0 Yorum

Anneliğin Bir İnsanı Bu Kadar Değiştireceğine İnanmazdım

Beş Yıldızlı Söyleşiler’in bu seferki konuğu Seda Kayacan. 16 aylık Zübeyde’nin ailesi olan Seda, benim Edirne’den de ilk konuğum…

***

Bize kendini anlatır mısın? Anne olmadan önceki Seda kimdi ve anne olduktan sonraki Seda kim?
Ben mecburen (!) muhasebe mesleğini seçmiş, o yolda ilerlemeye çalışan, sosyal, siyasetle de aktif olarak uğraşan, bu ülke ve hatta bu dünya, bir kişinin dokunuşu ile bile değişebilir gibi uç fikirleri olan biriydim. Ayda bir iki kitap muhakkak okur, çantamdan asla kitaplarımı eksik etmez, kendim de yazardım. Yazmanın hafifliği güzel gelirdi. Etrafımda biraz deli, biraz hırçın bilinirdim.Screen Shot 2015-05-27 at 2.46.48 PM

Sonra ne oldu?
Anne oldum.

Ve..?
Farkında olmadan ama şikayet de etmeden her şeyden elimi eteğimi çektim. Kızıma odaklandım. İşin aslı beni psikolojik olarak yoran her şeyden uzaklaştım. Yıllardır içimde olan sevgi boşluğunu o minik kalbin doldurduğunu görüp mutlu ve huzurlu olmayı tercih ettim. Anne olduktan sonra daha “kadın” oldum diyebilirim. Daha oturaklı, daha garantici ve sonuç odaklı.

Ne iş yapar Seda?
Stajını bitirmeye çalışan bir mali müşavirim.

Oyh, zor iş, bilirim. Geçenlerde bir muhasebeciyle konuşurken ‘Müşterilerimiz bizi pek sevmezler, onları (devlete) hep borçlu çıkardığımızı düşünürler. Halbuki biz aracıyız!’ diye veryansın etmişti. 

Peki, sence de anne olan bir kadının hayatı Çocuktan Önce ve Çocuktan Sonra diye ikiye ayrılıyor mu?
Evet tabii ki ayrılıyor, yoksa doğumdan önce neredeyse her hafta sonu gittiğimiz kafenin aslında çocuğunla gitmek için çok uygun olmadığını önceden fark etmem gerekirdi! (Mama sandalyesi yokmuş, bir iki oyuncak yokmuş falan filan).

Bir kere bir kadının empati yeteneği anne olduktan sonra yüzlerce kez katlanıyor. Eskiden de evine ekmek götüremeyen bir baba içimi acıtırken şu an yüreğimi yakıyor, boğazıma yumruk gibi oturuyor. Sokakta gördüğüm ayağında yırtık ayakkabısı olan çocuk beni ağlatabiliyor. Üçüncü gözü açılıyor adeta kadının çok ilginç bir şey bu… Bir insanın hiç konuşmamasına rağmen ne istediğini şak diye anlayabiliyormuşum meğer; artık buna telepati mi denir, annelik mi denir, mistik bir olay mı denir inan bilemiyorum.

Pozitif Doğum Hikayeleri, Gebelik Günlükleri’ni okurken hamile olduğumu fark ettim demişsin, biraz anlatır mısın?
Ah sevgili evrenin bana attığı ilk gol! Eşim de ben de yaşımızın çocuk için uygun hatta geç olduğunu düşünüyorduk. Aslında evleneli çok az bir süre olmuştu ama çok uzatmasak falan diye sohbetler ediyorduk. 2013 Eylül ayı gibi bir süre belirlemiştim kendime ve bu sürede doğum korkumu yenmek için doğum hikayeleri ararken senin bloguna ulaştım. Gebelik günlüklerini takip ediyor, onlar adına çok mutlu oluyordum ve doğum hikayelerini okuyarak ben yapabilir miyim acaba diye düşünüyordum. Kimseye bir yorum yapamıyor korkularımdan bahsedemiyordum, ayıplanmaktan korkuyordum. Bir ay kadar okudum, doktor kontrolünün önemli olduğunu beynime kazıdım ve önümüzdeki aylarda anne olmak istiyorum, ne durumdayım diyerek doktora gittim. Blogu okumaya devam ediyor ve kendimi psikolojik olarak hazırlamaya çalışıyorken, ah o çift çizgi! Ömrümde bundan daha büyük bir şok yaşadığımı hatırlamıyorum. Hiçbir şey tesadüf değil işte, o kadar gebelik günlüğü, doğum hikayesi okuyunca böyle bir sonuç sürpriz olmamalı aslında değil mi!

Screen Shot 2015-05-27 at 2.50.57 PM

Biraz çağırmışsın sanki! 
Öyle oldu…

Kızının ismi Zübeyde… Yeni nesil ebeveynlerin çocuklarına birbirinden farklı isimler koymak için yarıştıkları şu dönemde neden Zübeyde?
Lise dönemlerinden beridir her zaman demiştim kızım olursa adı Zübeyde olacak diye, şükür ki nasip oldu. Çünkü o benim bugünlerimi borçlu olduğum mavi gözlü devimi Ata’mı dünyaya getiren kadın.. Zorlukla geçen o hayatın içinden böyle bir cevher dünyaya getirmiş seçilmiş bir kadın… Zübeyde annemiz.. Belli mi olur belki benim kızıma da vatana millete hayırlı bir evlat yetiştirmek nasip olur. En büyük nedeni bu… Belki ismini araştırırken Atatürk’ü, onun hayatını, bu ülkenin nasıl kurulduğunu daha iyi öğrenir, hafızasına kazınır. Vatanının, bayrağının, cumhuriyetin değerini daha iyi kavrar.

Zübeyde ismini hepimiz biliyoruz ama anlamını daha azımız bilir, nedir?
İnan anlamını kız olduğunu öğrendikten sonra araştırdım. Cevher, öz demekmiş, anlamı da çok hoşuma gitti ama gitmeseydi de çok etkileneceğimi sanmıyorum. Herkes eski isim olduğu için üzerime geldi hiçbirini önemsemedim, eşim de kesinlikle insanların kötü eleştiri yapmalarına izin vermedi, biz böyle karar verdik dedi ve kestirip attı. İsmini soran herkese böyle göğsüm kabararak Zübeyde diyorum, karşı taraf bunu ne kadar anlıyor bilemiyorum tabii…

Screen Shot 2015-05-27 at 2.56.29 PM

Hamilelik, doğum ve lohusalık süreçlerin nasıldı?
Engebeli diyebilirim. Ben anneliğe hazırlıksız yakalandığım için çok mutsuzdum. Nasıl altından kalkacağımı bilmiyordum. Zor geçen bir hayatım vardı ve sinirlerim çok yıpranmıştı. Şükür ki evliliğimde huzuru bulmuştum ve biraz daha ruhumun dinginleşmesi gerektiğini düşünüyordum. Eşimle bir kez tatile bile gidememiştik, yaşanmışlıklarım eksik kalmış gibi, haksızlığa uğramış gibi hissediyordum.

Zor olmalı?
Zordu… Edirne küçük yer olduğu için doktor seçeneğim de az, kesinlikle normal doğumu düşünemediğim için devlet hastanesini tercih etmedim. Özel hastanedeki bir profesöre gidiyordum ve adam tamamen duygudan yoksun, nötr ve hatta negatif bir adamdı. Değiştiremedim de işinde iyi diye, hamilelik boyunca kontrole giderken ayaklarım hep geri geri gitti çünkü kilolu hamile kalmıştım ve alıyordum da… O mutsuz ve ters yüz ifadesi ile beni benden alıyordu (değiştirmediğim için çok pişmanım).

Planlı sezaryen oldum ama doktorum ne alerjim olup olmadığıyla ne de doğumdan korkup korkmadığımla bile ilgilenmediği için doğuma girdiğim sabah, alerjim olduğunu sorduklarında söyledim (benim de aklıma gelmemişti açıkçası) ve sevgili parasetemol alerjim bana ağrı kesici vermelerine engel olmuştu. Korkunç acılar çektim diyebilirim. Bu da bana evrenin ikinci golü oldu tabii… O kadar çok doğumdan korkuyorum, acı çekmekten korkuyorum deyip o anı düşünmemeye çalıştıysam da tüm acılarıyla artık karşımdaydı.

Lohusalık sürecin?
Kızım birçok bebek gibi yenidoğan sarılığı geçirdi. Bu herkesin başına geliyor. Bizim durumumuzda, kan değişimi gerektiren bir süreçle sonuçlandı. Çok zordu. 1 haftalık kızımı doktorlara emanet edip kapıda operasyonun başarıyla geçmesini beklemek (yaklaşık 6-7 saat) ruhumu yüz yıl yaşlandırmıştı. Nasıl fark edemedim, ben nasıl anneyim diye kendimi yemiştim. O gün eşimle yalnızdık, kapıda baş başa ağlıyorduk.. Kimse yoktu, işte o zaman gerçekten aile olduğumuzu da anlamış oldum, olduk eşimle.

Screen Shot 2015-05-27 at 2.59.58 PM

Ben ki sünnet operasyonunda kendimi kötü hissetmiştim, bunun ne kadar zor olduğunu tahmin edemiyorum.
Lohusalık sürecim de bol bol ben anne olamıyorum, ben bu çocuğa bakamıyorum, ben sabredemiyorum, benden anne olmaz diye ağlayarak geçti. Şimdi geriye dönüp baktığımda hem halime gülümsüyorum hem de üzülüyorum. Keşke birisi sakin ol her şey geçecek deseydi…

Annenle çok yakın oturuyorsunuz, hatta sen çalışırken kızına annen bakıyor. Bu düzenden memnun musun? Farklı bir düzen kurmuş olmak ister miydin?
Çok memnunum. Evlenirken anneme yakın evi bu yüzden tutmuştuk, annemden başka bakacak kimse yok çünkü. Annem düzenli bir kadındır ve sevgi dolu… Sabırlı… On kaplan gücünde annem var diyorum hep, bana da, kızıma da, evimize de, kendi evine de yetiyor. Ben iki çocuk büyüttüm ben daha iyi bilirim demiyor, yeniliklere açık. Anne şu şekilde davranmak/yapmak yanlışmış dediğimde hiç muhalefet etmez hemen “aa tamam artık yapmayalım” der. Televizyon açayım da işime bakayım demez, oyunlar oynar, şarkılar söyler.. Yani annem bakıcı olsa paha biçemezdim!

Screen Shot 2015-05-27 at 3.01.22 PM

Bir günün nasıl geçiyor?
Sabah 7:30’da annemin gelmesiyle uyanıyoruz kızımla birlikte.. 8’de evden çıkmış oluyorum. Masa başında geçen bir işim olduğundan oturuyorum, oturuyorum ve oturuyorum. Öğlen 12’de eve gidiyorum, işim de evime çok yakın ve süt iznim bitmesine rağmen düzenini bozma diyen sevgili patronum sayesinde gün içinde 1,5 saatimi evde geçiriyorum. Sonra ofise dönüyorum yine akşam 6’ya kadar işteyim. 6:15 gibi evdeyim ve kızımla akşam yemeği hazırlama, eşimin gelişinin coşkuyla karşılanması, yemek yenmesi sonra da Zübeyde uyuyana kadar oyun, oyun, oyun… İnanın çoğu zaman sofrayı bile toplamıyorum. 9:30’da uyuyor zaten o uyuduktan sonra yapıyorum (titiz annelerin kesin tüyleri diken diken oldu, özür dilerim kızlar!) Zübeyde uyuduktan sonra meydan eşimle benim, etrafı topluyoruz, bir çay/kahve yapıp film ya da dizi izliyoruz, bazen sohbet ediyoruz bazen de Zübeyde’yi uyutmaya çalışırken uyuyakalıyoruz.

Çocuklar olduktan sonra eşinle ilişkiniz nasıl etkilendi?
Ona tekrar aşık oldum. Ömrümde bu kadar sabırlı bir adam daha görmedim. Benim tüm mızmızlanmalarımda yanımda olup bana mükemmel anne olduğumu söyleyen, aldığım kilolardan dolayı kendimi fil gibi hissetmeme rağmen dünyanın en güzel kadını olduğumu hissettiren bir adam… Tüm depresyonlarım ve kriz dönemlerimde ona kum torbası muamelesi yaptığım için üzgünüm! Çok uzun bir süre yalnızca ikimize vakit ayırmadık – ayıramadık… Çünkü evliliğe alıştığımızı düşünürken, çat diye hamilelik ve üzerine anne baba olmanın sorumluluğu ile çok kısa bir zamanda hızlı bir evrim sürecine girmiş gibiydik ve bu hızdan dolayı robotlaşmıştık adeta. Çocuktan sonra daha huzurlu daha dingin bir ilişkimiz oldu ama şunun altını çizmeden geçemem, çocuk evliliği kurtaran bir şey asla değil. Mutsuzsa, huzursuzsa kadın, yazıktır bir çocuk yapayım da belki düzelir diyerek bu işe kalkışmamalı…

Screen Shot 2015-05-27 at 3.04.34 PM

Özel bir soru biliyorum ama biz bize (!) olduğumuz için soruyorum: ‘ikinci bir çocuk’ konusunda ne düşünüyorsun?
Mali müşavirlik ruhsatımı alıp, maddi anlamda biraz daha rahatladığımda hemen istiyorum açıkçası. Planladığım gibi gider ve yeni sürprizlerle karşılaşmazsam 2017’de Zübeyde’me bir kardeş gelsin çok isterim. Hatta ve hatta maddi manevi olanaklarım istediğim gibi olursa belki üçüncü bir çocuğu bile düşünürüm.

Annelik yapmanın seni en çok zorlayan tarafı ne?
Sabır sanırım, sabretmek beni bazen zorluyor. Yani tutturmalarını anlamadığım ama onun da inatla ağlamaya devam ettiği o anlarda bir derviş edasıyla ya sabır ya sabır diye söylendiğim doğrudur.

En sevdiğin tarafı?
En sevdiğim yanı -belki bencilce ama- beni dünyada onun kadar seven belki de kimse olmayacak (anne babalar istisna)… Bu dünyadaki birisi beni ne olduğum, nasıl olduğum önemli olmadan seviyor ve sevecek. Ve doyasıya sevebilmek… Bebekleri çok severim ama annesi kızar ya da bebek ağlar diye hep kendimi kasardım, kızımı istediğim gibi seviyorum.

Screen Shot 2015-05-27 at 3.07.13 PM

Ahhahahaa bence de bu bile başlı başına çocuk sahibi olma sebebi. Peki, anne olarak sence sen neyi iyi yapıyorsun?
Onun bir birey olduğunu hem kendime, hem etrafıma iyi yansıtıyorum. Çocuktur anlamaz algısı bizim için yok hükmünde.

Neyi daha iyi yapmak isterdin?
Bilmem, elimden gelenin en iyisi bu.. Daha iyisi olabilir mi, nasıl olur diye kendimi yormayı bırakalı oldu epey… Akışında şu an her şey..

Ne güzel! Bana da versene bu aydınlanmadan biraz!

İlk yazışmamızda kendini ‘ortalama bir yaşamı olan, sıradan bir anne’ olarak tanımlamıştın. Oysa bence hiçbirimiz sıradan değiliz, hepimizi özel yapan bir şey var; sadece kendimize itiraf etmeye çekiniyoruz bazen. Sence kızına sorsak ‘senin anneni diğerlerinden farklı kılan nedir?’ diye, ne derdi?
Çok kuralları var diyebilirdi.

Olumlu bir şey istiyorum.
Başka bana özel bir şey gelmiyor ki aklıma…

İyi düşün?
Belki de benle çok oyun oynuyor diyebilirdi. Çünkü sevgi ve oyun benim için vazgeçilmez… O büyüyünce en net bunları hatırlayacak..

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
Bir kahkaha attım inan. Yanıma asla alıştırmayacağım, 6. ayda odasını ayıracağım diye bıdı bıdı ederdim. Şu an kendisi 16 aylık ve aramızda yatıyor!

Screen Shot 2015-05-27 at 3.11.26 PM

En son ne zaman kendine vakit ayırdın? Nasıl?
2-3 ay kadar önceydi, arkadaşlarımla dışarıya çıkmıştım. Bir de eşimle sinemaya gitmiştik o aralar o kadar…

Cümleyi tamamlar mısın: Şimdiki aklım olsa…
Hiç telaşlanmaz, kendimi yerden yere vurmazdım. Her zorlu süreç geçiyor, insan her şeyi yaşayarak öğreniyor. Benliğime o derece eziyet etmezdim.

Boşluğu doldurur musun: Anne olmadan önce … derdim/zannederdim/düşünürdüm.
Anneliğin bir insanı bu derece değiştireceğine inanmaz, abartıldığını düşünürdüm ama tam da öyleymiş.

“Anne olunca anladın” mı?
Ah hem de nasıl!

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Geleceğin ellerine bırakıldığı, mucize dokunuşlu insanlara anne denir.

Screen Shot 2015-05-27 at 3.15.39 PM

Prima

Bu söyleşi, Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır ancak yazdıklarım kendi fikirlerimdir. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *