1 Yorum

Öznur’un Gebelik Günlüğü, 30. hafta

Artık beni gören çoğu kişinin sorduğu soru şu:

Eee ne kadar kaldı?

Haftayı söylesem, pek kimse anlamıyor, ay hesabı yapsam yanlış hesap oluyor. Bazen 2 ay diye kestirip atıyorum, cevap vermekten sıkıldığım zamanlar. Aslında 2,5 ay kaldı ama sanırım sabırsızlığımdan çabuk geçsin istiyorum zaman. Biliyorum çok keyifli, büyülü bir zaman yaşıyorum ve hatta kızım doğunca keşke içimde kalsaymış diyeceğim anlar da olabilir ama elimde değil, çok merak ediyorum. Kime benzeyecek, eli yüzü nasıl olacak? Umduğum gibi sakin bir bebek mi olacak yoksa bu saf ana babaya hiçbir şeyin umduğumuz gibi olmayacağını mı öğretecek?

Tabii ki zamanında ve sağlıkla gelsin ama bir an önce kollarımda olması için sabırsızlandığımı itiraf etmem gerek.

Oznur30

Eşimle bebek bakımı ve eğitimi konusundaki teorilerimiz oldukça sağlam gibi görünüyor. Tecrübeli anneler bu cümleme kıs kıs gülüyor olabilirler çünkü teori ile pratiğin bu kadar farklı olduğu başka bir konu yok sanırım. Ama olsun, ben henüz saf bir gebe olarak rahat, huzurlu, koliksiz bir bebeklik dönemi geçireceğimizi hayal etmek istiyorum, varsın sonra yıkılsın o hayaller.

İlk önceliğimiz uyku eğitimi olacak. Tracy abla ve Harvey abi sağolsun, hatim ettim yöntemlerini. İlk 3 ay bebe ne derse onu yapacağız, okuduklarıma göre bebekler ilk 3 ay alışkanlık kazanmıyorlarmış, ayrıca yine ilk 3 aylık döneme bebeğin dünyaya alışma süreci olarak baktıklarından bu dönemi 4. trimestır olarak adlandırmışlar. Biz de 4. ayda uyku eğitime mutlaka geçmeyi kararlaştırdık, zaten sonrasında işe başlayacağım için bu eğitim benim için en önemli konulardan biri.

İkincisi biraz daha ilerleyen dönemi ilgilendiriyor ama ek gıdaya ve yemeğe geçtiğimizde annemin torunlarına gösterdiği sabrı ben gösterebilir miyim bilmiyorum. 2 yaşında bir yeğenim var ve bazı öğünlerinde o tabak annemin elinde uzunca bir süre tüm evi geziyor. Geçenlerde yemeğini ben yedirmeye çalıştım, çığlık çığlığa geçen 3 dakika sonunda “tamam ya yemiyor işte” diye pes etmişken tabağı annem devraldı, yaklaşık yarım saat sonra çeşitli hikayeler ve oyunlar ile o yemek yedirildi arkadaş. Vallahi pes. Kızımı anneme bırakmakla ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bir kez daha idrak etmiş bulunuyorum. Yoksa bizim elimizde aç kalacaktı yavrucak.

Bu arada ben küçükken yememe konusunda annemi epey delirtmişim, “havayla yaşardın” diyor annem bana. Kanepelerin arkasından elime zorla tutuşturulmuş ekmek dilimlerini toplarmış kadıncağız. Ne yaptıysa yememişim, hatta o kadar sinirlenmiş ki bir gün “senin çocuğun da sana çeker de inşallah, neler çektiğimi görürsün” diye beddua bile etmiş. Benim bebeye de kendisinin bakacağını hesaplayamamış zaar. Şimdi zaman zaman hatırlatıp, -şimdilik- gülüyorum. Sonra oturup ikimiz de sinirden ağlar mıyız bilmem.

Neyse, artık bunlar sonra düşüneceğimiz konular, ben şimdiki sakinliğim ile yemek konusunda çok ısrarcı olmanın bir faydası olmadığını düşünüyorum ve yine teorik olarak kızımı bu konuda fazla zorlamayacağım iddiası içerisindeyim.

Gelelim geçen haftaki kontrolümüze. İki haftadır beni oldukça zorlayan nefes darlığımın bir sebebinin kansızlıktan kaynaklanabileceğini söylüyor doktorum. Bu yüzden kan şurupları iki katına çıktı bu hafta. Ayrıca B12 ve kalsiyum desteğine de başladık. Bu durumda sabah aç karnına demir, sonra B12, sonra kalsiyum akşam da çoklu vitamin haplarını alacağım. Bu kadar ilaç gerçekten gerekli mi diye sorgulamadan edemiyorum ama itiraz edebilecek durumda da değilim açıkçası. Bu günlere zaten zar zor geldik, şimdi gelişimi günü gününe dengeli gidiyorken itiraz etme cesaretini kendimde bulamıyorum şahsen.

Nefes darlığının bir diğer sebebi ise kızımın başıyla diyaframa yaptığı baskı, sağ olsun bir ayağıyla da mesaneyi tekmeleyip duruyormuş. Bu da yarım saatte bir gerçekleştirdiğimiz tuvalet ziyaretlerinin sebebini gayet net bir şekilde açıklıyor zaten.

Bu haftaya kadar toplam 11 kilo almışım, biraz dudak büktü doktorum, gerçi ben de her aynaya baktığımda aynı hareketi yapıyorum. Karbonhidrat krizlerim geçti, artık sebze ve protein ağırlıklı beslenmeye dikkat ediyorum ama günde yarım litre süt, cevizi, fındığı, bademi ve tamam arada kaçan tatlısı, dondurması, çekirdeği derken normalden 2-3 kilo önde gittiğimizin uyarısını da almış olduk. Ne yapayım, hiç içimden gelmiyor şu dönemde kendimi kısıtlamak.

Aynı zamanda şeker yüklememizi de yaptırdık, sonuçları henüz almadım ama neredeyse öğlene kadar aç beklememe rağmen hazırladıkları iki koca bardak şekerli ve limonlu suyu içmek hiç zor gelmedi bana. Sanırım bunda limonun etkisi büyük. Sonrasında da hiç sorun yaşamadım, taa ki yemek yiyinceye kadar. O kadar açlığın üstüne biraz hızlı bir yemek yiyince gittiğimiz alışveriş merkezinden zor attım kendimi dışarıya, sanırım bir 10-15 dakika kadar taşikardi geçirdim, sonrasında soğuk hava ile birlikte düzeldim neyse ki…

Şeker yüklemesinin sonucunu henüz almadık ama bebeğin gelişimi ve tüm değerleri gayet güzel. Bu muayenemizde boyunu ölçtürmedik, kilosu tam 1.170gr olmuş. Çok da güzel bir pozunu yakaladık köfte dudaklı kızımın, telefonuma kaydettim, açıp açıp bakıyorum gün içinde.

Artık geri saymaya başladık, az kaldı kızım.

Sevgiler

Öznur

Yazar Hakkında

ÖZNUR – İstanbul’da yaşayan, günde yaklaşık 4 saatini trafikte geçiren, tahammül sınırlarını oldukça genişletmiş ama bunun yanında sinir sahibi olmuş ve günün birinde delirip mutlaka Ege’ye yerleşecek olan (klasik) bir bilişim sektörü çalışanıdır. 38 yaşında olup, ilk gebeliğini anlatıyor.

Öznur’un tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz. 

Bir yorum

  1. Adem Güneş’in Güvenli Bağlanma kitabını okumanızı tavsiye ediyorum. Bence bir annenin hamileyken okuması gereken en güzel kitap. Çocuğunuzun uyku eğitimi, yemesi içmesi gibi fiziksel gereksinimleri dışında, bir o kadar önemli olan ruhsal gereksinimlerini de nasıl karşılayacağınızı anlatan bir kitap.