7 Yorum

Yaşam Çarkı

Deniz’in okulunda bir seminere katılıyorum yaklaşık altı haftadır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın düzenlediği, okulun rehberlik servisi ve Halk Eğitim’in birlikte organize ettiği bir ‘aile eğitimi’ semineri… Bakma ‘aile’ dediğine, 6 haftadır orada olanların hepsi anne… Babalar? Onlar işte güçte..!

Eğitim sistemine, MEB’e söyleyecek çok sözüm var, ancak buna diyecek sözüm yok. AÇEV’in geçmişte hazırladığı bir içerikmiş bu, oldukça başarılı. Eğitmenimiz de harika bir kadın. Keyifle gidiyorum her hafta…

Bugün bir ‘Yaşam Çarkı’ yaptırdı eğitmen. Nedir Yaşam Çarkı? Yaşamındaki değerlerin önem ağırlığına göre dağılımı… Bir daire yapıyorsun, hayatında ağırlık teşkil eden şeyleri içinde böldürüyorsun. Örneğin Aile senin için çok önemli, ancak vermek istediğin önemin %60’ını verebilmişsin (ya da ailende sahip olmak istediğin mutluluğun %60’ını yakalayabilmişsin)? Ya da İş/Kariyer’i %30 olarak oranladın diyelim, çünkü o alandaki beklentinin %30’unu yakalayabilmişsin ancak… Yaşam Koçlarının uyguladığı bir metotmuş bu, sana hangi alanda çalışman gerektiğini gösteren… Yanlış bir şey söylemiş olmayayım, merak eden ‘Yaşam Çarkı’ diye Google’a yazıp bulabilir.

Benim yaptığım yaşam çarkında Aile, Sağlık, İş, Kişisel Tatmin, vesairenin yanında bir de Güven vardı. Ama ilişki bazında değil… Kişisel olarak, özellikle de son bir senedir, ilişkilerim bazında güvende hissediyorum, iyi hissediyorum kendimi… Ancak bu ülkede yaşıyor olmak konusunda ve kendime, sevdiklerime iyi bir gelecek hazırlamak konusunda müthiş güvensizliklerim var.

Yaşam Çarkı

Salı günü elektrik kesintisi yaşandığında annem metrodaydı. Kartal-Kadıköy hattında, bize gelmeye çalışıyordu. İlk başta bizim daire, sonra apartman, sonra Kadıköy, sonra İstanbul ve en nihayetinde Türkiye genelinde olduğunu okuduğum kesintinin ciddiyetini İBB’nin ‘Metro seferleri yapılamamaktadır’ tweet’ini okuyunca anladım. Anında parçalar birleşti kafamda: Annem. Metro. Yerin altı. Nefes darlığı. Ortaya çıkan tablo pek iç açıcı değil.

İBB Beyaz Masa’yı aradım hemen. Açan görevli ‘kaydımı almak için’ adımı, soyadımı, telefonumu sordu. Oysa benim tek bir sorum vardı: Yerin altında yolcu var mı? Cevap veremedi. Laga luga dedi. AFAD birimlerimiz gerekirse müdahale eder dedi. Elektrik kesik olduğu için haber alamıyoruz ama olumsuz bir durum yok dedi. Haber alamıyorsanız olumsuz bir durum olmadığını nasıl biliyorsunuz soruma yanıt veremedi.

Babamla düştük yollara. O Kartal metrosuna, ben Kadıköy. Dedi ki güvenlik, ‘Bütün yolcular tahliye edildi, yerin altında kimse yok.’ dedim ‘Beyaz Masa öyle demiyor?’. Babama söyledim, ‘Yerin altında kimse yok diyorlar ama……..?’ İkimizin de vardığı sonuç aynıydı: Kimse kusura bakmasın ama bunların dediklerine GÜVEN OLMAZ.

Sonra İBB’yi birkaç kez daha aradım. Bu kez çıkan kadın yardımcı oldu. Metro hattını aradı, yolcuların tahliye edildiğini öğrendi, beni arayıp haber verdi. Yine de, emin olmak için annemin ismini alıp metro istasyonlarında anons ettirdi, ‘kimse yok’ dedi.

Ben yanıtın doğruluğundan emin olmak için bir arkadaşıma da arattım İBB’yi. O da aynı yanıtı aldı. Anca tatmin oldum. Neyse, annem bir saat sonra geldi. Yollarda perişan olmuş, ama geldi.

Çok endişe ettim ben o gün. Elektrikler sürekli gidip geldi. Sonra gitti, gelmedi. Kadıköy’de esnaf sokaklarda… Herkesin kendini dükkandan dışarı atmış. İş yapamıyor insanlar… Endişeli suratlar…

Çağlayan adliyesindeki olay bir yandan… Savcının kafasına silah dayayanlar… Fotoğrafa bakmaya korkuyor insan. Adam namlunun ucunda… Canlı yayında infaz seyrediyoruz sanki… Çok rahatsız oldum.

Elektrik hala kesik. Kızkardeşim buzdolabındaki, sağdığı sütlerin derdinde… O İzmir’de ağlar, biz buradan bir şey yapamayız.

Çocukları almaya gittim okuldan. Kafam allak bullak. Herkes sokaklarda…

Eve geldim. Birkaç saat sonra elektrik geldi. Geçtik ekran başına, haberlerin karşısına. Alt yazı geçiyor: Sebebi ve ne zaman sonlanacağı meçhul olan elektrik arızası…

Yangın çıktı Moda’da. Gidip gelen elektrik yüzünden dediler. Trafik felç.

Akşam dışarıdaydım. Kopuktum sosyal medyadan. Gittiğim yerde wifi yoktu. 3G ise hala çalışmıyordu. Eve bir geldim ki olan olmuş, ölen ölmüş.

Kimse ne olduğunu bilmiyor. Ama aslında herkes ne olduğunu biliyor.

Sonuç? İki çocuk babası savcı öldü. Polisin istese bal gibi canlı ele geçirebileceği, yargıya teslim edebileceği iki kişi daha öldü.

Herkes gergin. Endişeli.

Memleket nereye gidiyor?

Yarın neler olacak?

Çocuklarımız nasıl bir ülkede yaşayacak?

Yarın metroya bindiğimizde yerin altında kalmayacağımızın garantisini kim veriyor?

Elektrikler olacak mı yarın?

Ya su? Su havzalarını yok etmiyorlar mı üçüncü köprüyle, havaalanıyla?

Nükleer santral mi yapacaklar şimdi de? Neylerine güvenerek?

Elektrik arızasında iptal olan şehir depremde ne hale gelir?

Haliyle ben Aile içi Eğitim seminerinin bu haftasında çizdiğim Yaşam Çarkı’na bir Güven bölümü ekledim. Geleceğe güven… Gelecek kaygısı…

Ve performansına %20 verdim. Yani güven beklentimin sadece %20’si karşılanıyor anlamında… O da açan erik ağaçlarının hatrına…

Çünkü umut hep var. Ama bazen de yok…

7 yorum

  1. Elektrik arızasında iptal olan şehir değil Van haricindeki ülkenin kalan kısmı. Hal böyle olunca güvensizlik pek tabii. Mandıra filozofundaki Mustafa Ali gibi yaşamalı. Elektrikli bile işkence halindeyken elektriksiz, nedeni korkunç hallere dayandırılan… düşünemiyorumu düşündürdü.

  2. Incir'in Annesi

    Nijerya’da calisirken uluslararasi bir firmanin pazarlama mudurlugunu yapan bir arkadasim vardi. Isleri geregi cesitli egitimler uyguluyorlardi isyerinde. Bir tanesi de birinin bir digerine guveni. Arkadasim dedi ki “her seyi anlattik, uygulamasini yaptik. Bir tek kazan – kazan teorisini anlatamadik Nijeryalilara” Bir turlu ben 2 alirsam o da 2 alabilir kismini anlamamislar, ben otekinin 2’yi almasina olanak verirsem digeri kesin bir katakulli yapar benim 2 almama engel olur demisler. Ya ben kazanirim ya o kazanir deyip durmuslar. Bu durumun aciklamasi da toplumsal algiya baglanmis. Cunku Nijerya’da sistem, kurumsallik, guven yok. Kurumsalliga guven olmayinca, yasam da insanlar da vahsilesiyor gunluk hayatta. Kurumsalliktan kasit da buyuk kapitalist firmalardaki sistem degil, o ulkenin yargisinin, meclisinin, polisinin, ordusunun belli bir duzende islemesi ve insanlarin o sistemin isledigine dair inancinin, guveninin olmasi. Iste bu Nijerya gibi ulkelerde yok. Artik bizde de yok. Olmadikca da herkes vahsilesiyor. Hircinlasiyor. Cunku elimiz kolumuz bagli kaliyoruz.

    Yine Nijerya’da gundelik sayilabilecek bir haber okumustuk. Nijeryali bir aile havaalanina Amerika’da universite okuyan ogullarini almaya gidiyor. Donuste polis toplu tasimadan sorumlu bir otobusu durdurup rusvet almaya calisiyor (son derece siradan bir davranis bicimi) kavga cikiyor, otobus parayi vermeden (50 kurus falan gibi bir miktar buarada bahsettigimiz) uzaklasmaya calisiyor. Polis sinirlenip ates aciyor ve kursun Nijeryali ailenin aracindaki ufak kardesi buluyor. Aile perisan, yapacak hicbir seyleri yok cunku, adalet yok. Baba oglunun bedenini polis karakoluna goturup polislerin yuzune yuzune savursa da yapacak bir sey yok. Yapacak bir seyi olmadigini bilen insan da hircin, nadan ve acimasiz oluyor.

    Nijerya’da gectigimiz gunlerde Baskanlik secimi yapildi. Insanlar kim kazanirsa kazansin, yine rusvetin kazanacagini kendilerinin kaybedeceklerini biliyorlar. Butun isler son 2 yildir bu secime gore isliyor ulkede. Zaten temiz, durust insani da barindirmiyorlar politik sistemde. Sanirim rusveti engellemek icin ortaya koydugu fikirler icin Birlesmis Milletler’den odul almis Merkez Bankasi mudurunu Baskan Jonathan Goodluck gorevden aldi!!!

    Biraz karisik, biraz ne alakamiz var bizim Nijerya’yla, yok canim daha neler bizde oyle degil dedirtecek seyler yazdim ama aklima ilk gelen bunlar oldu yaziyi okuyunca.

    Savcimiza Allah rahmet eylesin. Dusundukce bogazim dugumleniyor, ailesine sabir ve hepimize akil sagligi diliyorum.

    • aa yok canım ben hiç demedim bizim ne alakamız var nijeryayla diye, aksine bizden mi bahsediyorsunuz nijeryadan mı anlayamadığım anlar oldu okurken. o kadar biz ki yazdıklarınız:(

  3. günlük kaygılandırma görevinizi de başarıyla tamamlamış görünüyorsunuz. yemek içmek gibi bir vazife edindiniz; “kaygılıyım, kaygılanacak ne çok şey var; değil mi”lerle…
    okuyuculardan neyi bekliyorsunuz? “ben de çok kaygılıyım, ben de çok endişeliyim, bak şu da oldu görüyor musun…” lar mı, yoksa “üzülme” demeleri için mi kaygı paylaşımlarınız? yoksa zaten her yediğimizi içtiğimizi, gördüğümüzü paylaşmaya alıştık da, “kaygımı paylaşmak çok mu , neyi paylaşacağıma ben karar veririm”cilerden misiniz?
    yorum, değerlendirme yapmayacağım. farklı görüşteki değerlendirmelere yaklaşımlarınızı ezberledim. çocuk eğitimi, anne-bebek yayıncılığında önemli kariyeri olan birisinin bu kadar kaygı içeriğiyle yaşaması bana ironik geliyor. “zaten onlar” için kaygılanıyorsunuzdur eminim. ama onların dünyasına baksanız; sizin kaygılandığınız şeyler bugün onlar için hiç birşey ifade etmiyor. meçhul gelecek ile onlar başa çıkacaklar; siz değil. şimdiden yüklendikleri kaygılar ise meçhul gelecekleri için şimdinin endişelerine göre biçilmiş zırhlar. ağır taşımaya alışacaklar.

    elektirik kesintisi süresince annenizden haber alamayıp kaygılanmanızı anlıyor; hak veriyor ; sonunda bir sıkıntı yaşanmamış olmasından dolayı da sevindiğimi belirtiyorum.

    kesintiyi, ölümle biten rehin alma saldırısını kaygı çarkınıza katık etmenizi ise ne kendiniz ne çocuklarınız için sağlıklı buluyorum. “haklı siyasi görüşünüze” katkı olabilecek sosyal olaylar olması bir tarafta; ruh halinizi sağlıklı tutmak için kaygılandığınız duyguların yönetilmesi tartının diğer tarafında duruyor.

    • İnanın ne demek istediğinizi anlayamadım. Kaygılı olmadığım halde insanları galeyana getirmek için kaygılıymış gibi davrandığımı mı söylüyorsunuz, kaygılı olduğum halde bunu saklamam gerektiğini mi anlatıyorsunuz, yoksa ‘Anne bebek yayıncısı olarak’ kaygılı yaşamamın mantıklı olmadığını mı öne sürüyorsunuz? Gerçekten anlayamadım.

      Özetle durum şu: ‘anne-bebek yayıncısı kariyerim’ bir yana, bir anne olarak, bir kadın olarak, bu ülkede yaşayan bir insan olarak yarınla ilgili, önümüzdeki seneyle ilgili, ve uzun vadede gelecekle ilgili kaygılarım var. Burası da, bu kaygılarımla birlikte, kimi zaman okuduğum bir kitabı, kimi zaman çocuklarımın eğitimiyle ilgili yaşadığım hayal kırıklıklarını, kimi zaman kişisel gelişim sürecinde keşfettiklerimi paylaştığım kişisel blog platformum. Okurların bu kaygıları, keşifleri, hayal kırıklıklarını, paylaşımları okuduklarında ne tepki verecekleri tamamen onlara kalmış… Çoğu zaman ‘sesimi duyman için değil, bağırmak için’ yazıyorum anlayacağınız.

  4. aynı şekilde benimde babam Ankara’da metroda yerin altında kalmış ve yürüyerek tahliye edilmişler.endişelerinizi anlıyorum.ancak böyle yaşanmayacağını biliyorum.hep Türk kültüründen bahsederken ne derler hani yok misafirperverdir , güvenilirdir, sıcak kanlıdır falan.artık bence bu bölünmüşlükler yaralıyor bizi endişelendiriyor.acılarımız sevinçlerimiz ortak değil.sırf karşı taraf gibi düşünmemek için ölülere bile sevinir olduk , kendi ölümüze yandığımız kadar.insanlığımızı yitirdik.çocuklarımızı ezdirmesin kendini diye bencil saldırgan yetiştirdik. paylaşmayı unuttuk.sonra diyorum eee herkes aynı şeyden şikayetçi neden o zaman bu karmaşa.ülkemize sahip çıkmamız lazım.çocuklarımızla öğrencilerimizle.önce vatan.hak aramanın cinayet değil farklı yollar olduğunu vurgulamak.evet bende endişeliyim oğlumun bir kardeşi olursa onları nasıl korur kollarım, gerek varmıki diye düşünüyorum.ama biz olmazsak nolacak , biz paramparça olursak nolacak.ümidinizi yitirmeyin.dilerim yarınlara birlik içinde , terörsüz , haklının hakkını ; suçlunun cezasını adil yollarla veren bir ülke olarak ulaşırız. sevgiyle kalın