7 Yorum

Bir şeyin ezelden beri yapılagelmesi, iyi olduğu anlamına gelmez

Çocuklar kavga ediyorlardı, Büyük, küçüğe bağırdı: ”Sen bana saygı duymak zorundasın! Ben senden büyüğüm!”

Küçük cevap verdi: Sen de bana saygı duymak zorundasın!

”Hayır değilim! Büyükler küçükleri sever, küçükler büyüklerine saygı gösterir!”

Araya girme vaktiydi: Yavrum öyle şey olur mu? Herkes herkese saygı gösterir. Büyükler küçüklere, küçükler büyüklere… Karşımızdakine birey olduğu için saygı gösteriyoruz… 

”Ama o şiirde öyle diyor..?” dedi büyüğü…

”Hangi şiir?”

”Hani o, andımız?”

Hatırladım: Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak… Yurdumu, milletimi…

Dedim ki: Bize öğretilen her şey bazen doğru olmayabilir. Küçüklerini de, büyüklerini de, herkesi de sayacaksın.”

Öyle kapandı konu… (Andımız kaldırılmadan önceydi bu…)

Bize öğretilen her şey bazen doğru olmayabilir. Bunu, hem büyüdükçe, olgunlaştıkça, çocuklarıma okulda öğretilenleri (ve öğretilmeyenleri) gördükçe ve bize öğretilenleri (ve öğretilmeyenleri) fark ettikçe daha iyi anlıyorum.

Bir şeyin ezelden beri yapılagelmesi, onun iyi olduğu anlamına gelmez.

Yüzyıllar boyunca, bazı insanların diğerlerinden üstün doğduğuna inanıldı.

Yüzyıllar boyunca, tanrılara adamak ve onlar tarafından kutsanmak için, insanlar öldürüldü.

Dünyanın birçok yerinde, 11 yaşındaki küçük kızlarla evlenmek, hırsızların elini kesmek, eşcinselleri hapse atmak gibi birçok ‘gelenek’ var.

Bir şeyin ezelden beri yapılagelmesi, iyi olduğu anlamına gelmez.

Bu alıntı, Günışığı Kitaplığı‘nın Çıtır Çıtır Felsefe serisinin Ahlaki Olan ve Olmayan kitabından.

Ahlaki_plan_ve_olmayan

Ben Milli Eğitim Bakanı olsam bu kitabın okullarda okutulmasını zorunlu tutardım. Dahası, Aileden Sorumlu Bakan olsam, çocuğu olan her aileye bundan bir tane hediye ederdim. Çünkü her şeyin başı ahlak. Ama nasıl bir ahlak? Öyle kimilerinin inandırmaya çalıştığı gibi namus üzerinden değil. Hayır, dini ahlak da değil. Çünkü:

Yüzlerce din vardır, hepsi belli kurallar ve yasaklar koyar. Bunlar ahlaki kurallar değil, dini kurallardır. Zaten dinler bu kural ve yasakları koymasaydı, bunlar kimsenin aklına gelmezdi.

Geçenlerde Hakan Demir‘in bir yazısını okudum, çok severek okuyorum onun yazılarını… Diyordu ki:

Bu seçim dönemini Kore Savaşı’na katılmış, 12 Eylül hapishanelerinde dört yıl yatmış, 90’ların kirli savaş ortamından etkilenmiş yakın bir akrabama sorduğumda “Tabii işkenceyi, zorbalığı, kötülüğü sonuna kadar gördük biz de ama ahlaksızlığın böyle yayıldığı bir dönemi ben hatırlamıyorum.”

Gerçekten de içinde bulunduğumuz nokta beni çok endişelendiriyor. Bir kadın olarak, bir anne olarak, bir insan olarak çok endişelendiriyor. Siyasi partiler, liderler gelip gider. Elbet şu an içinde bulunduğumuz durum da değişecek. Ama bugün, ama yarın değişecek. 12 Eylül darbesinin baş uygulayıcısına ne olduğunu hepimiz gördük. İsmi bile zikredilmedi çoğu yerde… Ha, yaptıkları yanına kar kaldı mı? Kalmadı diyebilseydik keşke…

Yine kitaptan:

İkiye bölünmüş böyle bir dünya gerçekten de var. Bu dünya, kendine özgü ahlak anlayışları olan mafyaların, suç örgütlerinin ve çetelerin dünyası: Kendi içlerinde, herkes doğru, dürüst, cesur davranıyor; birbirine güveniyor, yardımlaşıyorlar. Kendi cemaatlerinin dışındaysa çalmak, yalan söylemek, şantaj yapmak, hırpalamak, hatta öldürmek serbest.

Yalnızca grup üyelerini, arkadaşları ya da yakınları kapsayan bu ahlak anlayışının, ahlakın kendisiyle hiçbir ilgisi yok.

Ahlak insanları; arkadaşlar ve başkaları, tanıdıklar ve yabancılar, liderler ve diğerleri şeklinde ayırmaz. Ahlak bizi, herkese aynı şekilde davranmaya iter; ahlak evrenseldir.

Beni en çok kaygılandıran, ahlaksızlığı temel edinmiş bir zihniyetin tepeden tabana yayılmak istenmesi. Sıfırlayanların cezasız kalması, ‘milletin a.ına koyanların’ vergi borçlarının silinerek ödüllendirilmesi, Soma’da madenci yakınını tekmeleyenlerin görevine devam edebilmesi, ‘esnaf gerektiğinde askerdir’ denildiği için camına kartopu geldi diye bakkalın adam öldürebilmesi. İşte bu yönetim değiştiğinde, geride bıraktığı ahlaksızlığın yol açtığı bu toplumsal yozlaşma nasıl onarılacak, onu bilmiyorum. Ve asıl ondan endişeleniyorum.

Bugün kısıtlanan bazı özgürlüklerimizi geri alabiliriz, çocuklarımıza doğruyu yanlışı ayırt etmesini öğretebilir, hakları için dik durmasını anlatabiliriz; ancak karşısına çıkan, muhattap olacağı kimseler bu ahlaksızlığı düstur edinmişse ne olacak, işte onun yanıtı bende yok.

Herhalde ‘arkana bakmadan kaç’ demek lazım.

7 yorum

  1. Yanina kar kalmadi kalmayacak. Cehennem bunun icin var. Dunyada her kotu cezasini cekmiyor. Ama Allah mutlak adildir zerre kadar kotuluk yapan karsiligini bulur tipki zerre kadar iyilik yapanin karsiligini bulacagi gibi. Zalimler icin yasasin cehennem.

  2. Siyasete hayatim boyunca hic ilgim olmadi 12 Eylul darbesinde de 2 yasinda bir bebektim. Yasananlar ne olursa olsun bir insana mal edilmesini dogru bulmuyorum. uygulayacisi dediginiz bir kisiyi bir askeri sorumlusu olarak yaftalamak bana isin kolayi gibi geliyor. O donemin sartlari cumhuriyetin menfaati ve bizim gibi egitimsiz bir halki bundan 35 sene once yonetmek bazi hatalari da bazi dikta kararlari da beraberinde getiriyor muhakkak. Asker dediginiz kurum zaten sorgulamayi mantigi yok sayan bir sistem degilmi. bugun alkislananlarin vefat ettiklerinde balyozdan derin devletten paralelden hainlikten suclanmayacagini cenazelerinin yuhalanmayacagini nerden biliyorsunuz. Kutuplasma olmasin nefreti korukledik diyen bir hukumet gorevlisi rahmeti hakedene rahmet dilenir diyebiliyor.Bu mudur sagduyu yonetim ahlaki bu adamin darbeciden ne farki var. Bir oluden intikam almaya calisiyor. Bazi seyleri allaha havale etmek gerek. Yargılama bizim isimiz değil.

  3. OFFF yine okurken tüylerim diken diken oldu bir gerçek var ki kimse görmüyor deliriciim bir nükleerdir aldı başını gidiyor çernobilden yüreği yanık nice nesil geçti seçim vaatleriyle bu da unutuldu herkes öyle yada böyle cezasını bulacak ya hiç şüphesiz ama olan çocuklara olacak..

  4. Katılabileceğim ya da katılmayacağım bazı şeyler var yazıda yalnız şu dinler belli kurallar ve yasaklar koyar, bunlar ahlak kuralları değildir cümlesi kadar bilgiden yoksun bir cümle olamaz. Hayret, tekrar tekrar okudum öyle yazıyor gerçekten. Bu kitabın yazarı hiç mi dinler hakkında malumat sahibi değilmiş? Hadi İslam’ı hiç duymamış Museviliği ve Hristiyanlığı da mı hiç araştırmamış? Aksine tüm dinler insanlığın adalete çok ihtiyaç duyduğu, insanların hayvan muamelesi gördüğü, köleliğin revaçta olduğu zamanlarda en başta ahlak mesajlarıyla insanları cezbetmiştir. Hz. Musa ben tanrıyım diyen ve işkencede öldürmede sınır tanımayan Firavun’un sapkınlıklarından, Hz. İsa Yahudilik dinini insanları sömürmek ve kafalarını ezmek için kullanan din adamlarının şerrinden kurtaran biri. Hatta Hz. İsa’nın lakabı Mesih kurtarıcı demek. Tıpkı sizin tasvir ettiğiniz gibi büyük ümitsizlik zamanlarında zuhur etmiş peygamberler. İbadetler kadar ilkelerle gelmişler. Bu ilkelere uymak uymamak insanların samimiyetiyle, içsel mücadeleleriyle ilgili tabi ki.

    Hadi bu insanlar Kuran’da en çok aldatıcılık, hilecilik, yalan, iftira, yetim hakkı yemek gibi özelliklerin kötülendiğini, bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir şeklinde ayetlerin olduğunu bilmiyorlar. Hz. Muhammed’in kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü zamanda gelip böyle cahil geleneklere isyanı başlattığını, zenginler fakirler, köleler ve hürler aynı haklara sahiptir dediği için kendi ailesi tarafından bile taşlandığını bilmiyorlar.. Hiç mi açıp İncil okumamışlar tahrif olmuş halinde bile bulabilecekleri ne çok şey var. Çok garip. İnsan bilmeyebilir ama en azından bilmediğini bilmeli.

    • Adasim Deniz, bilmemekten bahsetmisken, yorumunuzu okurken aklimdan gecen “gercekten de Deniz hanim kutsal kitaplari okumus mu acaba” oldu. Okumadiginizi dusunuyorum, ya da ornekleriniz secici ve ise gelen turden olmus.
      Peki, Allah ya da Tanri kavramina bakalim. Size biri inanmiyor diye onu cayir cayir, hem de sonsuza kadar, yakip, usaklariniza iskence ettiriyorsunuz. Yahu bunun neresi ahlaki? Bu nasil kin, nasil bir ofkedir, nasil bir gaddarliktir? Iskenceden mi baslasam, yoksa ilelebet kin tutmaktan mi? Simdi sen alin terinle calis, ailene bak, esine cocuklarina, konuna komsuna iyi davran, “hayir kardesim, okudum, mantikli gelmiyor, inanmiyorum” dedigin icin cayir cayir yakil.
      Hadi bi de gercekten bir suc islediniz diyelim. Biz insanoglu olarak idamin, iskencenin barbarca olduguna aklimiz ermisken, bir kutsal gucun sonsuza dek iskence yapmasini mi ahlaki buluyoruz?

      • Kutsal kitapları elbette okudum. Takıldığınız konuları elimden geldiğince cevaplayayım.

        Şöyle bir örnekle anlatabilirim. Çok büyük bir eser ortaya koydunuz, çok uğraştınız, önemsediniz diyelim. Mesela bir heykel.. Her bir detay için günlerce kafa yorup, özenle şekil verdiniz. Ya da bir kitap. Gecenizi gündüzünüze kattınız. Birikiminizi döktünüz her satıra. Ve kendi imzanızı atarak insanların beğenisine sundunuz. Ya da örneğin bu blog da bir eser. Emek verilen her şey gibi.

        Fakat birileri çıkıp o derece titizlikle çalıştığınız eserin size ait olmadığını, sizin sanatınızın veya kapasitenizin asla elinden gelmeyeceği bir başkasına ait olduğunu iddia etti diyelim. SİZE AİT OLMADIĞI AMA SİZİN ÖYLE SÖYLEDİĞİNİZ İFTİRASINI ATTI yani. Varlığınıza, emeğinize, duygularınıza, gösterdiğiniz özene hakaret etti. Üstelik eserinize de hakaret etmiş oldu.

        Eh ona da öyle gelmiş bazı şeyler mantıksız gelmiş canım demezsiniz, en iyi ihtimalle biraz daha iyi baksaydı bana ait olduğunu anlardı dersiniz. Öfkelenir belki de adalete başvurup hakkınızı ararsınız.

        Şimdi minicik bir çiçeğin detaylarından bile çok rahat anlıyoruz ki, şu içinde yaşadığımız alem de çok özenilmiş ciddiye alınmış bir eser. Bendeki düzen ve güzelliğe bakan çok müstesna bir elden çıkmış sanat eseri olduğumu anlar diye bağırıyorken tesadüf yapmıştır, kendi kendine olmuştur, tabiat icabıdır denerek yorumlandığı zaman ne olur biliyor musunuz?

        Bir papatyanın güzelliği, beyaz yaprakları, ortasındaki sarılık, mikroskopla incelediğinizde göreceğiniz mikro detaylar, hücreler, enzimler, dokuları damarlar, kısacası bir papatyadaki binlerce şey, gerçek sahibinden başka, yetersiz ve etkisiz yerlere mâl edilmiş olunur.

        İşin bir de şu boyutu var. Bizim bir heykelimizi, kitabımızı herhangi bir eserimizi başkasına mâl eden kişi sadece bir kitabın hakkına girmiş olur. Çok da büyük bir şey değil.

        Fakat sayın sayabiliyorsanız şu dünyada kaç çeşit hayvan var, o çeşitlerden kaç tane yaratılmış ve gözümüzün önünde yaratılıyor. Kaç çeşit bitki var, meyve var. O meyvelerden kaç tane yaratılmış. Mesela gelmiş geçmiş bütün çilekler kaç yüz milyon tanedir hayal etmeye çalışın. İşte tüm bunları bir Allah’ın yarattığına inanmıyorum diyen kişi, cümlesini o bütün çileklere atfederek söylemiş olur. Ve sanatkarlarını tanıtan o çileklerin herbirini tek tek yalanlamış olur. Daha da öte gidersek, bütün bitkiler hayvanlar, dağlar ve denizlerdeki atomlar sayısınca iftirasını çarpmış olur. Sonsuz da diyebiliriz.

        İnanıyorum ya da inanmıyorum demek, sonsuz bir hak ve hukuku kapsıyor çok ciddi bir iş. Belki bu dünyadaki en ciddi iş.

        Siz adaletten bihaber, çirkin hakaretleri ve hakka tecavüzleri af dilenmediği halde sineye çeken hatta fark etmeyen bön bir ilah mı hayal etmiştiniz bilemiyorum. Böyle sonsuz iftiraya sonsuz cezayla karşılık vermiyor ya da veremiyor olsaydı işte o zaman eksik olurdu.

        Son cümlede söylediğinize gelince, yukarıda geçenler dışındaki diğer suçların ya da günahların sonsuz azapla cezalandırılmadığını iyi biliyorum. Kurandaki her sureye ne kadar merhametli olduğunu anlatarak başlayan, affetmek istediğinden söz eden ve sürekli tevbeye davet eden, kendisini rahmetin gazabımı geçti diye tanımlayan bir Allah var karşımızda. Kaldi ki bunu eserlerindeki sevgi dilinden de görebiliyoruz. Fakat hak eden, insanların canını acıtan, çocukları yakarak boğarak öldürenlere verilen ceza da olmasın, yaptıkları yanlarına kalsın işkence çekmesinler gibi bakıyorsanız, orada bir sorun olduğu kesin.

        • Anormali normallestirmek bu olsa gerek. Tamam Gabriel Garcia Marquez de Yuz Yillik Yalnizlik’i begenmeyen insanlarin suratina kezzap atsin o zaman. Cicek bocek hayvan sayisina girmeyecegim bile. Yahu grip virusu gozunuzun onunde degisiyo be, bir milyar yil beklemenize bile gerek yok. Hay ulkemde verilen fen derslerine… Sonra insanlar boyle yorumlar yazabiliyolar.