15 Yorum

Okul seçimi 3 – Zurnanın zırt dediği yer

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere… Diyelim gayet rahat bir veliyiz, kaygısız yaklaşıyoruz ebeveynliğe, çocuğumuzdan mutlu olması, okulundan ise onu mutlu etmesinden başka bir beklentimiz yok. Sınav kaygımız yok, çocuğumuzun yarış atı gibi yetişmesini istemiyoruz, çocuğumuzu evimizin yakınındaki harika bir devlet okuluna verdik, imkanları çok iyi, bir sürü ekstradan dersler alıyorlar, süper sevgi dolu da bir öğretmeni var, asayiş berkemal, hayat bize güzel!

Sonra bir sabah uyanıyoruz ki eğitim sistemi değişmiş. Ya da okul değişmiş. Ya da öğretmen değişmiş. Olmaz mı diyorsunuz? Hepsi olabilir. Bana oldu. N’apacağız?

Screen Shot 2015-04-22 at 8.30.23 AM

2012’de 4+4+4’e karşı düzenlenen eylemden…

 

Oğlum ilkokula başlamadan önce iki derdim vardı benim: Biri, devlet okulu mu, özel okul mu? sorusu idi… Uzun araştırmalar, soruşturmalar, sorgulamalar sonunda devlete karar verdik.

İkincisi ise çocuğum küçüklerin büyüğü mü, büyüklerin küçüğü mü olsun? meselesi idi. Sene sonu doğumlu oğlumu bir sene daha bekletip, bir sonraki Eylül’de okula başlatmayı düşünüyorduk biz. Onu da düşündük, taşındık, sorduk, soruşturduk, dediğimiz gibi yapmaya karar verdik. Bir sene bekletecektik oğlumuzu…

Bunun için de, yuvanın son senesini tekrar ettirdik ona, başka bir okulda… Bir sonraki sene, gideceği okulun hazırlığına başlayacaktı. Sonra da orada ilkokula devam edecekti.

Sonra ne mi oldu? Ben bu kararları nihayet vermiş olmanın iç huzuruyla bir sabah bir uyandım ki eğitim sistemi değişmiş. 4+4+4 diye bir şey gelmiş, ilkokula başlama yaşı 5’e çekilmiş. Olurdu olmazdı derken al takke ver külah 5,5 yaşta (66 ay) karar kılındı ilkokula başlamak için ve konunun üzeri kapatıldı. Çocuğunu 5,5 yaşında ilkokula göndermeye karşı çıkan velilerden hesap sorulacağı söylendi. Okulların açılmasına bir ay kala her şey belirsizdi, ben, adeta kafası kesilmiş tavuk gibi ortalıkta geziyor, bir ay sonra çocuğumun hangi sınıfa başlamasının onun için daha iyi olacağına karar vermeye çalışıyordum: ilkokul mu, hazırlık mı?

Bakanlığın rapor dayatmasına karşı çıkıyor, ancak o ana kadar yaptığımız bütün küçüklerin büyüğü, büyüklerin küçüğü planlarının da elimizde patladığını görüyordum. Nitekim, çocuğunu 5,5 hatta 5 yaşında başlatan veliler olacağından, bir sonraki seneyi bekletmemiz halinde bu sefer bazı sınıf arkadaşlarıyla arasında ikiye yakın yaş farkı olacağını görüyordum. En nihayetinde hazırlığı atlayarak kerhen başlattık oğlumuzu birinci sınıfa. Hala bana soruyor: Anne bana neden hazırlık okutmadınız? Bir daha sorduğunda direkt MEB’e dilekçe yazmasını söyleyeceğim, onlar açıklasınlar neden oğlumun hazırlık okumadığını.

Bu sürece tanık olanlar -ve bizimle yaşayanlar- bilirler, çok, çok stresli bir süreçti. Hani kaygılanmayalım falan diyoruz ama, kaygılanmamak elde değildi, çünkü ben tüm kararlarımı vermiş, kaygılarımı savmış, her şeyi kontrol altına almış, düzenimi kurmuştum. Hangi okula başlatacağıma karar vermiş, öğretmenlerle görüşmüştüm.Oğlumu başlatmaya karar verdiğim okul aniden çift tedrisata dönmüştü. Bambaşka bir okula yönlenmek zorunda kalmıştım. Tüm bunlar benim kontrolüm dışında gerçekleşti. Yapabileceğim her şeyi yapmıştım ama elimden hiçbir şey gelmemişti. Evet, tabir-i caizse savaş alanını mücadele etmeden terk etmemiştim ama canım da çıkmıştı hani…

Sonra başladık biz ilkokula… Ciciş biciş bir sınıf yarattık kendimize. Katılabilen veliler katıldı, katılamayanlar katılmadı, çevreden hayırseverler el attı. Harika oldu. Artık asayiş berkemaldi.

Yoksa değil miydi? O kadar çok elle tutulur sorun vardı ki, ilkokula bir yaş erken başlamamış olmak devede kulak kalıyordu.

Neyse, sağ salim bitirdik o seneyi… Ama önce okul sebebiyle, sonra da şehre dönmek istediğimizden, değişiklik yaptık hayatımızda. Hoş, orada kalsaydık da yapacaktık. Çünkü bizim özene bezene süslediğimiz, bir sene önce ortaokuldan ilkokula dönüştürülen o okul bir sene sonra tekrar ortaokula dönüştürülüyordu. İlkokuldakiler de o ciciş biciş sınıftan taşıyabildikleri kadar eşyayı, caddenin diğer tarafındaki, her an yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olan diğer okula götürüyorlardı.

Öyle böyle derken kapağı attık biz Kadıköy’e. Rahat ettiğimiz bir de okul bulduk. İki senedir oradayız. Geçen sene ekstradan dersler alıyordu çocuklar: ritim, folklör, resim… Çok da seviyorlardı. Sene sonunda harika bir yıl sonu gösterisi yaptılar. Ama öyle ite kaka da değil. Çok severek, isteyerek hazırlandılar. Yıl sonu gösterisi gibi yıl sonu gösterisiydi. Hepsi çok mutlu, gururluydu.

Bu sene başında okul müdürlerine rotasyon geldi. Kasım ortasına kadar okulun müdürü yoktu. Bu arada bir yönetmelik yayınlandı, okulda verilenden başka ders aldırılmayacak çocuklara dendi. Hooop geçen seneki dersler çöpe girdi. Ekstra ders yok bu sene… Bir folklör yapıyorlar sanırım, bir şekilde…

Bu arada MEB’in özel okul teşvik programları kapsamında, mümkün olan herkesi özel okula kaydırma çalışmaları bağlamında devlet okulları iyice ötelendiğinden, Moda’daki diğer ilkokulun ciddi anlamda kan kaybettiği, öğrenci sayısının düştüğü, önümüzdeki sene ya da senelerde bizimkiyle birleştirilerek iki okulun tek bir çatı altında, çift tedrisat eğitim vereceği söylentileri dolaşmaya başladı. Ha, bu arada öğretmenlere rotasyon geleceği, 12 seneden fazladır aynı okulda olan öğretmenlerin başka okullara gönderileceği haberi çıktı. Sene başında ben bunları duyduğumda nefesim daraldı. Yine uykularım kaçtı. Şehrin öbür yanından, kendimi güvende hissettiğim bir okul için hayatımı (isteyerek) değiştirmiştim ve bunun da elimde patlama ihtimali vardı.

Ama patlamadı. Şimdilik. Rotasyon konusu, öğretmenler 4. sınıfı bitirecekler diyerek kapandı. Diğer birleşme olayını duymamış gibi yapıyorum, şu an herhangi bir konu yok. Müdür okula yatırım yapıyor. Anasınıfı açmayı, bahçeyi yenilemeyi, vs. vs. planlıyorlar. Umutlar yüksek.

Elbette hiçbir şeyin garantisi yok. Bu gece yatarız, yarın sabah kalkarız bir bakarız ki bizim okul imam hatip olmuş. Ya da 5+3 sistemine geri dönülmüş ve bizim öğretmen gitmiş. Ya da şu an aklımıza hayalimize gelmeyen müthiş bir eğitim sistemi reformu (!) hayata geçirilmiş ve her şey değişmiş. Olur mu? Olması ihtimali, en az olmaması ihtimali kadar.

Ama o zamana kadar, şimdi, şu andaki şartlarımdan memnunum ben.

Ha, alternatif maliyetlerini düşünmüyor muyum bu kararımın? Düşünmez olur muyum? İmkan bazında değil, ancak fırsat olarak, acaba özel bir okulda daha fazla kendini geliştirme fırsatıyla karşı karşıya olur muydu sorusunu soruyorum kendime… Sonra diyorum ki, henüz 8 yaşında… Varsın ileride ‘geliştirsin kendini’.

Sonra durup fark ediyorum: şu anda içinde bulunduğum koşullar, ne oğluma, ne bana bir şey kaybettirmiyor, hatta kazandırıyor. Okulun fiziksel imkanları yeterli. Yemekhanesi, etüdü, beton da olsa bir bahçesi var. Okul dışında da severek, ailecek anlaştığımız arkadaşları var. Çok sevdiği bir öğretmeni var. Yürüyerek gidip geliyoruz. E daha ne isteyeyim?

Evet, özel bir okulda daha fazla İngilizce görürdü belki. Evet, daha sistemli bir şekilde spor yapardı. Evet, satranç dersi olurdu. Bunları ben kapatmaya çalışıyorum. İngilizce kitaplar okuyarak, İngilizce film seyrettirerek, zaman zaman konuşarak. İmkanım olduğunda yazın dil okuluna götürerek. Okulda görmediği sporu dışarıdan karşılıyorum. Satranç atölyesine gönderiyorum. Onun istekleri doğrultusunda, böyle böyle tamamlıyorum.

Biraz sisteme direnmek aslında benimkisi… Biraz ayrıksı olmak belki de… Küçük oğlum özel bir yuvada okuyor. İkisini birden özel okulda okutmam demek, imkanlarımı zorlamak demek olacak, ama öyle böyle bir şekilde olur belki… Fakat direniyorum. Beni imkanlarımı zorlamaya zorlayan sisteme direniyorum. Çocuğumu yarım saat kırk beş dakika mesafedeki bir okula göndermek için onbinlerce lira para vermek zorunda bırakılmaya direniyorum. Devletin bana vermek zorunda olduğu, vergilerimle çatır çatır ödediğim anayasal, parasız eğitim hakkımı parasıyla satın almak zorunda bırakılmaya direniyorum. Direniyoruz, eşimle… Bunların hepsi ortak kararımız.

Şimdi, şu anda böyle… Ama yarın farklı olabilir. Öyle bir şey olur ki, çocuğumu, onbinlerce lira verip yarım saat mesafedeki bir okula göndermek daha doğru bir karar gibi görünebilir. Onu o zaman düşüneceğiz. Gerekeni o zaman yapacağız. İmkanlarımızı o zaman zorlayacağız.

Çok uzun anlattım. Demek istedim ki, tek bir doğrusu yok. Ancak devlet okullarını da ‘artık sistem öldü, devlet okullarında sadece özel okula geçemeyen, emekliliği gelmiş öğretmenler kaldı’ diye elinin tersiyle ittirmemek lazım. Arayınca bulabilme ihtimaliniz var. Evet, yarın ne olacağı belirsiz, ancak ben bunun bile bir şeyler öğrettiğini düşünüyorum. Züğürt tesellisi mi? Belki de -tam anlamıyla- öyle.

Kimseye ‘çocuğunuzu devlet okuluna gönderin’ demiyorum. Kimseye ‘çocuğunuzu özel okula göndermeyin’ de demiyorum. Çok bireysel bir karar. Ancak kendi adıma, baĞzı şeyler kaçınılmazsa, şu an sahip olduklarımın tadını çıkarmaya bakıyorum. Şimdilik…

15 yorum

  1. Elif hanim, bunun daha sonrasi da var :)))) ilkokul bitecek 4 sene ortaokul okuyacak diyeceksiniz sonra bir yatip kalkmisiniz 4+1+3+4 diye bir sistem gelmis olacak….

  2. Bizde direniyoruz sonuna kadar da direneceğiz milyonlarca para döküp özel okullarda okutmamak icin ödediğimiz vergileri düşünerek direniyoruz nereye kadar sürer bilmiyorum hergün yeni bir sistem geliyor bulunduğum bölgedeki 6 devlet okulundan 3 ünü imam hatip yaptılar 3 okulda boş şimdi sistem yine değişti.Eğitimi çocuk oyuncağı haline getirdiler.

  3. Benim de anaokulu çağında bir çocuğum var. Ve aylardır bu sorularla meşgulüz. Eşimle modada yaşamaya devam etme kararımızın sebebi mahalledeki devlet okullarının iyiler arasında olmasıydı. Hedefimiz ilk ve ortaokulu devlette okuması, lisede ise kazandığı anadolu ya da fen lisesine devam etmesiydi.
    Kararımızın başlıca sebebi anne-babasının, bakıcısının, anane-dedesinin prensi/prensesi olan çocukların “herhangi biri” olduklarının farkına varması gerektiğini düşünmemizdi. Okula yürüyerek gidecek, mahalledeki arkadaşlarıyla aynı sınıflarda olacak, çıkışta hep birlikte parkta oynayacaklar diye düşünüyorduk. Bu maceraya başladık mı? Başladık! Ancak kafamızda soru işaretleriyle ve bazen kalbimizi sıkıştıracak kadar büyük hesaplaşmalarla…
    İlki eğitim sistemi için bir politika olmaması ya da bir türlü karar verilememesi, öğretmenlerimize hatta okulumuza ne olacağının bilemememiz.
    İkincisi hatta daha da sıkıntı verici olanı çevre algısı. Yaşıtlarımızın hepsi çevre kolejlerine dağıldı. Normal olan bu diye düşünülüyor ya! Yeni tanıştığımız her insan “devlette mi? ayyyy… orası da fena değil tabi! ama…” diye devam ediyor. En kötü olanı bu gibi yorumlara dayanmak. Özel okuldaki imkanlar için Para ödeyen aileler çocuğunu daha çok seviyor da biz çocuklarımızı düşünmüyoruz; daha az önemsiyoruz izlenimi yaratılması. Bir süre sonra kalbinizin gerçekten sıkıştığını hissediyorsunuz.

    Eğitime ayrılması gereken kaynağın bir kısmı, özel okulda okuyanlara senede 3-4 bin TL yardım olarak giderken devlet okulunda 500 liralık sandalye alınması için veli bağışlarına muhtaç olunması çok fena.
    Eğitim sistemi düzelmedikçe “çocuğuna çok önem veren aileler” bir bir özel okullara geçmeye devam edecekler. Zurna zırt dedi çoktan! Korkarım ki yakında devlet okulu kalmayacak. Sadece hükümet okulları ve özel okullar olacak hayatımızda.

  4. Hiiiç düşünme ‘özel okulda kendini daha iyi geliştirir miydi’ diye. Sen bunu takviyelerle özel okul imkanlarından çok daha iyi şartlarda zaten sağlıyorsun. Özel okullarda sunulan ayrıcalıklar göz boyama. Bir çoğunun kalitesi tartışılır. Kendimize göre haklı sebeplerle, çoook zor bir süreçten geçerek verdik kararımızı. Özel okul. 2.senesi bitti. Bugün ikinci çocuğum olsa hiç düşünmeden devlet okuluna veririm. Elbette yine uzun araştırmalar yapardım ama kararım devlet okulundan yana olurdu. İlkokul çocuğuna yüzlerce imkanı olan şartlar sunsan da, ilkokul işte. Çocuk yine sınıf öğretmeni ile içli dışlı. Diğerleri pek de umurunda değil. Abur cubur gibi 🙂 Ve ilkokul çocuğuna branş derslerinin (özel okullarda) fazla geldiğini düşünüyorum. Ortaokul evet ama ilkokul ıııhhh. Ayrıca yönetiminden de, isteklerinden de, ticarethane anlayışından da bıktım. Devam etme sebebim arkadaşları ve öğretmeni. Öfff çok dolmuşum 🙂

  5. Merhaba,
    Bu kadar iyi kaleme aldığınız için gerçekten bravo. 4 yaşında bir kızım var benim de. Yazınız özel/devlet ayrımındaki kararımı teyit etti. Baştan beri ‘evde olup çalışmazsam devleti düşünebilirim, aksi takdirde düşünemem’ diyordum. Çünkü bahsettiğimiz imkanları, hele bir de başka ilde çalışırken temin etmem imkansız. Eğer öğretmen konusunda şanslıysanız bence en ideal kombinasyonu yaşıyorsunuz; “vakti olan anne+devlet okulu”.

    Şu an benim için olası görünmemekle birlikte, “hangi özel okul” kaosuna katılmış bulunuyorum. Şubat-Mart gibi karar vermem gerekiyor, umarım evladım için en iyi en hayırlı okulu seçebilir ve ona gönderebilirim. Bu yolculuktaki tüm ebeveynlere bol şans 🙂

    Sevgiler

  6. “Devletin bana vermek zorunda olduğu, vergilerimle çatır çatır ödediğim anayasal, parasız eğitim hakkımı parasıyla satın almak zorunda bırakılmak…”

    en acısı da bu bence…

  7. Biz de direniyoruz. Yarım gün sistemi bizi çok zorlamasına rağmen devlet okulu kararımızda ısrar ediyoruz (şimdilik). Ayrıca çok çok alternatif bir eğitim sistemine sahip olmadıkça özel okulların öyle kuş kondurduğuna falan inanmıyorum ben. Sosyal-sanatsal-sportif faaliyetler evet belki ama hepsi birden, ucundan azıcık şeklinde. Amaç veliye hoş bir vitrin sunmak, o da var, bu da var, bu sene şunu da ekledik vs. Bu çocuk hangisini gerçekten hakkını vererek öğrenecek ya da yapabilecek? Bu kadar bölünmesine gerek var mı ya da? (ilkokuldan bahsediyorum bu arada) Defne 3 senedir düzenli olarak baleye devam ediyor ve gerçekten öğreniyor. Bu da bize yetiyor şimdilik. yaşı büyür, başka birşey daha yapmak isterse elimizden geldiğince imkan sağlamaya çalışırız.
    Bir ekleme daha yapmak istiyorum bilmeyenler için, sistemin içinde 14 yıldır çalışan bir eğitimci olarak: Devlet okullarında çalışan öğretmenler körelmiş, beğenilmediği için özele geçememiş vs vs asla değildir. Özel okullar öğretmenlerin en son çalışmak isteyeceği yerdir, gerek düşük ücret politikası gerekse çalışma şartları gereği. Devlette çalışan öğretmen dediğimiz kişi belki yıllarca çalışıp o lanet sınavdan çok yüksek bir puan alan, bulunduğu yere de kendi isteğiyle gelmiştir. Sanıldığı gibi ah bir özel okula geçsem gibi bir istek hiçbir kadrolu öğretmende yoktur.

    Kısaca eli yüzü biraz düzgün bir devlet okulu ve sevecen, hırslarından arınmış bir öğretmen ilkokul için gayet yeterlidir diye düşünüyorum nacizane

    • düzeltme: çok yüksek bir puan “almış”

      • Füsun hn.çok katılıyorum dediklerinize.benim kizim da devlet okuluna gidiyor. Ama öğretmenlerle konuştuğumda hiç biri özelde çalışmak istemediğini, calisanlarin da kendilerini devlet okuluna zor attigini öğreniyorum. Yani devlet okulları emekli ogretmenlerden oluşmuyor.hatta bizim okulda hic emekli ogr. yok. Hepsi genç pırıl pırıl.kizim sadece tuvaletlerden şikayetçi alaturka olduğu için cede cok temiz olmadigi icin. Bunun dışındaki hicbir seyi umursamıyor.tek derdi ogretmeni ve arkadaşları.bu yaştaki çocukların beklentileri bu kadar zaten hayattan. Yaz kış yüzme imkani sağlıyoruz.ayrica her yil farkli sanat dallarina ilgi duydugundan kurslar ge atölyelerle destekliyoruz.ama sadece kendisi talep ederse..ben özel okula gidip de mutlu olan bir çocuğa rastlamadim henuz. Hepsi evden uzun saatler ayri olmaktan, zamansizliktan ve asiri odevden şikayetçi ve çoğu ingilizce konusunda da ahım şahım bi seviyede degil maalesef…bence en kiymetli sey çocukluk ve oradan oraya koşturarak çocukluk yaşanmaz.aileler egitim işini cok abartiyorlar. Ne yazik ki pek cok aile de çocuğunu bireysel olarak bizzat eğitmekle uğraşmıyor. Çocuk ozel okula gitmese de muzelere, kütüphanelere, sergilere, workshoplara, parasal imkan yoksa belediyelerin düzenlediği atölyelere ve spor okullarina ve müzik kurslarina gönderilebilir, götürülebilir. Bize imkanımız olmasina rağmen neden özel okula göndermediğimiz sorusuna ise “bunun durusumuza, hayat felsefemize ters oldugunu” açıklıyoruz.bunun bir duruş meselesi olması pek anlasilir gelmiyor insanlara. 🙂 o yuzden sevgili Elif direnebildiginiz kadar direnin, biz öyle yapacağız 🙂 sevgiler….

  8. 5+3’ten çıkalı 4-5 sene olmuş biri olarak bu karmaşada en çok hoşuma gitmeyen durum ebeveyne homeschooling tarzı bir seçenek sunulmaması, gerçi o da Türkiye’de kolayca kötüye kullanılabilir.

  9. Herkese selam, elif hanım sizi dik duruşunuzdan dolayı tebrik ediyorum. Yorumlarınızı çok doğru ve bana yakın buluyorum. Bir örnek de ben vermek istiyorum. 5 yaşında ikiz çocukları olan bir anneyim. İlk defa ana okulu araştırmaları yaparken devlet mi özel mi düşüncesinden benim de uykularım kaçmıştı. Butik bir okul çok yakınımızda açıldı. ana okulu ve ilkokul bir arada olan okul olması ve çift öğretmenli olması tüm gün ingilizce konuşulacak olması cezbetti. Fakat üstün zekalı çocukların da eğitim alacağı bir okul olacağının pek üzerinde durmadık. Ne olabilirdi ki çocuklarımızın üstün yetenekli, üstün zekalı arkadaşlarının da olması iyi bir şey olabilir herhalde bakalım görelim dedik. Velilerin hırslı tavırları, öğretmenlere samimi yaklaşımlarına hayretle izledim. 5 yaş sınıfında 3,5 ve 4 yaş çocukların da olduğunu öğrendikten sonra neler oluyor diye düşündüm. üstün yetenekli veya zekalı çocukların kendi yaşıtlarıyla aynı sınıfta okuması gerektiğini, zekaları ileride olsa bile sosyalleşmeleri ve bilişsel yeterlilikleri eksik kaldığı için bir süre sonra yetersizlik hissedebileceklerini düşündüm. Ayrıca bu çocukların hassas yapıları da olabileceği ve sınıfta diğer arkadaşlarından daha fazla ilgi ye ihtiyaçları olabildiğini de gözlemledim. Kısacası ciddi ciddi devlet okulu araştırmaya başladım. Hırslı veliler ve 72 aydan önce üstün zekalı olsa bile raporlanamadığını biliyoruz ayrıca bu hırlı velilerin çocuklarına sen çok zekisin bak kendinden büyük çocuklarla da okuyorsun diyebileceğini de düşününce fena oluyorum. Üstün zekalı modası yayıldı bir kaç yıldır. Bu hırs çok fazla biz normali neyse yapalım çocukları gereken kurslar etkinliklerle donatalım. Diye düşünüyorum paylaşmak istedim. Sevgilerle.

  10. ‘artık sistem öldü, devlet okullarında sadece özel okula geçemeyen, emekliliği gelmiş öğretmenler kaldı’ durumu var ya elif hanım yok öyle bişey.hatta devlet okulları akşamdan sabaha meb’in hayatlarını tepe taklak ettiği genç idealist çalışmaya çalışan ancak sistemdeki her unsurun onlara karşı olduğu öğretmenlerle dolu. Oğlu özel okulda 2. Sınıfı okuyan bir meb öğretmeniyim.keyfimden çocuğumu özel okula göndermedim. Sorunları sıralasam… Boşverin. Biz zaten o sorunların içinde boğuşuyoruz.(lisede branş öğretmeniyim ve bilin ki lise döneminde şu anda yaşadığınız sıkıntıların daha büyüğü geliyor malesef)diğer ülkelerle karşılaştırmalı olarak eğitim sistemimiz yakın zamanda düzlüğe çıkacak gibi görünmüyor.içinizi karartmış olmaktan dolayı üzgünüm.sevgiler…

  11. sevgili elif;

    bir öğretmen olarak devlet okulu kararınızı destekliyorum. özellikle istanbulda ailelere dayatılan özel okul baskısını ve velilerinde vicdanlarını bu şekilde rahatlatmalarına bir anlam veremiyorum. arkadaşım okuldan sonra etüt merkezinde özel ders veriyor ve yıllık 35000 tl ücreti olan özel okullardan gelen öğrencileri var bu etüt merkezinde.ben de bunu anlayamıyorum.ben binlerce para vericem bi de üstüne özel etüte göndericem. yani aslında biraz da çocukla alakalı biliyor musunuz..bazı çocuklar içten güdümlemeli oluyor 🙂 yani içten gelen bi istek okul isteği,derslere ilgisi. bazısı da dıştan güdümlemeli.sürekli dürtülen,derste sürekli uyarılmak zorunda kalan.yani bi çocuk iyi olucaksa devlette de oluyor özelde de.boşuna kastırmanın bi anlamı yok bu anlamda. karşı komşumun çocuğu özel okula gidiyor.sıfıra sıfır.geçen gün matematikte ne işlediniz bugün diye sordum unuttum dedi.dediğiniz gibi civarda temiz bi devlet okulu ve ilgili bi öğretmen bulmak,çocuğun ilgilerine göre özel kurslar ayarlamak en mantıklısı. da benim civarımda ne doğru dürüst özel okul var ne de devlet okulu. çekmeköyün bi semtinde yaşıyorum. kendi okuluma da götüremem çocuğumu çok varoş ve pis.sanırım o zamana ya daha iyi bi semte taşınıcaz ya da eldeki en iyi devlet okulunu tercih edip açığını ben kendim kapatıcam. benim kardeşim şansına mecburen hep kötü devlet okullarında okudu ama doktor oldu gitti.

  12. Tamamen karşıyım eğitim sistemimize ve bu eğitim sisteminin dayattığı saçma sapan sınavlardan. Eğitimden anlamayan Milli Eğitim bakanlarına tamamen karşıyım… Elif, İstanbul da bulacağın sağlam bir eğitim koçu ile çocukların geleceklerini kurtarabilirsin. Aslında sen de yapabilirsin eğitim koçluğu ama insan kendi çocuğuna koç olmaktan çok ebeveyn olmalı bence. O yüzden bir eğitim koçu çocuğu bambaşka yerlere yönlendirebilir. Okullardaki rehber öğretmenlerin daha bilmediği devletin desteklediği ama ne olduğunu kavrayamadığı çok sağlam projeler var aslında çocukları dahil edebileceğin. ama bunlara sağlam bir eğitim koçu ile desteklemek gerek. Bir araştır istersen. detay istersen de mail atabilirim.