Çocuğun ya iştahı olmuyor, ya gece uyumuyor, ay fazla öksürdü, ay şöyle oldu derken hayatı kendimize zehir ediyoruz. Onlar olmasa mutlaka bir ev işi oluyor dert edecek.

Sanem5

Ben kendi adıma “bir dur” dedim artık. Efe abi oldu ya onun gönlünü hoş tutmak lazım. Aman üzülmesin, çok etkilendi, etkilenmesin hep Efe’yle ilgilenelim derken sakınan göze çöp batıyor. Sürekli üzüleceğim bir şey oluyor. Danimarka’da kafasını yarmıştı koşarken burada da çenesinin altını yardı yine parkta. Hep yüreğim hopluyor, hep “Aman dikkat edelim” şeklinde dolanıyorum. Öte yandan Deren’e bakıyorum. Resmen kendi kendine büyüyor kızım. Hani yapabilse sütünü kendi içecek, bezini kendi değiştirecek o derece. Allah bana birinci çocuğu büyütürken ikinci çocuk rahatlığı versin diyorum ve şimdilik burada bitiriyorum.

Sevgiler,

Sanem.

 

Yazar Hakkında

Danimarka’da, küçük deniz kızının ve çirkin ördek yavrusunun şehrinde, çekirdek ailesi ile yaşıyor. Seyahat etmekten, güzel yemekten ve güzel müzikten hoşlanıyor.

Sanem’in Lohusa Günlüğü’nü buradan takip edebilir; gebelik günlüğü yazılarını buradan okuyabilirsiniz 

23 yorum

  1. Hanımefendi o akıl verenlerin sizden daha iyi bildiğini kim söylüyor ki? Danışın istiyorsanız, ama içinizin aldığını yapın. Yeni anne olmanız sizi bilgisiz yapmaz, yalnızca tecrübesiz yapar. Bir de gerçekten bu günleri çok özleyeceğinizi bilin. Her anı o hisle yaşayın. Kolaylıklar dilerim.

  2. Pasaklı Kız

    Bazen yurtdışında, standartları iyi olan ülkelerde yaşayan sizleri kıskanıyorum ne yalan söyleyeyim ama bazen de burdaki şartlar değil de yakınların yanınızda olmayışından sebep size üzülüyorum. Ben olsam yapamazdım diyorum ama her zorluğun bir kolayı var heralde. Bi taraf eksikken diğer tarafın iyi olması bazı eksiklikleri göz ardı ettiriyor. Her neyse gereksiz oldu sanırım biraz. Velhasıl orda vasfiye teyzesiz bir hayat, keşke bende öyle bir ortamda olabilseydim. Beni rahat bıraksalar öyle endişeli bir insan değilim işte, ama yanımda sıkıntılı insanlar olunca maalesef yemek yedirmek, veya yemeği yememesi başlı başına kocaman bir stres. Ah ah acaba bende rahat yaşayabilcek miyim 🙁

  3. * İşveren hamile bir kadını işten çıkartamaz. Hakları yasal olarak korunuyor. (Ülkemizde de bu yasak eğer çıkartılırsa ya tazminatınız ya da işe iadeniz için mahkeme açabilirsiniz, net olarak bilmemekle birlikte işverenin ceza ödediğini de biliyorum. )

    * Bir iş görüşmesinde kadın adaylara çocuk düşünüp düşünmediği gibi ailevi sorular sorulamaz. Sorulursa cevap vermeme hakkınız var ve eğer bu sebeple işe alınmadığınızı kanıtlayabiliyorsanız işvereni dava hakkınız da var. ( Ülkemizde de bu uygulama var )

    *Hamileliğiniz süresince ayrı, doğum sürecinde ayrı her zaman ulaşabileceğiniz bir ebeniz var.
    Doğumdan sonra yaklaşık bir sene boyunca sizi evde ziyaret eden yeni doğan ve lohusa sağlığı konusunda uzmanlaşmış bir hemşire var. (Hemşire yok ama Ana Sağlık Merkezlerinde bir ebeniz var )

    Yazılarınızı belirli aralıklarla okuyorum. Keyifli bir şekilde anlatıyorsunuz severek takip ediyorum. Fakat şuna dikkatinizi çekmek istiyorum ki bizim ülkemizde de “yasalarda” hemen hemen her şey var. Fakat yasaları uygulamayan işveren ve bu işverenden davacı olmayan çalışanlar var. Devlet memurları anne – baba olsun doğum izni vb. konularında sorun yaşamazken maalesef özel sektör çalışanları sürünmektedir.

    Bu ülkeden kaynaklanan bir şey değil. Zar zor geçinilen bir ekonomide olduğumuz için elinde olanı da kaybetmeme korkusundan başka bir şey değildir.

    Bir çok avrupa ülkesinin bizden ileri olması hayretle karşılanmamalı zira biz medeniyete geçeli daha 92 sene olmuş olup daha içimizdeki Cumhuriyet düşmanlarından kurtulamamış bir durumdayız.

    Bu devir de ancak biz annelerin çocuklarını bilinçli bir şekilde yetiştirmesi ile aşılabilir. Türkiye İstanbul’dan ibaret değil. İstanbul içi hunharca doldurulmuş bir çuval gibi ağzından dikişlerinden taşıyor olmasına rağmen boşaltılmayan patlamaya hazır.. Gelin daha küçük şehirlere, kaldırımları görün, avm leri görün, parkları görün…

    O burnunu soktuğunu düşündüğünüz ama ben iyi niyetli olduklarını düşündüğüm insanların sıcakkanlılığını görün..

    Yaşam bence toplumla yaşanırsa güzel, yoksa hiç kimse karışmadan tek başına yaşam söz konusu olursa belediyenin, kamu idarelerinin sosyalleştirme çabalarını bir artı olarak değil eksi olarak görmek gerekir. (Ben zaten lohusayım çocuğum var bi de 10 tane daha lohusalı kadını napayım yaa gibi bir bakış açısı da olabilir.. )

    Velhasıl kelam, vatanımı bu kadar rencide etmeyin derim. Eksiğiyle, gediğiyle bu ülke bizim, düzeltmek te bizim elimizde..

    Saygılar.

    • Yorumdaki “vatan, millet, sakarya” beni benden aldi. Yasada varmis, (gercekten mi? Hahaaytt) sadece uygulamaya konmuyormus. O kadar basit Sanem Hanim askolsun.

      • Aynen. Yasalarin var olmasi isler oldugu anlamina gelmiyor. Kurumsallasma dedigimiz hadise sadece sirketlere ozgu bir pratik degil. Kagit ustunde ILO sozlesmelerinin coguna imzayi atmis, ama uymamak icin onbes takla atan bir hukumetler serisi var. Baskalarinin deneyimlerini/elestirilerini okuyunca vatan millet sakarya’ya baglamak kisinin kendi tercihi tabi. Bu elestirilere ceavp verirken kucuk sehirlerdeki AVMlerden dem vurmak ayrica hos olmus, ulkemizdeki o “tonton sicakkanli” teyzeler sayesinde kendini kandirmakta bir numara nesiller yetismis. Daha da diyecek soz bulamiyorum.

        • Küçük şehirlerdeki avm lerden dem vurmak değil o tam olarak. ama kaç milyon kişinin yaşadığı net olarak bilinmeyen bir şehirde bu keşmekeşlerin yaşanması da çok normal.. Ben şahsen küçük bir şehirde yaşıyorum ve o yüzden Türkiye sadece İstanbul’dan ibaret değil diyorum. Karşınızdaki insanları takıp sinirlerinizi bozmak ta ya da gülümseyip geçmekte bizlerin tercihi… Kızım o üşümüyor mu diye sorana hayır üşümüyor deyip yoluma devam etmek beni rahatsız etmiyor. Neden ağlıyor diye sorana cevap vermekten de rahatsız olmuyorum. Çocuk işte ya da bebek işte diyorum hiç cevap vermeyeceksem.

      • Yasaların var olmadığına inanıyorsanız açıp okuyabilirsiniz, ama maalesef uygulamayan ve uygulamadığı için buna razı olan sizsiniz, benim, bizleriz.. Bu düzenden şikayetçi olupta değiştirmeyenler de bizleriz.. Ve evet vatanımı seviyorum, kötülenmesinden de hoşlanmıyorum.

    • Seda hanım size katılıyorum alkış emojisi…
      bir önceki yazı da rahatsızlığımı dile getirip cvplardan bu günlüğü okumama kararı almıştım çünkü lohusa günlüğü ile hiç bir alakası kalmadığını düşünüyorum.. ben daha farklı bilgiler deneyimler fikirler öğreneceğimi sanıyordum ama ülke tanıtım günlüğüne dönüştü..
      bu sefer belki dil anlatım farklılaşmıştır diyerek okudum ama bir değişiklik yokmuş…

      • Ama hala buradasiniz 🙂

        • son cümlemi “bu sefer belki dil anlatım farklılaşmıştır diyerek okudum ama bir değişiklik yokmuş…”
          okumadınız sanırım..
          bir ihtimaldi tekrar görmüş oldum değişmediğini değişmeyeceğini…
          şimdi de yoruma cvp yazanları okuyup cvp vermek için baktım.

          • ha bundan kimsenin bir kaybı olmaz kazancı da olmaz.. ben kendi adıma çözümümü söyledim..

  4. Yurtdışında yaşamış bir insan olarak, yaşadığın yerle kendi ülkeni karşılaştırmamanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Hatta insanın hayatı bunun üzerine kurulu oluyor diyebilirim. Çok özlüyorsun kendi ülkeni, oradaki hayatını… Ve oradan uzaklarda olmanı gerektiren sebeplere -ki bunlar zorunluluk değil, tercih de olabilir- tutunmak istiyorsun çoğu zaman… En azından benim için öyleydi…

    Öte yandan medeni şartlarda yaşamak, özel hayatına saygılı olunmasını beklemek, emeğinin karşılığını almak istemek sadece yurtdışında yaşayanların istedikleri şeyler değil. İstanbul’da yaşamasanız da ülkeyi yöneten yoz kültürden etkileniyorsunuz örneğin… Türkiye’nin en yeşil kasabasında yaşıyor olsanız da çocuğunuz bu sene dördüncü sınıftaysa, seneye ortaokul olup olmayacağını bilmiyorsunuz çünkü 5+3’e geri dönülebilir… Ki zaten bahsedilen şeyler daha genel geçer, bütün toplumu etkileyen sorunlar. Bunlardan yakınmayı, daha iyisini istemeyi şahsen ben vatan sevgisiyle ilişkilendirmiyorum.

    • Ben vatan sevgisini tam bununla ilişkilendiriyorum. Var olanla yetinmek zorundaymışız hissini bize dayatanlar, hallerinden memnun tabii. Ülkenin eksiklerini dile getirip, hakkımız olanı istemek ancak vatanını sevenlerin işidir.

  5. Ne kadar tatlı yavruların Sanem 🙂 Maşallah! Danimarka’da olduğun için senin adına çoook seviniyorum. Düzen, hak, hukuk olan bir ülkede yaşamak büyük şans.

  6. Sanem, yazilarinda ‘hah ayni iste burdaki gibi’ diye kendimi ve yasadiklarimi buluyorum. Helsinki’den sevgiler 🙂

  7. karamela sepeti

    ben de viyana da yaşıyorum ve “Anne babalar çocuklarını kreşten en erken alan olmak için neredeyse yarışıyorlar.” haline bizzat şahit oluyorum. yapılan kıyaslamaların vatan sevmemekle ilgisi yok, tam tersine, zekası elin avrupalısından asla geri kalmayacak memleketimin insanının yaşadığı/razı geldiği koşulları kabul edememekle, bu durumun gururumuza dokunmasıyla ilgisi var. çölyaklı bir kız çocuğum var ve resmen tatil için bile gelesim yok, karşılaşacaklarımı düşününce…

    • Incir'in Annesi

      Ne guzel demissiniz. Keske bu bizde de olsa diye dusune dusune kuruyor insan. Sevdigimiz icin sirtimizi donup, orda yasamiyoruz ki, bizi ilgilendirmez diyemiyoruz ve daha once de dedim, tekrarlayayim “Hala Turkiye Cumhuriyeti pasaportu tasiyoruz, sahsen benim baska bir pasaportum yok.” Bir insanin da arkasini dayayacagi sey iste o belge, pasaport.

  8. Evde oğullarimla basbasayken kendi doğrularimla nispeten daha rahatim. ..ne zaman başkaları devreye girse, sanki oncelik cocuklarimi mutlu etmek değil de diğerlerini tatmin etmekmis gibi bir durum oluyor. ..bilemiyorum, bu belki de benim zayifligim bir an önce aşmam gereken…

    Rahat olmak konusunda size canı gönülden katılıyorum Sanem Hanim. Sevgilerimle…

    • Bende aynen sizin gibi düşünüyorum. Klasik akraba ziyaretleri, veyahut oğlumun davranışlarından dolayı benim ya da oğlumun eleştiriye maruz kalması, o eleştirenlerle aynı ortamlarda bulunmak gerçekten sinir bozucu. Yok o kırılmasın bu incinmesin derken birde bakmışım kırılan, incinen ben oluyorum. Önceleri benim zayıflığım, eleştiriye açık olmamamdan ileri geldiğini düşünerek kendimde arıyordum hataları. Ne zaman ki çocuğumun bile isteye benim akranlarım tarafından üzüldüğünü gördüm, o zaman bırakmaya karar verdim karşındakileri tatmin etmeyi. Yalnızken ya da saygılı insanlarla iç içeyken daha kolay, daha huzurlu yaşamak.

  9. Çok yorumlar yapılmış. Bu mesele çok şu kaldırır zaten de benim bakış açım da şu. Elimde olan ne? Bu. Tamam o zaman en iyi ve vicdanimin en rahat edeceğini yapayım. Vadide ağaç olmazsan dağ başında çalı ol ama o dağ başındaki en iyi çalı sen ol misali. Ülkemin koşulları ve dogum izni yüzünden 2.çocuk planını erkene aldım mesela. 0 3 yaş arası yanında kalabilmek için. Deren gibi benim Hüseyin im de gayet sakin bir bebek. Ama alışkın olmadığım için tuhaf geliyor bana 🙂 bir de dönsün emeklesin diye 2 aydan itibaren yere bırakırım hep. Her eve gelen ki baba da dahil buna ayy anne sana bakmıyor mu diye kucağına alıyor. Şimdi bu sakinlik yan etki olarak kendi oyununu kuramama yi getirdi bize. O yüzden benle abi oynuyoruz minik de geri geri surunurken bizi izliyor 🙂 tavsiye ederim Sanem cim