37 Yorum

Yorgunum, anneyim

Aşağıdaki yazı, Blogcu Anne okurlarından Esra tarafından kaleme alındı.

***

Aile, eş-dost, akrabadan uzak bir şehirde, hatta o şehrin merkezinden oldukça öte bir muhitte iki çocukla yaşamak fikri çılgınlıkmış. Çöktüm erkenden.

Kızım dört yaşındaydı bir bebeğim daha olacağını öğrendiğimde. Onu anaokuluna yazdırmış ve artık çalışmaya başlamak için bir firma ile görüşmeye başlamıştım bile. Dört yıldır evde olmak, aslında o evin içinde delicesine çalışsan da yine de dışarıdan “rahat ev kadını” yaftasını yiyip durmak artık yetmişti. İşte hayat tam da biz plan yaparken başımıza gelendi: Hamileydim.

Aytuna’yla anne-kız gezilerine başladığımız, yaptığımız her aktiviteden büyük keyif aldığımız, kafamıza esince otobüse, trene atlayıp anneanneye (Ankara’ya) kahvaltıya gittiğimiz döneme gelmiştik. En zevkli kısmıydı hayatın belki de. Aytuna’nın penceresinden bakınca da öyleydi. “Anne seninle tiyatroya gitmek dünyanın ennn güzel eğlencesi” demişti bana. Oysa o üç yaşındayken de gidiyorduk ama hiç böyle süslü laflar etmiyordu bana. Demek ki büyüdüğünün ve keyif alma duygusunun geliştiğinin o da farkındaydı. Fakat bize katılmak isteyen biri daha vardı ve gelmek için haber mektubunu göndermişti bile. Kabul etmemek gibi bir seçeneğimiz yoktu, olamazdı.

Çam ağaçlarıyla kaplı çevremizin mis kokusunu içime çeke çeke, şu an şikayet ettiğim yalnızlığın keyfini sonuna kadar çıkararak, kızımı sabah okula gönderip, erkenden işi gücü yemeği halledip, günün geri kalanını kendime ayırdığım tam dokuz muhteşem ay geçirdim. Her saniyesi için Allah’a binlerce kere şükrediyorum. Evet başlarda bulantılarım oldu, çok oldu. Ama en azından ilk hamileliğimdeki gibi o süreci hastanede, kolumda serumlarla geçirmemiştim ve buna sevinebilirdim. Hamileliklerimde dolaşım problemi yaşıyordum. Daha bilinçli başladığım ikinci gebelik yolculuğumda her gün muhakkak bir saat yürüdüm. Çarşı pazar dolaştım. Yeni kumaşçılar, kitapçılar, hiç bilmediğim sokaklar keşfettim. Eski çarşılar, bakırcılar, kalaycılar, közde çay pişiren küçük çay ocakları buldum. Bol bol okudum. Yazdım. Hali hazırda bir aile dergisine sağlık ve bebek sayfaları hazırlıyordum. Yaptığım araştırmalar, hazırladığım yazılar bana bebeğimi büyütürken yardımcı olacak bir rehber gibi görünüyordu gözüme. Derken güller açmış, mayıs gelmiş ve Allah da bize gül mevsiminde gül gibi bir kız evlat daha vermişti: Gülfem Ela.

Hamileliğim ne denli kolay geçtiyse o denli zor ve sıkıntılı bir lohusalık dönemi geçirdim. Geçirdik. Spinal anestezi ile sezaryen olmuştum. Kızım 3,650 gr idi. Hafif sarılığı vardı. Bu kadar. Fakat doğumdan üç gün sonra fark edildi ki anesteziye bağlı yüzeyel tromboflebit isimli bir hastalık geçirmekteydim. On gün boyunca tuvalete çıkmak dışında ayağa kalkmamam ve ayaklarımın altında beş yastıkla yatmam gereken bir süreç başladı. Kutu kutu ilaçlar, iğneler kullandım. Yanı sıra anesteziden hatıra dehşet bir baş ağrısıyla geçen bir hafta.. Ciddi bir sorun yaşıyordum. Bacak damarımdaki pıhtıların akciğere atması gibi riskli durumlar söz konusu idi. Bu yüzden kıpraşmamam lazımdı. Annem yanımdaydı. Eşim akademik kariyerinin en zor dönemecinde doktora dersleriyle savaş halindeydi. Bu arada minik bebeğimin sarılığı artmış, gözyaşı kanalları tıkanmış ve göbeğinde kanama başlamıştı. Her gün hastaneye gidip sarılığını ölçtürmek ve göbeğine bakım yapmak, gözlerine üç kez damla damlatmak gerekiyordu. Büyük kızım hayatının şokunu yaşıyordu. Doğuma girene kadar hoplayıp zıplayan, gülen oynayan annesinin bir bebek doğurmakla yerle yeksan olması onu hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü annesi yataktan kalkamıyor, banyosunu yaptıramıyor, onunla aynı sofraya bile oturamıyordu.

Anneme minnetle, yine de bin kez şükrederek ve korkuyla, acıyla, ümitle geçti bu süreç. Annem gitti. Artık yalnızdım. Kızım yalnızlığımı hissedercesine uslu, sakin ve mutlu bir bebekti. Gaz sancıları, uyku sorunları, emmeme, süt yetmeme gibi sorunlarımız hiç olmadı. On aylıkken yürüdü ama konuşma hususunda azıcık tembel olduğunu düşünüyoruz.

Bu arada lohusalıkta yeterince bunalamayan, hastalıktan ödü koptuğu için sesini çıkaramayan bendeniz bebeğim bir yaşını geçip artık deli gibi hareketlendiği dönemde zıvanadan çıktım. Yetişemiyordum, yetemiyordum. Küçük uyuduğu zaman büyükle ilgileniyor, uyandığında peşinde pervane gibi dönüyordum. Çünkü çok düşen bir çocuktu. Yükseklere tırmanma peşinde idi, tırmanabildiği noktalardan kendini aşağı bırakıyordu. Ve ben o uykuda olmadığı sürece başka hiçbir işe odaklanmadan sadece onunla ilgileniyordum. Bir yaşına geldiğinde artık uykusu hafif bir çocuktu ve uyuduğunda çabucak uyanmasın diye adeta parmak uçlarımızda yürüyor, fısıltıyla konuşuyorduk. Oysa o kendi odasında uyuyordu. Ama öyle yorulmuş oluyordum ki her ihtimale karşı fısıltıyla konuşmayı tercih ediyorduk. Azami ölçüde sessiz hareket ederek yemek pişiriyordum. Süpürge açamıyor, bulaşıklarımı yerleştirmek için bile birinin ona bakmasına ihtiyaç duyuyordum. Bu süreç bir yaşı ve sonrası için geçerli tabii.. Bu süreçte asla ana kucağı, oturak vs gibi malzemeler kullanamadık. Emzik, biberon, ana kucağı, … her iki kızımın da tercih etmediği yöntemlerdi. Alıştıramadım ve saygı duydum onlara. Okuduğum kitaplara, dergilere selam olsundu fakat işte her çocuk kendi kitabıyla doğuyor, karakterini anneye kitap gibi okutuyordu.

Çok eskiden beri sığınağım olan tek eylem vardı: yazmak. Bu süreçte de fırsat buldukça, dilim döndükçe ve gücüm yettikçe yazdım. Biriktirdim. Kimini çöpe, kimini bloguma attım. Çok yalnızdım. Kalabalık ailelerden, anneanne, babaanne, dede faktörlerinden uzak bir hayat sürmek, babanın umumiyetle ders çalışıp tez yazarak vakit geçirmesi ailedeki bütün dişileri yormuştu. Kızlar babalarını özlüyordu artık. Ben, değil sinemaya-tiyatroya-kuaföre gitmek, sessiz bir odada gözümü kapatabileceğim yarım saat istiyordum. Tek isteğim buydu.

Şimdi kızım iki yaşında. Büyük kızım birinci sınıfta. Haliyle bol ödevli ve yoğun bir yıl geçirdik. Ben bir süre televizyon sitelerinde yazarlık yaptım. Zevkle, keyifle seyrettiğim ekran işlerini aynı keyifle yorumlamak muhteşem bir deneyimdi. Blog yazmaya devam ettim. Bir kitabın yayına hazırlık ve redaktörlük görevlerini üstlendim. İki ay içinde teslim etmem gereken kitabı artık malumunuz hayat şartlarım gereği üçüncü ayında teslim etmek üzereyim. Neyse ki fevkalade anlayışlı ve nazik biriyle çalışıyorum. Bunun dışında bir takım firma ve kuruluşlara metinler yazdım, yazıyorum. Hayatla ilgili planlarım, beklentilerim, ümitlerim ve kaygılarım var. Dünyayla ilgiliyim. Ülkemle daha çok ilgiliyim. Kızım bebekleriyle oynarken ben gazetemi okuyup, kahvemi içip güne öyle başlıyorum. Sağlığım iyi değil. Bu bir itirafsa kendime iyi bakamıyorum. Fakat en son görüşmemizde feci bir fırça yedim doktorumdan, hayatıma daha dikkatli devam edeceğim. Elbette fırça yedim diye değil, çocuklarım için, kendim için. Ayıp olmazsa yaşamayı oldukça seviyorum. Keyif almayı seviyorum. Komşumun beni müzik dinlediğim için ayıpladığı bir dünyada inatla ruhumu her çeşit müzikle ve bilhassa türkülerle doyuruyorum. Aslında hala yorgunum. Fakat bu bir seçim. Yorulmadan anne olunamıyor. Yorulmadan mutlu da olunamıyor. Bütün bunları yaşayan tek kadın ben değilim biliyorum. Fakat belki de benim farkım çok mükemmeliyetçi olmamam. Bütün bunların üstüne bir de öyle olsaydım bu süreci ancak antidepresanlarla atlatabilirdim sanırım. Ben yazmayı seçtim. Şiir, deneme, hikaye, senaryo, dizi yorumu… İçimden ne geldiyse onu yazarak büyüttüm çocuklarımı ve kendimi. Ayağımda sallarken onlara şiirlerimi okudum. Uyuturken masal kitabı okumak yerine masal uydurdum. Uydurduklarımı biriktirdim. Belki de bir gün bir kitapta hayat bulurlar.

Her şeyin bir zamanı olduğuna inanıyorum. Yaşadığımız hiçbir şeyin sebepsiz olmadığına bir de… Oldukça yorgun düştüğüm son birkaç yılımı geriye dönüp baktığımda hayatımda bir dönüm noktası gibi görüyorum. Evden çıkmadan para kazanabiliyor, sevdiğim işi yapıyor, aynı anda çocuklarıma da zaman ayırabiliyorum. Evet çok ama çok zor oluyor ve bir ofisiniz olmadığı için ısrarla “çalışmıyor” damgası yiyorsunuz. Oysa her kadın çalışıyor ve kadınların birbirine bunu yaptığına inanamıyorum. Zor koşullarda yine de keyifle yaptığım bir işe sahip olduğum için Allah’a şükrediyorum. Ne kadar zorlu bir yolculuk olsa da çocuklarımı kendim büyüterek evde çalışmak arzusu benim en büyük duamdı. Şimdi de diyebilirim ki, kabul olunmuş duamdır.

Yorgun olunmadan anne ve yorgun olunmadan mutlu olunmuyor işte… Çocuk büyütmek yorucu ve yoğun bir süreç. Fakat bu süreçte öğrendiği her şey kadını zengin kılıyor. Çocuklarınız büyürken siz de büyüyor, dönüşüyorsunuz. Anneyim diye seyahat etmekten, küçük çocuğum var diye sabah keyfi yapmaktan, fotoğraf çekmekten, müzik dinlemekten vazgeçecek değilim. Çocuklu ailenin sınırları nereye kadar müsaade ediyorsa oraya kadar gider, gittiğimi yazar, gördüğüm güzelliği bir fotoğraf karesinde ölümsüzleştiririm. Pilav da yaparım, siyaset de.. Dünya kupası maçlarını da izlerim, ofsaytı da bilirim, ütü de yapar, halı da siler, şiir de yazar, türkü de dinler, dinimi de yaşar, hesabımı da yalnız Allah’a veririm. Dokuz yıl önce gözlerinin içi gülen kız değilim ama bugün gözlerinde her duygunun izlerini taşıyan bir anneyim. Yorgun ama mutlu bir anneyim.

Esra. @sennedilersen

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

37 yorum

  1. Incir'in Annesi

    Cok guzel yazmissiniz. Ben bir agla, bir huzunlen. Yorulmadan mutlu olunamiyor evet, anne de.

    Sevgiler,

  2. Ne kadar da guzel anlatmissiniz. Bir solukta okudum yazdiklarinizi ve her bir cumlesine de katiliyorum. Ne kadar guzel bir soz “… gözlerinde her duygunun izlerini taşıyan bir anneyim”.

  3. ellerinize sağlık harika bir yazı olmuş ben blogunuzun ismini öğrenebilir miyim? sizi takip etmek isterim

    • beğenmenize sevindim, teşekkürler.. blogumda bahar temizliği var efem, etraf biraz dağınık :))) şöyle ki, biraz düzenlenmeye ihtiyacı var. şiir, deneme sever misiniz bilmiyorum ama blogum bunlar üzerine kurulu :) tekrar teşekkür ederim, sevgiler..

  4. cok guzel bir yazi! tesekkurler

  5. gözlerim doldu okurken aynı zamanlarda aynı süreçleri yaşamışız biri 7 diğeri 2 yaşında iki çocuk annesiyim bende; sürekli emziren, meme ucu yaralarıyla mücadele eden annesinden dolayı kızımın hayal kırıklııkları, lohusalık, oğlumun hareketlenmesiyle tepetaklak olan düzenimiz, tek tek film şeridi gibi geçti çok şükür şimdi herşey yolunda herkes birbirine alıştı düzen (düzensizlik) oturdu kalabalık yorucu ama mutlu bir aile olduk.bu yolculuk 2.kez anne olmak yani bu da başka tatmış 3. yü bile istiyor insan bazen sonra titreyip kendine geliyor :)

  6. Sadece 10 aylık yorgun bir anne olarak Ağladım… Anne olmak aslında ne çok şey olmak da demekti…

    • kıyamam.. ağlamayın lütfen :'( bebeğinizle mutlu -bazen yorgun ama yine de hep mutlu- günler dilerim :)) sevgiler..

  7. Yazınızda her duyguyu hissederek yaşadım. Kaleminize sağlık, ifadelerinize bayıldım..Bu samimi ve bir o kadar gerçek yazı için teşekkürler..

  8. ne kadar güzel dökmüşsünüz, aslında hepimiz benzer anları yaşıyoruz, çok şükrediyorum ben de kızımla her anıma, onu da kendimi de ailemi de çok seviyorum, yorulmadan olmuyor, ne iş, ne ev, ne kariyer ne de anne olmak haklısınız…

  9. Çok çok güzel bir yazı, sizinle de kendimle de gurur duydum.

  10. “Dokuz yıl önce gözlerinin içi gülen kız değilim ama bugün gözlerinde her duygunun izlerini taşıyan bir anneyim. ”

    İşte bu cümle benim annelik genclik ve evlilik ile ilgili arayıp durduğum cümleymis. Ne kadar olgun, doğru ve olumlu bir yaklaşım. Okuyunca mutlu oldum.

    • ben de güzel sözlerinizi okuyunca çok mutlu oldum :)) birbirini hiç tanımayan fakat aynı duygularla kalbi atan milyonlarca kadınız.. muhteşemm..

  11. Çok güzel anlatmışsınız.. Aralarında 3 yaş olan 2 çocuk annesi ve yoğun çalışan bir insan olarak tüm söylediklerinizin altına imzamı atarım. Yorgun ama mutlu günler dileğiyle…

  12. Bayildim. Çok güzel bir yazı. 2 çocuk annesi olarak çok yorgunum ama çok mutluyum.yazdiklarinizda kendimi buldum.yalniz değiliz. Biliyordum ama okumak hoşuma gitti.

    • bende biri 6 biri 2.5 yaşında iki çocuk anesiyim anlattıklarınızı yaşamış biriyim , kelimelere harika dökmüşünüz , 2 çocuk annesi olmak çok ama çok güzel bir duygu , büyüğüm kız küçüğüm erkek , ikiside ayrı dünyalarda oynasalarda birlikte oynuyorlar onları izlemek dünyalara bedel

    • beğendiğiniz için asıl ben çok mutlu oldum. teşekkür ederim güzel sözleriniz için. kesinlikle yalnız değiliz, hiçbirimiz..

  13. Yazınız harika. Aşağıda ki şu cümleniz beni benden aldı.
    “Dokuz yıl önce gözlerinin içi gülen kız değilim ama bugün gözlerinde her duygunun izlerini taşıyan bir anneyim. ”

  14. Yorulmadan evet mutlu olunmuyor ams işler çoçukları büyütünce bitmiyor arkadaşlar ben 53yaşındayım torunuma bakıyororum şimdi size dedikleri çok uzak gelebilir belki ayy yok dedinizi duyar gibiyim işte anenelik böyle hep yorgun ama çok güzel bir duygu Allah her kese tatırsın

  15. Ah ah…. yorgun anne.. yorgun olmayan anne yok evet..
    ikinciyi yapmıyorum kendime güvenemiyorum eşim çok istiyor..beni en çok sağlığında sorun olursa başa çıkamayacağım duygusu korkutuyor..çok şükür siz atlatmışsınız .. inşallah sağlıkla neşeyle yaşamınız devam etsin.. kızlarınızı öpüyorum….
    sevgiler

    • o geleceği zamanı biliyor, hiç endişe etmeyin :)) Zaman hızla akıyor, bakın geçti gitti tüm yaşanan zorluklar. Allah çaresiz dertlerden korusun hepimizi, evlatlarımızı.. sevgiler..

  16. “her çocuk kendi kitabıyla doğuyor, karakterini anneye kitap gibi okutuyordu.” muhteşem..gözlerim doldu..çok güzel bir yazı,kaleminize sağlık..

  17. Canım teyzen olarak o günlerinde yanında olmadığım için çok üzüldüm. Ama senin çok güçlü ve mutlu bir anne olduğunu biliyorum .

  18. Şu an ki hissiyatım ile çok paralel bi yazı olmuş, kaleminize sağlık, teşekkürler. Çok iyi geldi yalnız olmadığımızı bilmek

  19. Offf nasıl güzel bir yazı. Çok iyi geldi.