22 Yorum

Hani köyümüze geri dönecektik?

Ne zaman geniş ailemle birlikte uzun süreli vakit geçirsem, normal hayatımın ne kadar zor olduğunu fark ediyorum. Zor olmasının da ötesinde, yapay.

Bence biz insanlar kesinlikle çekirdek aile olarak yaşamaması gereken varlıklarız.

Bugün büyük şehirlerde, ailelerimizden uzakta, ama bakıcı ama kreş desteğiyle yürütmeye çalıştığımız bu çok çalışmalı, çok koşturmalı hayatımız insan doğasına aykırı. Sosyolog ya da psikolog ya da hiçbişeyolog değilim ama bunun böyle olduğundan adım gibi eminim.

Doğan bir iş seyahatinde. Hafta sonu çocuklarla annemlere göç ettik. İzmir’den de kızkardeşim geldi, tam oldu.

Annemler, halam, amcam, kuzenim aynı sitede yaşıyorlar. Kimi aynı evde, kimi birbiriyle karşılıklı, kimi birkaç blok ötede.

Evlere dağıldık, öğünlerde bir araya gelmek üzere…

Amanın o ne rahatlık…

Kargaşa var, evet. Bir patırtı bir gürültü… Ama aynı zamanda eğlence de var, dayanışma da var, sohbet muhabbet de…

Çocuklar kimi zaman bahçede… Evet, köy yerindeki gibi meyve ağaçları yok belki ama ayakları toprağa (ya da düzenli biçilmiş çime) basıyor. Gün içinde televizyonun karşısına geçtikleri de oluyor, ‘kalk’ deyince kalkıp bahçede koşturmaya devam ettikleri de… Bir bakıyorsun yan komşunun kızıyla bahçede oturmuş suluboya yapıyorlar. Bir bakıyorsun ortadan kaybolmuşlar, parkta oynuyorlar. Evin içine girmişler, araba oynuyor, yapboz yapıyorlar…

İki tane bebek var ailemizde… Kapanın elinde kalıyorlar.

Sıkma

Fotoğraf Adana’dan… O yörenin meşhur sıkmasının da olduğu bir çay muhabbetinden…

 

Bu kısa süreli komün hayatının tek sakıncası, ataerkil toplumun izlerini taşıması.

Erkekler getir-götür işlerine bakıyorlar falan da, söz konusu evde iş yapmak olunca pek ellerini sürmüyorlar. Ev işi tamamen kadınların üzerinde… Kendi evinde ev işini üzerine alan en ‘sorumluluk sahibi’ erkek bile, çoklu kadın ortamında elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyor!  Bir sürü kadın varken ona düşer mi, haşa!

Bir buna çekidüzen vermek lazım, belki de bir tabela asmalı:

Lütfen dikkat: burada bir sürü kadının olması sizin tabağınızı masadan kaldırmamanız anlamına gelmiyor, lütfen kendinizi annenizin evinde sanmayınız.

Bunun dışında -özellikle de kadınlar arasında- bir dayanışma söz konusu… Kimi yemeği yapıyor, kimi çocuklarla ilgileniyor, öbürü bulaşıkları yerleştiriyor, beriki bebeği pışpışlıyor derken bakıyorsun iş bitmiş. (O işlere erkekler de dahil olsalar daha da çabuk bitecek)

Yahu biz deli miyiz, neden hep böyle yaşamıyoruz?

Neden güçlerimizi birleştirmek yerine dağılıp ayrı ayrı cephelerde savaşıyoruz?

Kim bu ‘çekirdek aile’ masalını ortaya attıysa bi adım öne çıksın, bi şey denicem.

Geçenlerde Deniz dedi ki: Anne, keşke hepimiz aynı apartmanda yaşasaydık. Biiiz, anneannemler, Nunular, halalar, amcalar, hepimiz! 

Çocuk haklı bayanlar! Çocuk işi biliyor.

O her odadan birilerinin çıktığı konak hayatları, konaklar yıkılınca yerlerine dikilen aile apartmanları falan boş yere değildi. Ne zaman ki küçük, balkonsuz dairelerde çekirdek aile düzenine geçildi, iş değişti…

Giderek özeline düşkün, daha doğrusu özel hayatı konusunda talepkar bir nesil oluyoruz. Haksız da değiliz. Bu komün hayatının özele saygı duyulmaması gibi bir sakıncası da var. Her kafadan bir ses çıkıyor, herkesin bir konuda fikri var.

Ancak insanlara ‘ben istemedikçe yardım etmeyin lütfen’i öğretmek çok da zor değil. Bunu ailemize, yakın çevremize de öğretemeyeceksek hemen şimdi dağılalım.

Hayat zor, tek başına mücadele etmek daha da zor! Bir nesil hayatını ‘çocuk da yaparım kariyer de’ diyerek çocuğa da, kariyere de, kendine de yetemeyerek geçiriyor. Ailemizden uzaklarda, hele de büyük şehirlerde bir başımıza çocuk büyüterek çok zor bir işin altına giriyor, çoğu zaman altından kalkamıyoruz.

Hem hani köyümüze geri dönecektik, n’oldu o iş?

22 yorum

  1. Ne kadar güzel anlatmışsanız,her kelimesine katılıyorum,eskilerin her zaman bildikleri bir şey var.İnsan nesli binlere yıl toplu yaşadı,son 100 yıldır ne olduysa oldu,eskiler bir şey bilmiyordu da doğruyu biz mi keşfettik sanki.O kadar zaman yapılanlar yanlış olmasa gerek,bakın son yüzyıla nerde felaket nerde tuhaf hastalıklar hep bu son yüzyılda,sanayı devrımı ıle ortaya atılan para hırsı ileınsan doğasına aykırı terımler ve uygulamalar ozellıkle aıle ve cocuk yetıstırmede kadını kolelıkten başka bır konuma getırmedı.

  2. yazıyı okur okumaz acaba benmi yazdım diye bi şüphelendim…. 🙂 bu ay bloğumdaki en güzel yazı hangisi diye sorarsan bu yazı derim.helede evde yalnızken eteğimden ayrılmayan ama akrabalardayken yanıma bile uğramayan bi çocuktan sonra…

  3. 😀 kesinlikle cok tatli ve haklisiniz. Lakin jenerasyon farkına tahammulumuz eşiminde benimde sadece bir gün, ziyaret edilip, doyasıya hasret giderip 😉 evli evine koylu koyune durumu yada herkes yerinde sagolsun canim yalnizliginda icinde bir takim huzurlar var seklinde oluyor 😉 ama cocuklarin kalabalik ortamlarda cok daha kolay buyudukleri gercegini hicbirsey degistiremez. Ha onlar icin bu ozveriye katlanilabilirmi! Belki de…
    Sevgiler 😉

  4. 13 yıl bu şekilde yaşayıp kızım 1,5 yaşındayken yapamayacağımı anlayıp çalıştığım bankadan istifa edip köyüne dönmüş biri olarak söylediklerinize katılıyorum. hayat hele de çocuklu hayat desteksiz devam edildiğinde işkence halini alıyor özellikle de çalışıyorken.

  5. 🙂 bizim ülkemizde geniş aile böyle olmuyor canım. evleniyorsun ve kocanın ailesine eklemleniyorsun. anana gidebilmek için bile kaynanandan izin alıyorsun. birlikte yaşadığın kayınlarının ütüsünü sen yapıp görümcenin çeyizini de sen düzüyorsun. bu arada kaynanan çocuğuna emzik bile vermiyor “babasını ben büyüttüm, bunu da anası büyütsün” diye. kocan “ayıp olmasın” diye anne babasının yanında seninle konuşmuyor, adınla hitap etmiyor. çocuklarına geniş ailenin en genişleri isim koyuyor. ailen seni görmeye bile yılda sayılı kez gelebiliyor, onda da maaile oturuyorsunuz. ama kaynananın kayınbabanın bacıları yengeleri abileri dayıları… hayatınızın vazgeçilmez parçaları oluyor.
    denendi geniş aile türkiyede. unuttunuz mu?

  6. Maa aile dipdibe oturma meselesi her zaman toz pembe değildir 🙂 annemlerim corba olmus hayatını gorudukce, yeni gelen gelinlerin balkonlardan kahvaltı sofralarına örtü silkemelerini öğretemediklerini bildikçe ve herkesin özel hayatı ortalık malı gibi tartısmaya açık oldugunu duydukça yokk valla herkes herkese uzak olsun dedim ve hepsinden kaçtım makul seviyede görüşmek hepimizin tercihi 🙂 kısaca kendi başıma kendi cephemde çatışmak tercihimdir 🙂 arada isyan etsemde seviyorum ben kendi gücüm kadar koşturmalarımı 😉

  7. Dediğiniz gibi herkes yerini bildiği müddetçe çok güzel birşey köyde yaşamak. Ama herkesin herşeye karıştığı, kolaylığında, mutluluğunda yanındayken zor durumunda seni yalnız bıraktığı köy yaşamı mı, ben almayayım. Sizinki gibi bir ailede, tolere edilebilir bazı şeyler ama toplumumuzun birçok kesiminde ayrı evlerde bile okadar karışan varken köy hayatını düşünemiyorum bile. Ben çekirdek halimle çok mutluyum. 8 aydır çocuk bakımı sebebiyle k.validesi, kpederi ile yaşayan biri olarak gayet netim kreş, bakıcı iyiki var diyorum henüz erişemesem de 🙂

  8. ‘bir çocuk büyütmeye bir köy yetmez’ okumuştum bi yerde, belki de bu sitede. kızım büyüdükçe daha iyi anlıyorum bu sözü ve tamamen katılıyorum.

  9. Kalabalıkta çocukla zamanın çok rahat geçtiğini kabul ediyorum. Ama sokakta tanımadığınız insanların bile çocuğunuzla ilgili size akıl vermeye kalktığı bir toplumda, akrabalarla değil aynı evde aynı apartmanda bile yaşamak istemem doğrusu. Her haftasonunu ya kendi annesinde ya kayınvalidesinde geçirmek durumunda olan ( üstelik çalışıyor yani o iki gün onun için çok değerli ) arkadaşımı görünce aynı şehirde olmadığımıza bile seviniyorum 🙂 . Ailelerimiz başımızdan eksik olmasın ama mesafe iyidir hatta elzemdir diyenlerdenim ben. Çocuklu / çocuksuz arkadaşlarla buluşup kalabalıklaşmak bana daha iyi geliyor. Üstelik o zaman erkekler her işe yardım etmeye devam ediyor 🙂

  10. canım, ben huzursuz ve geçimsiz ailemden uzaklaşmak kendi düzenimi onlardan ayrı kurup rahat etmek için ayrı yaşamayı seçtim, iki ay sonra kızım doğacak ve annem büyütsün istemiyorum, çünkü annem söz konusu olduğunda ona çocuğu şöyle şöyle beslemesini ya da giydirmesini söylemek mümkün olmuyor, onunla aranda hala ast üst ilişkisi devam ettiği için ben en iyisini bilirim havası hep aramızda oluyor, yani çocuk anneannesini görecek, onunla vakit geçirecek tabi, ama çocuğu ona bırakmaktansa bakıcıyı tercih ederim, en azından ona istediğin şeyleri söyleyebiliyorsun.

    o özel hayatına akrabaları daldırmama mevzusu da öyle sandığın gibi kolay değil, kadınları mutfakta bırakıp kocanla gezmeye çık bakalım, tam yemekten birkaç saat önce, eh canım onun özel hayatı diyecekler mi bir gör, yoksa arkandan seni çekiştirip işten kaçıveriyor mu diyecekler.

  11. Herhalde ilk kez katilmiyorum bir gorusunuze 🙂 “davulun sesi uzaktan hos gelir”. Tek basina mucadeleden yoruldugumda ziyaretime gelen anneme can simidi gibi sarilsam da bir kac gun sonra “ama ben sekerli yiyecek vermiyorum@, “ama ben tv acmiyorum”, “ama ben her istedigi oyuncagi almiyorum”, “ama, ama, ama….” Diye laf anlatmaktan bikip “ne zaman gidecek” diye gozunun icine bakmaya, cocugumla birlikte annemi de egitmeye calismaktan yorulmaya basliyorum. 3 yasinda bir cocuga laf anlatmak 50 yasinda birine laf anlatmaktan cok daha kolay -ki bahsettugim kisi oz e oz annem. Bir de bunun kayinvaldesi, eltisi, kayinbiraderi var ki aman Allahim! Yani o “istedigim kadar yardim et”i anlamatmak gorundugu kadar kolay degil. Tabi ki Allah basimizdan eksik etmesin, sagliklari sihhatleri yerinde, omurleri uzun olsun ama herkes “yerinde” sag olsun 🙂

  12. Benim oğlum doğduğundan beri babannesi, annanesi tarafından bizim evimizde bakılıyor. Yani şehrin en kalabalık mahallerinin birinde, sitelerin arasında küçücük bir bahçesi kocaman otoparkı olan bir apartmanın en üst katında..
    Yaşadığımız şehir Tekirdağ.. Büyük desem değil küçük desem hiç değil..
    Birde Çınarlı mahallemiz var ki babannemiz orada sakin bir sokakta 4 katlı bir aile apartmanında en altta büyük babaanne en üstte eltisi ve kendi evleri olmak üzere yaşıyorlar. Bora okulunun tatillerinde ben çalıştığım için oraya gidiyor. Yazın gelmesi ile evde kaldığım tek pazarları bile beni bırakıp oraya gitmek ister oldu..
    Çünkü orada sokak var, sokakta özgürce koşturan arkadaşları var. Orada müsait misiniz size geleceğiz diye önceden telefonla sormadan birbirlerinin evlerine girip çıkıyor insanlar. Biri balkondan sepetle poğaça, lokma salıyor bütün sokaktaki çocuklara yetecek kadar. Akülü arabaları var çocukların bisikletleri var. Olanlar olmayanları sıra ile bindiriyor. Eve girerken kapı önünde sahipsizce bırakılabiliyor tüm oyuncaklar. Araba geliyooo diye sokağın başından bağırdığında biri bütün çocuklar kaçabiliyor orda, bunu bile oyuna dönüştürerek. Sokağın kilit taşlarında her daim sek sek çizgileri var oyuncularını hazır bekleyen. Kısacası orada mutluluk var..

  13. NE GUZEL BIR YAZI OLMUS BU BOYLE KALP KALP KALP

  14. köyünüz varsa geri dönün zira benim yok kendimin olmayan köye göçtüm o ayrı lakin burda da tanıdık yok napıcm 🙂

  15. Ben de madalyonun diger yuzunden bahseden yorumlara katiliyorum. Birincisi dip dibe oturunca aile uyeleri birbirini ozlemiyor. Ozlemeyince, bu da Turk toplumunun “ozele sifir saygi” huyuyla karisinca tam bir patlamak uzere bomba durumunu aliyor (en klasik ornek, kardeslerin arasinda miras kavgalari mesela. Eger ailenizde olmadiysa istisnasiz herkes icin, en yakininizda bir yerde olmustur). Ozele saygi ogretilebilir demissiniz, ne guzel demek sizin aileniz klasik Turk ailesinin otesinde bir dinamige sahip. Ben de diyorum valla bizim halkin 99%ina ogretilemez. Hele onceki kusaklara.
    Ayrica dediginiz gibi bu Turk komun hayatinda bir sekilde hersey kadinlar uzerine kaliyor. Dun yazdigim bir yorumda bahsetmistim, mesela cocuk dogunca anneanne/babaannenin “yardimi”. Valla baba, anneanneden o sirada daha fazla cocugu kucaginda tasiyabiliyor, daha fazla alt degistirebiliyor, daha fazla ev isi yapiyor, third de degil artik “fourth wheel” olmuyorsa helal olsun. Firsat verilmiyor ki.(zaten turk erkegi ev isi ve alt degistirmeden kaciyor).

    Her milletten ve irktan biri olan bir sehirde yasiyorum. Cocuk bakmak kolay diyen, sikayeti olmayan bir toplum bilmiyorum. Ama ne tesaduftur ki en cok sikayet edenler kulturunde “genis aile bebek dogunca yardim etmelidir” kulturuyle buyuyenler. (ve ne tesaduf, o toplumlar babanin aktif cocuk bakimina gelince en pasif olduklari toplumlar).”Has” Kanadali arkadaslarima soruyorum “yardima ihtiyac duydun mu” diye, “bakimla hic duymadim (bebek kolik gecirmisti bu arada) ama bir sene dogum izni, insan bir sure sonra Yalnız hissediyor. Mesela annem gelsin kahve icelim, sohbet edelim, bana iste boyle sohbet etmenin yardimi var” demisti biri. Simdi Kanadali gorumceme bakiyorum, kendisi normal sartlarda “kendi poposunu toplayamaz” (orta siddette ADDli bir bayandir) ama annesi sadece iki hafta kaldi ve asayis berkemal. Esi vizir vizir ev islerine kosuyor, emzirmekten bebekle koltuga yapisik kalan esinin komforunu sagliyor. Genis aile toplumundaki farki? Erkek “yardimci” degil, is bolumcusu. Ev islerini ozellikle ilk uc ay neredeyse tamamen uzerlerine aliyorlar.
    Ama biz cekirdek aileyken is kadinin ustune kaliyorsa, erkek/cocuklar ve hatta kendimiz cesit cesit yemek beklentisi icine girip, bir de evi bal dok yara kriterine koyuyorsak, planli is saatleri ve dogum haklari icin savasmiyorsak, esit erkek ve kadin bireyler yetistiremiyorsak, cekirdek aile zor.

  16. 70’lerde Berlin’de bir komünde yaşayan mesleği yazarlık olan “çiçek çocuklar”dan bir teyzemiz var ailemizde. Kızını da komünde aynen özlemini çektiğiniz bir ortamda büyütmüş. Herşey doğal, açık, mülkiyet ortak, işbölümü var, çocuklar tek bir kişiye anne demez vs.
    Komünde sağlıklı ve mutlu büyüttüğünü düşündüğü kızı ergenlikten beri terapi görüyor çünkü “topluluk değil benlik bilinci”, “özel hayata saygı” vs. gibi konularda çok ciddi hasar gördüğünü, normal dünyayı tanıyamadığını düşünüyor ve şu an 40’lı yaşlarının sonunda, son derece muhafazakar (eşi rahip mesela) son derece liberal ekonomist, yani annesinin zıttı bir insan oldu ve annesiyle 15 senedir görüşmüyor..
    Kaş yapayım derken göz çıkarma örneği olarak şu köşeye yazayım dursun, halimize şükredelimi yaşasın çekirdek ailemiz, yaşasın kendi karalarımızla kendi çocuğumuzu yetiştirme özgürlüğümüz 😉

    • Çok ilginç gerçekten, bu benim düşündüğüm kafa yorduğum bir konu. Çocuklarımızı kendi yetiştirildiğimiz şartlardan farklı yetiştirmeye çalışıyoruz, elimizde patlar mı acaba??!! Ayrıntılarını merak ettim;) Sevgiler:)

  17. oğluma anneanne babaanne dönüşümlü bakıyor. dört gözle kreş döneminin gelmesini ve evimizde eskisi gibi çekirdek aile olmamızı bekliyorum. herkes ne kadar anlayışlı olursa olsun olmuyor işte. kendime göre düzen dahi oluşturamıyorum. yok yani ben almayayım. çekirdek aile iyidir. misafirliğe gelsinler ya beraber yaşamayalım.

  18. Biz de Arya’yla 1 hafta annemlerde kaldık. Nasıl bir rahatlıktı anlatamam. Arya uyanıyor babaannesi ile oynuyor, ben uyuyorum. Ben kalkıyorum, biraz oynuyoruz, Arya’nin uyku saati geliyor, yatıyor. Kalkınca dedesi ya da babaannesi parka götürüyor. Ohhh mis gibiydi. Ne güzel kafa dinledim anlatamam 🙂

  19. Üç Gül Annesi

    püfff bilemedim şimdi.Fena da olmaz ama şimdi değil.Emekliliğimde çocuklar büyüyüp gittiklerinde,yalnızlık çekilmez deyip yakın oturabiliriz

  20. Baden ben de aynı şeyi düşünüyorum. Hatta Aletha J. Solter bile aynı şeyi söylüyor, ”çocuk bakmak tek kişinin yapacağı iş değil”, hatta sadece anne ve babanın yapacağı iş bile değil. Tam bu yazıyı okuduğumda kızımın amcası, yengesi ve dedesi yaptığımız tatilden dönüyorduk. Hayatımın en güzel tatillerinden birini geçirdim diye düşünüyorum yol boyunca. Yazınızı okuyunca sebebi kafamda oturdu, hah dedim, bütün iş bana kalmadı da ondan, bütün ilgi üzerinde olunca çocuğum da çok mutlu oldu, herkesle ayrı ayrı oynadı, iki kişi değil beş kişisen sevgi, ilgi ve alaka gördü. Herkes mutlu. Hakikaten kalabalık aile güzel.

  21. elif hanım ne güzel bir yazı olmuş yine. Bende bir Adanalı olarak İstanbul’da tek Başıma çocuk büyütmenin zorluklarını zaman zaman yaşıyorum.keşke ailemizde aynı Şehirlerde yaşasaydık ve nefeslerini hep yanımızda hissetseydik. Çocuklarımız yalnız büyüyor Ayakları toprağa basamıyor sokaklarda Gönlümce oynayamıyor. Yalnızlaşıyoruz. Nerde bizim çocukluğumuz kalabalık içinde büyüme aksama kadar sokaklarda oynamak ve akşam kurulan kalabalık sofralar. Çok özlem duyuyorum inanın ve keşke çocuğumuda öyle büyütebilseydim diyorum.