4 Yorum

Arkadaşım SquatGirl

‘Farkındalık bir andır’ demişti bana çok kıymet verdiğim biri… ‘Bazen duyduğunuz bir söz, bir kitapta okuduğunuz bir cümle sizi harekete geçirmek için yeterlidir.’

Benim için en net farkındalık anlarından biri, bundan 6 sene önce bir arkadaşımın ‘Neden blog tutmuyorsun?’ sorusuydu. O an kafamda yanan ampülle aldım bilgisayarımı kucağıma ve yazmaya başladım blogumu… Ne kadar hazırmışsam demek…

Bana blog yazmam için ilk gazı veren Müge arkadaşım kadar, yola çıktıktan sonra da arkamda duran, beni sürekli destekleyen bir başka arkadaşım vardı benim: Doris. Kendisi ilk anne arkadaşlarımdandı da aynı zamanda… İlk çocuklarımız aynı yaştaydı, ikincilere birkaç ay arayla hamile kalmıştık. Ben ‘Amaaan, bu da oğlan nasıl olsa, boşver partiyi falan’ derken ‘Olur mu öyle şey? Kutlayacağız!’ diyerek çok ama çok güzel bir bebek partisi yapmıştı bana Doris, hayatım boyunca unutamayacağım günlerden biriydi…

Hem altıncı yıldönümümü kutladığım ve hem de güzelyaşa’maktan bahsettiğim bu bir nevi Kutlu Blog Haftası’nda (!) Doris’i anmasam olmazdı…

Doris, müthiş yaratıcı ve zevkli bir insandır, her şeyden önce taş gibi bir hatundur bir kere… Aslen İsviçreli olmasına rağmen, her işi layığıyla yapmasından mütevellit, mükemmel Türkçe konuşur. Onun da ötesinde, çok güzel bir göz zevki vardır, daha önce de söylemiştim sanırım: suyu bile servis ederken öyle bir sunum yapar ki seyretmeye doyamaz insan… Bu bakış açısıyla oturup blogumun banner’ını tasarlamış, sadece onunla da kalmayıp bir nevi kurumsal daha doğrusu blogsal kimlik oluşturmama yardımcı olmuştu benim bundan seneler önce… Ben sağdan soldan bulduğum ‘şirin’ stok fotoğraflarıyla kendime cicili bicili bir header tasarlamışken, ‘Bu böyle olmaz, sana ait bir şey olması lazım’ demiş, ve ‘Madem Annelik Her Zaman Tozpembe Değil, o halde blogunun logoso pembe olmalı!’ diyerek kolları sıvamıştı. Kendi kadar güzel ve zarif kızkardeşinin el yazısıyla Blogcu Anne kelimelerini yazdırmış, bugün her yerde bayılarak sergilediğim logomun oluşmasını sağlamıştı.

Doris çok kararlı ve güçlü bir kadındır. İlk doğumunu önlenebilir olduğunu düşündüğü bir sezaryenle gerçekleştirmiş, ikincisinde ne yapmış ne etmiş, sporunu aksatmamış, beslenmesine dikkat etmiş ve kendisini destekleyecek, işinin de ehli bir doktor bularak (benim de doktorumdu kendisi) tabir-i caizse çatır çatır doğurmuştu. Bu harika SSVD tecrübesinin sonrasında kendini o kadar iyi hissetmişti ki, ilk doğumunun travmasını geride bırakmakla kalmayıp, ilk doktoruna onu ‘affettiğini söyleyen’ bir de mesaj yollamıştı. Beni çok etkilemişti bu davranışı… Ne güzel bir barışıklıktı kendinle, ve ne erdemli bir davranıştı kendini bunca yaralayan bir insanı affetmek…

Doris’le yollarımız biz Kadıköy’e taşındıktan sonra ayrıldı. Uzak düştük, en çok da fiziksel olarak… Her ikimizin de hayatı büyük ölçüde değişti, ben şehir hayatında okul kaygılarıyla boğuşmaya başladım; o, çocuklu hayatına yalnız devam etmeye karar verdi, ve kendine harika bir iş/uğraş yarattı bu süreçte: The SquatGirl.

Screen Shot 2015-04-30 at 2.44.11 PM

Hem İngilizce, hem de Türkçe olarak yayın yapan SquatGirl, Doris’in modellik ve gazetecilik tecrübelerini spor tutkusuyla harmanladığı bir blog. Spor, Beslenme ve Moda ana başlıkları adı altında 8 Adımda Bikini Vücudu‘ndan Vicdan Azabı Çektirmeyen Dondurma‘ya, Çocuklar ile Esneme‘den Hamilelikte Spor‘a kadar birçok konuda yazıları, videoları paylaştığı, ilgiyle takip edilen bir spor/beslenme/kadın blogu yarattı Doris. Kısa sürede çok iyi yerlere getirdiği blogu bence çok daha iyi yerlere de gelecek, ki kendisinden de başka bir şey beklenmezdi…

Dün gece rüyamda gördüm Doris’i… Dün benim için zor bir gündü, birçok duygusal mücadelelerim olmuştu. Ondan mı bilmem, uzun zamandır ihmal ettiğimi düşündüğüm bu arkadaşım rüyama girdi dün gece… Az önce arayıp konuştuğumda ‘Bu kadar olur, dün bir arkadaşımla senden bahsediyorduk!’ dedi bana… Bilmiyorum bunun adı ne… Empati midir, sempati midir, telepati midir, bir şeyler var…

Sporla kıyısından köşesinden ilgileniyorsanız, iki çocuklu bir kadının sağlıklı beslenerek ve spor yaparak potansiyelini nasıl zorlayabileceğini ve çocuklarına nasıl örnek olabileceğini görmek ve en önemlisi ilham almak istiyorsanız SquatGirl’i takip edin derim. Sporu hayatına yerleştiremediği için sırtında sürekli bir suçluluk kamburuyla gezen ben gıpta -ve gururla- takipteyim.

The SquatGirl

Fotoğraf: Sevda Kaplan

 

SquatGirl.com
Facebook.com/theSquatGirl
Twitter.com/theSquatGirl
Instagram.com/theSquatGirl
YouTube.com/TheSquatGirl

4 yorum

  1. Öncelikle sporu hayatına yerleştiremeyen tek suçlu değilsiniz. Bende aynı saftayım, üzülerek. Biz kadınların nedir bu kalorilerden çektiği. SquatGirl i ilgiyle takip edeceğimi düşünüyorum. Ancak birçok yabancı arkadaşım çok yemelerine karşın genetik midir bilemiyorum oldukça fitler. Biri bana öyle bir formül bulmalı ki istediğini istediğin kadar tüketebil ve formda kal. Sanıyorum böyle bir dünya yok.

  2. Ben de 2,5 aydır düzenli spor yapıyorum ve sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Bu sürede bir sürü blog ve siteye baktım. Arkadaşınızın sitesi gerçekten güzel 🙂 paylaştığınız için teşekkürler 🙂

  3. Oy oyy… böyle fıstık annelere hayranım.. benim de acilen yürüyüşe en azından başlamam lazım 🙁

  4. Bende geçen gün rüyamda sizi gördüm desem 🙂 Hiç tanımıyorum ama birgün mutlaka birşekilde tanışacağımıza inanıyorum. Çok samimi buluyorum sizi ve birgün oturup uzun sohbetler edeceğimizi düşünüyorum inşallah 🙂