9 Yorum

Gebelik Günlüklerinden gerçek dostluklara…

Çiğdem, Esra, Pelin, Deniz ve Elif benim ilk ‘çoklu gebelik günlüğü’ yazarlarımdı… O zamana kadar hep tek bir gebe yazar üzerinden ilerlemiştim. Cincüce’nin Gebelik Günlüğü‘nün bitmesine yakın yeni bir  gebe yazar arayışına girmiş, ve Türkiye’nin (ve hatta dünyanın) farklı yerlerinden ‘Ben de!’ diyen beş gebeyle birlikte yola çıkmıştım.

Bu beş gebeden Türkiye’de olan dördünün (İstanbul’dan Çiğdem ve Deniz, İzmir’den Pelin ve Gaziantep’ten Elif), biraz da aynı kıtada (ve aynı saat diliminde) olmanın avantajıyla, çok güzel bir dostluk kurduklarını biliyordum. Hep bahsediyorlardı, yazışıyorız, sürekli konuşuyoruz diye. Whatsapp üzerinden ilerlettikleri bu dostluklarını geçenlerde  Gaziantep’te gerçeğe dönüştürmüşler. Bana da sürpriz bir yazıyla haber verdiler. O kadar hoşuma gitti, öyle mutlu oldum ki… Bir hayalim var: Bir gün Blogcu Anne Gebelik Günlükleri’nin tüm yazarları -ve bebeleri- bir araya geleceğiz. O zamana kadar Pelin, Çiğdem, Deniz ve Elif’in birlikte derledikleri bu yazı ve fotoğraflarla yetinelim…

*** 

ElifDenizPelinCigdem

Pelin: Bizler birbirimizle Gebelik Günlüklerini yazarken tanıştık. Bu anlamda Elif bizi buluşturmuş oldu, elleri dert görmesin! O zamandan beri çok iyi arkadaş olduk, hemen hemen her gün birbirimizle haberleşiyoruz. Dertleşiyoruz, paylaşıyoruz; 1,5 ay arayla doğan 4 bebimizin haberlerini alıyor, neredeyse sanal da olsa birlikte büyütüyoruz.

En büyük bebeğimiz Üzüm kız, yani Nehir Leyla, 7 Temmuz 2013 doğumluydu; sonra Ege 15 Temmuz’da doğdu, sonra Güneş 15 Ağustos ve en küçük de Cano 19 Ağustos doğumlu. Susam tanesi kadarlıktan beri gelişim süreçlerini takip ettiğimiz için, hangisi gece nasıl uyur, sütten nasıl kesildi, hasta olunca ne yapar, çişini nasıl söyler, nasıl iletişime geçer her şeyi biliyoruz aslında. Bir de şimdi canlı kanlı öptük kokladık, ohh bizden mutlusu yok. Bakar mısınız nasıl güzeller?

C-N-G-E Toplu

Çiğdem: Aynı dönemde doğmuş bebiler elbette çok iyi bir ortak nokta ama bizim paylaşımlarımız bebeklerin yemesi içmesi kakasının çok daha ötesine geçti zaman içinde. Kadın dostluğuna hep çok güvenmişimdir. Yeri geliyor bebek sonrası seks hayatı nasıl oluru da konuşuyoruz, kayınvalide de çekiştiriyor hatta iş hayatı konusunda birbirimize taktik de veriyoruz. Ayrı şehirlerde yaşayıp daha yüz yüze bile gelmeden bu noktaya gelmemizi de memleketin ayrı uçlarında da olsak; çalışan, üreten, seven, sevilen, akıllı, güçlü kadınlar olmamıza borçluyuz diye düşünüyorum. Adeta dörtlü bir terapi grubumuz var ve günün her saatinde ihtiyaç anında yanımızda…

Deniz: Ben aynı şehirde yaşamıyor olmamızın da iletişimimizin bu kadar ilerleyebilmesi açısından bir fırsat yarattığına inanıyorum hatta. Zira aynı şehirde yaşadığımız yakın arkadaşlarımızla yüz yüze görüşme beklentisi olduğundan bu kadar sık ve yoğun bir iletişim kur(a)mıyoruz. Biz uzakta oluşumuzu kabullendik ve teknolojinin nimetlerinden de faydalanıp, iletişimin en güzel ve etkili çeşidi ile, yani yazılı iletişim ile kaynaştık. Böylece hem zaman sınırlamamız olmadı yazışmalarımızda hem de birbirimize açılmamız daha kolay oldu yüzyüze olmayınca. Eskiden mektup arkadaşlıkları olurdu, artık whatsup dostlukları oluyor. Bizimki onun ete kemiğe bürünüp gerçek hayata taşınabileni oldu.

Elif: Ayrı şehirlerde farklı yaşantılarda ancak çok bariz ortak noktaları yaşıyoruz. Gelişimleri birbirine benzeyen 4 bebek en önemli ortak noktamız. Birimizin bir hafta yaşadığını diğeri de yaşıyor. Sıkıntılı dönemleri bile aynı oluyor. Birbirimize anlatıp yalnız olmadığımızı ve olmayacağımızı anlıyoruz. Nasıl desem, bir rahatlama geliyor insana. Yalnız değilmişim hissinin güzelliği. Normalde büyüteceğin bir şeyi çok da önemsemiyorsun. Geliştiriyor bu paylaşım. İşin en güzel yanı kimse zorunluluktan yazmıyor. Ya da kimse yapmacık değil.


hayvanat bahcesi

Buluşmaya nasıl karar verdiğimize dair:

Ekip: Yılbaşı zamanıydı… Kimin ilk aklına geldi bilmiyorum ama artık buluşalım dedik. Evde neredeyse kocalarımızdan çok birbirimizle konuştuğumuz zamanlar oluyor. “Yüzyüze olsak, bi pijama partisi yapabilsek ne güzel olurdu”yla başladı her şey. Ertesi gün bir de bakmışız biletleri almışız Gaziantep’e. Açılışı Antep’le yapmamızda hem İstanbul’dan kaçmaya bahane arayışımız hem de Antep’in yemeklerinin cazibesi ağır bastı aslında. Gerçi sadece haftasonu için gidebildik, 2 gün ama olsun, şeytanın bacağını kırmaktı önemli olan. Zaten diğer şehirleri de sırasıyla ziyaret etmeye kararlıyız. Şimdiden İzmir & İstanbul planları hazır. Hatta araya yaz tatillerini de denk getirir de görüşür müyüz planları bile yapıyoruz.

Elif: Fikirler ortada dolanırken ben Antep’e gelsenize dedim. Meğer herkes hazırmış! İki gün içinde tarihe karar verdik. Biletleri aldılar kızlar. Bir yandan onca zamandan gecelerce konuşmalardan sonra yüz yüze görüşebileceğimizin heyecanı, bir yandan ev sahibi olmanın verdiği tatlı telaş ile geri saymaya başladım.

Pelin: Buluştuğuğumuzda sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibiydik hepimiz. Sarıldık, kucaklaştık. Bebiler bizim kadar sıcak olamadılar ilk etapta tabii. Ne de olsa henüz sosyalleşme yaşında değiller. Yaşları aynı da olsa, gelişimleri de farklı elbette. Kızlar daha bi dilli. Hele Nehir epey konuşuyor maşallah, derdini az çok anlatıyor. Güneş de öyle. Oğlanlar biraz daha şaşkın kaldılar onlara göre… Birdenbire etraflarında o kadar çocuk görünce, aynı evin içinde. Sağ olsun Elif evinde misafir etti bizi, Cano da oyuncaklarını paylaştı.

G-C-N kapi onu

Çiğdem: Biz eşim ve Üzüm kızla Gaziantep öncesi fırsattan istifade iki günlüğüne Mardin’e gitmiştik. Mardin’den ayrılıp Gaziantep’e ulaştığımızda kızlar ve bebiler çoktan buluşmuştu ama kırk yıllık “gün” arkadaşı gibi karşılandık ve hissettik vallahi. Yalnızca ilk kez bir araya geldiğimiz için birbirimize “aaa sen düşündüğümden daha uzun-kısa veya çıtırmışsın” tarzında yorumlar da yaptık şakayla karışık…

Deniz: Teknoloji sağ olsun kendi aramızda sürekli paylaştığımız onca fotoğraf ve video sayesinde ne birbirimize ne de Elif’in evine yabancılık çekmedik! Hatta sanki sürekli girip çıktığımız evmiş gibi gelir gelmez ortamı sahiplenip yayıldık. Elif’in erteleyemediği ve mutlaka katılması gereken bir toplantı vardı. Onu birkaç saatliğine işine gönderip biz onun evinde mutfağında rahat rahat pişirip taşırıp keyif çattık. Bir de bebilere yumulduk, mıncıkladık doya doya… Bebiler tabii ne nereye geldiğimizin farkındaydı ne de heyecanımızın sebebinin… Ama onlar da kendi boyutlarında onca arkadaş ve ev dolusu oyuncağı bulunca hiç sıkıntı yaşamadılar. Sadece malum oyuncak sahiplenme krizleri oldu arada ki biz de eğlenerek izledik tatlı çekişmelerini!

Elif: Ben sabah heyecanla kahvaltı hazırlamaya başladım. Misafirlerimiz sırayla geleceklerdi. Kafamda bir sürü plan… Yeme içme, gezme, rahat etmelerini sağlama vs… Eşimi havaalanına gönderdim. Önce Pelin ve Ege’yi sonra Deniz ve Güneş’i getirdi. Tanıyabilsin diye son kez ikililerin fotoğraflarını gösterdim. Bir insanı ilk kez canlı canlı görüp hayal ettiğin arasında eşleştirme yapman biraz zaman alıyor. Ne kadar fotoğraf görsen de detaylar, mimikler ancak yaşanınca anlamlanıyor. Önce Pelin ve Ege ile tanıştık. Sarıldık, şaşkındık tabi.. Ardından Deniz ve Güneş geldi. Bir anda nüfus arttı. Çocukların tepkileri, bizler her şey ilk kez yaşanıyor. Merakla onlara daldık. Biraz bir şeyler yedik. Çiğdem ve Nehir Leyla’ı bekledik. Onlarda gelince kadro tamamlandı. Kafanı çevirdiğin yer çocuk, oyuncak vs moduna girdik.

E-C-G masa aktivitesi

Gezip gördüğümüz yerlere dair:

Elif: Gaziantep’i bilen bilir. Önce yemekleri ile ardından zengin kültürü ile anılır. Tabii yenilecek çok yemek, gezilecek çok yer, kısıtlı vakit olunca seçimler yapmak zorunda kaldık. Hava çok güzeldi. İlk gün Bakırcılar Çarşısı, Kale bölgesi, Tahmis Kahvesi, Tütün Hanı, İmam Çağdaş sonra ev şeklinde geçirdik. Annem “1 çocuk 1 çocuk, 2 çocuk 10 çocuk” derdi, haklıymış. 4 çocuğu varın siz hesap edin!

Çocuklarla gezmek zormuş. Tabii ki haklılar. Her birinin kaka-çiş-uyku-yeme içme ilgi bekleme ve sıkılma –ağlama– eğlenme şekilleri ve zamanları çok farklıydı. Anneler ve iki baba herkes elinden geldiğince durumları idare etti. Evet herkes çok yoruldu. Ancak öyle tatlı insanlar ki. Kimse hiçbir şeyi problem etmedi. Ertesi gün ben işe gitmek zorunda kaldım maalesef. Planı onların da hoşlanabileceğini düşündüğüm şekilde yaptım, Hayvanat Bahçesi gezmeyi teklif ettim. Herkes hemfikir oldu. Sabah ben işe onlar hayvanat bahçesine ancak öğleden sonra yemekte buluşabildik. Herkesi daha kaynaşmış ve mutlu gördüm. Özellikle Çiğdem’ in eşi ile benim eşim diyalogu kurabilmişlerdi.

Deniz: Yalan yok, her şeyi bir arada yapmaya çalışıp helak ettik kendimizi. Hem birbirimize doyalım, hem Antep’i gezelim, hem turistik alışveriş yapalım, hem bebileri parkta bahçede oynatalım derken bir haftalık enerjiyi 2 günde harcadık resmen! Ev sahibimiz de sağ olsun bize dolu dolu bir program hazırlamıştı ama ne zaman yetti her yeri gezmeye ne de halimiz kaldı ikram edilen her şeyi yemeğe! İlk gün annelerin gönlüne göre eski çarşıda turist olduk gezdik, ikinci gün bebilerin gönlüne göre hayvanat bahçesinde, yeşillikler içinde koşturduk.

sehir merkezi

Ekip: Müzeleri de gezebilmeyi çok isterdik ama düzenleri bozulduğu, durdan sustan henüz anlamadıkları için biraz huysuzlandılar açıkçası. Her biri ayrı zamanlarda çeşitli huysuzluklar yaptı…

Pelin: Evet ne uyku ne yemek… Ama yemek yemeyi pek sevmeyen bebekler bile, Elif’in babasının güzel yöntemleriyle bayıla bayıla kebapları mideye indirdiler. Elif’in ailesi de bize karşı çok misafirperverdi, sağ olsunlar. İşte böyle aile olmayı, dost olmayı, içiçe geçmeyi çok seviyorum.

Çiğdem: Vallahi şimdi süper anne modeli çizip dört günde üç şehir gezdik, arkadaşlarla buluştuk hiç de sorun yaşamadık diye durumu özetlemek isterdim. Amma velakin çok yorulduk, bu harika organizasyonun arkasında zaman zaman kan, ter ve gözyaşı da vardı. Özellikle son haftalarda istediği olmadığında öfke nöbetleri geçirebilen, uyumamak veya yemek yememek için isyan edebilen anne babasını çaresiz bırakan bir bebi var elimizde. Bundan önce birlikte defalarca seyahat etmemize rağmen bu kadar zorlandığımızı hayırlamadığımı itiraf etmeliyim. Üç aşağı beş yukarı benzer şeyler yaşadığımızı gördük ve bu dönemin geçici olduğuna dair birbirimizi rahatlatmaya çalıştık ama gelecek tatil planları için de şahsen gözüm korkmadı dersem yalan olur.

Deniz: Güneş’le analı kızlı ilk seyahatimiz değildi ama öncesinde sadece anane & dedeyi ziyarete gitmiştik ve daha uzun süreler kalıp daha az yorucu programlar yapmıştık. Bu kadar yoğun ve kısa bir program evet çok yorucu oldu ama pişman değilim hatta devamını dört gözle bekliyorum. Üstelik teyzeleri sağ olsun çok yardımcı oldular. Yoksa ne yemek yiyebilirdim ne de zapt edebilirdim Güneş’i gezdiğimiz onca mekanda. Ama bu yaz için planladığımız tatillerin iş günlerinden daha yorucu olacağını anladım ben de bu vesileyle!

Elif: Evde geçirdiğimiz kısımlarda çokluk çocukların peşindeydik. İki lafın belini kırmak ne mümkün! Sadece gece bebeler uyuduktan sonra, biz de uykuya yenik düşmeden önce azıcık bir imkanımız oldu. Onda da Çiğdemler yoktu. Genelde herkes bir telaş yavrusunun peşinde idi. Hepsinin uyku düzeni alt üst.

C-E cizgi film izlerken

Bebeklere gelince… 

Pelin: Güneş ve Nehir Leyla, İstanbul’da da birkaç kez buluşmuşlardı. Onlar yabancılamadı birbirini. Onun dışında ilk tanışanlar Ege ve Can oldu. Gaziantep’e ilk varanlar bizdik, ama Cano havaalanından eve gittiğimizde hala uyuyordu. Biz kahvaltı ettikten sonra uyandı. Ege normalde parkta falan gördüğü erkek çocuklarla hiç ilgilenmez, aslında genelde diğer çocuklarla hiç ilgilenmez ama kızlar az biraz daha ilgisini çekebiliyor. Ama Cano’ya görünmezmiş gibi davranmadı. Cano da topunu, tabletini falan paylaştı, az da olsa iletişim kurdular. Daha sonra kızlar da katılınca 4 kadın 4 bebe, curcunamız başladı. Son derece keyifli bir curcunaydı, evin içinde bebeler bir oraya bir buraya koşturuyor, kimi zaman çığlıklarıyla inletiyor kimi zaman yaptıkları ya da bıcır bıcır söyledikleriyle güldürüyorlardı. Valla keyif kahvesi bile içtik.

Can çok sakin bir çocuk. Annesi “hareketlendi, durmuyor yerinde yine” dediği anlarda bir Ege’ye baktım bir de Can’a. Aman Allahım hareketli diye Can’a mı diyorsun Elif? Güldürme beni, sen bir de Ege’yle yaşasan! İnsan sadece kendi çocuğunu görünce nasıl olduğunu çok anlamıyormuş, böyle başka bebeklerin yanında fark ediliyor. Ben de mesela Ege’nin gerçekten bu kadar hareketli olduğunu diğer 3 bebiyi görünce daha iyi anladım. E bizim her günümüz öyle geçtiği için biz çok da farketmiyorduk.

Kızlar daha erken büyüyor sanki… Nehir mesela konuşmaya başlamış, çok tatlı. Güneş de kendince bir dilde konuşuyor. Oğlanların kelimeleri biraz daha kısıtlıydı. Kızlar, oyun hamuru, ne bileyim masada oynanan oyunlara daha meraklıyken, Ege Can’ın bisikletine ve toplarına el koydu.

G-C supurge sevdasi

Çiğdem: Nehir yabancı ortamlara girdiğinde genelde benim yakınımda durup etrafı tanımayı tercih eder hatta ilk dakikalar tanımadığı kişilerle iletişime geçmez diye biliyordum ama beni yanılttı aslında. Sağa sola koşturup ne var ne yok diye tanımaya çalıştı, düşündüğümden kolay adapte oldu diyebilirim bu samimi ortama. Ancak yaş dönemi sebebiyle sanıyorum şu aralar normalden çok daha hırçın. Bazen bir kıyafet giydirmek veya bir yerden gitmeye çalışmak bile isyan sebebi sayılabiliyor. Gördüğüm kadarıyla her çocuğun istemediği durumlara tepkisi farklı ama tüm bebilerin üç beş ay önceki hallerine göre sinir hallerini daha yoğun yaşadığı konusunda hemfikiriz.

Deniz: Güneş sıklıkla yaşıtı bebilerle bir araya geliyor. Henüz arkadaşları arasında pek ayrım yaptığını ve bazılarını daha çok sevdiğini iddia edemeyeceğim zira hala paralel oyun döneminde, ama en azından kimseyle özel bir sorun yaşamadı ona da şükür. Ayırım yapmadan hepsine cadılık yaptı ve hepsiyle kapıştı sırayla! Özellikle Can gidip gelip öpme girişiminde bulundu bizim cadıyı ama malum kız evi naz evi hiç yüz vermedi bizimki maalesef. Büyüyünce fikri değişebilir gerçi bence, böyle tatlı bir delikanlı karşısında!

Elif: Can şaşkın olmakla birlikte uyumluydu da. Yemede içmede gezmede beni çok yormadı. Tek derdi kucağımda olabilmekti. O da çokluk mümkün olmadı. İlk gece yalvarır gibi gözlerimin içine bakıp beni kucağına al ve uyut dediğini gördüm gözlerinde. Son akşam misafirlerimizi gönderecekken bir iki hamle ile güzelim kızlarımızın canını yaktı. Çocuk işte, yapmaz demeyecekmişsin. Yaptı. Oyuncaklarını paylaşmadı. Benim için de bir şanstı, Can’ı gözlemledim. Diğer kuzucuklara doydum. Kızları bir görseydiniz. Öyle naiflerdi ki… bizim oğlanlar onların yanında hem çok bebek hem bedenen büyük kalıyorlar.

Ekip: Tabii ki çocuklar normal zamanda olduklarından, kendi evlerinde olduklarından farklı davranabildiler, bu çok normal. Sonuçta üçü için yabancı bir ortam, biri için de onun kendi çöplüğünde ötmeye çalışan yeni üç horoz… O yüzden bu 2 günlük görüşmeyle değerlendirmemek lazım. Zaten daha tam bir sosyalleşme yaşında değiller. Dördünü bir anda bir odada tutmak, birlikte oyun oynatmak falan pek mümkün olmadı. Ege mesela fazlasıyla hareketli bir çocuk, durduğu yerde bir dakika durmuyor. Kızlar nispeten söz dinliyor, şurada durun, (mesela fotoğraf çekecekken) poz verin vs dediğimizde durdular. Can zaten tahminimizden öte sakin bir çocukmuş (maşallah diyelim Elif’cim!) çok uyumlu. Ama yine de bizi üzmediler ve ilerde iyi arkadaş olacaklarına inanıyoruz. Büyüdüklerinde de voltran’ı oluşturacaklar!

G-C oyuncaklar

Pelin: Ben kendimi kızların bebeklerine çok yakın hissediyorum mesela, gerçekten teyzeleriymişim gibi hissediyorum. Hani büyüdüklerinde de ne zaman “Pelin Teyzeeee, ben senin yanına geliyorum” dese, ne bileyim yaz tatillerinde falan, “atlayın gelin size gözleme yapayım, Urla’ya Foça’ya götürürüm gezeriz” diyesim geliyor. Bilmiyorum anneleri buna kaç yaşlarında izin verir ama…

Çiğdem: Dört bebiye rağmen hiçbir şey düşündüğüm oranda kaotik olmadı diyeyim. Keşke daha sık görüşebilsek de bebiler tanışsalar.

Deniz: Benim önceliğim bebiler değildi valla. Ben “yakın” arkadaşlarımla “tanışmaya” gittim Antep’e ve de aradığımı da fazlasıyla buldum: sıcaklık, samimiyet ve doğallık. Bebiler ister kaynaşır ister kaynaşmaz, kendilerinin bileceği iş, ama anaları gün be gün onları paylaşmaya ve dertleşmeye ve destek olmaya devam edecekler. Yorucu olacağını da tahmin etmiştim ama bu kadar helak olacağımızı düşünememiştim. Hele ki dönüş yolunda uçağımızın saatlerce rötar yapması ve eve varışımızın sabahın 3’ünü bulması bitirdi bizi.

Elif: Yeme içmeyi daha iyi organize edebilseymişim keşke dedim kendime.

Tatil’in enlerine gelince… 

En komik an; Gaziantep çarşıyı gezip sıcak ve kalabalıktan bunaldığımız bir an, tam da bebileri uyutmuşken, tarihi Tahmis kahvesine girip birer menengiç kahvesi içip yorgunluk atmaya niyetlendik. Daha yudum almamıştık ki bir müzisyen ekip kahveye dalıp davul zurna çalmaya başladı. Bebilerin hepsi birden neye uğradığını şaşırıp çığlığı bastı tabii ki! Masamıza bahşiş almak için gelen müzisyenler, biz analardan dayak yemediklerine şükretsinler, zira unutulmaz bir an yaşanabilirdi koca koca adamlara 4 çılgın kadının saldırısıyla. Biz ne kadar sinirlendiysek de dışarıdan görüntümüz oldukça komikti muhtemelen.

En kaotik an; Yine çocuklarla uzun sayılabilecek bir gezinti sonrası yemek yiyeceğimiz tarihi lokantanın müthiş kalabalık olması sebebiyle Can oğlan “et, et, et” diye sayıklarken diğer bebilerin kendilerini dışarıya atmak için bizi parçalaması ve bebekleri sakinleştireceğiz diye sekiz parçaya bölünerek yemek yememiz şahane bir anı oldu!!!

sehirde yuruyus

En huzurlu an; Düşündük ve dört bebinin de uyuduğu veya sessizce oynayıp bize ihtiyaç duymadığı bir an tespit edemedik!

En absürd an; Nehir kitaplar eşliğinde tuvalette otururken, diğer bebilerin de burada neler oluyor diyerek tuvalete toplaşması ve Çiğdem’in tuvalet zemininden meraklı bebilere kitap okuyup hayatın acı gerçeklerini aktarması…

En zorlu an; Bebilerin dördünü de bir koltuğa oturtup bir kare fotoğraf çekmek istedik. Ama ne mümkün! Dördü birden kımıl kımıl bin dereden su getirttiler bize. Kan ter içinde kaldık bir kare yakalayabilmek için.

En çılgın an: Hayvanat bahçesinde nerdeyse bütün gün güneşin altında kafes kafes dolandıktan sonra, genişcene bir yeşillik alan bulunca bebileri pusetlerinden çıkarıp saldık rahat rahat oynasınlar koştursunlar diye. Çil yavrusu gibi dağılan ve çılgınlar gibi oradan oraya koşan bebileri bir süre sonra toplayıp yolumuza devam etmek istedik. Ama ne mümkün! Çığlık çığlığa tepinip kaçan bebiler, epey bi süre ağlamaya devam ettiler pusetlerine geri oturtulunca.

En duygusal an: Ayrılış anı. Gözlerimiz doldu.

Ekibin son notu: Buluşmadan önce duyduğumuz heyecan, birlikte zaman geçirdiğimizde yaşadığımız samimiyet, çocuklar gibi şen olmamız, iyi ki bu çılgınlığı yapmışız dedirtti. Umarız bundan sonra da görüşüp bu dostluğu ömür boyu devam ettirebiliriz. Yaşasın göbekdaşlık!

9 yorum

  1. Incir'in Annesi

    “Çat” diye bir ses duydunuz mu? Benden geldi o ses. Saka bir yana, arkadasliginiz daim olsun, cok guzel yapmissiniz. Aklinizla bin yasayin. Yasasin arkadaslik!

    Bir anne – çatladikapidan bildirdi.

  2. harika bir yazı, harika anılar ! Hepinizin gebelik günlüğünü okumuş birisi olarak zamanın bu kadar hızlı geçtiğine inanasım gelmedi.. Daim olsun dostluğunuz 🙂

  3. Kıskandım ya 🙁 ben de çocuklu arkadaş istiyorum 😀 iyi tanismissiniz siz yazıyı okurken bildiğin mutlu hissettim kendimi :); bu his için teşekkürler 🙂

  4. Hepinizin gebelik günlüğü sıkılmadan haftalarca okudum 🙂 Buluşmanıza da çok sevindim, bu yazı bize de çok sürpriz oldu 🙂

  5. Harikasınız 🙂 Elif’in dediği gibi birgün hepimiz biraraya gelsek, ne muhteşem olurdu! benim de ilk oğlumdan bir forum grubumuz var 4 yıldır -hatta gebelikle birlikte 5 olacak- hala görüşüyoruz bir kere ankara buluşması yaptık 7-8 bebeyle:) dostluğunuzun bir ömür sürmesi dileğiyle..

  6. Çiğdem-Üzüm

    Tekrar teşekkürler Elif. Kadın dostlar candır. Hele ki belirli yaşlardan sonra hayatına katabildiklerin büyük şanstır. İyi ki varsın.

    Kızlara da zamanında itiraf etmiştim; bir gebe yerine beş gebeye günlük yazdıracağını duyunca pek bozulmuştum biricik gebe yazarın olamadığıma:)) Hayatta yanılmak da çok güzelmiş bazen…

  7. Herkese ve Elif sana çok teşekkürler! Ne güzel tüm bu iyi dilekleri okumak 🙂

    Gebelik günlüğü yazmak hoş bir anı oldu evet, ama en büyük kazancı benim açımdan, işte bu dostluklarım oldu. İyi ki yazmışız!

  8. bayıldım!! süper olmuş valla 🙂 🙂 aynı dönem gebesi olarak hepinizi takip ettiğimden, bu nedenle her birinizin öncesini de bildiğimden çok mutlu oldum bu dostluğa sahip olduğunuz için sizin adınıza ve de takdir ettim. Ne güzel. Annelerin hep dost olduğu, birlikte olarak, birbirinden güç alarak daha da güçlendikleri bir dünya diliyorum; çemkiren, kıskanan, etiketleyen ve ötekileştirenler yerine. hepinizi can-ı gönülden öperim.
    dubleanne