20 Yorum

Çocuklarımıza çocuk gibi davranalım

Aşağıdaki yazı, ismini saklı tutmak isteyen bir Blogcu Anne okuru tarafından kaleme alındı.

***

Şunu belirtmek isterim ki birazdan okuyacaklarınızı yazmak ‘kendimce’ büyük bir aydınlanmanın ve farkındalığın sonucu. Önceleri, üzerinde düşünmeye bile cesaret edemediğim, hissettiğim için kendimi acımasızca yargıladığım, bu yüzden hiç kabullenmediğim duygular ve iç görülerdi okuyacaklarınız. Şimdi ise içimdeki kısık sesleri yükseltmiş, kendime karşı biraz daha merhametli olsam da, tarafsız bir şekilde değerlendirebiliyorum çocukluğumu, ailemi, bana öğretilenleri. İyi niyetle de olsa ‘yapılmış’ hataların, farkında olmadan da olsa ‘uygulanmış’ çocukluk-gençlik travmalarının farkındayım. Bunları kabul ediyorum ve bunlarla başa çıkabileceğime artık inanıyorum.

Yazıma başlamadan önce teşekkür etmek istiyorum: Evliliğimiz boyunca her zaman yanımda olan, bana gerçekten değerli hissettiren, beni koşulsuz seven eşime; insanın bir kız kardeşi olmasının hafifliğini, güvenini bana 27 yıldır hissettiren kız kardeşime; ilk bebeğim erkek kardeşime ve içimdeki o kısık seslere haklı olduklarını söyleyen, onların sesini açan psikoloğum Pınar Mermer’e çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız…

Gelelim konumuza…

28 yaşındayım, 4 yıldır evliyim, 1.5 yaşında bir kızım var. Üniversite sınavına ilk girişimde tıp fakültesini kazandım, İngilizce hazırlık sınavından geçerek, hiç dönem kaybetmeden 6 yılda tıp fakultesini bitirdim. Fakulteyi bitirdiğim yıl dünyanın en zor sınavlarından biri olan tıpta uzmanlık sınavını ilk girişimde kazandım ve hemen asistanlık yıllarım başladı. Gerçek anlamda söylüyorum insanüstü bir eforla çalıştığım, ayın 11 gecesi hastanede ve ayakta geçirdiğim, 36 saat (bazen iş yoğunluğu sebebi ile 40 saate vardığı da oluyordu) mesai yaptığım, hem hasta baktığım hem eğitim almaya çalıştığım, stresin hayatımdan bi an olsun gitmediği, haftasonumun ayda 1 taneden fazla olmadığı yıllar… Eşimin benden çok daha yoğun olduğunu da varsayarsak evliliğimizin ilk yılları, şimdi farkına varıyorum, aslında o zamana kadar hayatımızın her anı hiç durmamakla, yetişmeye çalışmakla daha da kötüsü kendimizin farkında olmamakla, kendimize bir türlü yetememekle ve ‘mutlu muyum?’ sorusunu hiç cevaplamamakla geçmişti.

Bu çileli yıllar geçer geçmez, üniversite yıllarında yaptırdığım tahliller sonucu öğrendiğim erken menapoza girme riskimden dolayı da bebek sahibi olmaya karar verdik. Çok şükür kızımız bizi fazla bekletmeden aramıza katıldı. İşte benim yavaşlamaya hatta bazen duraklamaya ihtiyacım olduğunu keşfettiğim an kızımın aramıza katılması ile başlıyor.

İnsan çocuğunu yetiştirirken kendi çocukluğu ile kendi çocukluğunun hayaletleri ile çatışırmış ya… Benimki de o hesap. Şunu itiraf etmeliyim ki bebeğim olana kadar, ona en iyisini nasıl verebilirim (ki şimdi biliyorum en iyisi diye bir şey yok, yeterince iyi var, ama o zamana kadar hayatımın her anında asla iyi ile yetinmediğim en mükemmelini istediğim, dolayısı ile de kendimi beğenmediğim, bir türlü kendimi mutlu edemediğim için annelik konusunda kendimi ancak en iyisini vererek mutlu edebileceğimi düşünüyordum) sorusuna cevap aramaya başlayana kadar annemin dünyadaki en iyi anne olduğunu düşünürdüm ve hep onun gibi olmak isterdim.

Annem görüp görebileceğim en fedakar kişiydi. Asla kendi mutluluğu ön planda olmazdı. Daima üç çocuğu için yaşar, onların ‘mutluluğu’ için güvenin çok uzun zaman önce aralarından ayrıldığı, karşılıklı beklentilerin nicedir hiç karşılanmadığı, mutsuzluğun mutlu oldukları anlardan kat be kat fazla olduğu bir evlilikte çocuklarının büyüyüp de kendisinin tek başına datçaya yerleşeceği zamanın geleceği hayalleri ile yaşardı. Hasta bakmıştı, 3 çocuk bakmıştı, hiçbir zaman doyasıya tadını çıkardığı sosyal bir yaşantısı olmamıştı. Hem çalışan kadındı hem de ev hanımlarına taş çıkarırdı. Yemekler yapar, çocuklarının derslerine yardımcı olurdu. Nitekim 3 çocuğunu da Türkiye’de iş garantisi olan fakültelere sokmuştu, hepisinin itibarı çok iyi olacaktı. Canım annem…

Ben ailenin en büyük çocuğuydum. Anneme en yakın kişi, annemin dert ortağı. Belki kardeşlerime sorsanız yukarıda tarif ettiğim ayrıntılarla tarif edemezler onu… Kurduğu hayalleri ben bilirim, babamla nasıl aşık olup evlendiklerini ama ayrı dünyaların insanı olduklarını fark ettiklerinden beri çok mutsuz olduklarını, babamın ‘seni seviyorum’ diye yazdığı sigara paketini annemin yıllarca sakladığını ve ona bakıp ağladığını ben bilirim. Babamın ailesinin nasıl cahil olduğunu, anneme ne kadar kötü davrandıklarını, amcamın hırsız olduğunu, halamın sinsi olduğunu, babaannemin kötü kalpli olduğunu, kızkardeşimle beni kız olduğumuzdan dolayı sevmediklerini de ben bilirim.

Annemle babamın ilk boşanmaya karar verdikleri zamanı da sadece ben bilirim. Henüz dokuz yaşındaydım, bardağı taşıran son damlaya kadar biliyorum hem de (annem için alınan arabanın ruhsatının babamın üzerine oluşuydu)… İlk duyduğumda annemden, önce anlayamamış, sonra da annemin üzgünlüğünden kötü bir şey anlamına geldiği çıkarımını yapıp ‘hmm babamla bi konuşayım bu konuyu’ demiştim. Annem babama söylememem için kesin bir dille söz verdirmişti. O günden beri birçok kez boşanmanın kıyısına kadar gelindi ve ben hep dahil oldum. Önceleri hiçbir şey yapamıyordum. Annem ağlayarak mutsuz olduğunu söylerdi, ben de ağlardım, hep yanında olduğumu söylerdim. Bizi düşünmemesini, istediğini yapmakta özgür olduğunu söylerdim. Babama düşman olurdum.

Babam aslında çok sevgi dolu, entelektüel düzeyi çok yüksek, çok okumuş bir adamdır. İyi bir işi var ve işini çok severek yapıyor. Hatta işkolik de diyebiliriz. Kendisini uzun yıllar vurdumduymazlıkla suçladım, öyle bir aileye mensup olduğu için zaman zaman utandım, onun ailesi ile asla iletişim kurmadım. Saygıda kusur etmemeye çalışsam da içimde şuan zorlasam bile hiçbir sevgi kırıntısı yok. Kendisi her zaman meşgul olduğundan bu duygularımın hiç farkında olmadı, belki farkındaydı da uğraşacak vakti yoktu. Emin değilim. Şu anki bakış açımla (tarafsız, farkında olarak, daha yavaş ve sakin) babama dair birkaç güzel anı var kafamda. Biri lise yıllarında senede birkaç kez kadar nadir de olsa akşam yürüyüşlerimizde yaptığımız sohbetler, biri de ısrarla kendisinin hatırlatmaya çalıştığı (belki bu ısrar sebebi ile hatırlıyorum zannediyorum çünkü çok küçükmüşüm) 5-6 yaşlarındayken birlikte parka gidişimiz. Canım babam..

9 yaşımdan 27 yaşıma kadar (1 sene öncesine kadar) annemle babam birçok kez boşanma noktasına geldiler. Her büyük tartışmada kardeşlerimin nasıl üzgün olduğunu, annemle babamın ne kadar mutsuz olduğunu gördüm. Haklı tarafı bulmaya çalıştım. Anneme ayrı babama ayrı nasihatler verdim (ki nasihat verdiğimde nasihat verilecek yaştaydım). Üniversite dördüncü sınıftayken anneme ilk defa boşanması gerektiğini söyledim. Öyle ya dost acı söylerdi. Biz annemle dosttuk. Kimse onu benim kadar dinlemezdi. Kimse bu kadar mutsuzluğa tahammül edemezdi çünkü. Bu mutsuzluğun sebebini kardeşlerim ve ben (çünkü annem bizim için babama katlanıyordu) olarak gördüğümden, kardeşlerimin de bu yükü taşımamasını istediğimden dinlerdim ben de. Ne kadar üzülsem de dinlerdim. Boşanabileceğini, birkaç yıl sonra doktor olacağımı, maddi sıkıntımızın olmayacağını ve kardeşlerimin de üniversitede olduğunu söyledim.

Kendimce annemin yükünü sırtlanarak onu hafifletmeye çalışıyordum. Onunsa bana verdiği cevap bu zamana kadar duyduğum en acı şey oldu: ‘beni bir arabaya sattın demek!’ O yaz tatilinde babam bana araba almıştı. Ben istemediğim halde almıştı ama… Ya bi dakka ama ben bunu açıklamak zorunda mıydım? O kadar yıldır onun dert ortağıydım, hangi çocuk annesini bir arabaya satardı?.. Kavga gürültü o olayı da atlattık, öğrendiğim şey aslında bunca yıldır annemin o kadar da çok boşanmak istemediği oldu. Yani öğrendim sanıyordum.

Kızıma hamileyken doğuma çok az bir süre kala gene benzer sorunlardan dolayı aralarındaki en büyük tartışmayı yaşadılar ve kardeşlerim duyup üzülmesinler diye yine sadece ben maruz kaldım bu duygusal şiddete, üstelik bu sefer kızım da maruz kalmıştı, ilk defa o zaman kızıma bunu yaşattıkları için tepki gösterdim. Ama gene dahil oldum, gene çözüm aradım. Sonuç olarak hala evliler, çok şükür mü demeliyim, boşanamadılar gitti mi demeliyim bilmiyorum. Şunu biliyorum sadece: bana yapılan bu sınır ihlali kişiliğimin gelişmesine vurulan büyük bir darbeydi. Asla doğru değildi. Hiçbir sebep bana uygulunan bu travmada annemle babamı haklı çıkarmazdı. Düpedüz suçlulardı. Halbuki yıllarca annemin yorgunluğundan kendimi sorunlu tutmuştum, suçlu benim zannetmiştim. Şimdi soruyorum oysa yorgunken , yalnızken, mutsuzken 3 çocuk yapmak niye? O kadar yüklenmek niye? Biraz mola vermemek niye ?

Kızımla başbaşa kalınca anladım yukarıda anlattığım yanlışları… Ben kendimi aslında hep değersiz hissetmiştim. Ufacık bir tepki göstermeye çalışsam nankörlükle suçlanmıştım. Çünkü annem saçını süpürge etmişti ama beni mutlu edememişti, sorun annemde değildi ben nankördüm. Halbuki gerçeği şimdi görüyorum ben annemden mutsuz olmayı öğrenmiştim. Sorun buydu. Kendi isteklerimin, duygularımın bir önemi yoktu, olmamalıydı da… Ben beklentiyi karşılamalıydım. Daha fazla yük olmamalıydım. Zaten benim yüzümden mutsuz iki insan evliliğe mahkumdu. Sosyal olmasam da olurdu, derslerim çok iyiydi ya… Annemi mutlu etmek için belki sınıfta en iyi notu almaya çalışırdım. Çünkü başkaları ile kıyaslanırdım. Annemin başkalarına benim zor anladığımı ama çok azimli olduğumu söylerken duymuştum birkaç kez. Yıllar sonra kendimi tanımlarken ‘çok zeki değilim, ailede en az zeki olan benimdir ama azimliyimdir’ derken buldum kendimi..

Çocukluk ne kadar önemliymiş. Ne duyarsa, özellikle de kötü şeyler duyarsa aklına adeta çivileniyor insanın. 28 yaşında ve uzman doktor olduğumu söyledim size ama inanın içimden bir ses hala zeki olmadığımı söylüyor. Gülüyorum bunu yazarken. Dedim ya kabullendim, baş edeceğimi de biliyorum. Sadece biraz zaman alacak. Olsun. Anneden kıza geçen bi lanet olmayacak ya… Farkındayım ve değişmek için bir adım attım ya..

Farkında olmak çok önemli. Çok şükür farkındayım. Benim fedakar, kendini hiç önemsememiş ve bunu iyi bir şey zannetmiş canım annem.. Çocukluğuna bakıyorum, anlattığı anıları dinliyorum. Ona da hiç değerli hissettirilmemiş ki. Dedim ya anneden kıza, babadan oğula geçen bir lanet bu. Ama kontrol etmek elimizde.

Çocuklarımıza çocuk gibi davranalım, sırtlarına haddinden fazla yükler yüklemeyelim, onlar için güvenli birer kucak olalım, önce kendimizi sonra çocuklarımızı sevelim, önce kendimiz sonra çocuklarımız için mutlu olalım. Süpürge etmeyelim saçımızı başımızı… Onların iyi şeyler yapmasını istiyorsak onları iyi hissettirelim. Kıyaslamayalım, yargılamayalım, sevildiklerini elbette biliyorlar ama hissettirelim. Sınırlarını ihlal etmeyelim. Kişilikleri gelişirken gerekirse kendimizden bile sakınalım.

Çok sevdiğim bir hocam ‘en iyi, iyinin düşmanıdır’ derdi. Ne kadar doğru… Yeterince iyi, yeterince farkında, yeterince sakin, yeterince yavaş, yeterince sade ebeveynler olalım. Çocuklarımız kuş gibi hafif olsunlar çocukluklarında. Sadece yüklenmesi gereken sorumlulukları düşünsünler, çocuk akıllarında suçluluk olmasın…

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

20 yorum

  1. Tüm bunlara senin için katlandım ya da katlanıyorum mesajının ( gerek hal diliyle gerek ifade ederek) ,o küçük bedenleri vicdan azabına gark etmekten başka bir işe yaramadığını biliriz ama nasıl bir beklenti ise bu yaparız yine de.

  2. Teşekkürler doktor hanım. Sabah sabah yazınız dokundu resmen. 8 ay Amerik’da kaldım. Oradaki ailelerin gözlemledikten sonra dediklerinize hakikaten katılıyorum. Kaleminize sağlık. Teşekkürler Blogcu Anne.

  3. sizin yaşadığınız çocukluk bana çok tanıdık geldi,eminin bir çok kişiye de gelecektir.selamlar.

  4. ben de 99’dan beri araba sürerim. bana da “kabiliyetsizsin ama hırsınla öğrendin” derlerdi. yıllardır kendimi öyle tanımlarım. “aslında hiç sürüş kabiliyetim yok ama zorla öğrendim, kendime yetecek kadar sürüyorum.” 😉 hep bu tedirginlikle araba sürdüm.

    geçen uzun bir aradan sonra babamı bir yere götürüyorum, direksiyonun çok iyi dedi. heyecandan direksiyon hakimiyetimi kaybettim. 😉 yaş:34

  5. Merhaba,
    benzer seylerle gecti cocuklugum, ilk genclik yillarim. Ben de bir ara yazmistim, hatta Elif’e gondermeyi bile dusunmustum sonra cesaret edemedim, hep bir yerlerde olacak diye yuzlesmelerim diye.
    Senin icin sevindim, artik suclamadigin ya da daha az sucladigin icin kendini. Insan geriye donup cocukluguna .bakinca nasil kiymislar bu cocuga diyor. Su an hamileyim, cinsiyetini bilmek istemedim ama hep kiz geciyor gonlumden. Ama bazen de korkuyorum kendimden, sanki anneme bir seyleri ispat edeyim diye kiz mi istiyorum diye.
    Ben zeki, okudugunu sip diye anlayanlardan degilim ama kafaya koydugumu hep yaptim. Ne istiyorsam elde edene kadar cok calistim ve basardim. Inan kiymetli olan bu. 28 yasinda uzman doktor olmak, evlilik yurutmek ustelik cocuk sahibi olmak icin cok basarili bir insan olmak gerek. Seni butun kalbimle tebrik ediyorum.
    Sevgiler

  6. Kayınvalidem 35 yıllık evliliğini (çocukları hariç) bir hata olarak görüyor. Mutsuzluğun, şiddetin her halini görüyorum ilişkilerinde. Aynı evin içinde birbirleri ile konuşmadan yaşıyorlar. Sözüm ona çocuklara bir şey hissettirmiyorlar. Tabi herkes, her şeyi biliyor, anlıyor. Her soruşumda aynı cevap: “Çocukların olunca anlarsın.” Çocuğum oldu (5 aylık), anlamadım. Çocukları bu vebal altında ezmek neden?

  7. Yüreğinize sağlık.. Bu duygusal şiddete çok fazlasıyla maruz kalmış birisi olarak ben de kızıma yansıtmaktan çok korkuyorum ve hatta engel olamayacağımı büyüdükçe ona yansıtacağımı düşünürdüm.. Kontrol edilebiliyor dediniz yüreğime su serptiniz..

  8. çocukken hep özenirdim anne-babaları birbirini seven (hadi o da olmadı en azından birbirine tahammül edebilen) çocuklara. şimdi 14 aylık kızım bir aşk çocuğu ve her fırsatta, onun yanında babasını ne kadar çok sevdiğimi söyleyip bir öpücük konduruyorum 🙂

  9. Merhaba,

    Yazınızdan çok etkilendim, özellikle son 2 paragrafını yazıp evde görebileceğim bir yere “kendime not” olarak yerleştirmeye karar verdim 🙂 Her gün hatırlamalı bunları, farkında olmadan yapacağımız müdahale ve düzeltmelerin ucunun nereye gittiğini düşünebilmek adına… Yüreğinize sağlık…

  10. hemen hepimizin benzer tecrübeleri oldu nesilden nesile aktarılan değersizlik hisleriyle ilgili. Elif hanım, buna sitenizde yer verdiğiniz için; doktor hanım; samimiyetle paylaştığınız için teşekkürler.

  11. Bilmiyorum kacinci kez “iyi ki seni (sanal da olsa) tanimisim” diyorum Blogcu Anne! Ve vakit ayirip buraya yazanlar, iyi ki varsiniz, yalniz olmadigini bilmek, cozumun var oldugunu ve ulasilabilir oldugunu bilmek oyle iyi geliyor ki insana…
    Hepinize sonsuz tesekkurler…

  12. Öyle bir dünya da yaşıyoruz ki artık kendi hırsımızdan çocuklarımızın mutsuzluğunu bile göremez olduk. İlk okulda başlayan onun kızı senden iyi onun oğlu senden çalışkan daha uzun daha akıllı daha güzel sürekli yerli yersiz farkında olmayan kıyaslamalarımız. En kötüsü ise nasılsa onlar anlamaz alınmaz diye düşünüp kurduğumuz her cümle yıllarca beyninde hapsolup unutulmaması . Sırf bizim mutlu olmamız için kendilerinden ödün vererek bir şeyler yapmaları. Çok acı …Her çocuk kendine özgü zekasıyla kabiletiyle karakteriyle görünüşüyle doğar. Bunu onun bunun çocuğuyla kıyaslamak niye??? Onlar kendi canımızdan birer parça değil mi? Onların mutluluğudur bİzi sadece mutlu edecek Olan. Bize düşen sadece sevmek bekletisizce gözlerinin içinin güldüğünü görmek…

  13. “Çocuklarımızla konuşma şeklimiz, onların iç sesi haline gelir”
    “The way we talk to our children becomes their inner voice” – Peggy O’mara

  14. Cok guzel bir yazi. Sizi tebrik ediyorum cunku hem mesleginizde basarili olmussunuz, hem anladigim kadariyla cok iyi bir hayat arkadasi secmissiniz ve en onemlisi bilincli bir aile yaratmaya calisiyorsunuz ve “farkindasiniz”. Yaptiginiz gercekten de cesur olmayi gerektiriyor. Siz cesur ve yurekli bir bayansiniz. Anne babalarimizda cok buyuk bir “farkindalik” eksikligi var, sanki bazen sadece hayatlari “tepki” uzerine kurulmus gibi. Bir cocuk uzerinde “senin icin fedakarlik yapiyorum” cok ama cok buyuk bir yuk.

  15. elinize yüreğinize sağlık bakış açım biraz daha genişledi. yakın zamanda farkına vardım bunun ama çocuğumla ilişkilendirmemiştim nedense sadece kendi çocukluğumdu önümdeki artık daha da farklı bakıcam sayenizde 🙂

  16. Öyle dokundu ki bu yazi ve öyle tanidik ki yasanilanlar. Söylemek istedigim cok sey var ancak bogazim dügüm dügüm. Yine de yalniz olmadigimi bilmek daha az sorunlu olduguma inandiriyor. Bu zincirleri kirmaya biraz daha zamanim var sanirim.

  17. çokk etkilendimm çokkkk

  18. annem senelerce babaannemi şikayet etti durdu. 32 yaşıma geldim ve hala babannemi sevsem mi sevmesem mi karar veremiyorum. evet kötü bir kayınvalideydi ama kötü bir babaanne değildi belki de, öğrenme fırsatım olmadı ki. babamla tartıştıklarında da hemen anlatır, yerer, şikayet eder. eskiden üzülürdüm, sinir olurdum. şimdiyse susturuyorum hemen anlatma banane diyorum. cevap olarak da “zaten sana dokunmadıkça sen hiçbir şeyi umursamıyorsun!” diyor. evet umrumda değil! çünkü birisini sevmiyorsan ve dahası birisinin sana çok kötü davrandığını düşünüyorsan onunla görüşmezsin! kocansa boşarsın, kayınvalidense görüşmezsin! mecbur değilsin bence. hayat sandığımız kadar uzun değil ve ben enerjimi alsınlar istemiyorum. ben de bir çocuk yetiştiriyorum ve o çocuk bu enerjiyle yetişsin istemiyorum.

  19. Bu yazi icin coook ama cook tesekurler doktorcugum nasil iyi geldi anlatamm
    Ama sayin blogcuanne iyiki varsin iyikiii