12 Yorum

Baban seni hiç sevmedi aslında…

Aşağıdaki yazı, Elmer’ın Annesi rumuzlu Blogcu Anne okuru tarafından kaleme alındı.

***

Bu yazı yoğun miktarda tek ebeveyn olmak övgüsü, özgüveni içerir. Amacım, iğneyi babalara batırırken çuvaldızı da annelere batırmak kesinlikle değildir. Direkt çuvaldızı da, iğneyi de babacıklara batırıyorum. Gerçekleri kendi pervazsız penceremden yazdım, kaldıramayacaksanız okumamanız tavsiye olur. Bulantı, baş dönmesi yapmasın sonra…

Hadi gelin, şu meşhur klişe ile bakalım karşımızdaki resme, azıcık merceği yakınlaştıralım sonra yeri gelince tekrardan büyük resme dönelim.

  • Babalık annelik gibi değil. Öğrenilen bir şey.
  • Doğuştan gelmiyor, baba oldukça baba olunuyor.
  • Babaların bunu öğrenmesine fırsat vermek gerekiyor çünkü bilmiyorlar.
  • Babalar kendi fırsatlarını kendileri mücadele edip yaratamıyorlar onları da annelerin yaratması gerekiyor.

İçimdeki hadi len seslerini bastırıyorum, son derece edepli halimle devam ediyorum. İşin asli ne, öğrenmek ister misin?

BaĞzı adamlar; artık “O” kadını sevmiyorsa ya da “O” kadın onu sevmiyorsa; kadın gidiyorsa, boşanıyorsa, ‘mutsuzluğa mahkum olmayalım birbirimizi azad edelim, anne-baba olmamız için karı-koca olmamıza gerek yok’ diyorsa, “O” çocuğu aslında hiç istememiş, sevmemiş ve aslında şehvetli bir sevişmenin ardından sarılarak uyunmuş bir gecenin mahsulü değil-miş, hamilelik haberinden önce heyecanla regl olunmaması hususunda beraber totem yapılma-mış gibi yapabiliyor. BaĞzı adamlar ve baĞzı kadınlar ne güzel –miş gibi yapıyorlar değil mi?

Aslında yapılması gereken; hamileyken birbirine yaşatılan onca olumsuzluğa, kafadaki onca acabaya, ama’lara, birbirine tahammül edememeye, sevgisizliğe, sinir harbine, karşılıklı iyi olamama haline rağmen kalmak. Gitmeyi hiçbir zaman bir seçenek olarak görmemek. Kaderine razı olmak. –Mış gibi yapmak. Mutluy-muş, seviyor-muş, huzurluy-mus, aşık-mış, çok iyi anlaşıyor-muş, sevişiyor-muş, öpüşüyor-muş, özlüyor-muş, harika bir ailey-miş, ideal bir babay-mış… gibi. Mutsuzluğu göze alacak kadar cesur olmak.

Kafalardaki bütün önyargıları yıkarcasına, yenidoğan bebeğin ile artık evli kalmamayı seçmen, seni çok cesur yapar. Burada bekar ebeveyn olma hali, nedense (böyle algılamak kolaya gelmekte zira) çocuğun tüm sorumluluğunu anneye bırakarak, çocuğu tek ebeveynli yapmakla eş değer tutulur. Racon bu. Çünkü baĞzı adamlar, hatunla beraber çocuktan da boşanılacağını sanmaktadır. Çünkü başka bir hatun bulunur ve gerekirse ondan da nurtopu gibi bir çocuk yapılır. Spermden ve yumurtadan bol ne var ki dünyada. Sonunda sen cesur, güçlü, süper cefakar anne olursun. Zor ama mutlu yoluna devam edersin. Babacık umarsız ama mutlu yoluna devam eder. Şansı varsa çocuk da, bu denklem arasında sıçmadan düzgün bir insan olmaya çalışır.

Hikayeni dinleyen çoğu kadın seni bir yerde yalnız yakalar ve sorar; ‘Ben de boşanmak istiyorum ama çok zor çocukla di mi? Seni çok takdir ediyorum, çok güçlüsün, ben sanırım cesaret edemiyorum ama çok da mutsuzum. Hep affediyorum.’ Bense, olaya bambaşka bir açıdan baktığımda, -sanırım bu zamanında çok Picasso ve Dali ile haşır neşir olmaktan- bence mutsuzluğu tercih edebilmek çok daha büyük bir cesaret. Ben o kadar cesur değilim esasen. O daha büyük bir çaba, mücadele ve sabır gerektiren bir hal. Düşünsene sinir olduğun adamla, sana bundan 10 sene önce aşkla bakan adamla, bugün sana ehhh ne halin varsa gör diyen ya da demiş kadar olan adam aynı adam ve sen onunla bir anlığına göz göze geldiğinde içinin ısınmadığı, yorganın altından eli/ayağı değse ne kadar yorgun olursan ol sevişmesen bile içinin akmadığı bir hayat yaşıyorsun. Kusura bakma bence sen çok cesursun zira o mutsuzluk kaldırılamaz zannımca. Naçizane cesaret kriterlerimiz biraz farklı.

Sence nereden türedi bu; ‘bir adamın çocuğuna verebileceği en güzel hediye annesini çok sevmektir’ lafı? Tabi ki; annesini sevmezken bile, annesi dünyanın en kötü insanıyken bile; çocuğunu sevmeyi, ona sahip çıkmayı, canından parçayı canına yakın tutmayı beceremeyen adamların arkasından.

Baba ya da anne değil, bir insanın evladına yapabileceği en büyük fedakarlık; diğer ebeveynle düzgünce orta yolu bulmak, hayatına sonradan kim girerse girsin.. Diğer ebeveyne saygı duyulmasını sağlamak. Düzgün yürütülen, dışarıdan hiçbir müdaheleye izin verilmeyen bu ilişkinin aslında ebeyenlerin özel yaşamlarında hiçbir artısı yokmuş gibi gözükse de; çocuğun hayatında kocaman bir mutluluk ve denge yaratacağını göremeyen, gözleri kör, dudakları lal, kalpleri nasır olmuş adamlar ve bu adamların tavrını zafer sayan zavallı kadıncıklar her yerde.

Çocuğum baban seni hiç sevmedi aslında çünkü annen onunla mutsuz olmaya bir türlü cesaret edemedi. Annenin bu cesaretsiz halini, korkaklığını baban asla affedemedi. İnsan ancak affedemediği, durumu hazmedemediğinde -evladını bir kalemde silmek pahasına- hep nefret eder geçmişinden, yok sayar. Baba olmayı istememiştir aslında, anneni de sevmemiştir zaten..

Çocuğum sana bir sır vereceğim; baban kendinden başkasını sevemez aslında.

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

12 yorum

  1. Yazdıklarınız o kadar doğru ki içimde bir yerlerde hep hissettiğim ama bir türlü bu kadar net açıklayamayacak kadar açık sanki benim iç sesimle yazılmış bir yazı…teşekkürlerrrrrrr

  2. Mutlu olmayı istemek cesaret gerektirir olmuş artık. Her şeye katlanıp mutsuz olmak ve çocukları böyle bir ortamda büyütmek mi sağlıklı olan?
    Yüreğinize sağlık. Ellerinize sağlık.

  3. Bir avukat olarak söylüyorum, o kadar çok ki bu hikayeler… Yazıyı okurken sanki müvekkillerimden biriyle konuşuyor gibiydim.

    Bu durumdaki tüm anneleri cesaretlerinden ötürü gerçekten kutluyorum.
    Güç, sabır ve huzur diliyorum.

  4. Yazinin her noktasina virgulune tek tek her kelimesine katiliyorum.Oyleki ben yazsam bu kadar yazardim.

  5. En komik olanı da 2. kadının böyle bir adamı “kazandigi”, “ele geçirdiği” için kendini muzaffer komutan sanması. Dün karısı olan ve bugün hâlâ çocuğunun annesi olan kadına saygı duymayan, çocuğunu umursamayan adam yarın sana da aynısını yapacak. “Ben baskayim bana yapmaz” fikri özgüvenden körelmiş zihinlerin bir oyunu sadece. Sevmeyi bilmeyen adam asla sevemez bu kadar basit aslında. Allah hepimizi 2. kadının salaklikta ulaştığı mertebeden korusun.

  6. Peki ya gitmek istediği halde özgür bırakılmayan annelerin hali ne olacak. Oğlumuza bunu yapamazsın diye boşanmaya ikna olmayan, iç akmasını geçtim yanında nefessiz kalacak kadar seni boğan ama gitmene izin vermeyen babalar..
    Siz bu aileyi kurdunuz, çocuğu yaptınız artık bunun dönüşü yok dercesine mutsuzluğa tahammül etmeni bekleyen çevrendeki onlarcası.. Ve onlarla mücadele etmekten çocuğuna gerçek mutluluğu veremeyen ve aynı çatı altında “bir arada” yaşayan mutsuz anneler..

  7. Off bir de bosandigi kadin (ya da adama) kin duyup, cocuk vasitasiyla, cocuga ceza vererek, eski esine ceza veren ebeveynler… Yok ailelerimiz yakin, yardimsever ve sicakmis, hepsi buzdaginin gorunen kismi. Mutsuz bir halkiz iste. Toplu terapiye ihtiyacimiz var. Gercekten.

  8. Yüzde bin katılıyorum. Mutsuzluğu seçmek daha büyük cesaret.

  9. Yazarin da belirttigi gibi, oldukca pervasiz ve tek tarafli, kisiye ozel yasananlarin ofkesiyle yazilmis bir yazi.

    Turk toplumunda tabi ki fedakar anneler ve umursamaz babalar cogunlukta. Ama hepimiz ayni potada eritilip, tum babalar tu kaka, yasasin anneler ana fikirli yazilari okuyunca, icimden koca bir “has…r” cekiyorum.

    • Ama sizin de itiraf ettiginiz gibi Turkiye’de cocugunu terk eden (duygusal ya da gercekten) baba cogunlukta. Bu cok boyutlu bir durum. Herseyden once kultur “cocugun esas sorumlulugu anneye aittir” bakis acisina dayali. Ve ev isi kadinin sorumlulugu ve Elif Hanim’in da bir yazisinda bahsettigi gibi “erkek anca yardimcidir” bakis acisi. Anne dogum iznine gidendir, anne gerekirse isine iki sene ara verendir. Kulturumuz babalari pasif yetistiriyor. Dogum oluyor, hooooppp anneanne babaanne eve yerlesiyor. Cocuk anneden sonra anneanne/babaanne kucaginda. E zaten babanin izni ne kadar. Baba bu iliskiye dorduncu sahis olarak 1-0 yenik basliyor. Ayrica medeni bir sekilde bosanamiyoruz. Isin acisini cocuktan cikariyoruz. “senin baban var ya o baban”, (ki onu duyan cocuktan babanin duygusal olarak uzaklasma refleksini anliyorum) “senin annen var ya”. Anne babasi mutsuz olan (bosanmis ya da bosanmamis) her cocuk “ayni baban/annen gibisin” “hakaretini” duymustur.
      Yeni dogum yapan Kanadali gorumceme kayinvalidem yardim etti, sadece iki hafta. Esi, kayin biraderim, kanun geregi minimum bes hafta izinli. Cocuga beraber cok guzel bakiyorlar (tüm bu kulturde buyuyenlerin baktigi gibi), bebek sorunsuz mukemmel bebek degil, ama deneyimsiz de olsalar kendilerine guven var, babadan beklenen yardim degil, is bolumu. Baba dorduncu sahis olarak kalmiyor anne bebek anneanne uclusuyle.
      Gelin siz Kanadali kadina bircok Turk erkeginin yaptigi gibi “ben doguma girmem, hayatta bez degistirmem” deyin, hahayt. Bir de kanunlar esit velayete dayali. Baba (ya da anne) cok buyuk bir suc islemediyse kolay kolay tam velayet birinde kalmiyor. Bir de (kadin ya da erkek) cani isterse nafaka vermesin, sistem tikir tikir isliyor.
      Demek istedigim, icinde bulundugumuz kultur babalari cocuktan uzaklastiriyor, boylece cogu babanin “Essek herif” olmasi maalesef cok normal.
      Turkiye’de farkli baba olmak cesaret istiyor. Sizi cesaretiniz ve farkindaliginiz icin tebrik ederim. Maalesef kurunun yaninda yas da yaniyor, dediginiz gibi ayni potada eritiliyorsunuz.

  10. elmarın annesi ne güzel yazmışsınız. boşanmış aile çocuğu olarak yüzde bir milyon kez katılıyorum yazınızın her satırına.