10 Yorum

Bu ülkede anne olmak çok zor

Aşağıdaki yazı, Hayal kod adlı Blogcu Anne okuru tarafından kaleme alındı.

***

Dünyanın en güzel ülkesinin en güzel şehrinde yaşıyorum belki de… İnsanın dil, din, ırk, fikir ayırt etmeden özgür olabildiği, çoğunlukla güneşin yaydığı iyi enerjinin hakim olduğu çok güzel bir şehirde… Bu dünyalar güzeli, özgürlüğüyle ünlü, hoşgörünün hüküm sürdüğü şehirde onlarca rol üstlenen insanlardan sadece birisiyim: “Kadın”ım her şeyden önce, sonra iş dünyasına tırnaklarıyla tutunmaya çalışan “çalışan”ım, erkek egemen dünyada “amazon”um biraz da, içimdeki güzellikleri öldürmemeye çabalayan bir “çocuk”um hala, sevgi dolu bir “eş”im, ailesine aşık bir “evlat”ım, kanı hala deli akan bir “genç kız”ım, kızına aşık “anne”yim… Ve daha onlarca rol var üzerimde. Bu kadar rahat bir şehirde bile özgür değil rollerim aslında. En çok da “anne” olan özgür değil sanırım.

Bizim insanımızın ruhunda, mayasında, kültürel öğretilerinde var paylaşımcılık, öğretme, akıl verme, yardım etme, bir olma…Oysa kimse farkında değil bu iyi niyetli davranışların aslında biraz da başka hayatlara müdahale olduğunun. Bütün rollerden sıyrılıp “anne” olanı serbest bırakıyorum , dilediğince konuşmaya ihtiyacı var onun bugün….

Canım kızıma normal doğumla kavuşmak istedim ama olamadı. Kordonu iki defa dolanmıştı boynuna, 2 hafta erken alınması gerekti. Ama ben hiç korkmadım, çünkü onun ne kadar güçlü bir çocuk olduğunun farkındaydım. Epidural sezaryen ile geldi dünyaya kuzum. Yatıştırıcı bile vermediler bana, hiç endişem olmadan girdim ve çıktım ameliyathaneden.. Kızımın sesini duyup da yüzünü gördüğümde dünyanın en güzel varlığını keşfettiğimi düşündüm. Bu kadar güzel bir bebek beklemiyordum doğrusu! Bu kadar büyük bir sevgiyi hayal bile edememişim onca zaman!… Sadece yaklaştırdılar kızımı bana, ve öptüm onu kokladım. Sonra alıp götürdüler. Oysa benim halim de kuvvetim de vardı onu kucaklamaya…

Yaklaşık 35 dakika sonra yanındaydım bebeğimin. O anda tuhaf bir sarhoşluk içindeydim sorgulayamadım. Ama daha sonra hep sorguladım bu süreci, hala da sorguluyorum.. Benim canımı, benden önce başka kollar sardı o gün. O yarım saat içinde anne kokusundan önce başka kokular duydu. Oysa doğanın düzeni değil bu, önce anneyle bir olmalıydı yavrum. Aynı günün gecesinde, hep ağladı kuzum ama bana vermediler ameliyatlıyım diye… Oysa bu da olmamalıydı, bebeğin yeri annesinin yanıdır. Dünyayla karşılaştığı, alışmaya çalıştığı o ilk anlarda önce anneyle “bir” olmalıdır bebek. Yalnızca anneye ihtiyaç duyar. Anne de ona.. Gözümü kırpmadım o gece, ara sıra zorla aldım sarıldım emzirdim.. Keşke daha fazlasını yapacak bilinçte olsaymışım. Ertesi sabah içimdeki savaşçı uyandı, sanki hiç ameliyat geçirmemişim gibi kalktım ve benim bebeğim deyip aldım onu. Eve çıktıktan sonra hiç bırakmadım. Üç gün üç gece hiç uyumadan nefesiyle bir oldum…

Sezaryen, epidural, normal… ne olursa olsun doğumun yöntemi, bir yol bulunmalı bebeği hemen anneye vermek için. Bir yol bulunalı o “bir”liği bozmamak için…

Yeni annelik döneminde yaşanan onca sıkıntıyı anlatmayacağım tek tek. Sadece beni en çok yaralayanlardan bahsedeceğim kısaca…

Bir kadın annelik donanımıyla doğar ve büyür bence. Ne yapması gerektiğini genlerinde yazılı kodlarla bilir, içgüdüleriyle bilir. Küçük yaşta annelik deneyimine mecbur kalmadıysa, çok toy değilse, isteyerek hamile kaldıysa, bebeğini ve anneliği kabullenebildiyse hele, pek de fazla akla ihtiyacı yoktur. Her şeyin farkındadır ve ne zaman kimden yardım isteyeceğini de çok iyi bilir. Peki nedendir bu sürekli akıl verme ihtiyacı? Nedendir yeni anne babanın hayatına bu kadar müdahale cürreti?

Hayalini kurduğumuz bebeğimiz evimize geldiğinden, ilişkimizin en mutlu günleri başlıyor dememizden beri özel hayatımıza, yaşantımıza giren elleri sayamaz oldum. Çoğu iyi niyetle yapılmış olsa da bu müdahaleler çok yordu, yıprattı ilişkimizi. Anne baba rollerimizi üstlenirken, sevgili rollerimizi bırakmak zorunda bırakıldık. Başkalaştık, uzaklaştık birbirimizden. Aile olmaya çok uygun görünen o sıcak deli dolu güzel yuvamızın yerine, huzursuz, bazen de mutsuz bir ev geldi. Çünkü biz, hayatımıza “bir arkadaşa bakıp çıkacağım” diyenlere dur demeyi bilemedik. Birbirimizin doğrularına saygı gösteremedik. Başkalarının bizden iyi bildiğine inandıkça ve birbirimizin destekçisi olmadıkça huzurumuzdan yedik.

Yeni doğmuş bir bebeğin neyle, nasıl besleneceğinin kararını verecek olan annesidir. Nerede, nasıl uyuyacağının, ne giyeceğinin, nasıl bakılacağının kararı tamamen anneye aittir. Bütün tavsiyelere açık olsa da, son karar annededir. Babanın kararı bile ikincildir. Çünkü doğa gereği, bu süreçte sorumluluk annededir. Hiç kimse, hatta baba bile anne arkasını döndüğünde onun istemediği bir içeceği veremez bebeğe… Vermemelidir… Anne aklını yitirmediyse, sağlıklı karar veremeyecek durumda değilse, baba bile saygı duymalıdır. Kim ki bu düzene müdahale eder ise hatalıdır, haddini, yerini bilmemiştir. Anne bebek ilişkisinde gücü kendinde görmeye kalkan üçüncü bir şahıs, kendini dünyanın hakimi zannetmiş ve Tanrıcılık oynamıştır. Kendi dünyasının sınırlarından taşmış, bir başkasının dünyasına haksız müdahaleye geçmiş demektir. Bir nevi haneye tecavüzdür bu…

Emzirmek-emmek anne ve bebeğin özel hayatıdır. Anneye kaçta, nerde, nasıl ve ne kadar emzireceğini söylemek, bir çifte ne zaman nerede sevişeceklerini söylemek gibidir. Emzirme esnasında ayrı bir odaya çekildiler ise sorgusuzca o odaya girmek, karı kocanın odasına destursuz girmek gibidir. İlk sıkıntılarla yaşanan alışma döneminde bebeğin kulağına “annen veremiyorsa, bende meme var” demek ise çok büyük bir suçtur. Anneliğe soyunmaktır ve anne-bebek ilişkisine zedelemek için kasıtlı yapılmış bir eylemdir. Aklı başında, normal bir insanın zorlamayacağı sınırları zorlamaktır. Bunu yapan kişinin karşısında durup hesabını soramayan ise ömür boyu aciz ve güçsüz kalacak ve hayatının, dahası çocuğunun hayatının yönetimini bir başkasının ellerine teslim etmiş demektir.

Bir başka konu da kırsal kesim alışkanlıklarıyla geldiğine inandığım, bir zorunluluk hali mevcut değilken bebeğe annesi dışında birinin meme sunması… Okumuş, eğitilmiş insanlarda bu tür bir davranışı gözlemlemek tahammül sınırlarımı zorluyor. Saygı yitiminin bu denlisi, hayatı ve ilişkileri yeni baştan sorgulatıyor bana… Bir kadın, çocuğu meme diye ağlarken ona bunun yerini ve zamanını öğretmeye çalışıyor ise, yanındakilere sadece susmak düşer. Bu o ikilinin özel hayatı ne de olsa… Kim ki kendi memesini çıkartıp al bak meme diyor ise, o kişinin iyi niyeti sorgulanmalıdır. Sunduğu hiçbir özür ya da bahane kabul edilebilir değildir. Özel hayata karışmaktır, annenin sınır ve kararlarını hiçe saymadır. Açık tehdittir. Kim ki bunu normal karşılıyor ise; kişiliğine, özel hayata, insan haklarına ve kafasındaki aile kavramına bakışını yeniden düzenlemelidir. Birey olmanın getirdiği sorumlulukları bilmeyen, kişisel kararlara saygı duymayan, kendi ayakları üzerinde durmayı beceremeyen, özel hayatı ve mahremi ayırt edemeyen bir nesil yetiştirmenin temelleri bunlar bence… Anne-meme-çocuk ilişkisine bile başka eller, memeler müdahale edebiliyorsa ohooo o çocuğun kafasındaki karışıklıkları siz düşünün artık.

Zamanı geldiğini düşündüklerinde bu kez başka sesler başlar etrafta: “hala mı emziriyorsun, gelinlik kız / sünnetlik oğlan oldu hala mı emecek, bıraktır artık bu ne böyle..” Pardon ama “size ne??” Niyedir bu başkalarının hayatına bu kadar çok el sokma ihtiyacı? Nedir anne çocuk ilişkisine karışma hakkını bu kadar kendinizde bulduran? Bu kadar özgüven nereden geliyor? Minicik çocuğun aklına ekmek kırıntısı gibi ufak ufak niye sokarsınız fikirlerinizi? Siz annesiyle konuşurken o sizin dediklerinizi duyamıyor ya da anlayamıyor mu? Kişiliğin şekillendiği bu dönemlerde bu kadar karışma nedendir?

Şimdi biraz da geri gitmek istiyorum… Zamanı biraz geri alıp hamileliğe ve doğuma dönmek istiyorum. Bu nasıl bir düzendir ki günde beş öğün kamu spotlarıyla “ilk 6 ay anne sütü”nün önemi anlatılırken, “sadece anne sütü ile besleyin” denirken kadına sadece 4 ay izin verilir? Sağlıklı giden bir hamilelik ise ve doktor uygun görürse en iyi ihtimalle 37. haftaya dek çalışabilir kadın. Normal bir hamileliğin ortalama 40 hafta olduğunu varsayarsak 3 hafta doğum öncesi ve 13 hafta doğum sonrası kullanılabilir bu izin. Yani bebek 3 ayını henüz doldurmuşken işe dönmelidir anne.

E peki hani ilk 6 ay sadece anne sütüydü? Kalan 3 ayda ne yapacak bu insanlar? Bildiğim kadarıyla iş yerinde süt sağmakla ilgili bir kanun yok. Yani orada tamamen işverenin insafına kalmışsın. Günlük verilen birkaç saatlik süt izni ne işe yarar biri bana anlatsa diyorum. Bebek bütün gün aç durup anne işten erken gelince mi karşılayacak bütün ihtiyacını? Şimdi kesin birileri çıkıp “e 6 ay ücretsiz izin alabilirsin” diyecek.. Al da göreyim. Bu ülkede hangi işyeri aba altından sopa göstermiyor ki anneye, anne olmak isteyene? Al da göreyim! “ücretsiz” izinle kira mı, mutfak mı, bez mi?…..Hangisini ödeyecek ve düzgün bir yaşam süreceksin?

Öyle bir düzende yaşıyoruz ki hamile kalan kadının arkasından bir mırıltı başlıyor hemen. “Aa çok sevindim inan” diyen bütün o üst kademe yüzlerin ardında “İşin yoksa bir de bununla uğraş, kim bakacak yerine şimdi, doktor moktor izin de alır şimdi bu, çıkarsak mı ki işten..” vesaire vesaire.. Hemen yerine biri bulunur hamile kadının, geçici bir dönem yardım etsin işi yürütsün diye.. O kadar güzel ambalajlanır ki dışarıdan hiç anlaşılmaz bile. Sonra hoop kusura bakma o senden iyi çıktı. Hadi oradan!

Bu ülkede anne olmak çok zor… Arkanda devletin durmaz, patronun durmaz, dahası kocan bile durmaz çoğu kez…

Kadın-erkek eşitliğinden bahsediyoruz biz bu ülkede değil mi? Üzerinde çalışılacak daha çok konu var… Emek verilmesi, savunulması gereken daha çok nokta var.

Biz o iyi niyetli yüreklerimizle, o kadar çok el atıyoruz ki hayatlara; bebeğine kavuşmanın heyecanını bile yaşatmıyoruz kadınlarımıza. Üç çocuğu yap diyoruz da ne rahat veriyoruz ne de huzur!

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

10 yorum

  1. Çok güzel anlatmışsınız, hislerime tercüman oldunuz. Çok klişe ama gerçekten hissettiğim bu.

    Keşke bunları sadece hissedenler olarak biz değilde bize hissettirenler de okusa. Aaa doğru ya onlar okuyabilseydi biz bunları hissetmezdik sanırım 🙁

  2. merhaba;

    Anne sütü konusunda matematik işe yaramıyor ne yazık ki. Resmi izin 4 ay; eksi ilk 6 ay anne sütü ,kaldı sana eksi 2 ay;varsa durumun , 2 ay ücretsiz al ama tabi sadece durum da değil her işyeri de ücretsizi gönül rahatlığı ile vermiyor .Yasada var ama firma isteksizse ;sende firmandan memnunsan ne yazık ki erken dönmek zorunda kalıyorsun.Dünya Sağlık örgütü ilk 6 ay anne sütü diyor;Türkiye emzirme politikalaısnı destekliyor ama gel gör ki uygulaması yok.O halde hadi bakalım gelsin raporlar arası ,iş stesi içinde tuvalet köşelerinde ,hijyeni tartışılacak ortamlarda süt sağma operasyonları.

    Anne olmak gerçekten zor bu ülkede….

    sevgiler

  3. ha ri ka! tek kelimeyle noktasına virgülüne kadar muhteşem bir yazı olmuş buradaki bazı cümleler çocuk olmadan önce kurallar tablosu oluşturulup evin bir köşesine asılmalı sonra ne kadar burnunu sokacak insan varsa hepsine hatim ettirilmeli! yazıyı okurken olacaklar gözümün önünden film şeridi gibi geçti ııh ıh çocuk için daha var dedim yine 🙁

  4. Helal olsun diyorum da başka da diyecek birşey bulamıyorum. Öyle ki doğum yaptığım zmaan ki hislerimin tercümanı tam da bu yazı… Adı DEVLET… Varsa yoksa yol yapıp dursunlar ÇALIŞAN ANNE HAKLARINI düzenlemek iyileştirmek çok daha önemsiz ya çünkü…. Yollar , köprüler çok mühim……

  5. “Hayalini kurduğumuz bebeğimiz evimize geldiğinden, ilişkimizin en mutlu günleri başlıyor dememizden beri özel hayatımıza, yaşantımıza giren elleri sayamaz oldum. Çoğu iyi niyetle yapılmış olsa da bu müdahaleler çok yordu, yıprattı ilişkimizi. Anne baba rollerimizi üstlenirken, sevgili rollerimizi bırakmak zorunda bırakıldık. Başkalaştık, uzaklaştık birbirimizden. Aile olmaya çok uygun görünen o sıcak deli dolu güzel yuvamızın yerine, huzursuz, bazen de mutsuz bir ev geldi. Çünkü biz, hayatımıza “bir arkadaşa bakıp çıkacağım” diyenlere dur demeyi bilemedik. Birbirimizin doğrularına saygı gösteremedik. Başkalarının bizden iyi bildiğine inandıkça ve birbirimizin destekçisi olmadıkça huzurumuzdan yedik.”

    yaşadığım tam da bu, bu aralar!

  6. Serpil Söylemez

    Size gönülden katılıyorum, inanın tek tek yaşadıklarımı ve muhtemelen yaşayabileceklerimi kaleme almışsınız. Şuan çalışan, doğum izni kullanan bir anneyim. 37haftada izne ayrıldım, 40+4de doğum yaptım ve 8gün sonra iznim bitiyor malesef bebeğim henüz 3aylıkken işe başlamak zorunda kalıyorum. Devlet 3çocuk diyip 100lira süt parasıyla 4ay izni ile bu ülkede annelere verdiği değeri sergilemekte. Özel sektör çalışanı bayanlar ise hem bunları düşünerek, hem aile içi yaşanan problemleri düşünerek bebeğine yetmeye çalışmakta. Umarım sesinizi duyurmak istediğiniz tüm rol alan insanlar, kurum ve kuruluşlar bu yazınızla bi yerlerde mutlaka karşılaşırlar. Biz fedakar kadınlar, anneler bi şekilde yaşamaya devam ediyoruz. Umuyorum ki bigün herşey daha güzel olur, çocuklarımız daha güzel bi gelecekte bu sıkıntıları yaşamadan büyütürler yavrularını.
    Saygılar.

  7. Bravo…
    Tek kelimeyle harika bir yazı…

  8. Ben 3,5 aylık hamileyken hamile olduğumu çalıştığım şikete beyan ettiğimde benim çıkmamak için gösterdiğim tüm çabaya rağmen yönetim beni işten çıkarmak için elinden geleni yaptı. Söz konusu şirket ülkemizde çok özel bir alanda çalışan bir işletmeydi. Ve bilin bakalım kim kazandı ben tam 1 hafta sonra işten atıldım.

    Ve ben avukatım!

    Bu olay 1 yıl önce gerçekleşti ancak ben hala o kadar çok utanıyorum ki.

  9. Muhtesem bir yazi. Bravo.

  10. Çok guzel yazmışsınız. Ben de hamile oldugu öğrenildiğinde işten çıkarılanlardanım 🙁