0 Yorum

Nazlı’nın Gebelik Günlüğü, 14. hafta

Merhabalar yeni haftadan,

Gebelik günlüğümün ilk yazısı yayınlandıktan sonra inanılmaz heyecanlıydım. Yazıyı okurken inanamadım; sanki bu yazılanları ben yazmamışım, bunları ben yaşamamışım gibi. Çok değişik bir duyguydu heyecanla, merakla ve dualarla okuduğum gebelik günlüklerinin arasında yer almak. Hamile olmadan öncede okuduğum her günlük bende bir pencerenin daha açılmasına, hamile kaldıktan sonra, eski gebelik günlükleri de dahil okuduklarım ise yalnız olmadığımı, kafası karışık, endişeli, insanların boş boş konuşmalarına kızanın bir tek ben olmadığımı görerek rahatlattı beni.

Nazlı14

 

Geçen hafta ikili test sonucumuzu henüz öğrenmemiştik Elif’e yazımı gönderdiğimde. Heyecanla beklediğimiz sonuçta bir sıkıntı çıkmayınca çok rahatladık. Doktorum üçlü testi gerek görmediğini, bunun anne baba için kafa karıştırıcı ve sıkıntı verici olabileceğini, bundan sonrası için ayrıntılı ultrasona bakılmasının yeterli olacağını söyledi. Zaten kuruntularım yüzünden kendimi olmadık şeyler için bile heder ederken, bir üçlü test stresini çekerek miniğimi daha da huzursuz etmek istemiyorum. İkili teste giderken bile o kadar heyecanlıydım ki hamile kaldığımdan beri 8-5’lerde gezen tansiyonum muayeneden önce 10-7 lere kadar çıkmıştı.
Testte ultrasonla baştan ayağa bakarken doktor cinsiyeti için bir şey söylemek istemedi. Yanıltıcı oluyor, iyice kesinleşsin öyle söyleyeyim dedi. Eşimle ben hareketli miniğimizin parmaklarını bile görmüşken hiç cinsiyet konusuna takılmadık. Yeter ki sağlıkla gelsindi, nasıl olsa çok çok sevilecekti. Annesi de kendini artık iyi hissetmeye başlamıştı ve hamileliğin tadını çıkarma vaktinin geldiğini düşünüyordu ama evdeki hesap çarşıya uymamıştı.

Tüm hafta boyunca üç kişilik çalışıp, hem lavaboya hem evrakların peşinde merdivenlerden bir aşağı bir yukarı seke seke çıkınca, bir de üzerine “bari iyiyim yazlıkları çıkarıvereyim” deyince, cumartesi günü lekelenme ile birlikte soluğu hastanede aldım. Beş günde bebeğimin 1,5 cm büyüdüğünü ve hareketli halini görüp, gümbür gümbür atan kalbini duyunca içim rahatladı. Doktor bir sorun olmadığını dinlenmem gerektiğini söyledi ama ardından eşim, annem ve kayınvalidemden fırçayı yememe engel olmadı bu durum. Hele ki annem “senin benim yavrumu rahatsız etmeye ne hakkın var, akıllıca otur, kim senden iş bekliyor” deyince kuyruğumu kıstırıp “peki anne” dedim. İyi halime aldandım, ben ettim siz etmeyin gebe kardeşlerim. Sonra gerçekten çok üzülüyor insan.

Dışarından pek belli olmasa da göbeğim büyüdü artık. Pantolonlarımın beli sıkıyor rahat edemiyorum diye bir hamile pantolonu alayım, iş yerinde rahat edeyim dedim. Yalnız hamile pantolonları ilerleyen dönemler için daha uygun olduğundan üzerime en küçük bedenini bile giysem beli ve kalçası bol oldu. Birkaç mağazada giydim çıkardım ve tabii ki bunaldım. Giydikten sonra aynada kendime bakıp güldüm. 10-12 yaşlarında ne ergen ne çocuk garson boy gibiydim ve çok komikti halim. Ne zordu o zamanlar üzerine uyan kıyafet bulmak. Boyu olsa bedeni bol, bedeni olsa paçalar kısa tuhaf bir hal. Bir de ergen havalarına girip çocukça şeyleri de beğenmezdik, çok büyümüştük ya! Anneme daha 11 yaşındayken ben tüylü kapüşonlu mont istemiyorum, çok çocukça deyip saatlerce üzerime uyacak genç işi (!) mont aratmış; en sonunda üzerime birkaç beden büyük montu alıp eve dönmüştük. Bu sefer neyse ki üzerime nispeten uyan bir pantolon bulabildim.

Herkes ikinci trimesterın çok daha rahat geçeceğini söylüyor. Fiziksel olarak kendimi artık çok daha iyi hissediyorum. Baş dönmelerim bitti, otururken bile soluk soluğa kalmalar bitti. İştahım önceden nasılsa şimdi de öyle. Ama hala canım hiçbir şey çekmiyor. Karnım acıkınca önüme ne konsa yiyorum ama eşimin “ne yesek, ne pişireyim” soruları hala cevapsız kalıyor. Koku hassasiyetim bitti ama hala çok sevdiğim mutfağıma girecek hali kendimde bulamıyorum. Ağzımda yemek yedikten sonra yağlı, tuhaf bir tat kalıyor. Yemeğin üzerine bir kase eriği mideme indirmeden de rahatlayamıyorum. Sürekli ekşi ve içimi serinletecek şeyler arıyorum. Tatlıyla zaten pek aram yoktu, yediğim gün içinde sadece iki tane hurma. Yalnız iştahım bir açılırsa sanıyorum kendimi durduramam. Derdim alacağım kilolar değil ama miniğim için zararlı bir şey geçmesin istiyorum boğazımdan. Bakalım ne kadar uyabileceğim bu isteğime?

Sevgiler.

Nazlı

Yazar Hakkında

NAZLI TANTOĞLU – 31 yaşında, çocukluk aşkıyla 6 yıldır evli. Ankara’da yaşıyor. Aşırı tipik bir Kova burcu. Kışı hiç sevmeyen bu kış çocuğu günün birinde sıcak bir memlekete yerleşip yaşlanmayı hayal ediyor. Okumayı, konuşmayı ve yemek yapmayı çok seviyor. Gebeliğiyle birlikte mecburi ara verdiği Yemekçinin Mekanı isimli bir de yemek bloğu var.

Nazlı’nın tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.