3 Yorum

Bir elin nesi var, iki elin gürültüsü var

Geçtiğimiz hafta Derin’in okulu tatildi. Ay ne yapıcaz, bütün haftayı nasıl geçiricez derken annem Pazartesi geldiğinde ‘Götüreyim mi?’ dedi; Derin’e ‘Gider misin? diye sordum, ‘Giderim’ dedi; anneme dedim ‘Al senin olsun’, gidiş o gidiş. ‘İki gün kalır’ diye gönderdik, kendisi 5 gün kalcam’ diye gitti; gittikten sonra ‘Ben Pazartesiye kadar burdayım, beni almayın!’ buyurdu. Neyse ki Cumartesi günü geri getirebildik kendisini (harbiden de dediği gibi beş gün kalmış oldu bu arada)

Kardeşlerden birinin anneanneye gidip diğerinin evde kalması bittabii hanemizde geniş yankı uyandırdı ve protestolarla karşılandı. Neyse, kalana da ‘Okuldan sonra seni arkadaşınla park götürücem, bisiklete binersin’ sözü vererek atlattık ilk günü… Ve hakikaten de öyle yaptık, okul sonrası çooook keyifli zaman geçirdik o gün… Ve diğer günlerde de… Geç saatlere kadar dışarıdaydık, güneş batana kadar yürüyüşler yaptık.

Fener

 

Gerçek şu ki, tek çocukla uğraşmak, iki çocukla uğraşmaktan çok ama çok daha kolaydı. Bu teorimiz anneanne tarafında da doğrulanmaktaydı, her gün ‘acaba yetti gari diyecek mi?’ diyerek aradığım annem ‘Yooo, biz gayet iyiyiz’ şeklinde karşılık veriyor, gün içinde büyükbabasının yaptığı uçurtmayı uçuran, anneannesiyle birlikte üzümlü kek pişiren mutlu çocuk fotoğrafları gönderiyordu.

ucurtma

Derin efendi anneannesinde günü gün ederken abisi de eğleniyordu. Tek çocuk olmanın keyfini çıkarıyor, gece ‘hadi artık ışıklar kapansın’ ultimatomu olmadan takılıyor, istediği kadar kitap okuyordu. Ancak bu mutluluk uzun sürmedi, ‘Derin dönsün, oynamak istiyorum’ demeye başladı. Anlayacağın ilk birkaç gün kardeşinin anneannesine gitmesini o da destekledi, ancak bir süre sonra olay kabak tadı verdi.

Hem çok işimiz gücümüz olduğundan, hem de uzuuuun zamandır kafamızı dinleme fırsatımız olmadığından, okulların herkese tatil olduğu 1 Mayıs’tan önce Deniz’i de götürdüm anneme… İki gece çocuksuz takılacaktık biz, gerisini annem düşünsündü, sağ olsundu.

İlk gece aradığımda çocuklar yatma saatlerini çoktaaan geçirmişler, biri havlu atıp ‘Ben yatıyorum!’ diye odasına çekilmişken diğeri büyükbabasıyla oturup #DemirtaşCNNTürkte seyrediyordu. ‘Oğlum git yat artık’ telkinlerini ‘Aha da zorunlu din dersinden bahsediyor, yatmam ben!’ türünden kurnazca sebeplerle reddederek yatma saatini haddinden de fazla aşmış, ertesi sabah aradığımda anneannesinin ‘Eh, iki tane olunca zor oluyor tabii ama idare ediyoruz’ şeklindeki hafif sitemkar yorumuna neden olmuştu.

Ertesi gün havanın serin olması ve çocukların bahçede rahat oynayamaması, bir anneanne, bir büyükbaba, enerjisi tavan yapmış iki çocuk ve onlardan köşe bucak kaçan iki kediden oluşan zor bilinmeyenli bir denklemin evin içine doluşmasına sebep olduğundan, fikir vermek amacı ve yardımcı olmak umuduyla babamı aradım akşama doğru. Bıdıklarımdan baĞzılarının yatma saatine ne kadar takık olduğunu bildiğimden, dedim ki babama: ‘İsterseniz saatleri bir saat ileri alın akşama doğru; 8’ken 9 sansın da yatsınlar, yoksa valla kurt adama dönüşür, yatmaz gene Demirtaş’ı falan seyrederler’

Amanın ne azar işittim. Vay efendim çocuk kandırılırmıymış da bu resmen hıyanetmiş de bunun başımızdaki baĞzı baskıcı şahsiyetlerin yaptığından ne farkı varmış da… Ay dedim dert, nasıl biliyorsanız öyle yapın, ben yardımcı olmaya çalıştım aaaaa… Yaparız biz, sen karışma dedi. Karışmadım.

Ertesi gün geldiler çocuklar eve. Bütün hafta sonu canımıza okudular. Nasıl bir kavga kıyamet! Her şeyden nem kapmalar, her laftan kavga çıkarmalar… Yav ne gıcıksınız! Amanın bu nasıl bir tempo? Valla biz bu tempoya nasıl dayanıyoruz, hayret ediyorum bazen…

Puzzle

Yine de, özlemiştim onları çok. Huzur buldum eve döndüklerinde de… Evet, anneannelerinde kaldıklarında daha uzun uyuyordum belki, ancak evde olduklarında daha huzurlu uyuyordum, kesin bilgiydi ve de bu…

Bu haftanın analizini yaparken annemle, ‘Çok tatlılardı, ama iki tane olunca hakikaten yoruluyor insan. Allah sana yardım etsin kızım’ dedi.

Etsin tabii, ne sandınızdı?! Çünkü, her ne kadar ‘pırlanta gibi’ çocuklar da olsalar, ikisi bir araya gelince parça tesirli bomba etkisi yaratıyorlardı. Bir nevi bir elin (çocuğun) nesi var, iki elin (çocuğun) bitmek bilmeyen kavgası gürültüsü vardı. Ya da tek çocuk hiç çocuk iki çocuk çok çocuk muydu, neydi o? Özetle, ikinci çocuk kolay ama iki çocuk zordu.

Ve tabii ki, babaannemin de dediği gibi, ‘Allah sizleri büyütsün’ ve anneannemin dediği gibi ‘Allah hiçbirini eksik etmesin’di.

3 yorum

  1. hislerime tercüman olunmuş bir yazı bende diyorum ki pazartesi sendromu diye birşey yoktur okul vardır kreş vardır sakinlik vardır 🙂 annelerin tatili asıl bugün 3 gün anam ağladı 🙂 günaydınnn

  2. Çok güzel ve sevimli bir yazı. Insan en çok en sevdikleriyle yorulup ve yine en çok onlardan vazgeçmiyor.

  3. Incir'in Annesi

    Bu nineler, dedeler de torunlari olunca pek bir demokratik, pek bir anlayisli caniiiiim! Gecen gun de sevgili annem bana “cocuklariniza kizmamaniz gerekiyormus.” seklinde bir cumle kurdu, “psikologlarin yalancisiyim” diye de ekledi! Kasim gozum seyirmeye baslayip da gecmisten birtakim kareleri hatirlatinca bu sohbetimizi nispeten hizli bir sekilde baska sohbet konulariyla degistirdik neyse ki:)