5 Yorum

Türkan’ın İkinci Gebelik Günlüğü, 16. hafta

Merhaba sevgili Blogcu Anne okurları… 16. haftamızdan herkese selamlar..

Size bu hafta Türkiye’de bir Ege şehrinin Temmuz- Ağustos sıcağını yaşamaya başladığımız günlerden yazıyorum. Bu daha başlangıç, bu sıcak daha da sıcak olacak, gebeliğimin sonuna kadar devam edecek olan ve gün içinde hiçbir serinlemenin olmadığı 50 dereceli günler geliyor…

Buraya ilk geldiğim günü hatırlıyorum da, Ağustosun 15’iydi. Uçaktan sabah 5’te inmiş, hemen arabaya geçince o saatte bile ne kadar sıcak olduğunu fark etmemiştik. Biraz dinlenip “biz geldik” demek için eve sadece 7-8 dakika mesafedeki ofise gitmek üzere evden öğlen 1 gibi çıktık. Dışarıda ilk hissettiğim şey gözlerimin beyazındaki ve kulaklarımın içindeki sızı oldu. Fön makinesini suratıma doğru son hızda çalıştırmışcasına kuru, yakıcı bir hava… Hem Ağustos olması, hem öğlen olması hem de henüz çok acemi olmamızdı tabi bu kadar etkileyici olması.. Sonra alıştık yavaş yavaş…

Keşke yadırgadığımız tek şey sıcak olsaydı. Sosyal hayatın sıfır, evet, rakamla 0, olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Mahrumiyet bölgesinde sayılan ülkelere göre iyi, nankörlük etmek istemiyorum, hep iyi yanları görmeye çalışıyorum. Mesela ihtiyaç duyduğumuz her şey var. Yabancı sayısı ülkenin üçte biri olunca, her kültüre ait çeşit çeşit ürünü birçok markette bulabiliyorsunuz. Kanaviçe için dahi malzemeleri kolaylıkla bulabildim mesela. Yiyecek sıkıntısı da yok, adını duymadığım, daha önce hiç görmediğim sebzeler meyveler görüyorum. Türkler çok olduğu için Türk restoranları da iyi sayıda diyebilirim, Türk ustaların çalıştığı harika Türk yemekleri yapan yerler var, bir lahmacuna hasret kalmamak, iskenderin alasını yemek büyük şans değil de nedir? Türk ürünlerinin bulunabildiği küçük bakkallar var, Suriye’den önce daha çok şey geliyormuş, sınırlı da olsa var şükür. En önemlisi güvenlik sorunu yok, sağlık imkanları iyi, yani en azından hastane var, olmayan ülkeleri düşününce… Ama n’olur dükkanlarda AVM’lerde bir müzik sesi olsa, kimsenin bize uzaylıymışız gibi bakmadığı, eşimle kolkola (el ele bile değil) yürüyebileceğimiz kalabalık bir cadde olsa, aile-bekar ayrımı olmayan, camları dışarıyı görebilen, masalar arasında perdeler olmayan bir cafe bir restoran olsa, mesela bir sinema olsa, hatta dilini bile anlamasak da otursak sadece büyük ekranın ve patlamış mısırın tadını çıkarsak… Meğer bunlar ne kadar kıymetliymiş, Ankara’yı bilenler Bahçeli 7.caddeyi bilir, o renk o hareket, hamileyken bir baştan bir başa turlardık eşimle, bir dondurma alırdık, gerçekten şikayet ettiğimiz kalabalık bile iyileştiriciymiş kimi zaman… Bunları söylüyorum ama bir yandan da korkuyorum “meğer Riyad nasıl da güzelmiş” diyeceğim bir yere gitmekten…Gelen gideni aratmasın hiçbi zaman…

Gebeliğin fiziki anlamda zorlu haftalarını geride bıraktığımı hissediyorum, eski enerjim yerine geliyor, en azından işime konsantre olabiliyorum, bulantılarım çok büyük oranda geçti ki bu en güzel kısım. Ama hassasiyetlerim endişelerim duygusallığım had safhada bu ara… Aklımın içinde kırk tilki, kırkının kuyruğu birbirine değmiyor dedikleri tabiri yaşıyorum bazen. Gebelik bende düşünce merkezini dürtüyor resmen. Mesela doğum tam hac dönemine geliyor ve grip salgını oluyor her yerde.. Olumsuz düşüncenin mıknatıs etkisi var, düşüncelerimiz hayallerimiz aslında çok etkili, bunu bildiğim halde “ya eve de grip gelirse, ya bebeği etkilerse” fikri dönem dönem aklımda öyle büyüyor ki, “ne yapsam ne yapmalıyım, bebeğimi nasıl koruyacağım” diye başlayıp “acaba doğuma Türkiye’ye mi gitsem”e kadar ulaşıyorum. Ama kuş kadar iznimin hangi haftasını nereye yamayacağımı zaten şaşıracağım için, 37.haftaya kadar çalışmak istiyorum, bu da uçuşu zora sokuyor. Hadi iznimi yaktım diyelim, doğum için ailemin yanına gitmem gerekir ki, orada tanıdığım tek bir doktor var, onun da SSVD konusuna yaklaşımını bilmiyorum. “Planlı bir sezaryen” istemediğimi biliyorum. Normal doğumu, doğum sancısını tatmak istiyorum. Bebeğimin gelmek için hazır olduğundan ve sonuç sezaryenle dahi sonuçlansa elimden geleni yaptığımdan emin olmak istiyorum. O yüzden Türkiye’ye gitmeye karar vereceksem öncesinde doktorla konuşmam gerek. Sonra diyorum ki “iradenle yönettiğini sandığın hayatın acaba ne kadarını senin elinde ki, sadece olumlu düşünce gücünü ve dileklerini harekete geçir, iyi düşün iyi olsun, bunlar hep hormonlar, elinden geleni yaparsın, hiçbi şeycik olmaz, hem ilk gebelikte de böyleydin sen, hadi bakim anneyi rahat bırakıyoruz, hadi kış kış cinler kış kış” diye kovalıyorum kötü düşünceleri..

Turkan16

Bir de aşırı hassas annelik ve suçluluk duygularım had safhaya çıkıyor bazı günler… 4 yaş ergenlik dönemine giren oğlumun her hırçınlığı, her sinir krizi, her inadı “ben çalışıyorum ya ondan, çocuk annesine doydu mu ki, doyamadı tabi”, “hamileyken çok mu stres yaptım acaba, evet kesin ondan!” diye diye “herşey eşittir ben” sarmalına sokuveriyorum. Oğlan babasıyla yatmak istese, “beni niye istemiyor” diye uykularımı kaçırıyorum. Eşim sağ olsun bu konuda çok destek oluyor, beni teskin ediyor, yahu o da babası, bırak işte sen de iki dakika dinlenmene bak değil mi… Dert eden ben teselli veren ben, kafamın içinde bir kadın topluluğuyla cümbür cemaat yaşıyoruz vesselam… Biliyorum ki geçecek, yeter ki hassas gebe ana-mini ergen oğul dönemini sabırla atlatabilelim…

Doktor kontrolüme 1 hafta kaldı, doktorla da endişelerimi paylaşacağım, özellikle şu grip konusunda fikrini almak istiyorum. Yürüyüşler bu hallere çok iyi geliyor, ruhen çok rahatlıyorum, haftasonu eşim yoğun gündemden dolayı nöbetçi kaldı, biz de oğlumla çıkıp saatlerce dolaştık, sıcaklar öncesi günlerin tadını çıkardık, ertesi gün ailecek ufak bir piknik yaptık. Aklımda bir pilates var, başlasam artık çok iyi olacak.

Göbeğim sanki iyice büyüdü bu hafta, buarada bebişin hareketlerini bayağı bayağı hissediyorum. İlk gebelikte 19. haftada hissettim, ikincide daha erken hissediliyor demişlerdi, doğruymuş. Özellikle yemek sonrası köpük patlamaları, balık kayması gibi, çok hafif ama bağırsak hareketlerinden bariz farklı bir his… Çok tatlı, çok güzel.. Anlatılmaz yaşanır dediklerinden.

Evet anne olmak daha en başından zor, hayatınıza bir hücre olarak giriyor, o anda derdine düşüyorsunuz, kaygılar mutluluklar endişeler sevinçler, koca adam da olsa evlenip çoluk çocuğa da karışsa hep evladı için atıyor annenin kalbi… Hangimiz hala annemizin can derdi değiliz ki… Bir insan yetiştirmek, emek vermek, büyüdüğünü görmek çok güzel, bambaşka… Allah bu eşsiz hissi isteyen her kadına yaşatsın… İster karnında büyütüp biyolojik, ister kalbinde büyütüp evlatlık edindiği yavrusuyla bir ömür boyu mutlu etsin tüm anneleri ve kuzularını…

Selamlar…

Türkan

Yazar Hakkında

TÜRKAN C. DAĞDEVİREN – 32 yaşında, diplomat. 3,5 yaşındaki oğlu ve sevgili hayat arkadaşıyla geçici olarak Suudi Arabistan’da yaşarken 2 sene sonrasında nerede olacaklarını ve hayatının kalanında hangi ülkelerde yaşayacağını bilmemenin keyfini çıkarıyor. Her şeyden önce sağlıkla kavuşmak, sonrasında SSVD arzusuyla ikinci bebeğini bekliyor. Kitap okumayı ve kanaviçe işlemeyi seviyor.

Türkan’ın tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz. 

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

5 yorum

  1. paragrafın girişini okurken bahreynde yaşadığınızı düşündüm. çünkü ben bahreyndeyim ve buraya geldiğimde temmuzdu, o sıcaklar bana da fön makinesini anımsatmıştı. ki devamında gördüm ki siz de komşu ülkemizde yaşıyormuşsunuz. öncelikle dilerim bebeğinizi sağlıkla kucağınıza alırsınız. ben de hamileyim henüz 14 haftalık ve bazı korkularım var sizinkilere benzeyen. umarım güzel geçen bir süreç olur. bir ses vermek istedim size. sevgiler

  2. Türkan merhaba,

    ben 27-28. haftalarımda grip oldum. Türkiye’de de büyük bir salgın vardı, hala var aslında.
    eğer çok çok ağır atlatmassan, yani dinlenip kendine vakit ayırırsan aslında gripte vücudunun ürettiği antikorlar bebeğe de geçiyor, böylece onu da doğuştan grip aşılıymış gibi korunaklı yapıyorsun. 🙂
    bence dediğin gibi olumlu düşünürsen olumlu olur, kafana hiç takma bu tip şeyleri. 🙂

  3. Merhaba Türkan,
    Seni burda gördüğüme ne kadar sevindim anlatamam. Diyeceksin ki beni nerden tanıyorsun haklısın

    • İnanmıyorum yaa bütün yazdıklarım silinmiş sadece iki cümlem kalmış! İş başa düştü tekrar… Canım seni hamilelerin toplandığı bir forumda farketmiştim. Yazdıkların bana gayet mantıklı geliyor ve görüşlerini kendime yakın buluyordum. Ben sadece okuyucuydum orada. Senin son zamanlarda yazmadığın gerçeği ile ben de yeni arayışlara girdim. Bloglara bakayım derken bomm:) arabistanda, ikinci bebeğini bekleyen devlet memuru… Bu sanırım forumdaki arkadaş dedim ve çok sevindim seni burda bulduğuma. Dün bir sevinç sana yazdım ama yazdıklarım hep silinmiş. Kendim hakkında da yazmıştım. 31 yaşındayım, ikinci bebeğim( ama benim ilki yaşamıyor. Allah seninkine hayırlı uzun ömürler versin), devlet memuru:) vee ankara:) yazdıklarım gidecek mi emin değilim. Haydi bakalım ikinci deneme ile ankaradan tekrar sevgiler gönderiyorum

      • Selamlar, oğluma hamileyken internetten anneler grubumuz vardı, hala arkadaşlığımız devam ediyor Türkiyedeyken yüzyüze de görüşüyorduk : ) dünya küçük internet ortamı daha da küçük: ) ilk evladınız için Allah rahmet eylesin ikinci evladınıza sağlıklı uzun ömürler dilerim sizlerle beraber.. çok teşekkür ederim.. sevgiler:)