11 Yorum

Okul seçimi 2 – İyi okul, iyi öğretmen, ödev vesaire…

Marka Anne ve Ali Koç‘un düzenlediği Okul Arıyorum seminerinden notlar paylaşmıştım dün. O, işin teorik kısmına dairdi, ebeveyn olarak okula ve çocuğumuza bakış açılarımızla ilgili… Bugün işin biraz daha teknik kısmına yer vereceğim: Okul ve öğretmen seçimi, ve ödev konusu…

Derya da blogundaki notlarında yazmış, ‘terapi niteliğinde geçti seminer’ diye… Gerçekten öyleydi… ‘Annelerin okul kaygıları nasıl giderilir?’ Ancak her ne kadar annelerin kaygılarını gidermek çok kıymetli olsa da, günün sonunda ortada hala yanıtlanması gereken sorular vardı: İyi okul nasıl bulunur? İyi öğretmen nasıl bulunur? Bu ödevi işini n’apacağız?

Okul_secimi_2

Ali Koç’un yanıtlarını kendi deneyimlerimle harmanlayarak vereyim:

İyi okul nasıl bulunur? 

Devlet okulu bazında konuşuyorum: İstanbul derya deniz. Oturduğunuz semte göre, çok iyi devlet okulları olmakla birlikte, imkanları yetersiz devlet okulları da var. Okulların niteliği hakkında bilgi sahibi olmak çok zor değil.

Hakikaten de değil. Örneğin biz Anadolu Yakası’na taşınmaya karar verdiğimizde bu civardaki ‘iyi okulların’ adını öğrenmiştik. Zaten bir elin parmağını geçmiyor bu okullar, senelerdir de aynılar. Öte yandan, mahalle aralarında da gayet iyi okullar bulabiliyorsunuz, daha doğrusu iyi öğretmenlerin olduğu okullar.

Biz şu andaki okulu aynen böyle bulduk. İlk etapta daha büyük, eski, köklü okullara yönlenmiştik. Sonra canım bir arkadaşım dedi ki ‘Elif bak bu okul küçük, hem de yakın… E zaten Moda küçük bir yer, herkes birbirini tanıyor. Gel sen buraya ver oğlanı.’ Öyle oldu.

İyi öğretmen nasıl bulunur?

Ali Koç’un önerisi: Çocuğunuzu göndermeyi düşündüğünüz mahalledeki parklara gidin, okul çıkış saatinde… Oradaki annelere (bulabilirseniz babalara), anneanne/babaannelere sorun bakalım çocukları hangi okuldaymış. Öğretmenleri kimmiş? Nasılmış? Böyle böyle kulis yapın.

Ama işte kime göre, neye göre iyi öğretmen? Herkesin beklentileri farklı. Kimine göre iyi öğretmen çok ödev veren öğretmen. Kimine göre az ödev veren… Kimine göre sınav sistemine hazırlayan öğretmen iyi öğretmen. Kimine göre yarış atı yetiştirmeyen.

İyi öğretmen dediğin nedir? Öğretmen nedir ki? Nasıl olmalıdır? Bu konuda EgitimPedia’da gazilyon tane yazı var. İşin teorik kısmı da tartışılabilir. İçinde bulunduğumuz kitlesel, neresinden tutsan elinde kalan milli eğitim sisteminde benim için tek bir kriteri var bunun: Çocuğumu sevmesi… Öğretmen çocuğumu sevsin, yeter. Onu ezmesin, onu üzmesin, daha da bir şey istemem ben.

Elbette çocuğumun yaratıcılığını öldürmesin, onu öğrenmeye teşvik etsin, araştırmayı, soru sormayı özendirsin gibi şeyler de ekleyebilirim buna… Ama beklentilerimi minimize etmeyi öğrendim ben. Varsın Kaptan Düşük Don kitaplarını ‘Saçma sapan’ bulsun. Evde okuturum ben onları, çok da dert değil. Öğretmen benimle aynı düşünmek, benimle aynı zevklere sahip olmak zorunda değil. Dedim ya, çocuğumu sevsin, bana yeter.

Ödev işini ne yapacağız?

Ödev konusu, okullu hayatın en can alıcı konularından biri. ‘Yeni akşam yemeği ödev’ deniyormuş artık eğitim çevrelerinde… Yani eskiden aileler akşam yemeğinde bir araya gelirlerdi ya hani (günümüz çalışma şartları, uzun çalışma saatleri bunu bile etkiledi), şimdi ödev etrafında bir araya geliyormuş aileler…

Ve artık anaokuluna kadar iniyor ödev. Oluyor. Okullar ‘çocuklar aileleriyle vakit geçirsin’ adı altında ne bileyim, yok boyama, yok yaprak toplama ödevi veriyorlar çocuklara… Çocuklarımızla okul dışında nasıl vakit geçireceğimize de karar veriyor bazı okullar. Ama biz parka gideceğdik?

Biz de ilk sene ne çekmiştik ödevden. Hayatımda çocuğumla arama giren en zor şeydi herhalde, bir daha da hiç girmesin isterim. Birinci sınıf velisi olmayı çok zor bulmuştum ben, tam da bu yüzden.

İkinci sınıfta başka bir okula geçtik, şimdiki öğretmen etüt yaptırdığı için etüde kalan çocuklar ödevi okulda yapma imkanı buluyorlar. Deniz etüde kalmayı tercih etti, böylece ödevlerini okulda bitirebiliyormuş. Eve gelince oyun oynamak istiyormuş. Bundan daha net anlatamazdı bence çocuk ödeve olan bakış açısını…

Ödev, o gün okulda öğrenilen konuyla ilgili bir DENEYİM yaşanmasıdır. Sayfalarca tekrar edilen yazılardan çocuk bir şey öğrenmez’ dedi Ali Koç. Örneğin, birinci sınıf öğrencisine üç sayfa ‘ELA’ yaz diyor öğretmeni… Öğrensin diye… Peki çocuk L ile A’yı yanlış bağlıyorsa n’olacak? Yanlış öğrenecek, hem de üç sayfa… Ondan sonra kolaysa düzeltin bakalım.

Ödevin gerekliliğini ya da gereksizliğini eğitimsel açıdan tartışabilecek kapasitede değilim. Ancak bir anne olarak, bir veli olarak, sayfalarca verilen tekrar ödevlerinin, çocukla ailesi arasına nifak tohumları serpmekten başka bir işe yaradığını da görmedim.

Ali Koç bunu bertaraf etmenin, ödevin sorumluluğunu çocuğa teslim etmekte yattığını söylüyor. Onun ödevi, onun kararı. İlahi Ali Bey, bizim gibi ne yiyeceğine, ne kadar yiyeceğine, ne zaman ne kadar üşüyeceğine çocukları adına karar veren ebeveynlere söylenecek laf mı bu?! Elbette zorla yaptıracağız ödevleri de!

Şaka şaka… Öyle olmaması lazım tabii… Çocuğa ödevin kendisiyle öğretmeni arasında olduğunu anlatmak ve sonra geriye çekilmek lazım. Tabii ki çocuğun ertesi gün azar işiteceğini bile bile bunu yapmak kolay değil. Ama, azarı bir kenara bırakalım, gerçekten de bir şey öğreniyor mu ki sevmeyerek yaptığı ödevden? Şahsen bence o sırada Lego yaparak daha çok mühendislik bilgisi ediniyor çocuk…

‘İyi diyosun da hocam, öğretmeni çok ödev veriyor bizim çocuğa, yapamıyor bizimki… Yapamayınca da düşük not alıyor’ mesela… Napıcaz? ‘Yetişkin müdahalesinin gerektiği durumlarda müdahale edeceksiniz’ dedi Ali Koç. Çocuğunuz duygusal olarak eziliyor, uykuları kaçıyor, iştahı kesiliyorsa mesela… ‘Eksik ödevin ilk belirtisi karın ağrısıdır. Çocuğunuz bir sabah uyanıp ‘karnım ağrıyor’ diyor, okula gitmek istemiyorsa karnına değil, çantasına bakın’ diye de ekledi. Nasıl tüyo ama? (Siz yine de karnına da bakın annesi, yazık, öpün geçsin)

Onun dışında bırakın kendisi çözsün öğretmeniyle arasındaki ödev sorununu… Belki kendini izah edecek, belki öğretmenini ikna edecek? Sizin, böylesi bir zaferi çocuğunuzun elinden almaya hakkınız var mı? Yok, biliyoruz. Ama çocuğumuzun üzülmesine katlanamıyoruz. Ama doğru değil biliyoruz. Ama… neyse işte…

Dünkü yazıyı da, bugünkünü de ‘İyi hoş diyorsun da kardeşim, memlekette doğru dürüst devlet okulu mu kaldı, hepsi imam hatip doldu, okul bulsak göndericez, ödev de yaptırmicaz tamam da hiçbir şeyin garantisi yok, sen çıkmışın bık bık bık yok okula gönderin, yok rahat olun şeklinde ahkam kesiyorsun’ diyerek okuyanlar vardır, var. Onlara da yanıtımı yarın vereceğim. Beni izlemeye devam edin.

11 yorum

  1. Esra Ün Güçlü

    Oğlum vasat sayılan bir devlet okuluna gidiyor. Herkes tarafından beğenilen okulun 1. sınıf öğretmenleri bize uymadi. Sert, disiplinli iyi öğretmen diye bahsedilen öğretmen hiç içime sinmedi.
    Başka okulda kendimce işini ve çocukları sevdiğini düşündüğüm bir öğretmen seçtim. Daha önce 4. sınıf bitiren bir kaç öğrenci ile konuşarak bu kararı aldım. Anneler hep kendi ogretmenini övüyor, objektif bakmıyor bence. Karar verilecek sadece 3 okul olunca araştırmak kolay oluyor.
    Küçük yerde yaşamanın artıları ve eksileri işte 🙂
    Ogretmenimizi oğlum çok seviyor, biz çok seviyoruz.
    Çok şükür bu karardan pişman olmadık. Evet okul değil, öğretmen seçmek lazım. Öğretmeni sevdiği için odev sorunu yaşamadık, öğretmenim bana güveniyor odevimi yapmassam üzülür. Kitap okumayı ödev değil, ödül gibi verdiği içinde kendisine minnattarim.

  2. Ne de güzel söylemis Ali bey öğretmen ödev vererek öğrenci sorumluluğunu bekliyor, biz yapıp yapmama kararını çocuğa bırakarak aslında onun da özgür bir birey olduğunu gösteriyoruz. Eşimin yeğeni şu an 1. sınıfta ve inanılmaz ödevleri var uyku saati bile sekteye uğradı çocuğun. Çocuk kaç aydır deli gibi çalışıyo -annenin zoruyla da olsa- eksiksiz götürüyo ödevlerini yeri geliyo yoruldum diye akan gözyaşları defter sayfasında kuruyo izi kalıyo. Ama öğretmen kalkıp anneyi tebrik ediyo “Ay Tebrikler Ayşe/Fatma hanım kızınızın ödevleri hep tam bazı sorumsuz (!) veliler ödevini eksik gönderiyor ben de artık o öğrencileri derse almıyorum” Düşünsenize siz Ali Bey’in dediği gibi ödev kararını ona bıraktınız o da artık yorulduğu için son sayfayı yapmama kararı aldı ve öğretmenine açıklayacak durumu ancak şok! Öğretmen sınıfa almıyor! Bu çocuğun eğitim hayatı işte o kapıda kaldığı anda çatlar hatta yikilmaya başlar.

  3. Oğlum bu yıl 1. Sınıfa başladı. Duyduğum 2 tane iyi okul vardı birinin sınıf mevcutlarının fazlalığından dolayı diğerini tercih ettim Feneryolu’nun en iyi okuluydu sözüm ona kayıda gittiğimizde milyarlar istendi yazılması için, kaydı tamamlayana kadar ki 10 günüm kabustu, müdüre hanım çok netti ” benim altımda kötü öğretmen olmaz !” .. Benim yazdırmak için binbir eziyet çektiğim okul tam bir fiyasko çıktı öğretmende cabası.. Emeklilik günü gelmiş ama maddi yetersizlikten dolayı hala çalışan ama ” kotası gerçekten dolmuş ” bir öğretmene denk geldik. Sürekli bağıran azarlayan bıktım artık sizden diyen bir öğretmen.. Gitmediğim yer kalmadı ilçe milli eğitim müdürlüğüne kadar yapacak bişey yok dediler peki soruyorum şimdi size bu sınıfta okuyan hevesle okula başlayan 29 tane minicik masumun ne günahı var ?! Öğretmenliğe 50 yaş sınırı konmalı yıpranma payları çok. Gencecik öğretmenler atama beklerken bu çocuklar arada kaynıyor.. Benimde okula başlayacak çocukları olanlar için nacizane tavsiyem; okul bitmeden gidin 1. Sınıf okutacak öğretmenlerle tanışın çekinmeyin gözlemleyin iç sesinize inanın çünkü bir anne asla yanlış birşey hissetmez.. Umarım bende bu deneyimlerimi 2. Çocuğumda başarılı bir şekilde uygularım. Teşekkürler Elif iyi ki yazmışsın sayende bende içimi döktüm

  4. Merhaba ;
    Yazınızı okurken için öyle çok cız etti ki yorum yapmadan geçemeyeceğim.
    Oğlum özel bir okulda okuyor. İşime yakın olması , 18:00’e kadar etüdünün olması -bakacak kimsemiz yok- ve ingilizce eğitiminin olması haricinde bir tercih sebebimiz yoktu başlarken. Ama sonraları öğretmeni ile arasında gerginlikler başladı. Tüm okul yönetimi oğlumun iletişim sorunlarının olduğunu altta alttan beynime işledi.
    Onlara göre her şey mükemmeldi ve tek sorun oğlumdu. 1 yılda tam 9 Pedagog gezdim , pek tabi oğlumu gezdirdim. Gittiğim her pedagog yeni bir şey önerdi ama hiçbiri işe yaramadı. Bir gün artık son umudum olan görüşmede bana dediki
    “Oğlunuzu onu sevmeyen bir öğretmene mahkum etmişsiniz”
    Sonra durdum düşündüm haklıydı , bir kez sarıldığını , sevgi cümleleri ile konuştuğunu duymamıştım. Ama bu normal zannettim hep , disipline etme gereğidir diye düşündüm.
    Büyük yanılmışım.
    Bunu okuyan varsa siz lütfen yanılmayın.
    Çocuğunuzu onu sevmeyen bir öğretmene mahkum etmeyin!

    Bu sene öğretmeni değişti ,Can da değişti , akademik başarısı da değişti ,kendine güveni de , gülümsemesi de…
    Sevgiler,

    • Merhaba
      Bence de en önemlisi öğretmenin çocuğu sevmesi. Kendimden örnek vermek istiyorum. Istanbul’un sayılı liselerinden birinde okudum. Ilk sene hazırlık sınıfında sınıf öğretmenimiz ki kendisiyle günde en az 4 saat Dersimiz vardı beni hiç sevmedi. Yeni başladığım bir okul ve sizi sevmeyen sürekli eleştiren ve aileye şikayet eden bir öğretmen ve ben tabiki depresyona girdim. 14 yaşımda bunu kaldıramadim. 7 yaşında ki bir çocuk nasıl kaldirsin. Mezun oldugum liseyi hic sevmiyorum. Her yil yaptiklari mezunlar gunune asla ktilmiyorum. Bir ogretmen benden cok sey aldi.Öğretmenlerden her ailenin beklentisi farklı olabilir. Ama tek bir gerçek var ki çocuklar sevilmek ister. Sevildikce onemsendikce başarılı olurlar. Bunu anlamış ve uygulamaya geçirmiş öğretmenlerle karşılaşırız umarım.

  5. Evet, hala kafa karışıklıkları var ama sırtına bir el koydum, sıvazlıyorum, geçecek bu günler, aydınlık günler, öğretmenler, okullar göreceğiz arkadaşım/arkadaşlarım. Senin de klavyene kuvvet Elif:)

  6. Benim çouğum henüz okul yaşında olmadığından kendi tecrübem değil ama yakın bir arkadaşımın, kızının öğretmeni yüzünden yaşadığı strese bire bir şahit olduğumdan yazmadan geçemedim.
    Adaşım Gonca, yazdıklarına katılıyorum,emekliliği gelmiş de geçmiş bir öğretmeni tehlikeli buluyorum, elbette her öğretmen bir değildir ama genelde fazlaca yıpranmış ve tahammülleri azalmış oluyor. Anaokuluna da gitse -ki gitmeyen çocuklar için tam bir bocalama dönemi-1. sınıf çocuklar için daha kurallı ve disiplinli bir yer, burada çocukları örseleyecek değil daha toleranslı olacak öğretmenlere ihtiyaç var. Çocuktan çok fazla beklenti içine girildiğinde ve diğer çocuklarla kıyaslamaya gidildiğinde özellikle de öğretmen diğerlerine karşı yavaş gelişim gösteren bir çocuğu diğerlerinin önünde acımasızca eleştirdiğinde işler sarpa sarmaya başlıyor.

    Eğer öğretmen velilere karşı “ben bu işe yıllarımı verdim, benden daha iyisini yapabiliyor olsaydın benim yerimde olurdun” kafasındaysa ve salt egodan vücut bulmuşsa haydi geçmiş olsun.
    Bir öğretmen karne gününde kendisine hediye alınmadı diye “ben 33 yıllık öğretmenim böyle rezillik görmedim, bir kere bile hediye almadığım olmadı, parasındaysanız ben size 50 TL verirdim alırdınız” diyerek sınıf annelerini azarlama hakkını kendisinde nasıl bulur??? Burada biraz da velilerin tutumuna bakmak gerekmez mi? Çocuktaki her gelişimi öğretmene hediye yağdırarak kutlarsanız ya da hediye işini bir sempati aracı haline getirirseniz tribal enfeksiyona açık öğretmenleri de böyle beslersiniz.

    Bu bahsettiğim öğretmen, iyi bir semtin, iyi bir okulunda, fazlaca kişi tarafından “iyi öğretmen” olarak tavsiye edilmiş biriyse ve -malumunuz- belli bir katkı payı yardımı ile çocuk bu sınıfa kayıt edilebilmişse, şikayet etme, sınıf değişikliği vb. çözüm yollarının getireceği fayda ile zararının analizi yapılıp en iyi çözümün psikiyatriste gitmekte bulunduğu bir durumda şöyle bir yere geldik, doğru öğretmen seçmek diye bir şey yok, şanslıysanız sizin beklentilerinizi karşılayan bir öğretmene denk gelebilirsiniz.
    Çocuğu 1. sınıfta okuyan ve okul seçimi arefesinde olan herkese ekstra kolaylıklar dilerim.

    • Annem 55 yasinda devlet okulunda sinif ogretmeni. Hala calisiyor. Gerci siz de belirtmissiniz ama yine de soylemek istedim. Isini cok severek yapiyor. Seneye emekli olacak simdiden uzuluyor. Ogrencilerinin akedemik basarisi cok yuksek. 20 kusur ogrencisi var hemen hepsi il genelinde yapilan sinavlarda ilk 150 deler. Velileri cevresinde fir donuyor. 30 yasimdayim belki almistir ama ben annemin rapor aldigini bilmiyorum, hastaligi varsa bile cocuklar rezil olmasin diye gidiyor. Dun beni aradi cocuklarimin 23 nisan gosterisini izlemek ister misin persembe okula gel diye. Hala da boyle heyecanli. Ben de ortaokul ogretmeniyim. Asla cocugumu teslim etmek istemeyecegim gencecik ogretmenler de var. Bu isin yasla alakasi yok.
      Okul degil ogretmen sec kismina da katiliyorum, ozellikle ilkokul kisminda. Ortakulda ise bence muhit, ogrenci veli profili onem kazanmaya basliyor cunku cocuklarimiz arkadaslarindan onlarin tutumlarindan daha cok etkileniyor.

  7. Özel okul ve devlet okulu farketmez gercekten önemli olan tek şey ÖĞRETMEN. ve aileler en ufak bir sıkıntıda öğretmen değiştirme cesaretini bulamadıkları takdirde cocugun malesef okul sevgisini yok edebiliyorlar.Evet ha deyince belki öğretmen değiştirmek kolay değil ama çocugun geleceği söz konusu olunca insan evladının yapamayacağı şey yok gibime geliyor.

  8. Cok begendim Elifcim,ne guzel hazir bilgi oldu bize,valla cok i
    stifade ettim,hay Allah razi olsun diyesim geldi:)

  9. Ahhh Elif….
    Ne de güzel yazmışsın!
    2. sınıf öğrencisi bir cüce annesi olarak içim cızzz ederek okudum yazdıklarını…
    Biz “Devlet mi özel mi?” ikilemi yaşamadık; benim kararım netti: Devlet okulunda okuyacaktı. Çok önerilen, akademik başarısı oldukça yüksek bir okula kızımı yazdırmak için binbir takla da attım. Çok önerilmişti, çok memnundu herkes vs vs. “Önemli olan kızımın mutluluğu!”derken bir hengamenin içinde buldum kendimi… Sonra o binbir takla işe yaramadı, ve kızımı 3 hafta gecikmeli olarak bir diğer tercihim olan okula kayıt ettirdim. (İyi ki!) Çevremden işittiğim eleştirilerin, yergilerin haddi hesabı yoktu bu arada… “Çocuğunun geleceğine yatırım yapmıyor. Pinti!” dediklerinden de adım gibi eminim… 🙂 Kızımı koleje göndermedim diye işitmediğim laf, maruz kalmadığım imalı bakış kalmadı! (Çocuğunu koleje göndermeme sebebi hep EKONOMİK olmalı ya insanın!)
    Oysa bir öğretmen çocuğu olarak hep inandığım bir görüş var: Çocuğun içinde varsa vardır; onu bulup çıkaracak olan da öğretmeni olacaktır. İşte bu noktada tamamen fikirsiz olarak girdiğim müdür beyin odasında “Ben çocuğum mutlu olsun istiyorum. Çok ödev verilsin, deliler gibi ders çalışsın, çok çok yüksek notları olsun gibi beklentilerim asla yok! Çocuğum sevilsin, ve sevsin!Tek isteğim bu!” diyerek öğretmenimizi buldum. İyi ki bulmuşum!
    Çok küçük bir örnek: Yaz tatiline girerken bütün öğrencilere (Zaten hepi topu 20 kişiler!) karınca kararınca alınmış hediyeler… Bizim paketimizden günlük çıktı. İlk sayfasına oturup özenle yazılmış bir mektup yapıştırılmıştı. “Şimdi ayrılıyoruz ama 3 ay sonra koşa koşa gelip bana sarılacağını bilmek çok güzel… Seni çok özleyeceğim minik Şirinem…” diyen… Ne ağladım, ne ağladım Elif…
    Bu bile yetti, şu an durduğum noktadan mutlu olmama….
    Demem o ki, hala umut var! Hala işini aşkla, özveriyle yapan öğretmenler var. Önemli olan onları bulmak, onlara denk gelmek, onlara sıkı sıkı sarılmak…
    Önümüzde güzel günler var hala…
    Sevgiler,
    Ece