8 Yorum

‘Çocuk da yaparım, seks de’

Dün Uykusuz Anneler Klubü‘nün, Nestle’nin İyi Büyüsün İyi Yaşasın platformunun desteğiyle hazırladığı bir seminere katıldım.

‘Üçüncü Ebeveyn: Anne-Baba İlişkisi’ konulu seminerin iki boyutu vardı: (1) Çocuktan Sonra Cinsel Hayat ve (2) Anne-Baba İlişkisi. İlk boyutunu Cinsel Sağlık Uzmanı Dr. Ece Hattat, ikinci boyutunu ise Uzman psikolog Fatma Tosuntaş Karakuş anlattı.

Uzun bir yazı olacak, sıkı durun.

Öncelikle Ece Hattat, çiftler arasındaki cinsel ilişkiye değin konuştu. Kendisi bir cinsel sağlık uzmanı olarak cinsellikle barışık, cinsel terminolojiyi de rahatlıkla kullanan bir insan olduğundan, ben de burada seminer boyunca aldığım notlara yer vereceğimden ben de aynı terminolojiyi aktarıyor olacağım. O yüzden eğer cinsel terminolojiye tepkiliyseniz, ‘ay burası anne blogu, burada klitoris denir mi?’ şeklinde yargılamalara varacaksanız bu yazıyı okumayı bırakmanız hepimiz için daha hayırlı olacaktır.

Cinsellik tabu, evet. Kadın cinselliği daha da tabu. Bugün bu tabuyu el birliğiyle, biraz olsun yıkıyoruz; buna vesile olan Uykusuz Anneler ve Nestle’ye -ve tabii ki konunun uzmanlarına- teşekkür ederim.

Screen Shot 2015-05-06 at 8.14.30 AM

Görseller Ece Hattat’ın sunumundan

 

Cinsel sorunlarla ilgili konuşulmayanlar

İlk olarak kadınların cinsellik konusuyla oldukça ilgili olduklarını, ancak bu konuyu konuşmaktan çekindiklerini anlatarak başladı Ece Hattat. Hepimiz önem veriyoruz, bu konuda merak ediyoruz, okuyoruz ancak bunu gizliyoruz. Cinsel sorunlarımızı eşimize, doktorumuza açamıyoruz.

Uykusuz Anneler’in sitesinde bu seminer öncesinde düzenlenen ankete katılanların %70’i cinsel tatminsizlik yaşadığını söylemiş. Nedir bu cinsel sorunlar? Cinsel istek kaybı, orgazm problemi, ağrı problemi, seksten keyif alamama, performans endişesi ve lübrikasyon sorunu…

kadinlarda_cinsel_sorunlar

Bu cinsel sorunlar kadınlarda bir arada görülüyormuş. İşin üzücü kısmı, kadınların yaşadıkları cinsel sorunlar ‘psikolojik’ ya da ‘strese bağlı’ olarak geçiştiriliyormuş. Gerçek şu ki, strese bağlı bile olsa -ki stres bu anlamda oldukça geçerli bir sebepmiş- çözülmeyen cinsel sorunlar bir süre sonra hormonları etkilemeye başlıyor, ‘organik’ sorun haline geliyormuş. O noktada kadın kendini yetersiz, mutsuz, cazibesiz hissetmeye başlıyor ve bir kısırdöngüye giriyormuş. Kıssadan hisse: cinsel sorunlarınızı gözardı etmeyin.

Her üç çiftten biri cinsel sorun yaşıyormuş. Hani o magazin dergilerinde gördüğümüz süper seksi, aşırı güzel, fit ve yapılı vücutlu çiftler var ya, hah işte, onların seksi çift görüntüleri cinsel anlamda mutlaka mutlu oldukları anlamına gelmiyormuş. Kıssadan hisse: Dışarıdan görünene aldanmayın, kapalı kapılar ardında kimse ne yaşan(ma)dığını bilemez.

Kadınların yüzde 50’sinden fazlası cinsel sorunlarını hiç kimseyle paylaşmıyormuş. %23’ü partnerine, %22’si doktoruna, %20’si arkadaşına açılıyormuş. Ne çok kadın var sessiz kalan… Ve kadınlar ne istediklerini ifade etmedikleri için istedikleriyle yaşadıkları arasında ciddi mesafe oluyormuş.

Cinsel ilişki öyle önemli ki, İngiltere’de yapılan bir araştırma boşanmaların yarıdan fazlasında cinsel sorunların etkili olduğunu ortaya koymuş.

‘Hepimiz eşimizle, sevgilimizle birçok konuyu konuşuyoruz’ dedi Ece Hattat. O gün ne yaptığımızı anlatıyoruz, birlikte gittiğimiz bir restoranda yediğimiz yemeğin nasıl olduğunu yorumluyoruz, seyrettiğimiz bir filmi değerlendiriyoruz. Peki kaçımız, cinsel ilişkimizin ardından geri bildirimde bulunuyoruz? Neyin hoşumuza gittiğini, neyin bizi mutlu ettiğini anlatabiliyoruz? Ya da bunları duymaya kaçımız tahammül edebiliyoruz? Bu satırları yazmak bile benim için zor. Kendi cinsel hayatımın ayrıntılarını anlatmasam da, bu kadar tabu olan bir konuyu babamdan kimya öğretmenime kadar uzanan bir kitlenin önünde dile getirmek kolay değil benim için. Ama bu çok kültürel bir şey; ben hala Amerika’da yaşıyor olsaydım ya da İngilizce blog yazıyor olsaydım böyle hissetmezdim. Bizim kültürümüz cinsel konuların konuşulmasına çok kapalı… Gel gör ki ensest ilişkilerden tut hayvanlarla ilişkilere kadar türlü cinsel sapkınlıklar da bir o kadar yaygın! Çünkü cinsellik ne kadar tabulaştırılırsa, cinsel sapmalar o kadar çok yaşanıyor.

Hepimiz şehir efsaneleriyle büyüyoruz: Kadın seksi başlatmaz! Erkek her zaman isteklidir! Bunları duyuyoruz sürekli… Kendimizi tanımıyoruz. Eşimizin sorunlarını nasıl gidereceğimizi, ona nasıl yardımcı olacağımızı ise hiç bilmiyoruz.

Sağlıklı olmak nedir biliyor musunuz? Ben de ilk kez öğrendim: Dünya Sağlık Örgütü, ‘sağlıklı olma’ halini ‘hasta olmama’ olarak tanımlamıyormuş. Biyolojik, psikolojik VE sosyal olarak iyi olmakmış sağlıklı olmak… Böyle baktığımızda kaçımız gerçekten sağlıklı olduğumuzu söyleyebiliriz?

Hamilelik ve doğum sonrasında kadınların karşılaştıkları cinsel sorunlar

Cinsel yaşamın en çok değiştiği süreç hamilelik… Bu süreçte de, hamile olmayan çiftlerde olduğu gibi herkesin ‘normali, sıklığı’ kendine özel. Doktorunuz size yasak koymadığı sürece dilediğiniz zaman, dilediğiniz kadar seks yapabilirsiniz hamilelikte… Amniyon sıvısı ve rahim kasları bebeği yeterince koruyor zaten.

Sorun şu ki, ‘cinsellik’ deyince, ‘seks’ deyince ilk aklımıza gelen ‘cinsel birleşme’ oluyor. Oysa cinselliği ‘eşinizle yaşadığınız tüm duygusal ve fiziksel yakınlaşmalar’ olarak tanımladı Ece Hattat. Cinsel birleşme bunlardan yalnızca biri.

Dolayısıyla herhangi bir şekilde cinsel birleşme yaşayamıyor veya yaşamak istemiyorsanız yine de cinsel hayatınızı devam ettirebilmenin binbir türlü yolu var (bazı kadınlar için o da yok, kimi tıbbi sorunları olan kadınların hamilelik sırasında orgazm olmamaları ve dolayısıyla orgazm kasılmalarını yaşamamaları gerekiyor. Doktorunuza sorun). Hamilelik, cinsel yaşamımızda önümüze çıkan bir değişim sadece. Bu fiziksel duruma adapte olmak sizin ve partnerinizin elinde… Bu süreçte yeni bir cinsel ritüel geliştirebilirsiniz. Kendinizi iyi hissettiğiniz anları kollayıp, uzun ve iyi önsevişmeli bir cinsel hayat sürebilirsiniz.

vucut_imaji

Her iki kadından biri doğumdan sonraki vücudunu beğenmiyormuş. Ben de o iki kadından biriydim. Neyimi beğenecektim Alla’sen? İçi boş, lastik gibi bir karın. Önce kafam kadar şişmiş, sonra balon gibi sönmüş memeler. Belimin kenarından sarkan yağlar… Pek de beğenilesi değil, öyle değil mi?

Ancak sorun şu ki, kendimizi ne kadar çirkin görürsek, o kadar isteksiz oluyormuşuz. Ya da bunun tam tersini söyleyelim: Sönmüş memelerimize, sarkmış karnımıza RAĞMEN iyi bir seks hayatımız olabilirmiş. Hem kaçımızın sevgilisi/kocası manken vücuduna sahip allah aşkına? Bir zamanların Bon Jovi’si bile pörsüdü be!

Ne diyorduk? Ha, evet, hamilelik ve doğum sonrasında kadınları bekleyen sorunlar:

  • Vücut imajını beğenmeme. Buna yukarıda değindik. Çözüm nedir peki? Seks. Bir doğal antidepresan olarak seks. Ne kadar çok seks yaparsanız o kadar çok yenermişsiniz bu ‘çirkinim, beni kim beğenir ki’ duygularını…
  • Uykusuzluk. Bu konuyu açmaya gerek yok sanırım. Hepimiz ne olduğunu, nasıl olduğunu biliyoruz.
  • Mahremiyet. ‘Ses gider’ endişesi kadınları ciddi anlamda tedirgin eden bir endişeymiş. Eh, buna yan odada uyuyan bebek/çocuk, onun yanındaki bakıcı, beri taraftaki anneanne/babaanneyi de ekleyince bu endişenin haklı sebepleri çıkıyor ortaya… Stresinizi bertaraf etmeye, gerginliklerinizi azaltmaya çalışacakmışsınız, çaresi buymuş.
  • Zamanlama. Çocuktan önceki seks ritüeliniz tamamen değişiyor çocuktan sonra. Yalnız kalabildiğiniz saatler, sekse ayrılan süre, her şey değişiyor.

Her 5 çiftten biri aseksüel ilişki yaşıyormuş. Ne demekmiş aseksüel ilişki? Seksin yılda 10 kere ya da daha az gerçekleştiği ilişkilermiş.

Doğum sonrasında hormonal değişikliklere de değindi Ece Hattat. Hani hepimizin bildiği bağlılık hormonu var ya, hani doğumda salgılanan oksitosin… İşte o, partnerler arasında da salgılanan bir hormonmuş. Gel gör ki bebeğimizden aldığımız oksitosin, eşimizden aldığımızın kat kat üstündeymiş. Bu sebeple de birçok kadın doğumdan sonra cinselliğe uzun bir süre ihtiyaç duymayabilirmiş, çünkü ihtiyaç duyduğu ‘mutluluğu’ bebeğinden alabiliyormuş. Ki bu, erkekler için de geçerliymiş ve dahası, erkekte oksitosin hormonunun çok fazla düşmesi cinsel sorunlara yol açarmış.

Gelelim zurnanın zırt dediği yere: Normali nedir?

Herkesin merak ettiği soru bu, hep de budur. ‘Acaba bizim cinsel hayatımız normal mi? Biz haftada şu kadar kez yapıyoruz, acaba az mı çok mu?’

Dedi ki Ece Hattat, normalini kendiniz belirliyorsunuz. Hani ‘nitelik değil, nicelik’ derler ya, hah işte ondan… Siz ayda 10 kez seks yaparsınız, 9’unda cinsel ağrı yaşıyorsunuzdur, zevk almıyorsunuzdur, o zaman bu kaliteli bir cinsle yaşam değildir. Ya da her seferinde aklınıza ertesi gün ne giyeceğinizden işyerinizdeki rapora, çocuğunuzun okulundan akşama yapacağınız yemeğe kadar bir sürü şey geçiriyorsunuz ve yeterince uyarılmıyorsunuzdur, o zaman bu kaliteli bir cinsel ilişki değildir. ‘İşleyen demir ışıldar’ dedi Ece Hattat. Ancak belirli bir sayı telaffuz etmese de, sekse verilen aranın 2,5-3 haftayı geçmemesi gerektiğine dikkat çekti.

erkeklerde_cinsel_sorunlar

Biz konu icabı kadınların sorunlarını konuştuk ancak Ece Hattat erkeklerin yaşadığı cinsel sorunlara da değindi. Bunların %80’ini organik faktörler oluştururmuş: testosreron eksikliği, metabolik rahatsızlıklar, damar yetersizliği, kötü beslenme, aşırı sigara tüketimi gibi… İşin ilginç tarafı, erkeklerde cinsel sağlık genel sağlığın öyle bir parametresiymiş ki, 30-40 yaş arasında olup da klinik seviyede testosteron eksikliği yaşayan erkeklerin önemli bir bölümü ileride kalp rahatsızlığı da çekermiş.

Peki, gel gelelim çözüm önerilerine… Diyelim cinsel hayatımızda sorunlar yaşıyoruz, ya da seks yaşamımızın kalitesini yükseltmek istiyoruz. Ne yapacağız?

Birincisi alarmları görmezden gelmeyecekmişiz. Nedir bu alarmlar? Vajinal kuruluk, ağrı, kasılma, idrar kaçırma, isteksizlik… 

Hazırlık yapacakmışız. Kadınların sekse hazırlanması, erkeklerinkine göre çok daha dolambaçlı ve karışık bir süreçmiş. Şöyle:

Hazirlik

Planlayacakmışız. Seks planlanır mı? Neden olmasınmış? Çok mu yapay? Ne varmış ki bunda? Nasıl planlanırmış peki seks? Şöyle örnekler verdi Ece Hattat: Yemekten sonra bulaşık yıkamak dert olacaksa yemeği dışarıdan söyleyerek… Bir gün önce erken yatıp uyuyup ertesi gece vakit yaratarak… Falan…

Cinsel zekamızı arttıracakmışız. Şehir efsanelerinden uzak duracak, neyi sevdiğimizi keşfedecekmişiz. Beklenti ve isteklerimizi ifade etmekten çekinmeyecek, partnerimize kulak verecekmişiz. Kadınlar ve erkekler arasındaki uyarılma farklarını bilecek, tercih edilen davranışları bilecekmişiz. En önemlisi birbirimize destek olacak, motive edecek ve skora değil, kaliteye odaklanacakmışız.

Bunlar Ece Hattat’ın anlattığı konulardı… Gelen sorular arasında ‘klitoral ve vajinal orgazm arasındaki fark’ vardı. Ece Hattat bunu, ‘klitorisin, sanıldığından daha geniş bir organ olduğunu ve iki tür orgazm arasında çok fazla fark olmadığını, daha doğrusu, kadın tatmin olduğu sürece ne şekilde olduğunun önemli olmadığı’ şeklinde açıkladı. Yani takmayacakmışız kafamıza o vajinal orgazm oluyor da ben niye olamıyorum falan diye…

Bir diğer soru, kız çocuklarının cinsel ilişkilerini kaç yaşında yaşamalarının normal olduğu sorusuydu. Ece Hattat, normalin ne olduğunu telaffuz etmemekle birlikte bu yaşın giderek düşmekte olduğunu ve kız çocuklarında ‘arkadaş faktörü’nün çok önemli olduğunu söyledi. Kızların ‘cinsel ilişkiye giren’ kız arkadaşlarından etkilenerek cinsel deneyim yaşamaya heves ettiklerini, bu noktada ailelerin mutlaka onları bilgilendirmeleri gerektiğini söyledi. Kızlara mutlaka tercihleri olduğunu, dur deme haklarının olduğunu öğretmek gerektiğini belirtti. Öte yandan evde seksin konuşulmasının öneminden da bahsetti. Ne şekilde konuşulacağı her ailenin bu konuda kendini ne kadar rahat hissettiğine bağlı, ancak seks hakkında konuşabilmek için mutlaka cinsel sağlık uzmanı olmak zorunda değilsiniz dedi.

Aynı sorunun bir de oğlan tarafı geldi daha sonra: Oğlan çocukları ilk cinsel deneyimlerini ne zaman yaşıyorlar, yaşamalılar? Ece Hattat yine işin -meli/malı kısmından uzak durarak normali söyledi: Kızlardan daha erken yaşlarda yaşadıklarını; kızlardaki arkadaş faktörünün yerini burada porno filmlerin aldığını söyledi. Ergen oğlanların porno filmlerinde izledikleri görüntüleri ‘normal bir ilişki’ sandığını, oysa bunların ütopik olduğunu bilmeleri gerektiğini, bu konuda yine ebeveynlere görev düştüğünü söyledi.

Bunları konuşmak çok kolay değildi, yazmak da öyle… Ancak hiçbiri, Ece Hattat klitoris aşağı, orgazm yukarı anlatırken odadaki yegane erkekler olan kameraman ve fotoğrafçının düştüğü durum kadar zor değildi sanırım. Neyse, hep kadınlar mı utanıp boynunu eğecek canım?!

Bence bu yeterince uzun bir yazı oldu. Seminerin ikinci bölümü olan anne-baba ilişkisini ayrı bir yazı olarak anlatacağım.

8 yorum

  1. Çok güzel bir seminer olmuş yazdıklarınız anlayana çok faydalı fakat maalesef diyorum ki kadınlarımız hamilelikle birlikte eşlerinden uzaklaşıyorlar ve çözüm bulmak için hiç mücadele etmiyorlar çünkü cinsellik bizim ülkemizde bir tabu ailelerimizden böyle gördük ama zamane çocuklarına tabu olarak aşılamayıp yaşına göre bilgilendirme yapmak bizlerin elinde. Umarım aileler bilinçlenir.

  2. Elif, yaniliyorsam duzeltir misin? Anne itiraflari bolumunde bile takip ettigim kadariyla cogunluk es dost buyukannelerden ne kadar bunaldigini anlatiyor. Cogunluk kendine bile itiraf etmiyor ki cinsel hayatinda yasadigi tatminsizlikleri..

  3. seminerde hiç erkek yoktu değil mi? işte sorunların temeli burda yatıyor. kadınlar aslında değişmeye konuşmaya daha açıklar. bu dünyayı değiştirirsek biz değiştireceğiz ama onları da ilgilendiren bu konuda duvar olmaları bizi yalnız bırakıyor. sanırım bizdeki baskı kadar onlarda da var çok ciddi bir baskı. “lan oğlum bi derdin mi var böyle seminere falan gidiyon” yaftasından ölesiye korkuyorlar. bizim toplumumuzda bir erkeğin bunu aşabilmesi acayip bir farkındalık ve efor gerektiriyor. ben erkeklerin bu konuda özgürleşmelerinden sonra kadınların çok daha çabuk özgürleşeceğini düşünüyorum.

  4. Cok guzel gir yazi olmus Elif hanim, katilmak isterdim bu seminere, bence erkeklerinde olmasi gereken bir seminermis, sevgiler.

  5. Sevgili Elif,
    Boyle zor bir konuyu olabilecek en harika sekilde islemissiniz. Tebrik ederim, cok guzel bir yazi olmus.

  6. Devamını bekliyorum 🙂

  7. Bu seminerde anladığım kadarıyla net bir yaş vurgusu belirtilmemiş. Freud’a göre de cinsellik bebeklikten itibaren başlıyor ve meme emme ile elde edilen cinsel tatmin, annenin sütü kesildikten sonra parmak emme ile devam eder. Aslında çok okuyarak, çok dinleyerek ufkumuzu genişletip cinselliğinde tabu değil de fiziksel bir olgu olduğunu, ayıp olmadığını kabul etmek gerek. Zira hiçbirimizi leylekler getirmedi.