1 Yorum

Deniz’in İkinci Gebelik Günlüğü, 15. hafta

Sevgili Blogcu Anne Okurları,

Bu hafta sizlere yeni evimizden sesleniyorum. Geçen haftaki yazımda, hamileyken taşınmak zor demiştim ya, değiştiriyorum: hem hamile hem de küçük bir çocukla taşınmak çok daha zormuş! Çünkü bir kişinin sürekli, düzeni değiştiği için ayarları bozulan ufaklığı oyalaması ve diğer kişinin de geri kalan tüm işleri halletmesi oldukça yorucu geçti. Neyse ki, tamamen olmasa da, onlarca kutu açtıktan sonra kabaca yerleştik. Bütün bu koşturma, yorgunluk, ve düzenli beslenememe sırasında, sürekli olarak karnımdaki bebiş için üzülüp, acaba nasıl, yeterince büyüyor mu, iyi mi diye tasalandım. Annelik ne tuhaf bir duygu, daha doğurmadan vicdan azabı çekmeye başlıyor anne adayı, yaptığı her şeyin bebeği için doğru mu yanlış mı olduğunu sorgulayarak! Üstelik ikinci kez anne olacak olmak, ilkine göre çok daha rahat bir duygu olmasına rağmen!

İkinci hamilelikte, bir an önce oturup hamilelik ve bebek bakım kitaplarını hatmedeyim, bebeğim için ne doğru ne yanlış hemen öğreneyim gibi bir panik durumu olmuyor doğal olarak. İnsan kendine daha bir güveniyor, nasılsa hallederim diye düşünüyor. Ama, en önemlisi, ikinci çocuğunu bekleyen anne biliyor ki, her çocuk kendi kişiliğiyle doğuyor. Bu yüzden, ilk anneliğin acemiliğiyle yaptığı gibi, bu dakika uyutmam lazım, ikinci dakika beslemem lazım, şu saniye aktivite yapması gerek gibi bir strese girmeyi düşünmüyor.

Deniz15

Sinan’a hamileyken, ben de çok okuyup, araştırmak ve her şeyin en doğrusunu yapmak isteğiyle doluydum ve çok da hazırdım Sinan’ı “kitaplarda olması gerektiği gibi” uyutmaya, beslemeye ve büyütmeye. Gel gör ki, Sinan Bey doğar doğmaz hiçbir kalıba uymaz, koysan uyumaz, alsan uyanır, versen yemez, vermesen ağlar, mememden düşmez haliyle bana pabucumu öyle bir ters giydirdi ki, ilk başlarda çok bocaladım. İnsan, zamanla çocuğunun huyunu suyunu anlıyor elbet, ona göre ayarlıyor düzenini, ama ilk annelik ayları benim için de neredeyse kabus gibiydi! (Bkz. Annelik her zaman toz pembe değil).

Bu sebeple bu sefer iki tane önemli isteğim var karnımdaki bebişten…1) Kolay uyusun, 2) İyi yemek yesin. Zaten daha ne olsun, öyle değil mi? Abisi, malesef, hem çok yemek seçiyor, hem de uykuya dalması çok uzun sürüyor ve dolayısıyla beni oldukça yoruyor.

Abisi demişken, bizim evde ikinci bebisin adı, “baby kardeş!” Sinan’la kardeşi arasında şimdiden bir bağ kurabilmek ve onu kardeş kavramına alıştırabilmek için bulmuştum bu ismi. Henüz hamile bile değilken, Sinan’a yeni doğan bebekleri gösterip, “Bak ne tatlı bebek, ne güzel gülüyor, nasıl seni izliyor!” gibi yorumlarla onu bebeklere alıştırmaya çalıştım. Şimdi ne zaman küçük bir bebek görse, durup ilgileniyor, bir şeyler göstermeye çalışıyor. Yakın zamanda en iyi arkadaşlarından birinin kardeşi olması da oldukça yardımcı oldu bebeklerle iletişim kurmasına. Şimdi, evde sıkça konuşuyoruz “baby kardeş elma kadar oldu, baby kardeş seni duyuyor, baby kardeş gelince onu birlikte uyutucağız, besleyeceğiz, vs.” diyerek. Sanırım en çok da, baby kardeş hep seni izleyecek, ona arabaların, hayvanların isimlerini sen öğreteceksin demem heyecanlandırdı onu.

Burada ara sıra danıştığım bir pedagog, 40 haftanın uzun bir zaman olduğunu, hele ki daha karnım çok büyümeden, küçük bir çocuğun bu zaman kavramını anlayamayacağını, bir süre sonra sabırsızlanıp nerede bu kardeş diye soracağını, bu yüzden çok sık ve erken kardeşinden bahsetmemem gerektiğini öğütlemişti. Ben de elimden geldiğince, Sinan’ı sıkmadan kardeşinden bahsetmeye çalışıyorum. Kaçınılmaz olduğunu bildiğim (hele ki iki erkek çocuk arasında) kardeş kavgalarını kendimce önlemeye çalışıyorum şimdiden. En çok da, karnımı gelişigüzel gelen kucağa atlamalardan, tekmelerden, darbelerden korumak için yapıyorum bunu, ama bazen ters teptiği, bana kızdığı zamanlarda, gelip “baby kardeşe vurucam” dediği de oluyor! Kardeşini ne kadar heyecanla beklerse beklesin, biliyorum ki, o geldiği zaman her şey değişecek Sinan için, çünkü aynı anneyi paylaşmayı öğrenmek onun için oldukça zor olacak! Şimdilik durum fotoğraftaki gibi, sonrasını bekleyip göreceğiz.

Haftaya Ankara’dan görüşmek üzere!

Deniz

Yazar Hakkında

M. DENİZ TURAN – 36 yaşında, yüksek jeoloji mühendisi. 9 yıl önce doktora yapmak icin geldigi A.B.D’den, gün gelip ulkesine dönmeyi ve deniz kenarında yaşamayi hayal ediyor. 8 yıldır üniversite aşkıyla evli ve son 3 yıldır ara verdiği akademik dünyayı 3 yaşındaki oğlu Sinan’la fazlasıyla dolduruyor. Çalışmayan anne olmanin hem tadını çıkarıyor, hem de zorluklarını birebir yaşıyor. Simdi ise, 4 yıl önce sonlandırdığı gebelik günlüğüne, yakında doğacak olan ailenin 4. üyesini anlatmak için geri dönüyor. Okumayı, alışveriş yapmayi ve çocukları çok seviyor.

Deniz’in tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

Yorum yap

Girilmesi gerekli alanlar işaretlidir. *

Bir yorum

  1. Sinan nasil opmus baby kardesini :)) heyecanla takip ediyorum sizi canim Denomm. Ankara’da kucaklasacagiz az kaldii…