2 Yorum

Nazlı’nın Gebelik Günlüğü

Yepyeni gebe yazarım Nazlı, gebelik günlüğüne bugün başlıyor. Hoş geldin Nazlı! 

***

Merhaba,

Ben Nazlı. 31 yaşında, Ankara’da yaşayan bir memurum.

Bir evin bir kızı olarak, adım gibi nazlı büyütüldüm.

Kafası zehir gibi çalışan ama okutulmayan, ilk göz ağrısı kızına sürekli ‘koca moca yok, okuyacaksın’ düşüncesini alttan alta işleyen annemin hayallerini gerçekleştirerek okudum ve memur oldum. Trakya’da doğmuş büyümüş biri olarak 24 yaşında İç Anadolu’ nun büyük bir şehrinde göreve başlayınca sudan çıkmış balığa döndüm. El bebek gül bebek büyüyen kız bir anda hayatla yüz yüze gelince biraz mızmızlandı tabii. O sırada en büyük destekçim, hayatım boyunca yanımda olacağını bildiğim çocukluk arkadaşım ve aşkımla evlendik. 5 yıl çeşitli illerde, farklı ve zor şartlarda yaşayarak, 2 yıl önce Ankara’ da yerleşik hayata geçmeye karar verdik. Evimize yerleşip, işlerimize alıştıktan sonra ‘e artık yaşımız da geldi, bir çocuk yapalım da evimiz şenlensin’ dedik. Dedik, dedik ama bu işlerin bu kadar zor olduğunu o zamanlar bilemedik.

 

İlk bir kaç ay öylesine geçip gitti. Rutin testlerimi yaptıracağım gün gelince bir kadın doğumcuya da görünüvereyim dedim. Gerekli tüm tahliller yapıldı ve herhangi bir sorun olmadığı, birkaç ay içinde hamile kalabileceğim söylendi. Aylar geçiyordu ama hala tık yoktu. Bir yıla yakın bir zaman geçtikten sonra bir üniversite hastanesinde başka bir doktora sonuçlarımı götürdüm. Her şeyin normal olduğunu, beklemeye gerek olmadığını doğrudan aşılamaya geçilmesi gerektiğini söyledi. O zaman bu işin tüp bebeğe gideceğini anlamış ve kendimi hazırlamaya başlamıştım.

Nazlı13

 

Tutmayan iki aşılamanın ardından ilk tüp bebek denemesinde oldukça heyecanlıydım. Psikolojik, fiziksel ve maddi olarak zorlu bir süreç tüp bebek. Biz devletin bir üniversite hastanesinde yaptırdığımız ve rapor çıkarabildiğimiz için maddi olarak çok zorlanmadık. Tabii bir de kişiden kişiye göre değişen ilaç kullanım süre ve miktarları var. O yüzden bunun için net bir rakam yok.

Neredeyse her gün kontorole gidiyor olmak, kullandığınız ilaçlar ve işlemin tamamı oldukça stresli tabii. Bu yüzden eşinize büyük bir görev düşüyor; sizi rahatlatmak. Hele ki çalışıyorsanız buna bir de anlayışlı müdür/patron faktörünü de koymak gerek diye düşünüyorum.

Umutsuzluğa asla kapılmamalı, olumlu düşünmeye çalışılmalı. Çünkü psikolojiniz her şeyi etkilediği gibi bunu da etkiliyor.

Ben tedavi süresince hep olumlu düşündüm ve hatta transferden sonra da tutacağına emindim. Endişelerim hep vardı, olmaması garipti ama inanıyordum olacağına.

İşin bir de sağdan soldan söylenen lafları kulak ardı etme sabrını gösterebilmek var. Tedaviyi bilmeyenlerin artık çocuk yapmayacak mısınız, yaşınız kaç oldu söylemleri; bilenlerin ise bilmemkimlerin ilk seferde tutmamış sen de hazırlıklı ol diye söylüyorum demeleri oldukça sinir bozucuydu. Tüp bebek yapanın halinden tüp bebek yapan anlar diyorum sadece.

12 gün sonra gebelik testi yapılacaktı tutup tutmadığını anlamak için ama ben birkaç gün sonra biraz farklı hissetmeye başlamıştım bile. Sadece ben değil annem ve kayınvalidemle yemek yerken yemeğin sonunda doğranmış bir tabak limonu tuzlayıp yemem onların bir anda sohbeti kesip bakışmalarına neden olmuştu. Sonrasında limonla haftalar boyunca çılgın bir aşk yaşadık.

Gebelik testinin sonucunu beklerken fazla rahattım. Tuttuğuna emindim ama ya tutmamışsa sonradan helak olmak istemiyorum diye rahatlatmaya çalıştım kendimi. İki gün arayla yapılan testte değerlerim artmış ama gebeliğim kese ve kalp atışları görünene kadar kesinleşmiş sayılmıyordu. Ama ben hamileydim, içimde bir canlı büyütmeye başlamıştım henüz bir susam kadar olsa bile. Nasıl kesinleşmemiş olurdu? Hiç yokmuş gibi davranamazdım ama varmış gibi de rahat olamazdım. Ya dış gebelikse ya kalp atışını duyamazsak! Hem mutluluk hem endişe bir arada ama asla karamsarlık değil. Belki de kendimi kötüden koruma iç güdüsü, bilemiyorum.

Beş haftalıkken keseyi görüm, altı haftalıkken kalp atışını duydum. Ve o gün beni yatıracak kadar fena baş dönmelerim başladı. Bir hafta boyunca tuvalete bile gitmeme müsaade etmeyen baş dönmesiyle yattım. Her türlü kokuya dayanamaz oldum, yemek yapmayı bırakın mutfağın yanından bile geçemedim. Aç kalmaya tahammül edemedim ama meyve ve çorba hariç hiçbir şey yiyemedim. Midemde sürekli bastırılmayı bekleyen tuhaf bir his vardı. Çok yoruluyordum, nefesim kesiliyor, iki adım dahi atmaya üşeniyordum. Ağzımın tadı yoktu ve ben o günleri hiç geçmeyecek sandım. Şimdi -di’li geçmiş zaman kullandığım ve çok uzakmış gibi görünen zorluklar günden güne azalarak birkaç gün önce neredeyse bitti. Şimdi benim için gebeliğimin tadına varma zamanı geldi. Yüzümde sürekli bir gülümseme, içim kıpır kıpır. Benim için yepyeni bir deneyim olan gebelik her gün beni biraz daha şaşırtamaya ve mutlu etmeye devam ediyor.

Yazar Hakkında

NAZLI TANTOĞLU – 31 yaşında, çocukluk aşkıyla 6 yıldır evli. Ankara’da yaşıyor. Aşırı tipik bir Kova burcu. Kışı hiç sevmeyen bu kış çocuğu günün birinde sıcak bir memlekete yerleşip yaşlanmayı hayal ediyor. Okumayı, konuşmayı ve yemek yapmayı çok seviyor. Gebeliğiyle birlikte mecburi ara verdiği Yemekçinin Mekanı isimli bir de yemek bloğu var.

Nazlı’nın tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz. 

2 yorum

  1. Hosgeldin nazli..cok rahat guzel bir gebelik gecirmeni dilerim..