10 Yorum

Bir kendini ifade etme aracı olarak sosyal medya

Kayahan’ın ölümünün ardından gazetede verilen haberde bir bölüm vardı:

Sanatçılar yasta.

Cahit Berkay’dan Demek Akbağ’a, Sermiyan Midyat’tan Derya Köroğlu’na birçok sanatçının, Kayahan’ın ardından Twitter’da dile getirdikleri ifadeleri listeleyen bir bölümdü.

Son zamanlarda buna çok rastlar olduk. ‘Ünlüler ne diyor’dan da ziyade ‘Twitter’da ne dediler.’ Twitter artık ciddi bir kendini ifade mecrası oldu. Gazeteler bile haberlerini Twitter’ı kaynak göstererek hazırlıyorlar.

Böyle değildi. Sosyal mecralar böyle güçlü değildi. Bu ayın sonunda 6 sene olacak ben blog yazmaya başlayalı… 2009’da başladığımda Facebook yenice -ve hızlıca- popüler olmuştu, Twitter hesabım henüz yoktu, Instagram’ın kendisi yoktu. Şimdi ise öyle güçlü hale geldiler ki, Gezi Parkı’nın sanal yansıması gibi oldu Twitter: Aç-kapa, aç-kapa.

Dünkü Twitter-YouTube yasağı ile ilgili söyleyecek sözüm yok. Söylenecek her şey söylendi. Anayasaya, hukuka aykırı dendi, siz kim oluyorsunuz da yasaklıyorsunuz dendi, yasaklasanız n’olur ki dendi. 70’ine merdiven dayamış babam Twitter yasağında VPN’i devreye sokabiliyorsa, 8 yaşındaki oğlum ‘Twitter yasaklandı’ dediğimde ‘İyi ki elektrikleri kesmediler’ diyorsa artık kelimenin tam anlamıyla 7’den 70’e insanlar ortada dönenleri biliyor.

Sosyal medya ne için var? Bu sorunun yanıtı herkes için farklı. Kimi ailesiyle iletişim kurmak için kendine Facebook hesabı açıyor, kimi -Gezi’den sonra özellikle 60 yaş üzerinde gördüğümüz gibi- olup bitip de medyada kendine yer bulamayan haberleri takip etmek için Twitter’a giriyor. Kimi kendini ifade etmek için, kimi satış yapmak için… Herkesin sosyal medyası kendine..

Örneğin geldiğimiz noktada sosyal medya kullanımı benim için şöyle evrildi:

Twitter’da hem yayıncı, hem okur olarak varım. Yazılarımı, ama daha çok hissettiklerimi paylaşıyor, haberleri, gazeteleri, ilgimi çeken insanların paylaşımlarını takip ediyorum.

Facebook’ta daha çok blog yazarı kimliğimle takılıyorum. Yazılarımı, okuduğum makaleleri, haberleri paylaşıyorum. Kişisel Facebook kullanımım kısıtlı; özellikle de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kime oy verdiğimi (dahası, CHP adayına oy vermediğimi) açıklamamla ilkokul arkadaşlarımdan aile üyelerimin eleştirisine (!) hedef olduğumdan beri kişisel Facebook’uma temkinli yaklaşıyorum.

Instagram ise o an ne yapıyorum, ne ediyorum’u belgelediğim, bazen de okunmasını istediğim bir yazımın haberini paylaştığım bir platform. Instagram kullanımı, android ‘açılımı’ndan sonra oldukça değişti. Kavga çıkar oldu, ‘en bıdı bıdı zamazingolar için hesabıma beklerim’ diyenler doldu; ciddi sabır gerektiriyor bazen var olmak.

Bunların hepsi gönüllü paylaşımlar… Ha, profesyonel blog yazarı olarak benim için profesyonel bir anlamı da var elbet sosyal medya kullanımının. Yazı yazmanın dışında, internet üzerinden satış yapan, el işi satan mecralar var. İşte bu yüzden sosyal medya yasakları sadece anayasal bir ihlal değil, doğrudan insanların ‘ekmeğiyle oynamak’ da oluyor… Tıpkı geçen haftaki elektrik kesintisinde bir sürü kafe restoranın hizmet verememesi gibi…

Sosyal medyada var olmak bazen yönetilmesi gereken bir süreç olabiliyor. Seni takip eden insanların, sırf seni takip ediyor diye kendinde senden hesap sorma hakkı görmesi, aynı şekilde, sanki cumhurbaşkanlığı hesabıymışsın gibi ‘Falanca konu hakkında beyanda bulunmadınız/bayramı kutlamadınız/bu konuda görüş bildirmediniz!’ demesini bir yere kadar görmezden gelebiliyor insan… Sürekli samimiyet sorgusuyla karşılaşıyorsun ‘O konuda bir şey yazdın da bu konuda neden yazmadın? Samimiyetsizsin işte!’ İşin gerçeği, en hakaretamiz yorumları yapanlar, yüz yüze olsan tek kelime edecek medeni cesareti bulamayan insanlardan oluşuyor.

En kötüsü de ifade özgürlüğünün ne olduğunu bilmeyenlerin ifade özgürlüğü altında hakaret etmesi… Görüş bildirmekle karşısındakine haddini bildirmek arasındaki farkı bilmemesi… ‘Sana katılmıyorum’da durmuyor çoğu kimse, ‘İşte sen böylesin, şucusun, bucusun’a getiriyor. ‘Senin bu fikrini bilmek/görmek zorunda mıyım?’ diyor insanlar da, ‘görmek istemiyorsan bakma/okuma/takip etme kardeşim’ dediğinde ‘İşte senin eleştiriye tahammülün bu kadar!’ diye mağduru oynuyorlar. Zaten yasakçı zihniyet de işte bu kesimden güç alıyor. ‘Benim gibi düşünmüyorsa söylemesin hatta var olmasın!’ diyebilenlerin ülkesinde yasakların ardı arkası kesilmiyor.

İlkokuldayken bir arkadaşım bana ‘pancar burunlu’ derdi. Nasıl koyardı… Değildim de üstelik! Ama o dedi diye sinirlenirdim. Demesin isterdim. Deme derdim, öğretmenime söylerdim. Ama ilkokuldaydım o zaman… 7-8 yaşlarında… Liderine laf edildi diye, kutsalına kötü söz söylendi diye sosyal mecraların kapatılmasını savunan insanlar bana o halimi hatırlatıyor. Onlar öyle dedi diye öyle mi oluyor? Az büyüyün.

Türkiye’de yaşayıp, sosyal medya kullanıp, yasaklardan bahsetmemek mümkün değil… Ama asıl demek istediğim, sosyal medya her şey değil. Her şey sosyal medya değil. Hayatın kendisi değil sosyal medya, hayattan beslenen bir şey… Bütün gün evde otursa, hiçbir şey yazmasa yazacak bir şey bulamaz insan… Ben bulamam en azından. Sonuçta evin içindeyken kargaların saldırısına uğramıyor kimse.

Öyle işte…

10 yorum

  1. Yine son noktayı koymuşsun Elif, bu kadar mı net bu kadar mı güzel anlatılır. Eline kalemine sağlık. Çok seviyorum seni,

  2. Görüşlerimiz ve duruslarimiz farklı hayat yönünden. Ama çoğu yaziniza içtenlikle katılıyorum.

  3. Bir kaç zaman önce bende size benzer bir serzenişte bulunmuştum.şu olaya tepki gösterirken de neden şuna da aynı tepkiye göstermediniz diye.instagram direkt ten yazmıştım.hatta hiç oralı olmadı cevap bile yazmadı diye de içerlemiştim….herkesin kendi gibi düşünmesini bekleyen insanlarla her fırsatta tartışan, öğrencilerimin ve Oğlumun önce bu konuda sağduyulu olmasına çaba gösteren ben aynı zorbalığı göstermiştim işte…Yazıyı tam olarak bu bakış açısıyla yazmadınız belki ama bende bir Aydınlanma oluşturduğu kesin.vaktiyle hakkım olmadığı halde sorguladığım için affınıza sığınıyorum.iyi günler diliyorum.

    • Instagram’daki direkt mesajlarım kapalı, mesajınızı görmemem o yüzden… Ancak bu sözleriniz için çok teşekkür ederim. Dolaylı yoldan da olsa, kendimi size anlatabilmiş olmam, farklı bir pencereden bakmanıza bir nebze de olsa sebep olmuş olmam ne mutlu…

  4. Tweet supermis:) o kadar güzel yazıyorsunuz ki size imreniyorum hatta hafiften kıskanıyor da olabilirim. Blogunuza 9 aylık oğlum için kullanma kılavuzu niyetine bakmisligim çok oluyor:)

  5. Siz varolun emi..hep varolun 🙂

  6. Tanımadığımız, takip ettiğimiz insanlara laf çakma arzumuz nedir anlamış deilim. İnsan kendini sosyal medya eleştirisine karşı nasıl tutuyor bazen şaşırıyorum.saçma sapan hakaretler, saman altından tehditler, yersiz eleştiriler. benim bile okurken içimden “hadi len” dediğim, hatta bazen yazıp yazıp sildiğim anlar oluyor.
    Herkese çemkirdiğimiz o anlarda keşke azcık kendimize aynaya baksak. Gerçi aynaya baksak ağlarız halimize ya.

  7. Elifc’ nin de dediği gibi son noktayı koymussunuz her zamanki gibi. Benim sozle bile ifade etmekte gucluk cektiğim şeyi siz ne kadar anlaşılır, tane tane yazmışsınız. Sizi canı gönülden kutlarım. İyi ki varsınız ve dilerim ki çoğalırsınız, çoğalarız,çoğalırlar…

  8. Ben de cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tercihim ve bu yöndeki facebook paylaşımım yüzünden eşimin erkek kardeşi ve bazı akrabaları tarafından arkadaşlıktan çıkarılmış, eşime deneden bu tarz paylaşımlarda bulunuyor ki diye baskı yapılmıştı. Trajikomik gerçekten.