8 Yorum

Dün #güzelyaşa’dım

Dün çok güzel yaşadım.

Bundan birkaç hafta öncesinden takvimime not ettiğim bir seminere katıldım: Güzel Yaşa. #40yaş

Seminerin çıkış noktası 40 yaştı belki ama daha genç ve çok daha yaşlı kadınlar da vardı katılımcılar arasında… Gelmeyenler çok şey kaçırdı, ben ise annemi peşime takmadığıma çok pişman oldum.

Not almadım. Almadım, çünkü dinlemek istedim kendim için… O yüzden aklımda kaldığı kadarıyla yer vereceğim.

Paneli daha önce Anne Direksiyonda projesinden de bahsettiğim Berna Kasapoğlu Serdarlı’nın AilemizleTV girişimi, Tülay Sarı’nın Tasarı İletişim desteğiyle düzenlemişti. Katılımcılar ise birbirinden ilham verici kadınlardı. Konuşma sırasıyla:

 

Tülay Sarı – Tülay benim uzuuun süredir tanışık olduğum, hep ‘iyi’ işlere imza attığını bildiğim, her zaman gülümseyen yüzüyle karşılaştığım bir arkadaşım. Bu panel de, onun Tasarı İletişim ajansının desteklediği etkinliklerden biriydi. Panelin başlangıcında 40’ın kerametinden bahsetti Tülay. Değişik kültürlerdeki 40 uygulamalarından, bizdeki 40 mevlütlerinden, hamileliğin 40 hafta, eğlencelerin ’40 gün 40 gece’ sürmesinden… 40’ta bir iş var, kesin bilgi.

 

Berna Kasapoğlu Serdarlı – Bundan birkaç sene önce kendisiyle ilk karşılaştığımızda üç çocuk annesi olduğunu söylemişti de ‘hadi canım’ demiştim. Çok güzel bir kalbi, bir o kadar da güzel bir fiziği vardır, ki 40 yaşa da, 3 çocuğa da, hatta ‘anne’ tanımına da karşı dimdik ayakta duran bir kadındır. Dünkü seminerde kendini anlatırken tanıyanların ‘tü tü tü maaşallah’ları ile tanımayanların ‘üç çocuk annesiymiş aaaa inanabiliyo musuuuun?’ nidaları salonu dolaşıyordu. Berna’nın harika fikirleri, ve şimdi de AilemizleTV adında bir girişimi var. Çok güzel işler yapıyor, daha da güzellerini yapacak bence, #kesinsezgi.

 

Deniz Pulaş – Bir dönem manken denilince akla gelen birkaç isimden biriydi bence Deniz Pulaş. Barbie bebeğin Barbie bebek olduğu zamanlarda ‘Barbie bebek gibi kadın’dı Deniz Pulaş, hala da, 40’larını terk etmesine iki kala öyle… (Bu ’40’ımı terk etmeme iki kala’ cümlesini sarf ettikten sonra Deniz Pulaş, salonda bir fısıltı koptu: Neee? Kaç yaşındaymıııış? Hadi canım! Yok artık!) Güzelliğini, zarafetini, havasını bilirdik de, samimiyetine, espri ve anlatım yeteneğine ilk kez şahit oldum. Kırdı geçirdi salonu, o kadar diyeyim. Bir kez daha hayıflandım ıslık çalamadığıma, eğlencesine yazdığı manileri okuduğunda fiyuvvvvfıııyttt diye ıslık çalmak istedim, avuçlarım patlarcasına alkışlamakla yetinmek zorunda kaldım.

Banu Tozluyurt – Banu, blog dünyasına girdikten sonra tanıdığım en renkli, en neşeli, en üretken, en iyimser, en kocaman gülümsemeli kadınlardan biri. Blogu var, bir sürü insana dokunan İmza’lı kitapları var (İmza: Kızın, İmza: Karın, İmza: Ben), bir de Hayalime Dokun seminerleri var ki ne zaman düzenlese bir şey çıktı, kaçırdım. Dün o seminerlerin içeriğinden bir kesite şahit oldum ve sen neymişsin be Banu dedim. Bu kadar mı güzel anlatılır hayata pozitif bakmak? ‘Bir şeyi yapmak istiyorsanız sebep çok, ama yapmak istemiyorsanız da bahane çok’ en çok aklımda kalan sözü oldu, gerisini bir dahaki seminerinde dinleyebilmeyi umuyorum.

Armağan Portakal – Uzaktan tanıdığım, adının hep güzel işlerle birlikte anıldığına tanık olduğum bir kadın Armağan Portakal. 40 yaşından sonra fotoğraf sergisi açmaktan rüzgar sörfü öğrenmeye kadar ‘hiçbir zaman hiçbir şey için geç değil’in canlı örneği… Çok keyifli bir konuşma yaptı o da ve dedi ki: ’40 yaş, ilham alma ve ilham verme yaşı… Paylaşmaktan çekinmeyin. Hepinizin içinde bir yetenek var, hepinizin paylaşacağı bir şey var… Alınterinizi, emeğinizi paylaşmayacaksınız da neyi paylaşacaksınız?’

 

Elif Karakışla – Kendisiyle birkaç ay önceki bir blogger etkinliğinde tanışmıştım. Suadiye’deki Melissima güzellik merkezinin sahibine davet etmişti biz blog yazarlarını… Hayatımda ilk cilt bakımımı (yoksa ikinci mi? İlkini düğünümde yaptırmış olabilir miyim?) orada yaptırdım ve düzenli yaptırmaya karar verdim. Yaptırdım mı? Hayır. Yaptıracak mıyım? Evet. Çünkü, Elif‘in de dediği gibi, kıyafetlerimi çıkarıp atıp yıkayıp değiştirebiliyorum ama çıkarıp atamayacağım bu cildime -birçok kadın gibi- iyi bakmıyorum. Dedi ki Elif: ‘Haydi cilt bakımını bir kenara bırakın, yüzünüze sürdüğünüz, ağzınıza attığınız her şeyden daha önemli bir şey var: Uyku. İyi uyuyun.’ Bunu ben Arianna Huffington’dan duymuştum geçen yazki BlogHer’de, bir de Sheryl Sandberg’ün kitabında okudum, ki Elif de aynı kitapları referans gösterdi. Ve ekledi: Uyku çok önemli. Her akşam 11’de uyumuş olmaya, en kötü ihtimalle durağan pozisyona geçmiş olmaya bakın. Uyuduğunuz odanın karanlık ve sessiz olmasına özen gösterin, gerekirse gözünüzde uyku bandıyla uyuyun. Her gün yarım saat daha fazla uyumaya çalışın. Gün içinde su içmeyi ihmal etmeyin. Bir de sigara içiyorsanız, iki tane daha az için her gün mesela…

 

Pınar Doğan – Gezi Parkı’nın çadırlarla kaplı olduğu günlerde tanışmıştık onunla… Pınarla Pilates olarak biliniyor sosyal alemlerde… Pilates eğitimlerine şimdi bir de Yoga’yı eklemiş, kendini iyice aşmış ve görünen o ki daha da aşacak olan bir kadın.. Duruşla, nefesle ilgili önerilerde bulundu Pınar. Ve ben anladım ki benim sırt ağrılarım ve kas tutulmalarım için #çarePilates. Diğer türlü iskemle gibi katlanmaya devam edeceğim.

Dedim ya, seminer notları tutmadım, biraz egoistçe davrandım, kabul ediyorum. Eminim başka katılımcılar paylaşacaktır notlarını, bir sürü blog yazarı da vardı.

 

Hepsi senin, benim gibi kadınlardı bu konuşmacıların (Deniz Pulaş biraz değildi, fazla güzeldi ama olsun, onu da bağrımıza bastık). Senden benden farkları, ya da ileri oldukları nokta diyeyim, kapasitelerinin, yapabileceklerinin farkında olmaları, hayata pozitif bakmaları ve ‘benden geçti’ diyerek pes etmemeleriydi. Bu anlamda gerçekten ilham verdiler; iyi hissettirdiler, hepsine ve emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.

Bütün bunlar, yaşadığımız ülkenin gerçekliğinden uzak bir şekilde konuşulmadı dünkü seminerde… Kadınların her gün öldürüldüğü bir ülkede kadın olmayı zorluklarından bağımsız konuşmak mümkün değil… Ancak hem -bunu olayları hafife indirgemeden söylemek zor- bireysel erişimimizin dışında olan, kontrol edemediğimiz olaylar var, hem de -daha önemlisi- değişim insanın kendi içinde başlıyor. Hem pozitif, hem de duyarlı bir insan olmak mümkün, her ne kadar zor da olsa…

Hepimizin bildiği bir söz vardır hani: Bugün, hayatımın geri kalanının ilk günü… Onu hatırlattı Banu konuşması sırasında… Bu kadar basit aslında… Hiçbir zaman, hiçbir şeye başlamak için geç değil. HİÇ.BİR.ZAMAN.

Ne tesadüf ki, dün, arkadaşıyla çok ama çok eğlendiği bir park seansı sonrasında buna benzer bir söz sarf etti Deniz oğlum. Dedi ki: Anne, bugün hayatımın en güzel günüydü.

Sonrasında durdu, Aslında belki de değildi, dedi, çünkü yarın var ve yarın daha güzel olabilir. Aslında her gün daha güzel olabilir, değil mi anne? Bu böyle olmaya devam edecek canlılar oldukça?…

8 yorum

  1. Elif, gecenlerde winnie the pooh’tan bir cizim gordum. Hatta bloga da ekledim.
    Soyle bir sey:
    “What day is it asked Pooh.
    It is today squeaked Piglet.
    My favorite day said Pooh..”

    Gordugum gunden beri donup donup bakiyorum. Ve bugun gunlerden bugun diyorum ve benim en sevdigim gun.

    senin yandiklarin ve Denizin soyledikleri de aklima onu getirdi.
    Sevgiler

    • Pooh ve Piglet’in arkadaşlığına da, hayata bakış açılarına da hayranım.

  2. Merhaba elifcim kalemine sağlık. 30 olmadım daha ama 40 i iple çeker hale geldim son 3 gündür 🙂 kemal yaşı diye boşuna dememişler değil mi? Eminim notlar alsan çok güzel anlatirdin ama bazen ani yaşamak çok daha önemli oluyor. Üstelik bir araştırma sonuçlarına göre fotoğrafı çekip bakmaktansa o ani yaşamak insanlar için daha kalıcı oluyormuş. Sen de ani yasamissin hiç e egoistce değil bence. Sevgiyle kal #guzelyasa

  3. Dinlenesi bir sohbetmiş..

  4. yureginize emeginize saglik cok guzel bi yazi okudum suan

  5. elif hanım paylaşımınız için çok teşekkürler. söyleyeceklerimi söylemeden önce hem anlattığınız güzel ortamı hazırlayanlara, hem de oradan aldığınız enerjiyi bize yansıtmak için çaba sarf eden size saygısızlık etmek istemediğimi belirtmek isterim öncelikle. şu an kendimi kötü hissettiğim bir dönemdeyim. kendimi çok beceriksiz ve başarısız hissettiğim bir dönem. bu nedenle buradaki görüntüler bana o kadar parlak göründü ki. ve buradaki parlaklık benim başarısızlığımı daha da belirginleştirdi gibi geldi. her anlamda mükemmel bayanlar. hem güzel, hem şık, hem başarılı. keşke herkes için böyle olabilse ama maalesef değil. peki böyle olmak zorunda mıyız ? sizin uzun zamandan beri takip ettiğim için böyle düşünmediğinizi biliyorum. peki gerçek anlamda sistemin bu dayatmalrından ne kadar kurtarabiliyoruz kendimizi. bu görüntüde biraz kilolu, salaş bir görüntünün olmaması tesadüf mü? 40 yaş kadın bu mu? sıradan olmak bir seçim olabilir mi ? atlım yapmak bu hayatta olmazsa olmaz mı? yada diğer bir bakış açısı: bu kadar güzel, bakımlı ve başarılı kadını bir arada görüp bunları yazmam onlara yaptığım bir haksızlık mı? buda taraflı bir bakış açısı mı? güzel ve başarılı olmak suç mu? belki de. ama sadece şunu söyleyebilirim onların bu kadar iyi olması beni çoşturmadı. kendimi daha güçsüz ve başarısız hissettim. belki şu anki ruh halimden dolayı ama böyle

    • Belki de ben içeriğe çok fazla girmediğim için tam olarak anlatamadım… Çünkü orada paylaşılanlar, sizin algıladığınızı düşündüğümün tam tersiydi aslında… Deniz Pulaş mesela, fiziğinin genetik miras olduğunu söyledi, ve spor yapmanın, evet, faydalı bir şey olduğundan, ancak genetik kodlarımıza karşı gelemeyeceğimizden de bahsetti. Mesela bazılarımız dar kalçalı olmak için yaratılmamışız…

      Ben bu kadınları -en azından büyük bir çoğunluğunu- sistem dışı görüyorum zaten… Hiçbiri kurumsal bir işte çalışmıyor mesela, hemen hepsi bir şekilde kendi işlerini kurmuşlar. Sırf bu bile sistem karşıtı bir duruş. Kiminin çocuğu yok. Kimi üç çocuk arasında defalarca ara vermiş çalışmaya, en sonunda kendi işini yaratmış… Dedim ya, belki de içeriğine çok girmediğim için bu mesajları veremedim ben… Ancak örneğin Banu bir örnek vermişti, İngiltere’de, 47 yaşında, popstar yarışmasına katılan bir kadın. En ufak bir şekilde ‘çekici’ değil, kılığı kıyafetine dönüp bakmazsınız mesela, jürinin, izleyicilerin tepkisi de bunları doğrular cinsten… Ve fakat kadın şarkı söylemeye başlayınca herkes kendinden geçiyor, salon alkıştan yıkılıyor. Bu seminerin mesajı da buydu işte: İster güzel olun, ister kilolu, ister çocuğunuz olmasın, ister üç çocuklu, hepimizin içinde bir şey var. Ve onu bulup çıkarmak için hiçbir zaman geç değil.

    • Zuhal hanım,
      Elif anlatmış durumu aslında ama paneli düzenleyen kişi olarak ben de bir şeyler yazmak istedim. Sahneye çıkıp insanların karşısında sunum yapacağımız için, gelenlere saygımızdan süslendik elbette ama normal yaşantımızda bizler de inişler çıkışlar yaşıyoruz. Sizden farklı değiliz. Bir sonraki panelimizi gerçekleştirdiğimizde sizi de mutlaka bekliyorum. Hepimiz konuşmalarımızda bocaladığımız dönemleri, tökezlediğimiz olayları anlattık. Sizi tanımasam da “beceriksiz ve başarısız” olduğunuzu hiç sanmıyorum. Öyle hissettiğiniz geçici bir dönem yaşıyorsunuzdur. Ama öyle dönemleri hepimiz yaşıyoruz zaman zaman. Aslında sizin motivasyonunuzu yükseltecek bir paneldi, bir sonrakinde lütfen davetlimiz olun ve gelin. Herkesle de birebir tanışın derim. (Elif, izninle Zuhal hanıma takip edeceği adresi yazmak istiyorum) http://www.ailemizle.tv ‘den bir sonraki panel netleşince paylaşacağım.
      Size de, Elif’e de sevgiler.