4 Yorum

Türkan’ın İkinci Gebelik Günlüğü, 27. hafta

Merhaba sevgili Blogcu Anne okurları,

Hem hareketlerinden hem de kıyafetlerimden anladığım kadarıyla bebişim hızla büyüyor… Gebe pantolonlarımın neyse ki alt kısımlarında bir daralma yok ama karın kısımlarını hafiften doldurduklarım var. Yapısal da olabilir, sipsivri öne öne giden bir göbeğim var, yanlara hiç yayılma yok. Öyle ki gölgede önden aynaya bakınca hamile değilim sanki, ama yandan pozlar sizlerin de gördüğünüz üzere ayını haftasını maşallah hiç inkar etmiyor.

Hafiften hareket kısıtlamaları başladı, nefes darlığım mide yanmalarım şimdilik yok. Yürüyüş ve yoga yaptığım sürece bel ağrılarım da yok çok şükür.

Bebişim hakkaten çok hareketli, ilk gebeliğimi unuttum mu acaba, ya da belki duruşundan bilemiyorum, ayakta, yürürken, uzanırken her durumda hareketlerini hissediyorum. Çok hoşuma gidiyor tabii. Geçen gün bayağı hareketlendi, sonra bir süre sağ tarafta bir sertlik hissettim, baktım oturamayacağım uzandım. Ama sonra hıçkırıkları bayağı aşağılarda hissetmeye, tekmeleri de daha yukarda hissetmeye başlayınca acaba döndü mü ki dedim. Kontrolde göreceğiz artık.

Turkan27

İş dışında günler çok sıkıcı geçiyor. Evde oğlumla oynayarak ve o uyuduktan sonra film seyrederek geçiriyoruz zamanı. İyi ki çalışıyorum. İşe gelmek, az da olsa sosyalleşmek, okumak, çalışmak bana iyi geliyor. S. Arabistan’da haftasonu Cuma ve Cumartesi olduğu ve Türkiye’de Cuma günü mesai olduğu için biz her Cuma nöbetleşe işe geliyoruz. Ben güya memur olup haftasonumu sonuna kadar kullanacaktım ama en son durağımın bu kurum olacağını bilmiyordum tabi. Tatil günü işe gelmek hiç keyifli olmuyor, ama işe yoksa bile gidilesi yapılası bir aktivite de yok ki şu çölde…

Bebek için yıllık iznimi doğumdan sonraya bırakınca bu yaz burada kalakaldık. Zaten Ağustostan sonra gebelik haftamdan dolayı uçağa da binemeyeceğim. Hal böyle olunca bazen buraya hapsolmuş hissine kapılıyorum. İyi ki kardeşimin düğünü olmuş, iyi ki kış da olsa, birkaç gün de olsa Türkiye’ye gitmişiz, yoksa katlanılmaz olurdu sanırım.

Türkiye’yi çok özlüyorum. Uçaktan iner inmez ilk farkettiğim masmavi gökyüzü ve serin ferah hava oluyor. Burada gökyüzü mavi değil, bildiğiniz açık kahverengi, arada bir tül perde varmış da o kalkmış gibi netleşiyor görüntü… Ülkemde her yer temiz, herkes medeni, her şey çok daha güzel ve “neşeli” geliyor gözüme. Daha güzeli, daha medenisi yok mu, var elbette, ama insanın memleketi gibisi de yok… Doğduğum şehre ve aileme ayrı, Türkiye’ye ayrı bir özlem duyuyorum… Her şeyiyle çok seviyorum ben ülkemi, iyisi kötüsüyle…

Çoğu artık başka başka ülkelerde olan dostlarımın yokluğunaysa değil 2 sene, 20 sene geçse de alışabilir miyim bilmiyorum, neyse ki teknoloji sayesinde uzak da olsak iletişim halindeyiz. Hayatımız geçici hale gelince insanlarla ilişkilerimiz de bundan nasibini alıyor tabii. Dostluk kurmak zaman, emek, güven istiyor. İçimi rahatlıkla dökemediğim, zayıf yanlarımı gösteremediğim insanlarla yüzeysel günlük muhabbetler de zevk vermiyor. Ben ki haftada en az iki üç kere misafir ağırlardım, misafir olmayı da severdim misafir gelmesini de. Şimdi davetlerim de, davete gidişlerim de çoğunlukla mecburi oluyor. Evcimen ve sanırım daha içine dönük bir insan haline geliyorum gittikçe…

Eşimle dertleşince aynı hisleri paylaştığımızı görüyorum. Oğlum Mete ise serüvene 2 yaşında başladığından uzun süreli dostluklar için çok çaba göstermesi gerekecek, bu yüzden onun hayatı bize göre daha zor, ya da belki daha kolay çünkü başka türlüsünü bilmeyecek, bilemiyorum zamanla göreceğiz, çabuk adapte olabilen bir insan olması için dua ediyorum. Kardeşinin erkek oluşuna oğlum için ayrıca seviniyorum. En azından yanında sırtını her daim yaslayabileceği, derdini paylaşabileceği kafadengi bir dostu olacak…

Malumunuz bu hafta sevgili Elif’ten harika bir haber aldık. Blogunu ilk oğluma gebeliğimde keşfetmiştim, ana sayfadaki uzun dalgalı güzel saçlarıyla gözlerinin içi gülen bir fotoğrafını anımsıyorum, yazılarının çoğunu bir çırpıda okumuştum, hala çok severek takip ediyorum. Derin oğlan henüz 1 yaşına yeni girmişti, o zamanlar yıllar sonra onun blogunda onunla birlikte gebelik günlüğü tutacağım aklımın ucundan geçmezdi. Sürpriz yumurtayı öğrenince ilk aklımdan geçen şey “acaba üçüncüyü ben de mi düşünsem” oldu… “Yahu bir dur, daha ikinciyi doğurmadın” dedim kendime, sonra da Öznur’un yazısını okuyunca demek ki böyle hisseden tek ben değilmişim dedim. Annelik damarımıza girmiş bi kere, gebeyken gebeliği bile aşertir…

Diğer günlük arkadaşlarım ve tüm gebelerin bebişlerine sağlıkla kavuşmalarını diliyorum bir kez daha…

Türkan

Yazar Hakkında

TÜRKAN C. DAĞDEVİREN – 32 yaşında, diplomat. 3,5 yaşındaki oğlu ve sevgili hayat arkadaşıyla geçici olarak Suudi Arabistan’da yaşarken 2 sene sonrasında nerede olacaklarını ve hayatının kalanında hangi ülkelerde yaşayacağını bilmemenin keyfini çıkarıyor. Her şeyden önce sağlıkla kavuşmak, sonrasında SSVD arzusuyla ikinci bebeğini bekliyor. Kitap okumayı ve kanaviçe işlemeyi seviyor.

Türkan’ın tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz. 

4 yorum

  1. Merhaba Türkan,

    Baya büyümüş oğlun, haraketli olması da ne güzel, sana her an tepki veriyor. Ben o günleri heyecanla bekliyorum!

    Elif’i duyduktan sonra ben bile düşündüm, daha birinciyi bile doğurmamışken, senin düşünmen gayet normal 🙂

  2. nermin tunci malas

    Merhaba Turkan hanim
    Ben de saudi arabistanda Riyadh’ta yasiyorum,iki yildir. Sizi okadar iyi anliyorum ki,herseyi ile dunyalara degismem ulkemi.
    Sevgili oglun icin herseyin en iyi olsun insallah,kolay hayirli bir dogum diliyorum sana. Benim ilk gebeligim ve dogumum Riyadh ta gerceklesti. Hem de ne buyuk bir supriz ki ikiz annesi oldum. Simdilerde canim ulkemde ailem ile birlikteyim.
    Sevgili ogullarinla huzurlu bir hayat diliyorum.

    • Merhaba Nermin hanım güzel dilekleriniz için teşekkürler, kadınlar için çok daha zor bir yaşam buradaki, hepimize kolaylıklar diliyorum. Türkiye’nin tadını çıkarın:) sevgiler…