18 Yorum

Anne-baba olmak fedakarlık değil, sorumluluk

Uykusuz Anneler‘in Nestle’nin desteğiyle düzenlediği, dün ilk bölümünden bahsettiğim seminerin notlarına kaldığımız yerden devam edecek olursak…

Uzm. Psikolog Fatma Tosuntaş Karakuş’un anlatımı Üçüncü Ebeveyn üzerineydi. Kimdi bu üçüncü ebeveyn? İlk olarak Byron Norton’dan duymuştum: Çocuğun üç ebeveyni varmış. Annesi, babası ve annesiyle babasının arasındaki ilişki… İşte bu ilişkiyi gözlemleyerek en çok öğrenirmiş çocuk. Bu ilişkiden yola çıkarak kurarmış ilerideki kendi ilişkilerini… Annemizin babamıza, babamızın annemize nasıl davrandığı, ileride eşimize nasıl davranacağımızı, dahası, bize nasıl davranılmasına izin vereceğimizi belirliyor.

Hamilelik süreci

Hamilelik sürecini anlatarak başladığı sunumunda çok önemli bir şey söyledi Fatma Hanım: Lohusalık döneminde baba anneye destek olmalı, gerekirse kendi sorunlarını ertelemeli dedi. Erkeklerin de doğum sonrasında sıkıntı yaşamaları normalmiş; ancak bunları, annenin çok kırılgan olduğu bu dönemde dile getirmesi, annenin normal şartlarda tolere edebileceği konuları kaldıramamasına yol açabiliyor, bu da ilişkide sorun yaratabiliyormuş.

Hani ‘beden unutmaz’ diyor ya şimdi psikologlar… Bu, sadece olumsuz duygular için değil, aynı zamanda olumlu duygular için de geçerliymiş. Anne-babanın ilişkisi bebekten önce ne kadar kuvvetli olursa -bunu bedenle ilişkilendirecek olursak: birbirlerini ne kadar sever, bunu ne kadar gösterir, ‘bedenleri’ kendilerini ne kadar iyi hissederse- bebekten sonraki sorunları aşmaları da o kadar kolay olurmuş.

Hamilelik_süreci

Çünkü doğum bir krizmiş. Evet, çok güzel bir olay, ama krizmiş (Bunu ben de söylüyorum çocuk hayatınızın ortasına atom bombası gibi düşüyor diye!). Ve bunu aşmanın yolu da şuymuş: İlk aylarda anne bebeği, baba da anneyi beslemeliymiş (bunu geçenlerde Stan Tatkin’den de duymuş ve bayılmıştım). Elbette bu, fizikselden de öte, ruhsal anlamda…

Doğum sonrası

Doğum sonrası yaşanan sorunlarda ebeveynlerin ‘hiçbir şey değişmemeli’ kaygısı büyük rol oynuyormuş. Doğum gibi büyük bir olaya, bebek gibi küçük ama etkisi büyük bir varlığa hemen ertesinde uyum sağlama beklentisi, bir an önce eski düzene dönme çabaları anne-babada (ve dolayısıyla bebekte) kaygı yaratıyormuş. Oysa ki bebek olduktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmazmış. Bak bunu altını çizerek bir daha söyleyeceğim: bebek olduktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Burada durup kafamı duvarlara vurmak istedim: Fatma Hanım, izin verir misiniz ben bi kendimi aşağı atıp geleyim? Yahu bunu neden kimse bana söylemedi? Neden kimse ‘doğumdan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, ama bu çok normal, sakın kendini de, eşini de, bebeğini de hırpalama’ demedi? Tam tersi, neden ben ‘Yahu bu iş çok zor!’ dediğimde herkes ‘Eee, ne sandındı? Herkes anne oluyor’ dedi? Ah ne olurdu bir kişi de kalkıp ‘Bak, sakın kendini üzme. Doğum sonrası hayatın alt üst olacak, ama altının üstünden daha iyi olmayacağını bilemezsin’ deseydi? Belki o zaman bebeğimi zinhar yatağıma almayacağım, aman aramızda yatmaya alışmasın, yatak odamız bize kalsın diye debelenmezdim. Belki o zaman ‘neden eskisi gibi birlikte oturup film seyredemiyoruz, konuşamıyoruz, ben hep uyumak istiyorum’ diye ağlamazdım. Ah ah…  

Bu kısa iç boşaltma seansından sonra seminer notlarına kaldığımız yerden devam edelim… Ne diyorduk? Evet, bebekle iletişim…

Doğumdan önce annenin kafasında bir şablon varmış. ‘Şu saatte, şu kadar uyuyan, şöyle uslu, böyle davranan bir bebeğim olacak’. Bu şablon bebekle gerçek bebek arasındaki mesafe ne kadar artarsa, bebek bu şablonun ne kadar dışına taşarsa annenin kaygısı o kadar artıyormuş. Oysa bu bir uyum süreci, ve sadece anne-baba için değil, bebek için de bir uyum süreciymiş. Anne-baba, bebeğin bu uyum sürecine izin vermeliymiş. Bebeğin bu süreçte anneye çok ama çok ihtiyacı varmış.

Doğum sonrasında anneler dikkatlerini bebeğe veriyorlar ya hani… Haklı olarak tabii… Bazen bu süre çok uzayabiliyormuş. Bu süreçte anne, babanın yardımına da izin vermeliymiş. Anne ve babanın bebeğe birlikte odaklanmaları, bu uyum sürecini daha kolay atlatmalarını sağlarmış. Anneler, her şeye bıkbıklanmayın, bırakın kocalarınız da dahil olsun!

Bebekle_ilişki_kurmak

‘Bebeğinize bakmaktan korkmayın’ dediği Fatma Hanım. Doyup doymadığına bakın. Gerçekten bakın bebeğinize… Giydirirken vücut ısısına bakın. Banyoda suyun sıcaklığına bakın. Bebeğinize bakmaktan korkmayın.

‘Bebeğinizi ılık suyla yıkayın’ da dedi Fatma Karakuş. Bazen bize normal gelen sıcaklıklar onun tenine fazla sıcak gelebiliyor. Suyu başından aşağı değil, sırtından aşağı dökün. Diğer türlü yüzüne su gelince nefesi kesiliyor. Tırnaklarını dibinden kesmeyin mesela, acıyor. Özetle, çocuğunuzun bedenine hassasiyet gösterin. Bunlar küçükken size yapılmamış olabilir; siz de, farkında olmadan size yapılanı uyguluyor olabilirsiniz. Çocuğunuzun bedenine hassasiyet gösterin.

Beden hafızası

Hani ‘beden unutmuyor’ demiştik ya… Onunla ilgili bir ‘göz göze bakma egzersizi’ yaptırdı Fatma Hanım. Yanımızdaki kişiyle iki dakika boyunca kesintisiz olarak göz göze bakışmamızı istedi. Karşımızdakinin aklına, hislerine odaklanarak, ne düşündüğünü anlamaya çalışarak… Kolay değildi. Kimimiz güldü, çoğumuz tedirgin oldu. Çünkü beden unutmuyor. O kadar yakın mesafeden bakılmasından hoşlanmayabiliyoruz çoğumuz. Belki küçükken babamızdan tokat yemiştik… Belki o mesafeden gözlerimizin içine bakan birisi bizi çok kötü hissettirmişti… Belki tehdit edilmiştim bana o kadar yakınlaşan biri tarafından… Belki belki belki… Beden unutmuyor.

Sinir sistemi alıyor, geri vermiyor. Bu ne demek? Beni bir sonraki sefer olacaklara karşı koruyabilmek için, bedenim bana hatırlatıyor: Sana kimsenin bu kadar yakınlaşmasına izin verme, en son izin verdiğinde nasıl korkmuş/kırılmış/hırpalanmıştın hatırlamıyor musun? 

O yüzden yakınımıza yaklaştırmak istemeyebiliyormuşuz kimseleri… En yakınımızı bile… ‘Bazen bana gelen çiftler senelerdir birbirlerinin gözlerinin içine bakmamış oluyorlar’ dedi Fatma Hanım. Sorun tam da buradaymış işte… Birbirimizin gözüne bakmamak… Birbirimizin yüzüne bakmadan tartışmak… Onu dinliyor olsak bile, onun söylediği şeye cevap hazırlayarak sıramızı beklemek… Oysa ki merak etmeliyiz karşımızdakinin bedenini, zihnini… Ona bir şey söyleyeceğimiz zaman, hele de önemli bir şey, bakmalıyız gözlerinin içine…

Bizim toplumumuzda beden çok öncelikli değil. Bedenimizin farkında olmadan büyüyoruz çoğu zaman. Oysa bedenle bağlantı kurmak çok önemli. Çoğu zaman bir şey anlatmaya çalışıyor bize bedenimiz…

photo 1

Zorluklar

Doğumda ya da sonrasında, ilişkide ya da ebeveynlikle ilgili karşımıza çıkan şeyler aslında sorun değil, birer gelişim fırsatı. Her şeyin bir çözümü var, ve bazen bu çözüm, çaresizliğimizi ve hiçbir şey yapamayacağımızı kabul etmek…

Sorunlar kendi kendilerine oluşmazlarmış. Peki nasıl oluşurlar? İnsan doğasına aykırı beklentiler içine girdiğimizde… Kendimizi, beynin ve sinir sisteminin nasıl çalıştığını öğrenmeliyiz; bir insanın tanımaya en çok ihtiyaç duyduğu ve en az bildiği şey kendisiymiş…

Bebeğimizle/çocuğumuzla ilgili bir sorunla karşılaşınca bilmeliyiz ki sorun onda değil. Sorun bizde de değil. Sorun, geçmişimizde, içimizdeki zorluklarda, kapanmamış hesaplarda… Gel gör ki sorun anne-babanın kendisinde olmasa da çözüm yetişkin kaynağındaymış. Bebeğin davranışı değişince (daha fazla uyuyunca, daha iyi yemeye başlayınca…) sorunun çözüleceğini sanmak yanlış.

Her hissin, her olumsuz durumun bir anlamı var. Kötü deneyimler dönüştürücü olabilir. Her durum kendine özel. Genel bilgilerle durumu anlamaya çalışabiliriz belki ama genelleyemeyiz. Bu bizi çözüme ulaştırmazmış.

Bir sorunu çözmek, her zaman bir vazgeçiş gerektirir. Bebeğim olsun ama düzenim hiç değişmesin — olmaz. Çoğu kişi, vazgeçemediği için sorunu çözemiyor. Oysa anlayışımızı, bakış açımızı değiştirdiğimizde sorun sorun olmaktan çıkıyor (ve gelişim fırsatına dönüşüyor).

photo 3

Kendimize acımasız davranıyoruz, kendimizi affetmeliyiz oysa ki… Hepimiz hata yapabiliriz, çocuğumuza bağırabiliriz, onu -istemesek de hırpalayabilir, hatta kendimizi kontrol edemeyip vurabiliriz. Fatma Hanım’ın bir ‘benlik’ yorumu vardır ki ben çok severim: ‘Çocuk, bazı davranışların benlikle alakalı olmadığı anlar ve onları ona göre değerlendirir’ der. Ne demek bu? Şu demek: Siz, ortalıkta ‘Dayak cennetten çıkmadır’ diye gezinen bir ebeveyn değilseniz, çocuğunuza ona kimsenin vurma hakkı olmadığını öğretiyorsanız ve kendinizi tutamayıp ona vurduysanız, bu sizinle örtüşen bir davranış değil. Özür dileyin çocuğunuzdan. Hemen onarın bu durumu… ‘Bu seninle alakalı değildi’ deyin, ‘Hata yaptım, özür dilerim’ deyin. Şefkat gösterin ona, dokunun, sarılın. Ona değil, davranışına kızdığınızı söyleyin. Anlayacak ve dahası affedecektir sizi… Onarmak çok ama çok önemli. Ve faydalı.

Çocuklar bir o kadar kırılgan, ama bir o kadar da kırılgan değil. Onarmak çok önemli…

Oysa bazen öyle suçlu hissediyoruz ki kendimizi, suçluluktan onaramaz hale geliyoruz. Böyle durumlarda kendinize izin verin. ‘Bir balkona çıkıp hava alın’ dedi Fatma Hanım ve hemen ardından ‘Ya da kendinizi aşağı atın’ şeklinde yorumlar ve kahkahalar yükseldi katılımcılardan… Öyle de kötü hissediyoruz çünkü kendimizi… Şaka bir yana, dönüp, onarın. Bak bi daha söylüyorum: ONARIN. Geç de olsa onarın, illa ki faydası var, tecrübeyle sabit.

Yanlış inanışlar

Çevreden duyduklarımıza göre anneliğimizi değerlendirmek hepimizin yaptığı bir şey… Anneliğimizi yanlış inanışlarla yönetmeye çalışıyoruz. Nedir bu yanlış inanışlar?

  • Sağlıklı bebek kilolu bebektir.
  • Kilolu bebek annenin çocuğunu iyi beslediğinin göstergesidir.
  • İyi anne çocuğunun her ihtiyacını karşılayan annedir.
  • İyi anne bebeğini ağlatmayan annedir.
  • Hemen bebeğime alışmalıyım.
  • Daha önce hiç anne olmadım fakat en iyisini bilmeliyim ve hiç hata yapmamalıyım.
  • Mükemmel anne olmalıyım.
  • Mükemmel ya da iyi anneler hiç sorun yaşamazlar.
  • Bebek doğduğunda eski düzenimiz aynen devam etmeli. Eğer eski düzeni koruyamazsam ben yetersiz biriyim.
  • Bebekle ilgili hiçbir olumsuz duygu hissetmemeliyim.

Sizi bilmem ama bunları duymak bana hem çok iyi, hem çok kötü geldi. İyi geldi, çünkü bunların hepsini hissettim ben ve bunun normal olduğunu öğrendim. Kötü geldi, çünkü bunları hissetmenin normal olduğunu başından bilseydim çok daha az yıpranırdım. O yüzden yeni anneler (ve babalar) sırf bunları bilseler bile yeter bence…

photo 4

Anne babalık bir fedakarlık değil, sorumluluktur dedi Fatma Karakuş. Bence seminerin en can alıcı noktası buydu. Yeni ebeveynlere ev ödevi verilmeli: ‘Benim saçım kimse için süpürge değil‘ cümlesini 100 kez yazacaksın, taa ki belleyene kadar. Fedakarlık iyi bir şey değil. Fedakarlık karşındakini borçlandırıyor… ‘Ne yaptıysam senin için yaptım!’ Evet? Sonra?.. Benden ne bekledin?.. Seni sevmemi?.. Seni her şeyin önünde tutmamı?.. Benim de senin gibi hayatımı sana feda etmemi?.. Peki, bana sordun mu?

Peki, sorunlarımızın kaynağını öğrendik (biz değiliz, içimizdeki zorluklar), neden böyle yaptığımızı da anladık (yanlış inanışlar), peki ne yapacağız?

photo 5

Eşimizle birbirimize iyi bakacağız.

Kadın-erkek rollerimizi koruyacağız, eşimizle bir ebeveyn-çocuk ilişkisine girip onu azarlayan, suçlayan pozisyona (ya da tam tersi) düşmeyeceğiz.

Kendi sorumluluklarımızın farkında olup ilişkimiz için çaba sarf edeceğiz. Yeri gelecek, ilişkimizin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımızın önünde tutacağız.  Yetişkin olarak kendi öfkelerimizi, kırgınlıklarımızı bekletebilir, bir kenara koyabiliriz. Ancak ilişki beklemez.

Olumluyu büyüteceğiz. Bir sürpriz listesi yapacağız mesela, karşılıklı: Eşimizin bize yapmasını istediğimiz  30-40 sürprizlik bir liste. Birbirimize verecek, iki haftada bir bu sürprizlerden birini yapacağız. Çok mu yapay? Olabilir, ama hayatında hiç sürpriz yapılmadan ölmekten daha iyi de olabilir.

Sağlıklı ve iyileştirici alışkanlıklar geliştireceğiz. Yoga… Meditasyon… Spor… Dinlenmek… Hobi edinmek… Üretmek… Blog yazmak!

Bedenimize kulak verecek, belleğimize değil bedenimize güveneceğiz. Çünkü ‘bellek yanıltıcıdır’, bazı şeyleri işine geldiği gibi hatırlar…

‘Bellek, doğruluğuna güvenebileceğimiz sabit resimlerden değil, geçmişin yoğurarak şimdiye uygun hale getirdiği tepkilerden ve hayallerden oluşur’ – Israel Rosenfield

Ve söylemiş miydim: Anne baba olmak fedakarlık değil, sorumluluktur.

18 yorum

  1. Elif sabah sabah nerden paylastin bu yazıyı şimdi. Zaten kavga ettik büyük oglanla, yüzüm asik yolladım diye vicdan yapıp hirsimi babalarindan alip manyak gibi kahvaltiya vurmusken kendimi… agliyorum şimdi… balkona cikip aşağı atlamak en mantiklisi gibi sanki 🙁

    • Mabellam, ağlamayın yazık kendinize, hepimiz insanız. Elif “ONARIN” demiş, ne güzel demiş. Akşama kocaman sarılsanız her ikisine de, anlatsanız içinizdekileri, güzel bir de sofra, bence şu ruh halinizi hatırlamazsınız bile 🙂

    • Evet, oğlan okuldan gelir gelmez sarılıyorsun, onu ne kadar sevdiğini, kendisine değil davranışına kızdığını söylüyorsun, o da seni affediyor, bu masal da böylece mutlu bitiyor.

      • Aynen söylediğin gibi bu masal da mutlu bitti. Şimdilik. .. bi dahaki kavgaya kadar 🙂 erken ergenlik midir nedir, laf soylenmiyor beyefendiye :/

  2. çok faydalı bir seminer olmuş..keşke gelebilseydim..notlarınızı paylaştığınız için teşekkürler..

  3. Muhtesem bi yazi olmus….
    Size de sizin araciliginizla semineri duzenleyen herkese cok tesekkur ederim…
    Keske bana da birileri hicbiseyin eskisi gibi olmayacagini ama bunun normal oldugunu soyleseydi… Ben de kendimi daha az paralardim,mukemmel olmaya calismazdim…

    • Keşke keşke…Gerçi şimdi tam hatırlamıyorum, belki de söyleyen oldu, ama ben beklentilerimi çok yüksek tutmuştum, derin bir depresyonun içinde buldum kendimi.

      Bir kez daha doğurursam bu okuduklarımı hatırlarım umarım. Yok yok en iyisi çıktı alıp evin birkaç köşesine asmak 🙂

  4. Ne kadar güzel bir seminermiş! Harika bir yazı olmuş Elif, senin de eline sağlık, bizlere ulaştırıyorsun. Ben de sayende ne kadar şanslı olduğumu birkez daha farkettim biliyormusun? Nasıl Ece şimdi, eminim senden çok daha şanslı, yani sen ona herşeyi (“hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”) anlatıyorsun, ablam da bana anlattı hep. O yüzden ben beklentilerimi hiçbir zaman çok yüksek tutmadım. Doğumdan sonra herşeyin tepetaklak olacağını biliyor ve bunu bekliyordum. Ablam hep uyardı sağolsun, bunlar bebekli her evde olur, tepetaklak olmayan ev olmaz, yavaş yavaş düzelecek, kendin hiç üzme dedi. İyi ki ablam var! Canım benim 🙂
    Eminim Ece de senin için öyle düşünüyordur 🙂

  5. Gunaydin Elif,
    bazen diyorum kendi kendime “ya ben zaten bunlari biliyorum” sonra da “nerden bilceksin be kizim, illa bir yerlerde okumussundur” diyorum 😀
    Yani isin ozu, 11 yillik evlilik ustune 38 yasimda cocuk sahibi olmak uzereyim ve iyi ki bu kadar beklemisim ve iyi ki son 3 yildir da blogunu takip ediyorum. Ben zaten bildigimi sandigim seylerin cogunu aslinda bu blogda senin yazdiklarinda ya da birakilan yorumlarda okumusum 😉
    Ben biraz da artik hayatim degissin, bambaska bir yola girsin istiyorum. Bu bilincle bekliyorum bebegimi. Yukaridaki yorumlardan birinde de yazdigi gibi, dogum sonrasi kendime hatirlatmak icin sanirim en iyisi ciktisini alip evin her bir kosesine asmali bu yaziyi 😉

    Sevgilermle

  6. Ebeveynlik bencede icinde hem rahmet hem zahmet olan bir sorumluluk sureci..rahmet ve zahmet içice geçmiş. Bazen biri önce geliyor bazen de diğeri.
    İki tane çocuğum var,esim bazen ana babaligimizin fedakarlık oldugunu soyler gibi olur ben hemen müdahale eder,sorumlu olduğumuzu hatirlatirim. Ama tatli bir sorumluluk bu, diyorum ya zahmeti de çok rahmeti de.
    Belki ben kendi anne babamdan boyle gördüğüm için de boyleyim biraz. Sağolsun onlar da bize hic minnet edelim diye yapmadilar yaptiklarini. Belki de o yüzden gözümde çok kiymetliler su an.

  7. Merhaba,
    Güzel yazı için ellerinize sağlık. Keşke 38 gün önce okuma şansım olsaydı. Belki kendimi dipsiz kuyularda hissetmezdim. Hayatım ellerimden alındı diye düşünmezdim. Çok şükür ki bebim de bunların hepsi geçecek diyen bana destek olan bir ablam var. İlk haftaların zorluğu gerçekten geçiyor. Sadece biraz zaman ve sabır.
    Sevgiler

  8. Çok faydalı bir paylaşım olmuş elif hanım. Teşekkür ederiz.ikinci çocuk için kafamda fırtınalar koparken biraz sakinleştirdi sanki.baştan bi kere daha okuyayım hatta….

  9. ah ah. kızımın tırnaklarını kaç kere dibinden kestiğim için kanadı ve çok ağladı. oğlumda ise artık öğrenmiştim yumuşakça kesmeyi. ne garip, bazı şeyler yaşanmadan bilinmiyor. ne kadar okursan oku.

  10. henuz 2 aylik anneyken (hamileyken dogum hikayesinden cok lohusa depresyonu hikayesi okumustum, hazirlikliydim guya…) hamile bir arkadasima ‘hicbirsey eskisi gibi olmayacak’ demistim. beni o gun tersleyerek hayatindan cikarmisti. selam olsun…

    • Kardeşimin eşi hamile, çıtlatsam mı diyordum ben de… hiç denemesem mi acaba… sizin yorumu okuyunca şimdi bilemedim…

      • kisiye gore degistir bence. toz pembe bir hamile ise benim gibi terslenilebilirsiniz 🙂

  11. Çok ama çok ama çoook faydalı buldum yazıyı. Eşim okusun diye anneler günü hediyesi istemiyorum dedim, vaay diyorum kendime. Aslında burada bilimsel olarak bize sunulan şahane bilgileri biz el yordamıyla keşfetmişiz evde. Ancak keşiflerimizin meğerse tam 12’den şeyler olduğunu duymaya ve ısrarla sürdürmeye ihtiyacımız var. Hani “dilimin ucunda” hissi gibi bir şeydi.

    Teşekkürler paylaşım için. Çok keyif.