6 Yorum

Oğlum Büyürken ‘İçimdeki Kız’ı Büyütüyor

Önce sosyal medya dostu olduk kendisiyle… Uzun zamandır takipleştik, yazıştık, çiziştik… En nihayetinde, bahara yüz tutmuş bir Mart gününde bir araya gelebildik Susam’ın annesi, nam-ı diğer Fazla Anne‘yle… İstanbul-Cezayir arasındaki mesafeyi hiçe indirdiğimiz uzun bir sohbetin ancak bir kısmını sığdırabildik bu Beş Yıldızlı Söyleşi’ye… Konuğum, Ali Ömer’in annesi Sabiha ‘Sabiş’ Gürkaynak… 

Screen Shot 2015-04-03 at 12.23.38 PM

Bize kendini anlatır mısın? Anne olmadan önceki Sabiha nasıl biriydi ve anne olduktan sonra nasıl biri oldu?
1984 İzmir doğumluyum. 18 yaşında üniversite için İstanbul’a geldim, 19 yaşında aşık oldum, okulu bitirdiğim yaz 22 yaşında evlendim ve Amerika’ya gittik. Sevgilimle birlikte çalıştık, okula gittik. Ben finans okudum, mezun olduğum sene ekonomik kriz çıktı. Çok uzun süre iş aradık ama bulamadığımız için toplam 5 yılın ardından Türkiye’ye kesin dönüş yaptık. Bütün bunlar olana kadar 5 koca sene evli ama çocuksuz yaşadık, büyüdük, canımız nasıl istiyorsa öyle yaptık.

Buraya kadar hikayemiz çok benziyor… Biz de lisede tanışıp (aslında ortaokulda tanışıp, lisede çıkmaya başlayıp), birlikte Amerika’ya gidip, 6 sene evli ve çocuksuz yaşadık.
Türkiye’ye dönüşün ardından ben bir bankada risk yönetim alanında çalışmaya başladım, bizim bey de özel bir şirkette mühendis olarak işe girdi. Eh birazcık teraziyi doğrultunca “Artık zamanı geldi” diyerek (!) bir çocuğumuz olsun istedik, Allah bize Ali Ömer’i verdi.

Kaç yaşında anne oldun?
28 yaşımda anne oldum, benim için en iyi zaman mıydı, erken miydi, çok mu geç kalmıştım, hazır mıydım, bu soruların cevabını hiç bir zaman bilemeyeceğiz. Zira olması gereken böyleymişti ki, öyle olmuştu…

Screen Shot 2015-04-03 at 12.27.18 PM

Anne olmadan önceki Sabiha nasıldı?
Cevap çok basit; hatırlamıyorum! Tek yapabileceğim tam da bu anda durup önceki hayatımda kalan kendime bakmak, ve ne gördüğümü anlatmak: bir kere asla kapasitesinin farkında olan bir kadın değil, zira limitlerimin bu kadar esnek ve aslında “limitsiz” olduğumun farkına daha önce varmış olsaydım muhtemelen başka bir alanda üniversite derecem daha olurdu!

Çok doğru bir analiz!
Aynı anda çok yazmış, gezmiş ve çok daha “farkında” olurdum bazı şeylerin. Sonra kendini büyüdü sanan, son raddesine kadar her şeyin kontrolü altında olduğunu zanneden, bırak B planını C, D, E planları, check-list’leri olan; düzen, tertip, temizlik bağımlısı olan bir zavallı kız-ceğiz var o hayatta…

Ne güzel ifade ediyorsun…
Hiçbir zaman zeki olduğumu iddia etmedim hayatımda ama çalışkanlığım konusunda da tevazu göstermedim. Çalışmaktan hiç korkmadım, bunalmadım, utanmadım; çünkü başarmak zorundaydım.

Çünkü anne olmak bunu gerektirir..?
Çünkü benim annem ablamı (15) ve beni (13) yalnız büyütmüş bir anneydi. Çok zorluk çekmişti, ben çok iyi okullarda okumalı, en iyi eğitimi almalı, maddi sıkıntı yaşamamalı, ona sahip çıkabilmeli ve kendi ayaklarımın üstünde durabilmeliydim. Allahın izniyle tüm bu hedeflediklerimi başardığımı düşünüyorum, gel gör ki “annelik” noktasında bu eldeki geçmiş pek de sükse yapmıyor.

Screen Shot 2015-04-03 at 12.57.49 PM

Çok iyi biliyorum.
Ben tüm bu programların, evhamların, endişelerin içinde büyümüşken ve bunları hayatın “normal”i zannediyorken; anne olduktan sonraki Sabiha anladı ki asıl hayat tüm bu listelerin ve mükemmel dokunuşların ardında kalandı. Dolaplar bozuluyor, ev kirleniyor, yemekler yenip bitiyordu ama aynı zamanda gel gör ki “an”lar da sen farkında olmadan ve ne yazık ki tadına varamadan uçup gidiyordu!

Anne olduktan sonraki Sabiha?
Şu gün itibariyle söylüyorum ki daha sakin, daha kararlı, daha yavaş ve pek tabii ki aslında içinde her gün yine yeniden yeni bir anne, yeni bir kadın doğuran birisi. Daha hoşgörülü, daha az karışan, daha bir “kapsayan küme” gibi bir şey.

Sen de annelikle birlikte kendini yeniden bulanlardansın, benim gibi…
Aynen… Saydığım tüm bu değişiklikler, bana “daha fazla”sını öğrenmeyi, “daha fazla”sına sabretmeyi öğreten oğlumun eseridir. Zira benim onu büyüttüğüm falan yok; açıkça görüyorum ki o büyürken benim “içimdeki kız”ı büyütüyor; birlikte onun yaralarını sarıyoruz, bazen hırpalanıyoruz bazen ti’ye alıyoruz, yolumuza devam ediyoruz.

Ne iş yapar Sabiha? Ya da ne iş yapmak ister diye sorayım, ne de olsa şu sıralar Ali Ömer’le vakit geçirdiğini biliyorum.
Meslek olarak soruyorsan eğer işletme mezunuyum. Üstüne de finans okudum, “bankacı” değilim ama en son işimde bir bankada risk raporlama gibi entel dantel ödevler yapıyordum. 1 Ekim 2012’den beri evde çalışıyorum.

Screen Shot 2015-04-13 at 6.23.12 AM

Hay ağzına sağlık! ‘Çalışmayan anne’ yoktur, ‘evde çalışan anne’ vardır.
İlk etapta (doğumdan önce) “çok ideal bir anne” olduğum için en azından iki sene çocuğuma kendim bakacağım demiştim zaten, ha sonra tabii evdeki hesap çarşıya uymadı; bazı günler istemeden devam ettim evde olmaya, ama geçti. Bazen delip, bazen değip geçti ama; geçti…

Seninle bir ortak noktamız var: İyileşmek için yazmaya başlamak…
Evet, bu delip ya da değip geçmelerin gündelik hayata yansımaları beni aslında çok geç kaldığımı düşündüğüm başka bir üretim şekline kanalize etti: yazmak! Çünkü söylediklerim uçuyor, yazdıklarım kalıyordu; yazı yazmak içimdekileri dışıma alıyordu, iyi geliyordu. Sonra senin gibi güzel annelerle tanıştım, her şey daha netleşti ve daha çok yazmaya başladım.

Önce Susam’ın Annesi’ydin…
Hamile kaldığımda Baby Center’a kayıt olmuştum. Her hafta bebeğimin boyunun ne kadar olduğunu söyleyen bir bülten gelirdi… İlk bültenlerden birinde ‘Susam kadar’ demişti. Cinsiyetini öğrenmediğimiz için de sonuna kadar ‘Susam’ kaldı.

Sonra Fazla Anne oldun.
Biraz oğlumun “fazla”lıklarını, biraz kendimin “fazla”lıklarını tıraşlamak için nasıl “yeterince iyi anne” olmaya çalıştığımın hikayesini yazıyorum şimdi Fazla Anne’de… Senden, benden, bizden hikayelerin de içinde olduğu bir kitap yazıyorum. Çok gülüyorum, bazen salya sümük ağlıyorum, heyecanlanıyorum, kitabımın sayfaları üst üste kondukça mutlu oluyorum.

Screen Shot 2015-04-13 at 6.29.59 AM

Çok heyecan verici şeyler bunlar! İlerisi için, Ali Ömer büyüdükten sonrası için kariyer planların var mı peki?
Çok şükür 30 yaşım biterken “iş”in sadece sabah 8 akşam 6 arası bir masanın başında üretilenlerden, dolan banka hesaplarından daha fazla bir şey olduğunun farkına vardım bir kere, işte tam da bu yüzden her gün daha da iyi özümsüyorum ki; bu fani dünyada bir kadının meşgul olabileceği en önemli işlerden birisi “gelecek”; bu da çocuklarımızla mümkün. Ha mesela 2006’da okuldan mezun olurken deselerdi bana 30 yaşına geleceksin, uzak bir ülkede evde oturup çocuk bakacaksın, gülerdim! Ama işte kader sana gülüyor aslında sen küçücük planlarını yaparken…

Neden Cezayir?
Çok basit, mecburiyetten! Eşimin çalıştığı şirkette rotasyonla terfi sistemi mevcut olduğundan ve seçme hakkı bulunmadığından, bir gün bir e-mail geldi, hayatımızda yeni bir sayfa açıldı. Kendimi ve oğlumu babasından ayrı yaşatmak gibi bir düşünce asla bir seçenek olmadığı için pek tabii ki iyi günde olduğu gibi, kötü günde de sevgilimin peşinden gittim.

Cezayir’i anlatır mısın?
Aslında bizim yaşadığımız bölgeyi anlatmak daha yerinde olacaktır. Çünkü bu şey gibi, yani Türkiye’de hayat Bodrum’da, İstanbul’da ya da Şırnak’ta yaşayan için bir mi? Tabii ki değil. Ülke genelinde genel geçer şeyler olsa da yaşam tarzı, aile düzeni ve sosyallik nasıl her yerde farklı olabiliyorsa Cezayir için de aynı şey geçerli bir nebze.

Biz bayağı doğusunda nasıl diyeyim Afrika’da kar yağan tek noktadayız diyebilirim. Ve doğu her yerde doğu, başkente göre daha kapalı toplumu, (olmayan) sosyal hayatı ve imkansızlıkları ile süslü bir şehir bizimki maalesef. Şöyle diyeyim belki daha yardımcı olur; en büyük ve tek sosyal etkinliğimiz haftada bir kere ailecek süpermarkete gitmek! Çocuk parkı, oyun alanı vs yok. Bir iki tane park var ama kapılarına demir zincir vurulmuş, girilmesi yasak, virane yerler. Sokak desen çöp içinde, çünkü belediye yok! Velhasılı genelde evde geçiyor hayatımız.

Screen Shot 2015-04-03 at 1.19.58 PM

Bence her yerden, her tecrübeden öğrenecek bir şey var. Mutlaka bundan da bir kazanımla çıkacaksın.
Orada anne olmak benim açımdan zor, Allah kimseyi alıştığı düzenden azına mecbur bırakmasın ama yalnız anne olmak çok zor. Ha İstanbul çok mu kolaydı, annem İzmir’de, diğer annem Denizli’de iken? Ama en azından ablam vardı, görümcem vardı, Ali Ömer kuzenlerinin elinde büyüdü sayılır 2 yaşına kadar. Birden bu hayata adapte olmak tabii ki kolay olmadı ama çok şükür alıştık.

Arkadaşlarınız var mı?
Cezayirli tanıdıklarımız eşimin iş yerinde çalışanlardan ve ev sahibimizden ibaret ama genel olarak çok iletişim kurmak mümkün olmuyor maalesef, çünkü ben Fransızca ya da Arapça bilmiyorum, onlar da İngilizce. Cezayir’de bildiğim tek annelik kendiminki ve bir tane Türk aile ile tanıştık, haftada bir gün ailecek görüşebiliyoruz; oğullarımız tüm gün oynuyorlar, onu biliyorum. Birbirimize destek olmaya çalışıyoruz mümkün mertebe işte, günler geçip gidiyor…

Çalışma hayatına dönmeyi planlıyor musun?
Geçtiğimiz baharda çok sevdiğimiz bir ağabeyimiz ve ablamızın süper yatırımlarına ucundan küçücük ortak olmaya karar verdik. Bir anne- bebek çocuk aktivite ve gelişim merkezinin şubesini açtılar. Ben de orada olacaktım, oğlan derslere devam edecekti; ben de ondan ayrılmamış olacaktım falan filan… Hayat biz planlar yaparken başımıza gelenlerin toplamı ya, Ağustos’un 1’inde eşim Cezayir’de göreve başlamıştı bile. Evdeki hesaplar çarşıya uymuyordu işte… Nasip değilmiş, en azından zamanı “şimdi” değilmiş!

Screen Shot 2015-04-03 at 1.24.23 PM

Yurtdışında çocuk büyütüyor olmakla ilgili ne düşünüyorsun?
Yurtdışındaki her annelik tecrübesi kendisine mahsustur takdir edersin ki… Hangi ülkede ne şartlarda yaşam sürüldüğünün etkisi çok büyük. Kendi adıma söylemem gerekirse dedim ya “yalnız anne” olmak çok zor, Türkiye’ye geldiğim zamanlar haricinde “nefes alacak” bir yarım saatim bile olmuyor uyku saatleri hariç. Sonra bahçemiz dışında sokağa çıkma imkanı olmamasından ötürü çocuk büyüdükçe biraz daha yükü artıyor insanın. Ne bileyim çıkıp başka çocuklarla oynayabileceği bir park olmayışı üzüyor beni.

Onun haricinde, orada yalnız kalmaya korktuğum için eşimin her toplantısında biz de peşine takılıp geliyoruz. Eh İstanbul’daki evimizi kapattığımız için de değişik evlerde kalmamız gerekiyor oğlanla. Pek kolay olmuyor düzen açısından tabii ki. Bir bakıma ben örüyörüm örüyorum, buraya gelince her şey sökülüyor. Öte yandan bavul hazırla, bavulda yaşa, bavul boşalt; oğlanın bir sürü eşyasını taşı, 2.5 yaşında bir çocukla 3 saat git-gel hayli zor oluyor ne yalan söyleyeyim.

Peki ya avantajları?
Tüm bunların yanında yurtdışı demek, manipülasyondan uzak çocuk yetiştirmek demek. Yani en azından bizim senaryomuz için sokakta çocuğumuza parmak sallayanlar, üstüne vazife olmadan yorum yapanlar, ebeveyni gerenler yok. 2.5 yaş çocuğu için bu böyle ama gel gör ki okula gidecek yaşta olsaydı başka türlü düşünür müydüm, bilmiyorum.

Sen kendin için güzel bir şeyler çıkarırsın bu süreçten de…
Benim adıma iyi tarafından bakarsak düzenli, yavaş ve sakin bir annelik dönemi. Kendimi keşfettiğim, anneliğin ne olduğunu anladığım, oğlumu anladığım(ı sandığım) yeni bir döneme geçmişiz gibi yani. Kargaşadan, stresten uzak bir inziva hayatı gibi. Daha çok düşünebildiğim, yazabildiğim, üretebildiğim ve küçük şeylerle mutlu olmayı öğrendiğim bir hayat dersi. Seçmelisi olmayan, tüm dersleri zorunlu…

Screen Shot 2015-04-03 at 1.32.04 PM

Hamilelik ve lohusalık süreçlerin nasıldı?
Hamileleğim sorunsuz geçti. 37. haftanın sonuna kadar çalıştım. Çalışmak iyi geliyordu. İstanbul’un bir yakasında çalışıp diğer yakasında yaşamama ve her gün 61 km yol gitmeme rağmen, hatırladığım bir kötü günüm yok hamilelikle ilgili; ne ruhsal ne fiziksel problemlerim olmadı.

Lohusalık?
Onun aynı şeyi söyleyemeyeceğim maalesef. Normal başlayan ama sezaryenle sonuçlanan doğum süreci, 6 ayda zar zor dinen kolik sıkıntıları, halen bitmemiş olan uyku problemleri ile kucağımda parça tesirli bir bomba patlamış gibi gezdim ilk bir sene. Benim lohusalığım biraz uzun sürdü de! “Daha fazla ihtiyaç duyan” bebek diye bir kavram olduğunu, yapmam ve yapmamam gerekenleri, uykusuzluğa rağmen yaşayabilmeyi, annelikten önceki “müsmükemmel” dünyamın yalandan ibaret olduğunu öğrenmem, anlamam, kabullenmem, insanlara rağmen anne olmayı başarabilmem kolay olmadı.

Çok zor…
Geceler boyu köşe koltuğumuzun köşesinde uyanmasın diye oğlumu tutarken kucağımda, ağlarken gözyaşlarım ona gelmesin diye uğraşırdım. Şimdi geriye dönüp bakınca kendime çok üzülüyorum gerçekten. Benim şu gün bildiklerimi bilen bir dostum olsaydı o vakit yanımda, ne kadar farklı olabilirdi her şey diye düşünüyorum bazen açıkçası. Ama işte gel gör ki yoktu, çok araştırdığımm, okuduğum, ve inan ki çok yorulduğum bir sene geçtikten sonra ancak gitti lohusa depresyonu denen şey benden. Ama çok acıtıp geçti, orası kesin.

Screen Shot 2015-04-13 at 6.35.43 AM

Öyle bir anlatıyorsun ki, keşke yanında olsaydım, keşke sarılsaydım demek istiyorum…
O kadar önemli ki… Bazen yeni doğum yapan arkadaşlarım için özel bir hizmet sunmak geliyor içimden, evini boşaltıp sadece bebeğiyle kendisinin ve eşinin olacağı bir dünya vermek, en azından bir süreliğine.. Sorulduğunda adını düşünmeden söyleyebildiği (!) güne kadar, koruyabilsem onları stresten, gürültüden, boş laflardan, sorulmadan verilen öğütlerden…

Geçiyor ama, değil mi?
Pek tabii ki… Zaten herkesin tecrübesi böyle olmak durumunda değil, karamsarlık olsun diye anlatmadım bunları, tam tersi, ‘merak etmeyin geçiyor’ demek için anlattım. Ümit aşılamak adına diyebilirim ki başa gelen çekiliyor, ve Allah dağına göre kar veriyor, lütfen gereksiz endişelere yer vermeyelim başımıza gelmeden. Gelirse şayet nasıl başa çıkacağımıza dair yolu elbet buluruz, aradıktan sonra…

Bir kadının hayatı Çocuktan Önce ve Çocuktan Sonra diye ikiye ayrılıyor – katılıyor musun?
Bir kadının hayatı anne olduktan sonra asla eskisi gibi olmayan başka bir hayata doğar, buna da halk arasında “annelik” deniyor. Olmazsa olmaz dediğin her şeyden vazgeçmeyi öğrendiğin, her çocukla yeni bir anneliğin başladığı yepyeni bir hayat.

Sence bir erkeğin hayatı da Çocuktan Önce ve Çocuktan Sonra diye ikiye ayrılıyor mu?
Evet tabii ki, erkeğin de hayatı çocuktan önce ve sonra olarak ikiye ayrılıyor ama çocuk yüzünden değil, anne yüzünden… Yani adamın karısı artık eski karısı değil, hem karı hem anne olduğundan işler biraz değişiyor tabii!

Screen Shot 2015-04-13 at 6.38.36 AM

Nasıl?
Hani aşkın ömrü üç yıl diyorlar ya, bence o şöyle: üç yıl bir evliliğin artık sen-ben olmadığının farkına varıldığı, bunun özümsendiği ve uygulamaya geçildiği zaman dilimini temsil ediyor. Çocuklu hayata geçiş de böyle, en azından benim açımdan. Şimdi 2.5 yaşındayken oğlum anca diyebiliyorum ki birbirimize kaliteli vakit ayırabiliyoruz, eskisi gibi tatile çıkabiliyoruz, kafamıza esince gece oturup gitar çalıp şarkı söyleyebiliyoruz… Ne bileyim bu ve benzeri küçük ama karı koca ilişkisinin tuzu biberi olan her şeyi şimdi ancak yapabiliyoruz.

Öte yandan, bilinen bir gerçek ki en iyi senaryoda bile hayat müşterek evet, ancak ebeveynlik asla! Zaman zaman sosyal medyada paylaşıyorum: baba çok farklı bir yaratık, anne kafasının algılayamacağı bir sistematikle işleyen bu müesseseye dair biriktirdiğini yazsa her kadının bir kitabı olurdu kesin! Velhasıl rahmetli anneanneciğim derdi ki; “Baba çocuklarını yanındayken onları bir gözle görür, uzakta olursa o bir göz de görmez olur..” İşte öyle bir adil dünya ebeveynlik dedikleri!

Bir günün nasıl geçiyor?
Ali Ömer uykuyu seven bir çocuk değil, hiç bir zaman da olmadı. Erken kalkıyoruz genelde mecburen… Sabahları yoğun geçiyor genelde. Kocamı işe yolladıktan sonra havanın durumuna göre Aliş ne isterse artık onunla vakit geçiririm. “Akşama ne pişireceğim” sorunsalını aşınca onunla yemeği hazırlarız, mutfakta olmaktan mutlu olan bir çocuk. Biraz işler uzasa da ve ortalık kirlense de hayli oyalanıyor orada. Öğle uykusu süresini kendime ayırıyorum genelde, okuyorum, yazıyorum, uyuyorum ya da hiçbir şey yapmama hakkımı kullanıyorum bazen.

Screen Shot 2015-04-03 at 1.36.32 PM

Öğleden sonra da işte oğlanın yemeği, oyunu, ortalığı topla, baba geldi akşam yemeği derken saat 20.30-21.00 civarı kitapları ve Aliş yatağında olur normal şartlar altında, o uyuduktan sonra da anne baba saati başlar. Bazen anne ve baba saati olur bu, bazen de anne saati ve baba saati. Duruma göre, sonra zaten hemen ertesi gün olur, aynen devam ederim kaldığımız yerden.

Özel bir soru biliyorum ama burada biz bize (!) olduğumuz için soruyorum: İkinci bir çocuk düşünüyor musun?
Benim bir ablam var. Dünyanın neresine gidersen git senle bir nefes alan mecburi bir arkadaşının olması pek tabii ki benim açımdan tarif edilemez bir güzellik. Ali Ömer’in kardeşi ve hatta kardeşleri olsun isterim tabi ki, ama korkuyorum. Onun gibi “zor bir bebek” olmasından değil, uykusuzluktan, yorgunluktan da değil bir çocuklu hayattan “çok çocuklu” hayata geçmekten korkuyorum.

Ama öte yandan da geç kalmaktan korkuyorum, Ali Ömer’i yalnızlığa alıştırmaktan korkuyorum, karı kocalığımıza bir yük daha bindiğinde yapmaya gücümün yetmeyeceklerinden korkuyorum… Belirli bir süre denizin altında kalmak için ciğerlerini genişletmen ve derin güzel bir nefes alman gerekir ya hani, ben henüz yeni yeni soluklanıyorum. Kardeş şart mı bilemem herkesin kendi durumuna göre kesinlikle değişir bence ama ben istiyorum ve fakat henüz yeterince derin bir nefes alabildiğimi zannetmiyorum. Nasip…

Lambadaki cin gelse dese ki: ‘Bütün gün Ali Ömer benim… Ona en iyi şekilde bakacağım. Sen git kendine vakit ayır…’ Nasıl değerlendirirsin bu teklifi?
Günün ilk yarısını kendime ayırırım, yalnızlığımla tadını çıkararak sakince yemek yer, sıcak çay içer, güzel bir film izler, bir deniz kıyısında oturur sessizliği dinlerim. Günün geri kalan kısmında ise aylardır doğru düzgün vakit geçiremediğim anneme felekten zamanlar hediye eder, sevgilimle gün batımını izler, vapurda kuşlara ekmek atar, güzel bir konsere falan giderim..

Screen Shot 2015-04-03 at 1.41.06 PM

Annelik yapmanın seni en çok zorlayan tarafı ne? Keşke farklı bir yolu olsaydı dediğin?
Birincisi uykusuzluk. Çünkü uykusuzluk belirli bir noktadan sonra insanın rasyonel düşünme yetisini elinden alıp giden bir türlü canavar.

Kesinlikle katılıyorum! Uykusuzluğun bu kadar zor olduğunu bana kimse söylememişti, ha söylese de ne fark ederdi, bilemeyeceğim.
Yani gecede 21 kere uyanmak zorunda kalan bir kadından, ve hatta daha kötüsü hiç uyuyamayan bir kadından ne kadar normal bir anne olmasını bekleyebilirsin ki? Keşke tüm bebekler doğduğunda bu uzuuun süren jetlag’e karşı eğitimli olsalar, kendileri uyusalar mesela!

Anneliğin en sevdiğin tarafı?.. İyi ki böyle dediğin?..
En sevdiğim tarafı aslında kendi çocuğumuzu değil içimizdeki çocuğu büyütüyor olmamız. Kadının kendini annelikle bulmasının ardından yatan en büyük sebep bu bence. “Sana ve eşine yapılan anneliğin ‘can kırıkları’nı toplamak, çocuğun için en iyisini dilerken hep, farkında olmadan hayatında hiç olmadığın kadar “iyi” hissetmek…

Bir ‘kişisel gelişim süreci’ olarak annelik…
Evet, aynen öyle…

Sence anne olarak neyi iyi yapıyorsun?
Öğrenmeyi iyi yapıyorum. Hep iyi yapmıştım zaten. Üşenmem, çok okurum, araştırırım, çabalarım.

Screen Shot 2015-04-13 at 6.42.20 AM

Neyi daha iyi yapmak isterdin?
Öğrendiklerimi uygulayabilmek. Sabredebilmek. Yavaşlamak. Sakinleşmek. Tüm annelerin ihtiyacı olan şey buymuş gibi geliyor bana nedense. Yeri gelmişken sevgili Pınar Mermer’e beni bu felsefeseyle tanıştırdığı için, dışı gibi güzel yüreğiyle yaralarımı sarmama, silkelenmeme, durmama, sakinleşmeme ve yavaşlamama yardımcı olduğu çok teşekkür ederim. İyi ki o kitabı yazdı, iyi ki ben onu tanıdım, iyi ki geç de olsa “bana yardım edin” diye kendimi odasına attım…

Cümleyi tamamlar mısın: Şimdiki aklım olsa…
Şimdiki aklım olsa; kesinlikle bir ebe olsun isterdim yanımda… Tüm gebelik sürecimde ruhsal olarak hazırlanmaya çok çok önem verirdim ve annemi yanıma alıp gidip Amerika’da doğum yapmaktan korkmazdım. Lohusalığım geçene kadar da orada kalır içgüdülerime ve kendime daha çok güvenirdim. Sakinlik belki daha iyi gelirdi… Kim bilir… Normal doğum bile yapabilirdim belki…

Boşluğu doldurur musun: Anne olmadan önce … derdim/zannederdim/düşünürdüm.
Anne olmadan önce sistematiğin ve planlı olmanın anneliğin zor kısmını halledeceğini düşünürdüm.

‘Anne olunca anladın’ mı?
Anne olunca anladım ki sistemli ve düzenli annelik her çocukta işe yaramıyordu ve bazen akışına bırakmak en iyi çözümdü çünkü bazı bebekler ortalamadan “fazla” ve “farklı”ydı…

Screen Shot 2015-04-03 at 1.43.58 PM

Tek cümleyle: Sence Anne kime denir?
Anneliğinin farkında olan herkes benim gözümde annedir. Ama öyle dertli, elemli, çilekeş kadın profili ya da aman efendim özünden verir, yemez yedirir, giymez giydirir kutsal kadın hikayelerinden çıkmaz o farkında olan anne. Ne bileyim eğitimle, diplomayla, parayla, pulla da kimseye bahşedilmez. Yürekli kadının işidir anne olmak. “Her kişinin değil, er kişinin” işidir; çok kıymetli bir büyüğümün demesiyle. Yoksa ağaçlar da büyüyor işte sokakta yağmur yağıyor, rüzgar esiyor, güneş açıyor; büyüyorlar. Mesele “çocuk büyütmek” değil, mesele “anne olmak”…

***

Fazla Anne’yi blogundanTwitter ve Instagram‘dan takip edebilirsiniz. 

Prima

Bu söyleşi, Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

6 yorum

  1. Ne güzel anlatmissiniz…ne guzel ifade etmissiniz; “mesele çocuk buyutmek değil mesele anne olmak”…

  2. Beğenerek okudum, içimde keşkelerle okudum. Elifin dediği gibi ozamanki halinde gidip yardımcı olabilmeyi istedim. Sabihanın dediği gibi Lohusalara yardım timini düşledim. Keşke dedim, keşke herşeye karışmak yerine neye ihtiyacın var yardım edelim diyen bir toplum olabilsek….

  3. Çok güzel bir söyleşi olmuş, çoğu yerde çok duygulandım… Kendini ifade edişine de hayran kaldım, iki anneye de sevgiler 🙂

  4. 2cocukluhayat.blogspot.com.tr.

    Zevkle okudum hoş bir söyleşi olmuş.

  5. Incir'in Annesi

    Yurtdisinda hele Cezayir gibi bir yerde cocuk buyutmek ve tek anne olmak nedir bilirim. Hele o haftalik supermarket gezilerinin kitabini yazarim ama her sey geciyor, o gunler de geciyor. Supermarket gezileri hos anilar olarak kaliyor.

    Cok guzel, cok guclu ifadelerle dolu bir soylesi. Sevgiler.

  6. çok güzel bir söyleşi olmuş iki anneye de tebrikler sorularda can alıcı verilen cevaplar da çok içten . fazla annede kendimden çok şey buldum özellikle kişisel gelişim için çabası , lohusalık sürecindeki duyguları ve ikinci çocuğa bakış açısı