4 Yorum

Soma’da Anne Olmak

Bundan tam bir sene önce bugün Soma’da meydana gelen maden kazasında tam 301 kişi öldü.

Bunların çok büyük bir çoğunluğu babaydı. Kimi kocaydı. Çoğu kardeşti. Hepsi evlattı.

Bu maden işçilerinden ikisinin eşleri, Leyla Cambal ve Hidayet Tokgöz, Pazartesi günü düzenlenen bir basın toplantısında Soma’da Anne Olmayı anlattılar.

Screen Shot 2015-05-13 at 12.37.10 AM

Soldan: Hidayet Tokgöz, Filiz Akın, Leyla Cambal, Ferhunde Öktem. Fotoğraf: Marjinal Porter Novelli

 

Çok zor dinledim.

İşin açıkçası, tedirgin olarak da gitmiştim. Dinleyeceklerimden korkuyordum.

Korktuğumdan da üzücüydü.

Hidayet Tokgöz, Soma’da anne olmayı şöyle anlattı:

Geçtiğimiz Pazar günü Anneler Günü’nü kutladık. Haziran’da da Babalar Günü’nü kutlayacağız. Çünkü Soma’da anneler, hem anne, hem baba artık.

Soma’da anneler yalnız. Soma’da anneler mutsuz. Soma’da anneler yalnızca bedenen var artık… Soma’da anneler, evlatlarının en sevdiği yemeği bile pişirmiyorlar, çünkü evlatları yok.

Hidayet Tokgöz, eşi Ferhat Tokgöz’ü kaybetmiş faciada… O zaman 2, şimdi üç yaşında olan oğlu Selim’le kalmışlar baş başa… ‘Sıfatlarıma bir de ‘dul’ eklendi’ diyor, ve bu toplumda dul olmanın ne zor olduğunu söylüyor: Sürekli izleniyormuşuz ve yargılanıyormuşuz hissi… Renkli bluz giyemiyor anneler… Köy yerinde dul olmak çok zor… 

Çok zordu dinlemesi… Ardından konuşan Leyla Cambal’ı dinlemek daha da zordu. İsyanlardaydı Leyla Cambal. 3 çocuk annesi kendisi… Eşinin ölümünden sonra hem anne, hem baba olmuş o da…

‘Kendim için hiçbir şey istemiyorum, sadece çocuklarım için yaşıyorum’ diyor. Ve ekliyor

Eşim emekli olmuştu ama madene geri döndü. Çocuklarımız için… Onlar olmasa madende ne işi vardı eşimin? Benim eşimi maden öldürmedi, sorumlular öldürdü. Ne madene, ne paraya doydular…

Daha da bir sürü şey söyledi Leyla Cambal. Geçtiğimiz haftalarda görüşülmeye başlanan Soma davasına katıldığından, ancak ilk iki seferden sonra gitmeyi bıraktığından bahsetti. ‘Sanık mağdur olduğunu söyledi, daha fazla dinleyemedim’ dedi. Devlet 350 TL veriyormuş her ay Leyla’nın ailesine… ÜÇYÜZELLİTÜRKLİRASI. O kadar. Üç çocuk için… ‘Sanıkların giydiği gömleğin, ayakkabının parasıdır o’ dedi. ‘Benim eşim ayakkabı eskitmezdi, çünkü ayakkabı giymezdi, çizme giyerdi’ dedi. Çalışma koşullarından da bahsetti, ne şekilde sömürüldüklerinden… Ama çok iyi dinleyemedim. Koptum gittim o sıralarda…

Bu iki annenin yanı sıra iki konuşmacı daha vardı panelde… Biri Türk sinemasının güzel isimlerinden Filiz Akın. Çok gitmiş Soma’ya, ve TED mezunu olarak, Türk Eğitim Derneği’nin faciadan sonra başlattığı Soma’ya El Ver kampanyasının da sözcülüğünü yapıyor. Diğeri ise psikiyatrist Prof. Dr. Ferhunde Öktem. Yine bu kampanyada TED’le birlikte çalışıyor.

Açılış konuşmasını TED Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu yaptı. ‘Biz facianın hemen ardından gitmedik, ailelere acılarını yaşamaları için fırsat vermek istedik. Biliyorduk ki asıl sonra gerekecekti orada olmamız. Kısa süre sonra kimseler kalmadı gerçekten de’ dedi.

Kazadan 10 gün sonra, 10 kişilik bir ekiple saha çalışması yapmaya başlamışlar Soma’da. MEB ile yaptıkları protokol gereği, 186 çocuğun eğitim giderlerini üstlenmişler. Düzenli aralıklarla Soma’ya uzmanlar götürüyor, çocuklara ve annelere destek veriyorlarmış. İşte Ferhunde Öktem de bu uzmanlardan biriymiş.

Öyle zor ki orada yaşananlar… Annelerin ‘çocuklarımız için madende çalışıyordu’ sözlerini ‘babam benim yüzümden öldü’ olarak algılıyor çocuklar… Anneler, çocuklarına böyle bir travmayı nasıl açıklayacakları konusunda donanımlı değil. Olmak da çok zor zaten. ‘Hangi kitapta ‘Babam geri gelecek mi anne?’ diye sorup duran 3 yaşındaki bir çocuğa nasıl yanıt verileceği yazar ki?’ dedi Hidayet Tokgöz. Yok ki bunun kitabı…

Toplantının moderatörlüğünü Fox TV’den İsmail Küçükkaya yaptı. Bugün de Soma’dan canlı yayın yapacak. Dedi ki ‘Medeni toplumlar unutmaz. Affeder, ama unutmaz.’ Biz unutuyoruz.

‘Kazalar olur. Ama biz ders almıyoruz. Depremler olur. Öğrenmiyoruz. Medeni bir ülkede bir daha maden kazası olmaz denilebilir mi? Denilemez. Ama bir daha 301 kişi ölmez’ dedi İsmail Küçükkaya… Sanırım bizim medeni bir ülke olmadığımızı söylemeye gerek yok. Tek bir devlet yetkilisinin görevden alınmadığını düşününce…

‘Anneler çok yalnız. Bizden manevi desteğinizi eksik etmeyin’ dediler. Peki ya, nasıl? Selçuk Pehlivanoğlu’na sordum, ‘Vicdanlı olun, yeter’ dedi. Yetmiyor ki… Ben vicdanlı olayım, tamam, çocuklarıma da öğreteyim, eyvallah, başka ne yapabiliyorum ki ben? Neyi değiştirebiliyorum? Al işte, Soma’da tekmeyi atan adam hala görevde. GÖREVDE!

En kötüsü de bu zaten… Bu adaletsizlik hissi… ‘Bu tür kayıplarda adalet yerine gelmediği zaman temel güvenlik duygusu örselenmiş olur. Sonrasında karşımıza çıkan her şeyi çaresizlikle karşılarız. Kaybettiğimiz kişiye karşı içimizdeki özür borcu, öfkeye dönüşür’ dedi Ferhunde Öktem.

‘Başımıza gelmeden anlamamız gerekiyor. Bizler Ankara’da, İstanbul’da sağlıklı çocuklar yetiştirmek istiyorsak, Soma’daki çocukların sağlıklı yetişmesi gerektiğinin önemini anlamak zorundayız. Huzur ya her yerdedir, ya hiçbir yerde’ dediler konuşmacılar.

Kısacası Soma’da huzur yoksa, hiçbir yerde huzur yok. Ve adalet yerine gelmeden de huzur olmayacak.

#KazaDeğilCinayet

4 yorum

  1. Agzina saglik Elif’im.

  2. yumruk gibi oturdu bogazima yazdiklariniz. Unutursak kalbimiz kurusun diyoruz ama acidan kalp kalmadi.
    Elinize yureginize saglik

  3. Cok etkileyici bir yazi olmus Elif. Peki ne yapabiliriz gercekten?

  4. tekme atan GÖREVDE yazmışsınız ya, tekme yiyen görevinden atıldı, hem de tazminatsız. Şimdi hamallık yapıyormuş. üstelik tekme atan ona karşı dava da açmış , öyle ya bacağı incinmişti. şimdi birde tazminat ödeyecek acılı insanlar.
    ben kendi yaşadıklarımdan da öğrendim ki, bu ülkede iyi düşünmek doğru olmak, sana doğru ve iyilik getirmiyor.
    soma daki annelere ve çocuklara bundan sonra karşılaşacakları sıkıntılara göğüs gerecek sabır ve metanet diliyorum.
    çok zor bir ülke ve vicdansız acımasız bir toplum olduk. son yazınızla bu yazınız kol kola vermiş resmen.