17 Yorum

Uyusun da büyüsün

Ebeveynlik o kadar zor olmak zorunda değil aslında, biz olduğundan daha fazla karışık hale getiriyoruz.

Bunu söylerken iğneyi kendime, çuvaldızı başkasına batırıyor değilim, kendimi de dahil ediyorum bu eleştiriye…

En çok da teknik konulardan bahsediyorum. En çok da bebeklik dönemindeki uyku ve beslenme sarmalından bahsediyorum. Kimsenin sorunlarını hafife alıyor değilim, hele ki yaşadığımız ülkede ebeveyn olmak beslenme ve uyku konularından daha fazlası için endişe duymamıza sebep oluyor: En basiti, bebekle dışarı çıkabilmek… Güvenle seyahat edebilmek, toplu taşımaya binebilmek örneğin… Sonrasında okul sorunları… gibi…

Beslenme ve uykuya dönecek olursak, bunlar taze ebeveynlerin en çok bocaladığı konular. Ben çektim — uykudan değil ama beslenmeden… Ve çekmeyebilirdim; çok daha kolay bir süreç haline getirmiş olabilirdim, böylelikle bugün bile hala yemekte 29840958 kere ‘hadi’ dememe gerek olmazdı. Kendim ettim, kendim buldum.

Uyku konusunda da kendim ettim kendim buldum, ama iyi etmişim ki iyi buldum. Bu konuda kendimi ne kadar takdir etsem az, aferin bana iyi iş çıkardım.

Geçtiğimiz hafta Prima’nın düzenlediği bir ‘ilkler’ etkinliğine katıldım. Prima uzman kurulundan, daha önce de dinleme fırsatı bulduğum Psikolog Yeşim Çaylaklı ve uyku danışmanı Pınar Sibirsky konuşmacıydı.

5Q9A1287

Psk. Yeşim Çaylaklı – Fotoğraf: Prima

 

Çaylaklı’yı daha önce de dinleme fırsatı bulmuştum. Uzmanlar ikiye ayrılıyor bence: (1) Uzmanlık taslayanlar ve (2) Karşındakini iyi hissettirenler. Yeşim Çaylaklı ikinci kategoriye giriyor. Söyledikleri, dinleyeni yetersiz hissettirmiyor; tam tersi, yetersiz hissettiği konuların sebeplerini düşünmesine ve bu konuda yalnız olmadığını fark etmesine yardımcı oluyor.

Tıp dünyası seneler boyunca sağlığı fiziksel sağlıkla ilişkilendirmiş. Ruhsal sağlık, kendini iyi hissetme, bağlanma, bebeğin anne karnındaki hisleri gibi konular son birkaç on yıldır tartışılıyor. Bu yüzdendir bizim de son senelerde bu konuları çokça duymamız, kendi çocukluğumuzu irdelememiz, vesaire… Çaylaklı da bunlardan bahsetti işte…

Anne-bebek arasında çok önemli bir bağ var, evet. Ancak bu bağ, oldukça uzun soluklu bir yolculuk. Kimi bunu hamile kaldığı andan itibaren kuruyor, kimi doğumdan sonra, kimi daha da sonra… Öyle bir yolculuk ki bu zaman zaman aksayabiliyor ve kesintiye uğrayabiliyor. Ancak çoğu zaman öyle ya da böyle telafi edilebiliyor.

Bebeklerin hayatında ilk iki yıl çok önemli… Bunu biliyoruz artık. O iki yıl ne kadar güvenli bir bağ kurabilirsek bebekle, ilerisi için o kadar yatırım yapmış oluyoruz hayatına… Ancak her şeyin telafisi var; emziremediyseniz örneğin, bu bebeğinizle bağ kuramadığınız anlamına gelmiyor… Annesiz büyüyen bebekler geliyor insanın aklına, onlar zor bir hayat sürmek zorunda mı? Çevresel şartlar, ikame bağlantı kişileri bu noktada devreye giriyor sanırım.

Yeşim Çaylaklı son zamanlarda sıklıkla duyduğum bir yorumu yineledi: İlk aylarda anne bebeğe, baba da anneye bakmalı… Gözünüzü seveyim bunu babalara belletin. Baba olmak da kolay değil, elbette onlar da iniş çıkışlar yaşıyorlar uyum sağlamaya çalıştıkları süreçte, ancak kapris yapacak dönem değil bu dönem. Hala da kapris yapmakta ısrarcı oluyorlarsa bana söyleyin, ben adamlarımı göndereyim…

Yeşim Çaylaklı’dan sonra mikrofonu uyku danışmanı Pınar Sibirsky aldı. Uyku danışmanlığı nispeten yeni bir iş alanı, ancak hafife almayın, uyku oldukça teknik bir konu… Ben şanslı olarak bu teknikaliteleri yerine getirmişim işte, bir kez daha anladım Sibirsky’nin konuşması sırasında… Ancak bunları atlayan ya da farkında olmayan ebeveynlerin uyku sorunu yaşamaması işten bile değil.

5Q9A1416

Uyku danışmanı Pınar Sibirsky – Fotoğraf: Prima

 

Sibisrky, kızıyla geçirdiği uyku sürecinden sonra bu alana girmeye karar vermiş. Kundak Baby Sleep Solutions üzerinden danışmanlık veriyor kendisi… Ve şunları diyor:

Bir bebek hayatının ilk yılında doğum kilosunun neredeyse 3 katına ulaşıyor. Hayatın hiçbir öneminde de bir daha bu kadar hızlı büyümüyor. Gelişim için çok önemli olan bu dönemde uyku, bebeklerin zihinsel ve fiziksel gelişimi için beslenme ile birlikte en önemli iki ihtiyacından biri.

Bunu daha önce de yazmıştım sanırım: Uyusun da büyüsün lafı haybeye söylenmiş bir söz değil. En az beslenme kadar önemli uyku. İşte ben de bunu doğru yaptım. Uyku rutini oluşturdum her iki bebeğime de, uykudan asla ödün vermedim, düzenlerini değiştirmedim, erken yatırdım, az uyudularsa ‘uyku borçlarını’ ertesi gün kapattırdım… Uykuyu seven çocuklarım vardı, evet, ancak ben de bu sevgiyi pekiştirmek için elimden geleni yaptım.

Uyku öğretilen bir şey. İşte bu çok önemli… ‘Uyku eğitimi’ denilen şey bebeği ağlayarak uyutmak değil, bebeğe uyumayı öğretmek aslında… Kendi kendine uykuya dalabilmek öğrenilen bir beceri… Bebeğiniz bunu ne kadar erken öğrenirse ve siz ona bu konuda ne kadar yardımcı olursanız hepiniz o kadar mutlu olursunuz.

Peki uyku sorunu dediğimiz şey nedir? Onu da şöyle açıklıyor Sibirsky:

2 aylık bebeğin geceleri 2-3 kez uyanıp emmek istemesi veya 1 yaşındaki bebeğin diş çıkartma döneminde gece boyu uyuyamaması bir problem değildir. Yeni doğan dönemini atlatmış, aslında gerçek bir sıkıntısı veya ihtiyacı olmadığı halde geceleri defalarca uyanan ve kendi kendine uykuya dönemeyen çocuğumuzun uyku problemi olduğu düşünülebilir.

Ebeveynlerin en sık yaşadığı uyku problemleri şunlar:

Gece uyanmaları. Kesintisiz gece uykusu o kadar önemli ki, sadece bebek için değil, ebeveyn için de öyle… 10 kere kalktığınız bir gecenin ertesinde kendinizi nasıl hissettiğinizi bir düşünün… İşte bebeğiniz de öyle hissediyor. Huzursuzluk, iştahsızlık -başka bir sağlık problemli yoksa- hep bundan.

Kısa gündüz uykuları. Bu konuyu yeterince önemsemeyebiliyor ebeveynler, ‘bizimki gündüz uykusu yapmıyor/sevmiyor’ diyerek üzerinde durmayabiliyor. Durun! Gündüz uykuları aşırı önemli. Uyku uykunun mayasıdır derler ya hani… Gündüz uyumayan bir bebek gece de iyi uyuyamaz. Sakın ha yorulsun, akşam iyi uyusun diye gündüz uykusunu atlatmayın. Bunu yapmanızı salık verenler olursa bana söyleyin, yine adamlarımı göndereyim.

Uykuya direnme. Bazı bebekler uyku zamanı geldiğinde sanki onları uyutmaya değil de canlarını yakmaya çalışıyormuşuz gibi ağlıyor. Çok uykuları olan bebekleri uyutmak için bile ebeveynler saatlerce uğraşabiliyor.

Peki bu sorunlar neden ortaya çıkıyor?

Uyku sorunlarının sebeplerini şöyle açıklıyor Sibirsky, kendi sözleriyle:

  • Hatalı Uyku İlişkilendirmeleri: Büyük veya küçük herkes geceleri uyandığında, uykuya devam edebilmeleri için, uykuya daldığı koşulların aynı olmasını ister. Örneğin, yastıkla uykuya dalındıysa ve gece uyanıldığında yastığı düşmüşse, yerine koymadan uykuya devam edilmesi çok zordur. Bu örnekte uyku ilişkisi yastıkla kurulmuştur. Uyku ilişkilendirmeleri uykuya dalınması için kullanılan koşul, yöntem ve malzemelerdir. Uyku ilişkilendirmesi, bebeklerin uykuya dalmak için arabada gitmek, biberon, sallamak, kucakta tutmak gibi ihtiyacı olan her şeyi kapsayabilir. Bu uyku ilişkilendirmeleri kullanılan yöntem aynı olsa da sonuca göre yanlış veya doğru olabilir. Örneğin, bir bebek emzikle uykuya dalıyor, gece uyandığında da emziği ağzında olmadığı halde uykusuna devam edebiliyorsa veya emziğini bulup ağzına koyup uyuyabiliyorsa uyku ilişkilendirmesi doğrudur. Ancak emzikle uyuyor ve gece boyunca emziği her düştüğünde ağlayıp birilerini yanına çağırıyorsa, o zaman emzik hatalı bir uyku ilişkilendirmesi olmuştur. Çünkü bebek, uykuya daldığı bu koşulu kendi kendine sağlayamayacak durumdadır.
  • Aşırı Yorgunluk: Bebeklerin aşırı yorulması hem gündüz hem de gece uykularında sorunlara neden olur. Kaldırabileceğinden daha uzun süreler ayık kalan bebeğin vücudu, kortizol adlı bir stres hormonu salgılar. Yorgunlukla mücadele etmek için böbrek üstü bezlerinin salgıladığı bu hormon, aynı zamanda bebeğin uykuya geçişini de zorlaştırır. Bebek bir şekilde uykuya geçse bile vücudundaki kortizol hormonunun da etkisiyle sık sık uyanıyor ve eğer hatalı uyku ilişkilendirmeleri de mevcutsa uykuya dönebilmek için mutlaka dışarıdan desteğe ihtiyaç duyar. Yani bebeklerde aşırı yorgunluk, hem uykuya direnmeye hem de gece uyanmalarına neden olabiliyor.
  • Günlük Rutinlerin Olmaması: Yetişkinler gün içerisinde ne zaman ne yapacağını önceden bilir ve kendi programını yapar. Bebeklerde ise saat kavramı yoktur. Bu yüzden gün içerisinde sıralaması belli olan rutinlere ihtiyaç duyarlar. Örneğin yemekten sonra oyun zamanı geleceğini tekrarlar sonucu öğrenirler. Aynı şekilde oyundan sonra da uyku zamanı geleceğini bilirler. Eğer alıştıkları bu tür bir düzen yoksa, kendilerini boşlukta ve huzursuz hissederler. Rutinsizlik özellikle uykuya direnme sorununun en önemli nedenlerinden biridir.
  • İki Uyku Arası Uyanıklık: Yeni doğan bir bebek gündüzleri ancak 45 dakika kadar uyanık kalabilir. 3 aylık olduklarında artık 1.5 saat kadar, 1 yaş civarında ise 4-5 saat kadar uyanık kalabilir. Bebeklerin gündüz uyku sayıları da uyanık kalabildikleri bu sürelere göre belirlenir Yaklaşık 18 aylıkken bu süre 6 saate kadar uzamıştır ve gün ortasında tek bir uyku ile akşama kadar rahatlıkla dayanabilir. Bebeklerin uyutma zamanına karar verirken bu noktaları göz önünde bulundurmak gerekir.

Bu iki uyku arası uyanıklık konusu gerçekten çok önemli… Onu şöyle bir tabloyla açıkladı Sibirsky:

Peki, çözümler neler?

  • Hatalı uyku ilişkilendirmeleri ortadan kaldırılmalı: Bebeklerin geceleri uyandıklarında, ebeveynlere ihtiyaç duymadan yataklarında kendi kendilerine uykuya dalmayı öğrenmeleri gerekiyor. Bebeklerin eski uyku alışkanlıklarını değiştirmek kolay değildir fakat yanlarında olunup onları sakinleştirerek, çeşitli uyku eğitim tekniklerinden faydalanarak, yeni uyku alışkanlıkları kazandırılabilir.
  • Doğru zamanlama: Bebeklerin uyanık kalabildiği süreleri bilerek ve aynı anda da uyku işaretlerini gözlemleyerek, aşırı yorulmasına fırsat vermeden onu uykuya hazırlamak hem uykuya geçişi daha kolaylaştırır hem de gece uyanmalarını azaltır. 0-4 yaş arası çocukların akşam 19:00-20:00 civarlarında uykuya geçmeleri gerekir ki ihtiyaçları olan 10-12 saatlik uykuyu alabilsinler. “Geç yatarsa daha çok yorulur, daha iyi uyur” mantığı bebek ve çocuklarda kesinlikle geçerli değildir.
  • Uyku Öncesi Rutini: Uyku zamanı geldiğini bebeklere ve çocuklara anlatmanın en iyi yolu uyku öncesi rutinidir. Bebeğinizin yaşına ve yapısına göre rutininizde neler olacağına karar verilebilir. Örnek bir rutin şu şekilde olabilir: banyo yapmak, odaya gitmek, perdelerini kapatmak, masaj, pijama giymek, ninni veya masal, uyku cümlesi ve öpücükle yatağa yatmak. Burada önemli olan sıralamanın hep aynı olmasıdır çünkü bebekler sıralamayı akıllarında tutarlar. Bunu öğrendiklerinde ise artık uykuya geçişleri çok daha kolay olacaktır.

Bugünlerde yenidoğan döneminde yaşanan uyku sorunlarının sebeplerinden bir diğeri de bebekleri sırt üstü yatırma olayı bence… Evet, ‘ani ölüm sendromu’ (SIDS) denilen sorundan dolayı bebeklerin sırt üstü yatırılması öneriliyor, ancak bu bence tartışılır. Kimseye bebeğinizi yüzükoyun yatırın diyemem, ve fakat işte bu noktada kundak devreye giriyor. Sırt üstü yatmanın verdiği güvensizlik hissi ancak kundakla aşılabiliyor, bence çok ama çok önemli…

İşte ben bunları uygulamıştım. Hamile olduğumuzu paylaştığımız bir abimiz bize ‘Rutin çok önemli, sakın rutinden şaşmayın’ dediğinde, daha önce hiç duymadığım bu kelimenin ne olduğunu öğrenmiş, ilk aylardan itibaren başlatmıştım. Uyku saatinden, ‘Sen de amma erken yatırıyorsun, 7’de uyuyan çocuk mu olur?’ diyenlere ‘Asıl 10’da uyuyan çocuk mu olur?’ karşılığını vermiş, bildiğimden şaşmamıştım (Çocuk dediğin erken yatar, erken kalkar dedi Sibirsky. Bence de öyle… Özel günler (yılbaşı, düğün, dernek) dışında çocukların gece 10’lara 11’lere kadar ortada koşturması benim kabul edebileceğim bir şey değil, almayayım, teşekkürler). İlk aylardan itibaren bir ‘uyku arkadaşı’ geliştirmiş -ve ne şanslı ki ilk bebeğim onu kabul etmiş (ikincisi ayrı hikayeydi), uykuyu Mumu’yla, Mumu’yu uykuyla ilişkilendirmesini sağlamıştım. Bebeğimin uyku ihtiyaçlarına -bazen takıntı derecesinde, kabul ediyorum- dikkat etmiş, gün içinde az uyuduysa akşam daha da erken yatmasına dikkat etmiştim. Uykuya dalma konusunda biraz daha desteğe ihtiyaç duyan ikinci bebeğimi ilk üç ay üzerimde taşımış, her uykusunda kundaklamış, sessizlikten ziyade beyaz gürültüyü tercih ettiğini keşfedince Kolik CD’sini hatmetmiştim (hiç unutmuyorum, bana çok yol gösteren olmuştu o dönemde… Kolik CD’sini de bir okurum göndermişti bana, ne ince bir davranıştı, nasıl da hayatımı kurtarmıştı. Bu vesileyle o süreci benimle paylaşan herkese bir kez daha teşekkür etmiş olayım)

Bunları yazarken kendi marifetlerimden çok, uykunun gerçekten öğrenilen ve öğretilen teknik bir beceri olduğuna dikkat çekmeye çalışıyorum. Çok basit: bebeğiniz memede uyumaya alıştıysa, uyku döngüsü (yaklaşık yarım saat 45 dakikada bir) hafiflediğinde uykuya dalabilmek için tekrar meme istiyor. Ya da emzik… Ya da pışpışlanma… Ya da ayakta sallanma… Önemli olan o uyku ilişkisini neyle kurduğu… İşte siz buna yardımcı olabilirsiniz.

Son olarak ‘uykuya takılmayın’ dedi Pınar Sibirsky. Doğruları bilin, yapmaya çalışın. Olmuyor mu? O halde puseti çıkarıp uyutun bebeğinizi… Uykuyla doğru ilişki kurmasından daha da önemli bir şey varsa o da yeterince uyuması… Onu garantileyin, doğru kısmını tekrar uygulamayı denersiniz. 

Benim son sözüm ise: uykuyu ciddiye alın, yeter. Bakmayın etraftan gelen ‘aman bir tek sen mi annesin’,  ‘Gündüz uyutma gece uyusun’ baskılarına… Siz en doğrusunu bilirsiniz. Hatta bebeğinizden bile daha iyi bilirsiniz.

17 yorum

  1. Son cümleniz beni benden aldı, iyi hissettirdi kendimi. Memede uyuyan bir çocuğum var hala. Ben yokken gayet rahat, iki sallamayla uyuyan bebeğim ben varken illa meme istiyor. Yanlış yaptım biliyorum ama o dönemde uyuması daha önemliydi bana göre. uykuya alıştırmam lazımdı varsın memede uyusundu. Bir nebze rahatladım yani. Teşekkürler :)

  2. Birebir katılıyorum yazdıklarına. Bu yazdıklarının hepsini uyguladım. Ama bunları uygulayabilmemdeki en büyük yardımcı, hiç şüphesiz “iki uyku arası uyanıklık saatini takip etmem” olmuştur. Çünkü bunu öğrenip bunu takip etmeye başladıktan sonra gözle görülür biçimde düzeldi Ege’nin uykuları. Onu ne zaman yatıracağımı bilemiyordum ilk başlarda, uyku sinyallerini de algılayamıyordum, acemi anneydim, bilemiyordum. O sırada Ceren’in blogunda (Öğrenen Anne) okuduğum bir yazı hayatımı değiştirdi. Sağol Ceren! :) Maya’yı götürdükleri uyku merkezinde tavsiye edilen “iki uyku arasında şu kadar saat olmalı” kuralını uygulamaya başladım ve bingo! Bu yaşa kadar da hala devam ediyoruz. Ege büyüdükçe bu süre uzadı uzadı, şu anda 22 aylık ve neredeyse 4-4,5 saatte bir uyuyor. O da alıştı duruma. Bu sıralarda bazen öğlen çok uzun uyuyor, o zaman ikindi uykusunu uyumuyor, sanırım tek uykuya geçmeye çalışıyor bünyesi (hala günde 2 uyku uyuyor da…). Ve kesinlikle yorgun çocuk, geç yatırılan çocuk, senin de dediğin gibi hem daha kalitesiz uyuyor hem daha erken uyanıyor.
    Senin de bu konudaki bilinçlendirici yazıların gerçekten çok güzel, sana da teşekkür ederim. “Rutin”in ne kadar önemli olduğunu da senden öğrenmiştim :)

  3. Yazdiklarinin hepsi çok akla uyan, kabul edilebilir şeyler blogcu anne. Ama ben yine de “her bebek aynı olmuyor ve kendi düzenini kendi kuruyor” deme hakkımı kullanacağım :)
    büyük oğlumda hem uykudan hem beslenmeden çok çektik. Beslenme hala kabus, uyku da ehh işte. Uyuyana kadar hala yaninda olmamizi istiyor. Bebekken geceleri uyanır, saatlerce tekrar dalamazdi. Ben gerilirdim, o gerilirdi… ne günler geçti. ..
    ama ufaklik her konuda daha rahat bir bebek. Anne ayni anne. Oyle cok kural filan da koymadim. Ama uykuya gecisi daha kolay, uyaninca dalmasi kolay. Herhangi bir hastalik vs. Yoksa iki kez süt için uyaniyor sadece.nerde doğru nerde yanlış yaptık çok da anlayabilmis degilim :)

  4. Ben her iki miniğimi de 40 günlük olduklarında kendi odalarına geçirmiştim. Çünkü her ikisinin de bizim odamızda oyun parkında uyuyAmadıklarını fark etmiştim. Onlar sallanan, hareket eden bir yatak istemiyorlardı. Tek istedikleri sabit bir yatakta rahat rahat uyumaktı. Bu hareketimi çokça eleştirenler oldu. Ben nasıl bir anneydim?? Aman Allah’ım! Minicik bebeği tek başına odasında bırakıyordum. Hiç unutmam kendi Halam aynı dönem anne olan gelini için “Ayyy odasından bir saniye bile ayırmıyor! Ya gece çocuğa bir şey olsa! Ya kussa? Ya yutup boğulsa???” diye diye felç etmişti beni! Oysa ki beni bu derece eleştirenler hiç düşünmüyorlardı; benim odamda yatıp kalsalardı kesinlikle ben daha rahat edecektim. Kendi zevkime bebeleri alıştırmadım kendi odalarına! Yanımda oyun parkında yatsalardı, ohh ben de al gece emzir, yatır, dön arkanı yat yapardım. Öyle olmadı işte! Şaşılacak biçimde her ikisi de yataklarına geçirdiğimde uyku düzenlerini kendi kendilerine oluşturdular. :)
    Şimdi herkesin bakıp bakıp “cık cık”ladığı durum ise, 8 yaşını bitirmek üzere olan kızımı hala haftasonları gündüz uykusuna yatırmam. Tamam da zaten hafta içi oldukça yoruluyor. Haftasonu ne kadar uyusa kar bence… Ama işte gel gör ki bu da “her şeyin en iyisini ben bilirim”ci ahaliye anlatılamıyor!
    Offf ki ne offf…
    E

  5. İki Çiçek Bir Böcek

    Anneannem der ki ” UYKU 40 KANTAR, UYUDUKÇA ARTAR”. Geçen gün benim 3 numara, (9 aylık kendileri) gün boyu uyumadı, baba kişisi ”neyse gece iyi uyur” dedi :) Güldüm içimden, eee 3 numara sonuçta, biliyoruz artık bir şeyleri, ”yok yeaaaa” dedim içimden…. Sonuç BİNGO! Sabaha kadar vızvız, cızcız….. kaliteli bir uyku uyumadı… 3. bebeden sonra diyorum ki çocuk gün içinde ne kadar kaliteli uyursa, gece de bir o kadar huzurlu uyur…. Hani Blogcu Anne de bir yazmıştı bir yazıda ”O UYKU GELDİYSE UYUNACAK ARKADAŞ DİYE”……

  6. Benim 16 aylık kızım babasıyla aramızda uyuyor, emerek uykuya dalıyor. Akşam 20:30 civarı uyur sabah 7:00-7:30 civarı uyanır. Diş çıkarmıyorsa 1 kez uyanıp emip geri uyur. Gündüz uykuları da düzenlidir, onları da emerek ya da pusette uyur. Ben evde yoksam pışpışla uyur. Benden 1 hafta sonra doğum yapan arkadaşımın oğlu, kendi odasında, kendi yatağında, kendi kendine uykuya dalıyor. Gece 2 saatte bir uyanıyor. Gece 23:00 civarı uyuyor, sabah 10:00 civarı uyanıyor. Benim çok düzenli uyku saatleri olan kızım uzun boylu ama ince yapılı, arkadaşımın uyku saatleri çok geç olan oğluysa hem çok uzun hem de kapı gibi maşallah :) Emerek ve bizimle birlikte uyuyan kızım çok az uyanıyor. Bağımsız uyuyan diğer bebekse 2 saatte bir. Çok uyuyan bebek sağlıklı ama zayıf, az ve kesintili uyuyan bebek yine sağlıklı ama dediğim gibi kapı gibi maşallah :) Kısacası anaları rahat bırakın efendiler, işlerine nasıl geliyorsa öyle büyütsünler bebelerini :).

  7. Cok guzel bilgiler var bu yazilarda, cok tesekkurler. Yalnız SIDS konusunda aman diyim, sirtustu yatirma kuralina sadik kalalim, kurala sadik kalan ulkelerde SIDS orani cok dustu. Bir de Health Canada’nin tavsiyesi SIDS oranini dusurmek icin bebegin en az alti ay anne babayla ayni odada kalmasi onemli.

  8. bilgi için teşekkür ederiz.
    yalnız ben şunu anlayamadım sırt üstü yatırmak mı öneriliyor?
    ben sırt üstü yatırmak tehlikeli diye biliyordum, uykusunda süt gelir boğulur diye hep arka destekli hafif yan yatırdım (tamamen yan değil bu seferde yüz üstü olur diye hafif yan) ,
    sadece uyanıkken ve ben yanındayken sırt üstü yatırıyordum.
    yanlış mı biliyorum.

    • Tam da dediğiniz sebepten bizleri hep yüzükoyun yatırmışlar. Ama şimdi, evet, yaklaşık 10-15 senedir Ani Bebek Ölümü (Sudden Infant Death Syndrome – SIDS) yüzünden sırt üstü yatırmayı öneriyorlar.

  9. Merhaba bu düzeni kurarken bebeği ağlatmanın aslında bebekte direnç ve kullanılan uyku yöntemine göre sıkıntılar yarattığını düşünüyorum

  10. çok süper yazmışsınız siz de çok abarttınız dönem dönem şaşırdık kaldık çocuk zore bişi diil ben hiç çekmedim ne uyku ne yemekten böyle tanıdıklarımız da var şükür. oluyor tabi bazen dertler ama ne olacakki önemli olan sağlık değil mi. bir de ben gördüm zorla yemek yedirilen çocuklar yemek sorunu yaşıyor, annelere buluyorum kusura bakmayın ama kabahati. uykuda şans sanırım bebekkende uyandığımızı bilmeyiz, büyüyünce de erkenden yatar hgiç sorun olmaz, kendini yere atıp ağlama nöbeti asla yaşamadık, her sebzeyi yer, herşeyi erkenden öğrendi, hiç sıkıntı çıkartmadı, tatilde evde dışarda oldukça uyumlu ve sakindir, çok zekidir bazı doktorlar başka şeylerede bağlıyor budurumu normal bulmayanlarda oldu, ama bence normal, genetikte şansta ve bizim davranışımızın etkisi, çünkü biz çok önem gösterdik anne ve baba olarak birde aşık anne babaların çocukları uyumlu huzurlu aile çocukları daha huzurlu oluyo kanımca. şimdi okula gidiyor artık orada da çok iyi huzurlu uyıumlu ne okula başlarken dert oldu ne birgün bir arkadaşına kötülük yaptı.
    ama bence anneler abartıp çok üztüne düşüyo kıyamam diyo o zamanda hayatı zorlaştırıyolar.