8 Yorum

Oyun Oynamak İstemiyorum sendromu

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Çağdaş Doğan tarafından kaleme alındı.

Sabah kalkar kalkmaz ilk iş evin değişik köşelerine sürpriz oyunlar yerleştiriyorum. Uyumadan önce planladığım herşeyi itinayla yerlerine koyuyorum. Uyanınca mesela yastıkların altında yumurtadan çıkmayı bekleyen dinazorları, dolap kapaklarının arkasına sıkıştırılmış balonları buluyor. Her hafta yeni bir tema seçiyorum. Temaya uygun kitaplar yerleşiyor raflara. Kitaplara uygun aktiviteler oluyor masasında, malzemeler eksiksiz, doğaya uyumlu, sağlıklı. Gözünü açar açmaz, oyun oynayalım diyerek atlıyor yataktan. Onun bu tatlı heyecanına ortak oluyorum. Oyuncaklar kafein etkisinde bizim evde. Odadaki oyuncakları teker teker çıkarıyoruz, hepsiyle tam gerektiği kadar oynuyoruz, ne az ne de çok. Tüm oyuncaklara tek tek sıra geliyor, ne bir eksik ne bir fazla. Lego ve yapboz benim tercihim, oyuncak bebekler ve boyalar da onun. Ama saygı duyuyoruz birbirimizin tercihlerine. Legodan evler yapıp, oyuncak bebekleri uyutuyoruz içinde, her yapboz bitişinde üstüne beyaz kağıtlar serip renkli hayallere dalıyoruz. Sabah nasıl geçiyor öğlen nasıl oluyor, saatler nasıl akıyor farkında olmuyoruz. Öğleden sonra bir çanta oyuncakla sokağa atıyoruz kendimizi. Sadece parklar değil, tüm restoranlar ve kafeteryalar şahit oluyor aramızdaki uyumlu oyunlara. Akşam hiç olmasın derken karanlık basıyor. Üstümüzde tatlı bir yorgunluk, nasıl uyunur bu zevkli dakikalar bırakılıp? Anlıyorum yatağa gitmek istememesini, biraz daha oynayalım diyorum, istersen birazda yatakta. Sonra bu masum yüzün uykuya yenik düşmesini izliyorum içimdeki oyun oynama hevesi hiç azalmayan çocukla.

Evet, kesinlikle haklısınız, yukarıdaki paragraf bir masaldan alıntı. Hamile kaldığımı öğrendiğimden beri hayalini kuruyordum ya, işte heyecanla beklediğim o masaldan. İlk oyuncağını eline alıp, ağzına sokup hemen arkasından bir tarafa fırlattığında hala inanıyordum bu masala. Ek gıdaya başlayıp yemekleri parmaklarının arasına alıp sıktığında oyun hamurlarıyla ne zaman oynarız diye geçirmiştim aklımdan. Kaba motor, ince motor gelişimi için kitaplar  devirip, etkinlikler araştırıp, bir gün lazım olur diyerek eve bitmiş kağıt havlu ruloları, pet şişeler, kapaklar, taşlar, midyeler depolayıp oyun oynayacağımız bu günleri hayal ettim.

Oyun_oynamak_istemiyorum

Sonuç ne oldu peki? Ev bildiğin çöp eve dönüştü. Anne de ağzından alev çıkararak “oyun oynamak istemiyorum artık” diye çığlık atan bir deve. Sonra birden karşısındaki boynu bükük, gözü yaşlı, masum çocuğun elindeki oyuncaklar alev aldı ve yukarıdaki masal mutsuz bitti. Anne olduktan sonra her şeyi drama çevirmeyi başaran kadınlar kulübüne hoşgeldiniz.

İlerde boyayıp ahtapot, tavşan, köstebek yaparız diye biriktirilen kağıt havlu ruloları mutfak dolaplarından birine sığmaz olduğunda, dolap kapağına “Dikkat! Açmayınız, Üstünüze devrilebilir!” yazmayı düşündüm. Beni bırak çocuk da alıştı toplamaya, eve elimiz boş dönmez olduk. Yapraklar, çalı çırpı, taş toprak sokakta ne bulursa taşıdı hijyenik evimize. Her ambalaj atığı bir oyun malzemesine dönüştüğü için her gün eve bir torba çöp yığıp, başka bir torba çöpü de gizlice atmanın yoluna baktım.

Kendimi karşıma çekip konuştuğum günler oldu. Ey insanoğlu, hayallerinle neden mutlu değilsin? Bütün gün oyun alemlerine akıp şimdi bunca şikayet neden? Masaldaki mutlu ve huzurlu kadın nerede? Boş kutularla oyuncak çocuk yapmayı seviyorsun da hadi bu çocuğa anne, baba, arkadaş, öğretmen, komşu, dede, doktor da yapalım dendiğinde neden depresyona giriyorsun? Ne güzel işte, dolapta biriken rulolar azalır değil mi? Elimizde kala kala şikayetçi bir anne ve çöp ev mi kaldı?

Yok, hayır hiçbir hesaplaşma kar etmedi, masalda değişiklik şarttı. Çok basit şeyler aslında. Sabahları güne kahve içerek başlamak, içerken en azından beş dakika sorulara cevap vermeden ve oyun oynamadan öylece boş boş durmak. Henüz çalışmayan bir anne olarak gün içinde birkaç saat de olsa yetişkinlerle takılmak. Yetişkin biri bulunamıyorsa en azından yetişkin dünyasına ait meseleler ile meşgul olmak. Hadi bakalım biraz da kendin oyna dediğimde sükunetle karşılanmak.

Anlayacağınız bizim evde özellikle son günlerde isyankar anne pozları hakim, bu isyanın adı, dört yaşına az kalan bebeyi evde zapt etme çilesi. Bir öğretmen olarak yaşasın okullu çocuk diyorum. Ama şimdilik bu bizim çözümümüz olamıyor.

Çocuklarda iki yaş, üç yaş, beş yaş, on beş yaş sendromları nasıl varsa annelerin de “oyun oynamak istemiyorum sendromu” var diye kabul ettim sonunda. Mantıklı düşünüp bu sendromla stratejik ortaklığa karar verdim.

Anneyle oynanmasa da olur grubu oyunlar peşine düştüm. Şimdiye kadar bizde işe yarayanlar:

  • Leğene suyu doldur, iki bardak ve üç oyuncak ekle koy önüne oyunu. Süreyi uzatmak istersen sıkıldıkça suya cazip oyuncaklar ekle, etrafın göle dönmesini görmezden gel.
  • Evde her daim ilginç yapıştırma stoğu bulundurup, gerekli durumlarda bunları serbest şekilde sağa sola yapıştırma oyunu. Dua et de kolay çıkacak yerlere yapıştırsın.,
  • Hadi ben bakmayayım, sen de bana sürpriz resim yap oyunu. Boyalarım nerede, sarı rengi bulamıyorum, ellerim boya oldu gibi cümlelere hazırlıklı ol.
  • Şarkı açalım, oyuncak müzik aletlerini çalarak halıda zıpla oyunu. Şarkıyı açtıktan hemen sonra ortalıktan kaybol, yoksa hadi beraber dans edelim demesi an meselesi.
  • Yarattığı pisliğe rağmen balkona koyduğumuz kum masası ile puding yapma oyunu. Balkondaki kumları toplayabilmek için kürek almayı unutma.
  • Ooo makasla ne güzel kesiyorsun, bu simli kağıtları kesmek ister misin oyunu. Kestiği kağıtları sonra toplamak zor gelmesin.
  • Oyun hamuru ve her zaman ele geçiremediğin boncuklarla kurabiye yap da doğum günü partisi düzenleyelim oyunu. Tabii bu oyunun devamında yüz kere happy birthday şarkısı söyleyip, mum üflemeyi göze al.

Ben bu listeyi uzatmaya çalıştıkça onun kısaltacak yeni yöntemler bulacağı kesin. Ayrıca eskiden tek çıkışı ağlamakta bulan çocuk şimdi öpüp sarılmak gibi duygusal sahnelerde geniş kelime dağarcığından da faydalanıyor ve her türlü bel altı numaraya kafası çalışıyor. Aslında anne havasından çıkarak masalın sonuna gerçekçi bakabilsek göreceğimiz şey yukarıdaki sondan oldukça farklı. Son sahnede, herkesi uyuttuktan sonra kalkan ve oyuncak arkadaşlarıyla hain planlar yapan küçük bir dev, onun için keyifli bizim için ürpertici bir kahkaha atarken ekran kararıyor.

Çağdaş Doğan
kirmizidomatesci.blogspot.com.tr

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

8 yorum

  1. Bence en iyi çözüm: KARDEŞ 🙂

  2. harika bir yazı olmuş.
    bayıldım 🙂

  3. 3 yaşından sona anaokul taraftarıyım evde ne yaparsanız yapın cocuklara yetemiyorsunuz. Anne de bir yere kadar oyuncak toplayabiliyor 🙂 Bizim evdede durum farksız. İşten geldikten sonra önüne oyunlar serdiğim cocugum canı istemezse dagıtıp brakıyor ee baktık olmuyor duygusala bağlayıp sarılıp öpüşerek vakit harcıyoruz 🙂 Gelde eskiyi anma sabahtan aksama kadar sokakta oynayan hangi cocugun agzından sıkıldım lafını duyduk ki? Ama yeni nesil masallah anne baba kelimelerinden sonra sıkıldım kelimesini öğrenir oldu.

  4. Suanda dr kontrolum var ve 38+4 hft 2. Bebege hamileyim. Sirada kahkahalarla gulerken herkesin garip bakislarina biraz daha guldum. Bu yaziya bayildimmmm. Sevgiler

  5. Ben de oyun oynamayı sev(e)meyen bir anneyim. Uzulsem de bu duruma bazı bazi, ne yapayim yaratılış… çok sıkıcı geliyor uzun süre yerlerde araba sürmek, oyun hamurundan şekiller yapmak vs. Büyük oğlum 6 aylikti işe döndüğümde. Babannesi baktı ben yokken, kreş yaşına kadar. Hala dua ederim çünkü ogluma oyun oynama alışkanlığı kazandırdı. Saatlerce sıkılmadan hep oynadı oglumla, kendi kendine oynamasini da öğretti. Oglum 5,5 yaşında şimdi, boş vaktini çok güzel değerlendirir, oyun kurar. Ufaklik 11 ayın içinde. Hala evdeyim, ucretsiz izin aldım bu sefer. Ama olmadi, oyun oynamayı ogretemedim çocuğa. Ikimiz de cok cabuk sıkılıp bırakıyoruz ve sonucta kucakta dolasmayi ve anneye yapışık gezmeyi çok seven bir bebek ve bu durumdan hayli bunalmis bir anne var elimizde 🙂

  6. :)’ oyun oynamak istemeyen anne sendromu’ sanırım bu yıl bu durum bende de var. 🙁

  7. Bizde de durum benzer:-) çok güldüm. O kağıt rulolardan kapanmayan dolap bizde de var 🙂 kardeş yaptık yine çözüm olmuyor. Kardeş henüz 8 aylık büyük 3 yaşında ama birlikte bazen çok eğleniyorlar. Tahtalar aldım onlarla birseyler yapıyor. Arada bilgisayar açıp dersim var benimle konuşma diyip hava atıyor 🙂 en uzun aktivitemiz banyo bir de kumlar. Evcilik kurarsa kendi kendine bayağı oynuyor yahut isim var dersem. Alıştı galiba bana 🙂 en büyük sorunumuz oynamak istediğimiz oyun ve şeklinde anlasamamak bizim de. İkimiz de mızıkçılık yapıyoruz bazen he he he.

  8. Çözüm basit: yaş aralığı az kardeş:) (ilk yıllarda yaşanılan perişanlığı görmezden geliniz)