6 Yorum

Artık ayrı odaların insanları

Ben çok daha sancılı bir süreç olacağını sanmıştım.

Çok daha uzun süreceğini, daha zor ayrılacaklarını düşünmüştüm.

Belki de öyle olmasını içten içe istemiştim.

Hiç olmadı.

Çok uzun zamandır dilime pelesenk olmuştu zaten: Odalarınızı ayıracağım! 

Ne zaman birbirlerine girseler, kavga gürültüden ne konuştuğumu, ne yaptığımı bilemez hale gelsem odalarına gönderiyordum onları. Orada kavga etmeye devam ediyorlardı ama en azından kapı kapalı oluyordu, daha az gürültü kopuyordu. Hoş, bir süre sonra da barışıyorlardı ve kötü olan ben oluyordum.

İşte böyle zamanlarda ekliyordum hırsımdan: Yakında odalarınızı ayıracağım, kavga ettiğiniz zaman her birinizi kendi odanıza göndereceğim! Özleyin birbirinizi!

Ve bir gün bu blöfümü gördüler…

‘Ayıııır, ben zaten kendi odamda yatmak istiyorum!’ dedi büyüğü…

Ona inattan mı bilinmez, ‘Ben de!!!’ dedi küçüğü…

Kaldım mı ortada? Sen misin tehdit eden, al işte tehdidin elinde patladı!

Odalarını ayırmak demek, benim çalışma odamdan şutlanmam demekti. Hani ‘Almanya’dan oğlum gelecek, evi boşaltır mısınız?’ vardır ya… Tam öyle oldu. Yan odadan oğlum geldi, ben çalışma odasız kaldım.

Hoş, kendime salonun bir köşesinde çalışma köşesi yaptım. Pek de güzel oldu. Ve aslında daha bile iyi oldu. Lanet olası Uydunet birkaç metre medafedeki odada çekmediğinden -ve iptal ettirmek için yüzlerce para istediğinden- salona gelmek zorunda kalıyordum. Hiç olmazsa şimdi masamda oturacağım.

Neyse şekerim, odalarını ayırmak demek, aynı zamanda sil baştan bir oda yaratmak demekti. Nitekim bizimkiler uzun zamandır ranza tipi bir yatakta yatıyorlardı. Daha doğrusu ranza değil ama biz dönüştürmüştük. Üç seneden fazladır altlı üstlü yatıyorlardı burada. Pek de eğleniyorlardı.

Ancak eğlen eğlen nereye kadar? Kavga olayını bir kenara bırakırsak, ayrı odaların insanları olmalarını gerektiren başka elle tutulur sebepler de vardı:

Aynı odada olunca aynı anda yatırmamız gerekiyordu çocukları, biri yatıp diğeri yatmasa olay çıkıyordu. Oysa Deniz artık yaşı sebebiyle biraz daha geç yatabiliyor Derin’den…

Benzer şekilde, farklı saatlerde uyanabiliyorlar. Aynı odada olunca, biri diğerini ister istemez uyandırıyor.

Kendi kendilerine ‘takılmak’ istiyorlar. Evet, Derin bunu böyle ifade ediyor, ‘Ben biraz takılayım’ şeklinde… Yalnız kalmaya, kendilerine ait özel alana ihtiyaçları var artık. Dilediklerinde bir araya gelip oynayabilecekleri, ancak yalnız kalmak istediklerinde kalabilecekleri bir düzen ikisi için de iyi olacaktı (oldu).

Eve arkadaşlarını davet ettiğimizde olay çıkıyordu. Biri arkadaşıyla odasında oynamak istiyor, öteki de yanlarına gidiyor, biri çık buradan diyor, diğeri ‘burası benim de odam!’ diyor (haklı) derken olaylar sarpa sarıyordu. Bu yüzden arkadaşlarını çağırmak bile istemiyordum, ne yalan söyleyeyim…

Falan filan gibi, kendimi haklı çıkaracak bir sürü sebep bulabilirim. En nihayetinde işe giriştik.

Sıra işin operasyonel kısmına geldi. Ben ikisi de odalarından ayrılmak istemez diye düşünüyordum, a-aaa, bunda da beni şaşırttılar. Biri, ‘Ben yeni odaya geçicem!’ dedi, diğeri ‘Ben yıldızlı tavanlı odada kalıcam!’ deyince beriki bi durakladı. Hah dedim işte şimdi yandık. Öteki durdu, ‘Benim de tavanıma yıldız yapıştırabilir miyiz?’ dedi, ‘Elbette yavrucuğum, siz yeter ki kavga etmeden ayrılın’ dedim. Valla da ayrıldılar.

Tek kişilik bir yatak aldık Deniz’e. Geçen hafta ben başucunu kurdum, ertesi gün babam yatağın kendisini kurdu. Bir kez daha Ikea’nın montajına para vermediğimiz için başımızı duvarlara vurduktan sonra Deniz’in odası hazırdı. Daha doğrusu gibiydi. Oyuncakları ayırmalar, ayıklamalar, hazır el atmışken kitapları düzenlemeler falan, yerleşmesi iki üç gün sürdü. Bu arada çalışma odası salona taşınacağından salonda da yeni bir düzenleme yapmak gerekti, resmen taşındık gibi olduk.

Velhasıl yaklaşık bir haftadır ayrı odadalar ve pek mutlular. Ben de mutluyum çünkü odalar hafifledi, yer açıldı. Toplaması, temizlemesinin çok daha kolay olmasını geçtim, fazla eşyanın kötü enerjisine inanıyorum ben. Biraz rahatladı her iki oda da…

SF

Şimdi geriye San Francisco’dayken yaptırdığımız bu resmin kimin odasına asılacağı konusu kaldı. Deniz ‘Benim odama!’ dedi, Derin ‘Hayır, senin odana olmaz, ortadan ikiye keselim, Derin’i sen al Deniz’e ben alayım. Ya da Deniz’i sen al, Derin’i ben alayım!’ dedi. Öteki kesilmesine itiraz etti. Müzakereler sürüyor. Sanırım renkli fotokopisini çektireceğiz. Ayh…

Odaları ayırdığımız günün ertesinde bir baktım ki Deniz’in bir bebeklik fotoğrafı var Derin’in aynasının önünde… Unutmuş herhalde diyerek alıp odasına koydum. Meğer özellikle orada bırakmış. Derin onu özlemesin diyeymiş.

Oda

Dedim ya, çocuklar çok rahat atlattılar bu işi de, bana fena koydu. Sanırsın biri kalkıp üniversiteye gitti, diğeri odada yalnız kaldı. Onlar çok memnunlar bu yeni düzenden… Ben? Pratikte memnunmuşum gibi yapsam da göz açıp kapayıncaya kadar gerçekten üniversiteye gideceklerini düşününce nefesim sıkışıyor. Hem büyüseler, hem de bu kadar hızlı büyümeseler, olmaz mı?

6 yorum

  1. Pasaklı Kız

    Demek ki gerçekten de çocuklar değişikliklere bizlerden çok daha kolay adapte olabiliyormuş. Doğruymuş yani. Zaman çok hızlı geçiyor gerçekten. Sizinkilere göre bayağı minik kızım bile göz açıp kapayıncaya kadar 21 aylık oldu. 3 ay dile kolay denir ama artık geçmesi de kolay 2 yaşını bitirecek 🙂

  2. Yalnız bişey diycem, sen şimdi ayrı odalarda olunca sabah erken uyanan diğerini uyandırmayacak mı sanıyorsun? Hele ki haftasonlarında? Çok iyimser gördüm seni 😉 Ben bişey demeyim, umarım öyle olur da rahat rahat uyursunuz siz de, hiç değilse haftasonları 🙂
    Sevgiler!

  3. evettt, hem bize ihtiyaç duymayacak kadar büyüsünler ve kendi ayakları üzerinde dursunlar, hem de süt kuzusu, kucak bebeği olarak kalmaya devam etsinler. yok böyle bir formül…
    zaman geçiyor ve tutamıyoruz 🙁 🙁

  4. Bence resmi salona, çalışma köşenizde bir duvara asın

  5. her iki odanin fotosu iceren bi post ne guzeldir ve ikea kura yataktan memnun kalip kalmadiginizi yazsaniz cok guzel olurrr saglam degil diyorlar benimde alasim var

  6. Incir'in Annesi

    Bazen bazi yazilarin cok icime dokundugu halde yorum yazamiyorum. Bunun da basinda oyle kalakaldim ama hissettigimi de yazmasam olmayacakti. Buyuyup de universiteli olduklarinda bu yazilari okuyup icleri eriyecek diye dusununce benim de icim eridi. Cunku onlar bu gunleri sen yazmasan hatirlamayacaklar.

    Kizim oyle laflar etmeye basladi ki, annemin hep soyleyip benim de simararak burun kivirdigim sozunu icimden gecirir oldum. “Seni yine icime sokasim geliyor.” Hem icimden tasiyor o buyuk buyuk laflar ettiginde hem de huzun doluyorum.

    Sevgiler,