55 Yorum

Cincüce ile Orman’ın SSVD hikayesi

Aşağıda benim çok ama çok heyecanla beklediğim bir hikaye var… 

Normal şartlarda doktor isimlerine yer vermekten imtina ediyorum, ama bu hikayenin kahramanlarının çoğunu bizzat tanıdığımdan -ve Banu’nun anlatımıyla hikayeyi neredeyse yaşamış kadar olduğumdan- gönül rahatlığıyla paylaşıyorum. Hem belki İzmir’de olup SSVD arayışında olanlara da yol gösterici olur. 

***

Cincuce2

Cincüce Banu ve Orman’ın SSVD (Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum) Hikayesi
5 Haziran 2015, İzmir

Merhaba sevgili Blogcu Anne okurları,

Size en son buradan seslenmemim üzerinden iki yıldan uzun süre geçti. Elif beni önce 38 hafta süren gebelik günlüğümle, ardından sezaryenle noktalanan doğum hikâyemle konuk etti beni burada. Aradan uzun zaman geçti. Köprünün altından çok sular aktı. Tayga büyüdü ve o bir yaşını devirdikten hemen sonra memleketimiz Kadıköy’ü tek edip İzmir-Urla’ya göç ettik. Kısa süre sonra da ikinci bebeğime hamile olduğumu öğrendim.

İlk gebeliğim şahane geçmişti. Kıpır kıpır ve enerjiktim. Son haftalara kadar seramik atölyesine gitmeye devam etmiş, merdivenleri sekerek inmiş, bol bol hareket etmiştim. İlk gebeliğin sonlarına doğru suda azalma olduğu söylenmişti. Sonra bunu biraz telafi etsem de takip eden haftada bize suyun limitin altına indiği söylenmiş ve ertesi güne apar topar sezaryen ayarlanmıştı. Hep normal doğuma yapacağımı düşünürken böyle bir anda yoldan sapmak benim için sindirmesi zor bir mesele olmuştu; ama bebeğin hayatını riske atma endişesiyle kabul etmiştik, fazla sorgulamaya korkmuştuk açıkçası.

Tayga sağlıkla dünyaya geldi. Ben süreci elimden geldiğince olumlu atlatmaya çalıştım. Şimdi dönüp bakıyorum da aslında o kadar da olumlu bir kabul ediş olmamış; sadece sezaryenin bende bıraktığı izlerin üzerini örtmüşüm. Tayga’nın üzerinde bıraktığı izleri ise yeni yeni fark etmeye başladım. (Bunun yarattığı vicdan muhasebesi apayrı bir konu…)

İlk gebelikte ufak tefek şikâyetlerim olmuştu ama ikinci gebelikten sonra anladım ki onlar hiçbir şeymiş. Belki evde ufak bir çocuk olduğu için yeterince dinlenemediğimden, belki göbeğimde beliren fıtıktan, belki de iki gebelik arasında bedenen yeterince hazırlanamamaktan kaynaklanıyordu, bilemiyorum, çok zorlandım. Gebeliğin getirebileceği olumsuz ne varsa yaşadım. En kötüsü ise üstümden atamadığım depresyon haliydi. Ben hayatımda bu kadar çok ağladığımı ve geltgitler yaşadığımı hatırlamıyorum.

Gebelik takip sürecine gelince… Yeni bir kente taşındığımız için ne doktor biliyorduk, ne hastane. Hamile olduğumu öğrenince bir arkadaşıma danıştım ve o da kızını dünyaya getiren doktoru önerdi. Dediğine göre çok güzel bir normal doğum yapmıştı ve doğum boyunca doktoru ona çok güzel moral vermişti. Tamam dedik, daha ne olsun ve gittik o doktora. Kötü bir izlenim de almadım. İlk doğumum sezaryen olmasına rağmen normal doğum yapmak istediğimi söyleyince “Bir problem çıkmazsa neden olmasın?” dedi. Biz kendimizi hep buna hazırladık ve Tayga’yla pek koşturmalı olan yaşamımızda ekstra bir arayışa girme ihtiyacı duymadık. Zaman zaman konusu geçtikçe normal doğum vurgusu yaptım. Biz kendimizi buna öyle kaptırmışız ki doktorun başka sinyaller gönderdiğini görmedik, göremedik. Ne ben, ne Yıldıray. Adeta duymak istediğimizi duymuşuz ve her şeyin normal seyrinde ilerleyeceğine safça inanmışız. Ta ki 35. haftaya kadar.

O hafta rutin kontrol için gitmiştik. Muayenenin ardından konuşurken doktor “Zaten sezaryen olacağın için…” diye başladı lafa. Gerisinde ne dediğini anımsamıyorum. “Niye sezaryen oluyorum?” diye araya girdim. Sonra konuşma yaklaşık olarak şöyle ilerledi:

Doktor: İlki de sezaryen değil miydi senin?

Ben: Evet.

Doktor: ÖLÜRSÜN! (Evet aynen bu şekilde, dan diye öleceğimi ilan etti.

Ben (Sakin kalmaya çalışarak): Niye ölürmüşüm?

Doktor: Rüptür olur, rahmin yırtılır. Ölürsün. Sen ölmezsen bebek ölür.

(O arada bizim sinirler hafif hafif seyirmeye başlamıştı.)

Ben: SSVD yapıyor insanlar ama…

Doktor: Nerede yapılıyor? Kim yapıyor? Ben kimseyi duymadım. Sen biliyor musun hiç olan?

Ben: Evet, bir sürü hikâye yazılıp çiziliyor. Yurtdışında… (O noktada tartışmanın anlamsız olduğunu anlayıp susuyorum.)

Doktor hâlâ ölebileceğimi söyleyip duruyor. İlk doğumum ne zamandı diye soruyor. İki yıl önce olduğunu söyleyince “Olmaz, arası en az beş yıl olmalı,” diyor. “Hayır, aslında iki yıl yeterli…” diye başlayıp yine vazgeçiyorum ama saçma diyalogumuz devam ediyor.

Doktor: 15 Mayıs’ta alalım bebeği. (Bu arada 40. hafta 27 Mayıs-4 Haziran arası!)

Ben: İyi, madem ille de sezaryen olması şart, o halde bebek kendi istediği vakit gelsin. Doğum başlasın, ben o zaman geleyim hastaneye. Hiç değilse…

Doktor: Olmaz! Ölürsün! Bebeğin hayatının sorumluluğunu alır mısın?

Artık Yıldıray da dayanamayıp doktora parlıyor: “Sizin bu yaptığınız resmen korkutma politikası.”

Doktor başka bir şeyler diyor ama biz artık Yıldıray’la anlaşmış gibi duymuyor ve kafa sallıyoruz. O bir sonraki NST için gün veriyor. Not eder gibi yapıyoruz ve oradan ayrılıyoruz.

Ayrılış o ayrılış. Hastanenin önündeki caddede ağlaya ağlaya iki tur atıp dolanıp, sonra bir çay bahçesine oturduğumuzda kafam çok karışıktı. SSVD’den ölünmediğini biliyordum. Ama biri size dan diye ölürsün buyurduğunda ister istemez sinirleriniz bozuluyor. Önümde çok az vakit vardı ve benim SSVD yapmamı sağlayacak bir doktor bulmam gerekiyordu. Nasıl? İşte o zaman birkaç ay önce İstanbul’da Elif’le karşılaşıp ayaküstü yaptığımız sohbet geldi aklım. Kız kardeşi Ece’nin doğumuna giren doktoru ve ne muhteşem bir doğum deneyimi yaşadıklarını anlatmıştı Elif. Hatırladığım kadarıyla, sözünü ettiği doktor bize çok uzak bir yerdeydi ama doğal doğumu destekleyen biri olduğunu hatırlıyordum. Bir denemeye değerdi. Hemen orada Elif’e yazıp danıştım. Yanıt çok hızlı geldi. Az sonra ertesi gün için Dr. Ahmet Akkoca’dan randevumuzu almıştık. (Elif ve Ece’ye bu yüzden minnettarım.)

Ertesi gün yeni maceramızın başlangıcını yaptık. Ahmet Bey bize bir saatten uzun süre ayırdı. Bizi dinledi, uzun uzun anlattı ve sonuç: SSVD yapabilirdim. Lakin bu uzun görüşmenin sonunda öğrendik ki Ahmet Bey bizi kabul edemiyordu çünkü öncelikle doğum eğitimi almamız gerekiyordu. Eğitim tarihinde benim gebeliğim iyice ilerlemiş olacaktı; zaten kayıt listesi dolmuştu. Ben bir kere daha ortada kalmış hissederken doktor bey yeni bir öneri getirdi. Onunla olmazdı belki ama bize üç isim verecekti ve bu isimlerden özellikle ilki SSVD yaptırıyordu ve Ahmet Bey onun bizi geri çevireceğini düşünmüyordu. (Bu noktada Ahmet Bey’e de minnettarlığımı belirtmeliyim.)

Üçüncü gün, üçüncü doktor. Hemen ertesi gün Dr. Volkan Serhat Dede’den randevu aldık. Volkan Bey de tıpkı Ahmet Bey gibi bizi uzun uzun dinledi. Ta ilk gebelikteki belgelerimden başlayarak elimde ne var ne yoksa inceledi. Uzun uzun muayenesini yaptı ve sonuçta karara vardık: SSVD istiyor muyduk? Buna gerçekten hazır mıydık? O tamam diyordu. Biz de diyor muyduk? Evet, hazırdık ve doğuma beş hafta kala radikal bir U dönüşle bambaşka bir yola girmiş olduk.

Gebeliğin son haftaları üstümden o depresif ölü toprağını attım. Önce Volkan Bey’in önerisiyle doğum eğitimine kayıt yaptırdık. Bu sayede sevgili ebemiz Gözde Çavuş’la tanışma şansımız oldu. (Elif’in, Gözde’nin de doğuma gireceğini öğrendiğinde bize “Emin ellerdesiniz,” demesinin nedenini Gözde ile tanıştıktan sonra anladık.) Eğitimde Psikolog Ayşegül Somçelik-Köksal’la da bir araya geldik. Gözde ve Ayşegül, Yıldıray’la bana tüm gün boyunca doğum fizyolojisinden doğum anına, meditasyon tekniklerinden nefes egzersizlerine kadar birçok konuda eğitim verdiler. Geriye doğumu beklemek ve bu süreçte egzersizlere çalışmak kaldı.

Haftalar hızla geçti. Muayene aralıkları sıklaştı. Doktorum için önemli iki şey vardı: Bebeğin suyu ve nabzı. (İlk doğumdaki su azalması meselesinin de bir kandırmaca olabileceğini geç de olsa anladık. Tayga’nın anne karnındaki yaşamından birkaç hafta çaldığımız fikrine ise hâlâ alışabilmiş değiliz.) 40 haftanın tamamlandığı gün kasılmalar sıfıra yakındı. Bundan sonra beni iki günde bir görmek istediğini söyleyen doktorum muayene sırasında “Banu Hanım, ne zaman doğuracaksınız?” dedi şaka yollu. “Bir ara doğururum, nasılsa daha iki hafta var, eninde sonunda doğacak değil mi?” dedim. Randevu günlerimizi belirleyip ayrıldık.

Bir muayene klasiği olarak, doktorun yanında çıtını çıkarmayan bebek, daha kapıdan çıkar çıkmaz başladı dansa. “NST’yi akşamları gelip evde taksalar ya,” diye her zamanki esprimizi yaptık Yıldıray’la ve eve döndük. Akşam normal geçti. Bir gün önce kuzenim “Belki denk getiririm de doğum zamanı orada olur, yardımcı olurum,” diyerek üç günlüğüne gelmişti ve seçimden önce İstanbul’a geri dönecekti. Bu kısa zamanda doğurur muyum, doğurmaz mıyım diye konuştuk. İzmir’den dönüşte aldığımızı taze ay çekirdeklerini (ki artık “İzmirli” olduğumuzu için biz de çiğdem diyoruz) yiyip çene çaldık. Annem de tıpkı doktor bey gibi “Ne zaman doğuracaksın?” dedi. “Dur daha yarın denize gidicez,” dedim. “Denize bir kere daha gireyim, sonra doğururum.” Bir ara tuvalete gittim, yoğun bir akıntı geldi. Nişan denilen şey miydi bu? Emin olamadım çünkü pek de anlatılanlara benzemiyordu. Ebemiz Gözde’ye mesaj atıp sordum. “Normaldir, takip et,” dedi. Yıldıray’a bir şey demedim; çünkü başka herhangi bir belirti yoktu.

Akşamın geri kalanı sakin geçti. Diğer akşamlardaki kasılmalardan eser yoktu. Kuzenimle anneme iyi geceler dileyip, bilgisayarımızı da yanımıza alıp odamıza çekildik. Bir bölüm Vikingler izledik; baktık uykumuz yok, bir bölüm daha izledik. Saat 1.00 olduğunda, sabah erkenden hortlayacak Tayga faktörünü düşünerek biraz dinlenelim bari deyip yattık. Hemen uyumuşum.

Bir gümlemeyle uyandım! Evet, şiddetli bir patlama sesiydi sanki. Rüya mıydı? Uyku sersemi ne olduğunu anlamadan ayağa kalktım tuvalete gitmek için. Daha yatağın ayakucuna varmıştım ki bacaklarımdan sıcak bir şeyler aktı. Tanıdık bir koku aldım. Tayga doğduğunda kokusu böyleydi işte. Bir anda uyandım! Su kesesi patlamıştı! Yıldıray’a seslendim mi, o benim hareketlerime mi uyandı, hatırlamıyorum. “Yıldıray bir şeyler akıyor.” Işığı yaktı. Aptal aptal birbirimize baktık. Sonra hep fantezi yapıp olur olmadık yerde söylemeyi hayal ettiğim cümleyi kurdum: “Suyum geldi Yıldıray!” Sonra gülmeye başladık. Saat 2:30’du; hemen Gözde’ye mesaj attım. Ben suyum geldi, suyum geldi diye diye, güle oynaya tuvalete gittim. Bir yandan da tetikteyim. Hani bel ağrısı? Hani regl olacakmış gibi hissi? Hani kasılmalar, hani dalgalar? Tık yok. Dönüp önce Gözde’yi, ardından Volkan Bey’i aradık. Çünkü hem SSVD olacağım için, hem de evimiz hastaneye uzak olduğu için iki durumdan birinde mutlaka hastaneye gitmem gerektiğini söylemişlerdi: ya su kesesi patlarsa, ya da düzenli dalgalar başlarsa. Volkan Bey su miktarının aşağı yukarı ne kadar olduğunu sordu. Hiç dalga olmadığını söylediğimde, normalde kese patladığında 12-24 saate kadar beklediklerini söyledi. “Siz her ihtimale karşı yavaş yavaş hastaneye doğru yola çıkın, oradaki nöbetçi ebe bir baksın, duruma göre bana haber verecek ve geleceğim. Gözde’yi şimdiden çağırmamıza gerek yok sanırım,” dedi. Peki dedik. Bu arada ben birkaç defa daha tuvalete gittim. Vücudum kendi kendine doğal lavman yapıyordu. Evden çıkmamız biraz zaman aldı bu yüzden. Hem benim tuvalet molalarım, hem de giderayak kapının üstünde gözümüze kestirdiğimiz avuç kadar örümceği avlama faaliyetimiz yüzünden. Kasılma mı? Hâlâ yok; tuhaf bir hareketlilik vardı ama ritmik değildi.

Yaklaşık 1,5 saat rötarla yola çıktık ve 45 kilometrecik (!) yolumuza koyulduk. Yolda dalgalar hayli düzenli gelmeye başlamıştı ama dayanılmayacak gibi değildi. Eğitimde öğrendiğim nefes çok yardımcı oluyordu rahatlamama. Bir yandan da telefondaki kronometreyle süre tutuyordum. (Sonradan bir de baktım iki dakikada bir gelmiş dalgalar. Hani hiçbir şey yoktu? Nasıl sıfır kasılmadan iki dakikada bire geçiş yapmışım?!)

Hastanenin olduğu bölgeyi çok iyi bilmediğimiz için azıcık kaybolduk. Birkaç kere sokaktaki tek tük insana yol tarifi sorduk. Hastaneye vardığımızda kapıdaki görevli bizi bekliyordu. Volkan Bey haber vermiş ve bizi hemen doğum katına aldılar. İşte şimdi gerçekten heybetli dalgalar gelmeye başlamıştı. Nöbetçi ebe Safiye Hanım muayene için beni doğumhaneye aldı. Ben apar topar bir kere daha tuvalete gittim. İçim iyice boşalmıştı ama sürekli bir ıkınma hissi yaşıyordum. Muayenenin çok acılı olduğunu itiraf etmeliyim. Karşımda tanımadığım biri olduğu ve ne Yıldıray’ın, ne de Gözde’nin yanımda olmaması yüzünden. Ebe açılmamın önce 5 cm olduğunu söyledi, sonra biraz daha muayene ve hayır, 2 cm’miş dedi. 5 santimetreyi duyan ben, açılmanın daha az olduğunu öğrenince biraz panikledim. Sonraki 8 santim bu güçlü kasılmalarla nasıl geçecekti?

Odaya döndük. NST’ye bağladılar. Ebenin dokturu arayıp çağırdığını duyuyorum. Dalgalar 1 dakikada bir geliyor ve tavan yapıyor. Hani dalgalar arasında yatıp dinlenmeye vaktim kalacaktı? Eğitimde dedikleri buydu. Dalga biterken yatağa uzanmaya çalışıyorum ve ben daha yatamadan yenisi geliyor. Nefeslerim aksıyor arada. Yıldıray sürekli hatırlatıyor nefes almamı. “Gözde nerede?” diyorum. Yoldaymış. Ebe gelip sürekli Yıldıray’a bir şeyler imzalatmaya çalışıyor. Tam da kasılma anına denk getirmeyi başarıyor. Kadına bağırmak istiyorum ama bağıracak halim yok. Zaten dalgalar artık öyle bir geliyor ki artık kendimi tutamayıp o anlarda koyveriyorum çığlığı.

Bir noktada dalga aralıkları tamamen kapandı. Leğen kemiğimde dayanılmaz bir basınç başladı. Sandım ki o an oracıkta doğuruvereceğim. Safiye Ebe “Seni doğumhaneye alalım,” deyip duruyor. “Gözde gelmeden gitmem,” diyorum. Sonradan öğreniyorum ki o an Yıldıray da kendini çok çaresiz hissetmiş. Çünkü olaylar çok hızlı gelişiyor ve ikimiz de kontrolü elden kaçırmış gibi hissediyoruz. Üstümdeki elbiseyi geceliğimle değiştirip rahatlamak istiyorum; o da ne aldığım zaman bol olan gecelik, bavulda beklediği sürede daralmış! Her şey üstüme fazla geliyor; şilebezi elbiseme geri dönüyorum. Birkaç dakika sonra leğen kemiğim bana doğumhaneye gitmem gerektiğini söylüyor; kemiğin içimde açıldığını hissediyorum çünkü ve NST odasındaki yatakta durmam mümkün değil. Ebenin tekerlekli iskemle önerisini reddediyorum ve iki dalga arası kısacık sürede bir kere daha doğumhaneye gidiyorum. Doğum sandalyesine yerleştikten az sonra Gözde geliyor. Giyinmeden hemen muayene yapıyor ve gözleri ışıl ışıl: “Yarım saate bebeğini kucağına alacaksın Banu!” diyor heyecanla. Az sonra Volkan Bey de geliyor.

Bebek ilerliyor. Herkes bekliyor. Birkaç hafta önce kontroller sırasında Volkan Bey’in dediği bir laf aklıma geliyor: “Doğum sırasında biz hiçbir şey yapmayacağız. Hepimiz orada doğuma tanıklık edeceğiz.” Gerçekten de olan bu. Bir yanımda Yıldıray, diğer yanımda Gözde. Bana nefesleri hatırlatıyorlar. Ben her nefes aldığımda Yıldıray da alıyor ya da tam tersi.

İşte asıl dinlenme aralıklarını bu aşamadan sonra yakaladım. Dalga aralıkları açılmıştı. Daha güçlü bir baskı hissediyordum, çok şiddetli bir ıkınma hissi vardı, istemsiz olarak bağırıyordum o anlarda. Bir yandan da çok bağırdığım için insanları rahatsız ediyormuşum gibi gelip utanıyordum. Kusura bakmayın falan gibi bir şeyler saçmaladığımı, Gözde’ninse beni bağırmam için teşvik ettiğini anımsıyorum. Aralardaysa sanki hiçbir şey yokmuş gibi konuşup güldüğümüz oluyordu. Ablamın son konuşmamızda dedikleri aklıma gelmişti. “Sen kardeşim değil misin, ben öyle doğum yaptıysam sen de yaparsın,” demişti. Çok kolay bir doğumdu onunki. Bu gidişle benim ki de mi öyle olacaktı ne?

“Saçları göründü!” Volkan Bey bebeğin saçlarına dokunmak isteyip istemediğimi sordu. Uzandım ve ilk kez dokundum bebeğimize. Sonra yine bekledik. Daha güçlü ıkınıyordum artık. Az kalmıştı. Biliyordum ki kafası çıktıktan sonrası kolaydı. Huyum kurusun, sabırsızlanmaya başlamıştım. “Neden bekliyoruz?” diye anlamsız bir soru sordum. “Şu an küçük bir epizyotomi ile bebeği doğurtabilirim,” dedi doktorum. Ama amaç doğumu hiç müdahalesiz tamamlamaktı; o yüzden bebeğin hareketlerini bekleyecektik. Bebek de benim gibi aceleci çıkmıştı anlaşılan, biraz sonra tekrar atağa kalktı ve Volkan Bey ilk kez duruma müdahale etti: “Dur, ıkınma, yırtık olur!” O an nasıl durdurdum bedenimi bilmiyorum. Bir süredir ben devreden çıkmıştım zaten. Yaptığım tek şey nefesle bebeğe yardım etmekti. O ve rahim muhteşem iki ortak gibi çalışıyor ve bütün işi yapıyorlardı zaten. Kolun ve omuzun duruşundan dolayı son anda zorlamıştı beni ve doktorun dur ikazından bir iki dakika sonra –belki o kadar bile sürmemişti- inanılmaz bir rahatlama hissi yaşadım. Sanırım o anı hiçbir zaman unutamayacağım. “Doğdu!” dedim gülerek. “Doğdu Banuşum!” dedi Yıldıray, “Bebeğimiz doğdu!”

Cincuce1

 

Çok sulugözümdür ben, böyle durumlarda dayanamam ağlarım. Bu seferse bambaşkaydı her şey. Güldüm, hem de çok güldüm. Artık endorfin fazlası kafa mı yaptı, ne oldu bilemiyorum. İkinci oğlumuz Orman, doğar doğmaz göğsüme, kalbimin üzerine yatırıldı. Tıpkı Tayga’yı karşıladığım gibi onu da karşıladım: Hoş geldin Orman. Doktorumuz göbek kordonundaki kan akışının kesilmesini bekledi; ardından makası Yıldıray’a uzattı ve Yıldıray bebeğimizin göbek bağını kesti. Az sonra plasenta da çıktı ve hemen arkasından ben ayaktaydım. Bebeği ondan sonra ilk kontrolleri için aldılar; biz yanı başındaydık o sırada. Ardından doğumhaneden yürüyerek çıktım. Şaka gibi! Damar yolu dâhil hiçbir müdahale olmaksızın, su kesesinin patlamasının üzerinden 5 saat bile geçmeden doğum sona ermişti. SSVD’ler için öngörülen toplam süresinin 24 saati bulduğu düşünülürse gerçekten şaka gibi, jet hızında bir doğum olmuştu.

Cincuce3

Hastanede bizi usulen tuttular ve doğumdan 12 saat sonra evimize gitmek üzere yola çıktık. Ertesi gün bebek için alışverişe çıktım. Pazar günü seradan çiçek aldım ve sonraki günlerde bahçe işleriyle uğraştım. Ne bir ağrı, ne bir şişlik… Normal doğum mucizesini doğum anında ve sonrasında tekrar tekrar yaşadım. Sezaryen sonrası normal doğum ise iki kere mucize benim için.

***

Çok uzun bir yazı olduğunun farkındayım. O nedenle SSVD (Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum) hakkında okuduklarımdan, doktorumla konuştuklarımdan edindiğim bilgileri uzun uzun aktaramadım. Ancak süreç boyunca ve doğumun ardından gördüm ki ülkemizde insanlar bu doğum biçimini ya hiç duymamışlar ya da çok tehlikeli bir şey sanıyorlar. Çoğunluk için sezaryen olduktan sonra (hatta daha önce sezaryen olmasan bile) doğum şekli illa sezaryen. İnsanların ilk sordukları soru bu: Sezaryen mi olacaksın/oldun? Hayır, sezaryen sonrasında vajinal doğum yapmak mümkün. Bir yazı daha yazarak bu konu hakkında öğrendiklerimi de aktarmak ve daha fazla kişiye bu konuda fikir vermek istiyorum. Biz Orman’la bu işi başardık. Başka birçok anne ve bebeği de başardı. Sayı az da olsa artıyor. Umarım ilerleyen günlerde normal doğum ve sezaryenin yanında SSVD de gündelik yaşamın içinde duyulan, bilinen, normal bir uygulama halini alır.

***

Pozitif doğum hikayeleri, kadının bedenine ve tercihlerine saygı duyan, doğumun doğallığını ve mahremiyetini dikkate alan, tıbbi müdahelelerin minimum kullanıldığı ya da gerekmedikçe kullanılmadığı doğumların paylaşıldığı hikayelerdir. Pozitif Doğum Hikayeleri hakkında buradan daha fazla bilgi alabilir, diğer hikayeleri buradan okuyabilir, paylaşmak istediğiniz bir hikayeniz varsa buradan bilgi alabilirsiniz.

 

55 yorum

  1. Gözyaşlarıyla okudum bu hikayeyi de 🙂 tebrikler! Çok özendim size, içimdeki kırık çocuk döktü yine gözyaşlarını. Çok guvendigim doktorum ssvd’yi desteklemedigi için yapamadım ben.onca kasilmanin içinde yine sezaryen oldum. Kısmet ne diyelim … ne zaman ssvd hikayesi okusam çok büyük bir hüzün ve giptayla düşüncelere daliyorum. Çok tebrikler yeniden! Sevgiyle, huzurla, sağlıkla büyüsün Orman…

    • Ah ne olur üzülmeyin. Hiç değilse kasılmalar başlamış, doğumun başlamış da olmuşsunuz sezaryen. Bende ilk seferde o da olmamıştı.

      • 41 haftada dogmayan bebegi sezeryanla dogurunca normal dogum yapamamak benim icinde bir hayal kırıklığı olmuştu.uzun suredir normal dogum hikayelerini okuyamiyordum. Ssvd icimdeki hayal kırıklığını tamir eder mi acaba.

  2. Hoş gelmiş Orman! Allah analı babalı büyütsün gözünüz aydın 🙂 Çok sevindim Banu, işyerindeyim ağlamadım ama ağlamış kadar oldum 🙂 Çok güzel bir hikaye, inşallah sonrası da aynı güzelliklerle devam eder. Sana yakın oturuyor olmayı, ilk günlerinde o kadar istedim ki, hatta Esra(2balık) ile de konuştuk, kalkıp yanına geleyim bir kaç kap yemek yapıp gideyim falan… Lohusalıkta yardım görmek çook güzel birşey, çok ihtiyaç oluyor. Yine de yapabileceğim, yardım edebileceğim birşey olursa çekinmeden söyleyebilirsin. Elimden geleni yaparım.
    Sevgiyle….

  3. Yeni çekmeceniz hayırlı olsun. 🙂

    Ben de sorunsuz giden bir hamileliğin son iki haftası su azalması problemiyle apar topar sezaryene alındım. Aynı vicdan azabı, aynı pişmanlıklar… Hala kendime kızıyorum. Neden farklı bir doktora gidip fikir almadım ki? En az sizin kadar istiyorum bir sonraki doğumumda SSVD. Umarım böyle bir mucizeyi yaşayabilirim ben de. Çok ama çok güzel bir hikaye. 🙂

  4. Çiğdem-Üzüm

    Bu hikayeleri her okuduğumda yaşadığım müthiş duygular içimde adeta gökkuşağı doğuruyor ve hep diyorum ki; dünya ne istediğini bilen ve bunun için mücadele eden kadınlarla çok güzel! Çok sağlıklı, çok kısmetli, çok uzun, çok sevip sevileceği bir ömrü olsun Orman’ın. Gözünüz aydın…

  5. Ben de gözyaşlarımı tutamadım okurken…Öncelikle tebrikler, sağlıklı mutlu huzur dolu bir yaşam dilerim sizlere hep birlikte. Benim hamilelik sürecim de sizin ilk hamileliğiniz gibi hiç sorunsuz hoplaya zıplaya geçmişti. Ve doğal doğum yapmak istiyordum. Ne var ki doktorumun ”sezaryenci” kimliği 37. haftadan sonra beliriverdi, yok bebeğin kafası büyük sen bu bebeği doğuramazsın, epizyotomi olmadan ilk doğum olmaz diye beni korkutmaya başladı. Vazgeçmedim 38.haftadan sonra yeni doktor arayışına girdim. Doğal doğumu savunan bir doktor bulduk ve ona gittim ama süreç sona yaklaştığı için ve benim muhtemel doğum günlerimde kendisi yurtdışında olacağı için sürece birlikte devam edemedik. Kendimi ortada kalmış gibi hissediyordum…Son haftaya girerken müthiş bir hayal kırıklığı içindeydim. Derken birden suyum geldi ve tüm süreci takip eden doktorumu aradım elbette ve mecburen. Beni apar topar sezaryene aldılar. Doktor ameliyathanede konuşuyordu ben masada yatarken hala sesi kulaklarımda: Ah Yeşim Ah Yeşim bak sözümü dinlemedin, tutturdun normal doğum diye bak ne oldu şimdi… Oysa şimdi düşününce elbette ki suyum geldikten sonra beklenebilirdi gerçi bir taraftan düşünüyorum da o doktor ile birlikte normal doğum yapmış olmak benim için çok üzücü bir tecrübe olabilirdi. Şimdi tatlı oğlum İlke 2,5 yaşında. Hayat çocuklarla güzel…

  6. Çok güzelsiniz 🙂 Sulugöz müyüm neyim okurken ağladım ve bir kere daha yüzünü bile görmek istemediğim, vejateryan olduğum için doğumda öleceğimi söyleyen, beni ısrarla sezeryana alan doktoruma saydırdım içimden.

  7. Ah Banu öyle mutlu oldum ki! Her şeyin istediğiniz gibi gitmesi müthiş! Tatlı ailenize kocaman öpücükler, sevgiler!

  8. Güzel Banu; muhteşem destek Yıldıray; kardeşine bu güzel yolu açan Tayga (annenin karnında belki daha zaman geçirebilirdin ama annenle baban oradaki keyif ve huzurun kat kat fazlasını eminim sana doğduktan sonra da verdi ve annenin karnını sana aratmadı); ve ailenin en yeni üyesi Orman…Ne kadar güzel bir doğum oyunu oynamışsınız ailece. Doğum sanki bir oyunmuş gibi içine tüm ailenin katılımıyla oynandığı zaman ne kadar keyifli öyle değil mi? O aileden bir kişi katılmasa oyun bozuluveriyor, adı travma bile olabiliyor birden. Bu anne olabilir (bazen anneler korkudan, endişeden, oyunu bilmediğinden veya bambaşka eski deneyimler yüzünden oynamak istemeyebiliyor) ya da baba da olabilir (karısına destek olabileceğini bilemediği için, karısının acı çektiğini -ki onu acı veya dans olarak algılamak arasında minicik ama çok değerli bir çizgi vardır-görmeye dayanamayacağı için veya kendi eski deneyimlerinin etkisi altında olduğu için). Doğuma destek olan ekipten birileri de olabilir tabi doğumu oyun gibi keyifle oynamayı bilmeyen. Her birinizi tek tek tebrik ederim. Oyunlarınızın da devamını dilerim sayın Cincüce ve güzel ailesi.

  9. İzmir’deyim, 30. haftamdayım. 2.hamileliğim.ilki sezaryendi. Ara sıra aklımdan geçiyordu SSVD ama doktorum yanaşmadığı için sadece aklımda kalıyordu. Şimdi tam karıştı kafam:) Daha dün eşimle konuşmuşken bu yazı bir işaret olabilir mi:)

  10. Çok duygulandım. Gözlerim dolu, hâlâ ürpermeye devam ediyorum. Bu “direniş”iniz, “direnciniz” için kutluyorum.

  11. Banu ve Yıldıray bu önce sizin sonra da tabii ki Orman’ın başarısı! İnandığınız yolda devam ettiniz ve bu harika hikayeye imza attınız. İnanıyorum ki çok kadına cesaret verecek bu yazı. Ellerine sağlık!
    Merakla beklediğim sırada Esra’dan almıştım doğum haberini, çok sevindim, okurken çok duygulandım. Doğal doğum mucizesini yaşamış biri olarak böyle hikayeler duydukça çok mutlu oluyorum anneler ve bebekleri adına.
    Birbirinize olan desteğinize hayranım, şimdi ekip büyüdü, ne güzel ki sizin gibi insanlar çoğalıyor:)
    Sağlıkla büyüsün Orman bebek, tekrar tebrik ederim seni, Yıldıray’ı ve Tayga’yı:)
    Sevgiler

  12. Merhaba yaşadıklarınız inanılma gercekten ben iki doğumumu sezaryan oldum ilk de hiç sancım yoktu ve gunünü geçirmişti hastaneye hemen aldılar suni sancıya rağmen acil sezeryan oldu ikinci ise doktorumuz bana hep normal dogum yapabilirsin olucak diyordu uç gün deli sancıdan sonra sezeryan oldu ama drlar normal dogum olsun diye cok uğraştıklar ama açılma olmadı yine sezeryan oldu. Allah bağışlasin evlatlarımızı

  13. Resmen aglayarak okudum. Ilk dogumu mecburi sezeryan yapmis uzerinde 7 ay sonra supriz bicimde hamile biri olarak doktoruma ssvd istedigi soyleyince ssvd unutup gebelik suresinde ruptur olmamam icin dua etmemi soylemis epey korkutmustu beni. Hala tesirindeyim. Umud ediyorum benim sonum da boyle olur..

    • Ayşe Hanım, o doktorun dediklerine kulak asmayın. Sizin kadar yakın olmasa da ikinci doğumda her gün düzenli spor, iyi beslenme ile 41. haftaya kadar sıkıntısız bir şekilde doğumu bekledim. Son haftalarda bile tüm ayakkabılarımı – dar çizmeler dahil:) giydim. Olumlu düşün.

      • Pozitif düşünce pozitifliği çagırır 😉

        • Ayşe Hanim bende 2 sezeryan sonra si 22 mart 2015 de normal doğumla 3. Bebeğimi dogurdum 1. Si 4 yasinda 2. Henüz 22 aylikti dogumun olduğu gece. Ve ben 36. Haftamda ssvd yaptiracak doktoru buldum çok aukur bize özel bir hamile sinifi ile bu sureci ilerlettik. Ve bebeğimi ze kavuştuk. Ruptur ilk kez doğum yapan birinin riski kadar ssvd da da. Bunu doktor undan duymak benim için yetmişti. Yani sizde coook kolay yapabilirsiniz..

  14. Tebrikler! Harika bir hikaye.
    Ben gene buruk kaldım biraz. İlki sezaryen, 13 ay sonra tekrar hamile kaldım. 22 ay arayla doğum yapacağım için doktorum kesin olarak olmaz dedi madem öyle doğum kendi kendine başlasın bekleyelim dedim. 41.haftada sancılarım başlamışken sezaryen oldum. Ben doktoruma çok güveniyordum aynı zamanda beni doğduğumdan beri tanıyan aile dostumuz olduğu için değiştirmeye de cesaret edemedim. Uzun, sağlıklı bir yaşamı olsun.

  15. Çok tebrik ediyorum sizi ve doğum ekibinizi.. Çok güzel bir doğum olmuş gercekten…
    Benim de SSVD hikayem sizinkine çok benziyor. Kendine ve bebeğine inanmak; doktoruna, doğum ekibine ve doğaya güvenmek sanırım SSVD’yi mümkün kılan en büyük etken..
    Tekrar tebrik ediyor, iki çocuklu hayatınızın çok ama çok mutlu ve neşeli geçmesini diliyorum…

  16. Gerçekten öyle sevindim ve tüylerim diken diken olarak, gözlerim yaşararak okudum yazdıklarınızı. Çok tebrik ediyorum, ayrıca bir dolap kitap ı takip eden bir kişi olarak, bu bloğun sizin olduğunu öğrendim çok mutluyum! :)) Çok sevgilerimle!!!

    • Ah çok pardon:D Haberin ve hikayenin heyecanından elif hanım ın bloğunu cevapları Banu verdi diyerek karıştırmışım:) Sonuç olarak bu bloğun takibindeyim:D

  17. Yaşadıklarınızı bir solukta, kalbim çarpa çarpa heyecanla okudum.Banucum bazı dr’ların enerjileri çok farklı. Ya işlerini çok seviyorlar ya insanları ya da ikiside… Bu ülkede bazen doğru doktoru bulmak zor oluyor. Ama seni anlayan dr ile karsılaşıncada cana can katıyorlar. Orman bebek dünyamıza hoşgeldi. Tecrübeni paylaştığın için ayrıca teşekkürler….

  18. Allah analı babalı, abili büyütsün 🙂 inanın her ssvd haberinde öyle mutlu oluyorum ki!:)
    ben de uzun uğraşlar, direnmeler sonucunda 2 sene önce ssvd yapmıştım. duygularınızı o kadar iyi anlıyorum ki! umarım ssvd yi destekleyen doktorlar çoğalır ve hamilelerde hamilelik stresi dışında bir de “yine gereksiz yere kesilecek miyim acaba” stresi yaşamazlar!
    sağlıklı, mutlu, huzurlu, güzel bir ömrü olsun inş. Orman’ın:)
    sevgiler…

  19. Harikasınız

  20. ne güzel bir hikaye ,gözlerim doldu yazı bittiginde .Güle güle büyütün evlatlarinizi ,sağlıkla hep birarada ..

  21. Damar yolu dahil hicbir mudahale olmadan dogurmus olmaniz aldiginiz riski kac kat arttirmis farkinda bile degilsiniz. Saglik bakanligi artan anne olumlerinden oturu ssvd politikasinda eskisi kadar israrci degildir. Aldiginiz risk basiniza gelmeyince %0 basiniza gelince%100 olacaktir . uterin ruptur sadece bir annenin degil bir kadin dogumcunun da basina gelebilecek en kotu seylerden biridir. Ne mutlu ki size siz ve bebeginiz saglikli… Ama yasadiginiz olagan bir surec degil olagan bir tercih degildir belirtmek isterim. Risk almak ve riski atlatmaktir. Hekiminizin de istatistiki olarak yaptirdigi ssvd ler sonucunda anne olumu ve cocuk olumu gibi komplikasyonlari diger hekimlere gore yuksek oranda yasamasi kacinilmazdir. Kendisine kolayliklar dilerim.

    • Reyhan Hanım,
      Araştırdığım kadarıyla ve bana iki hekimin ayrı ayrı aktardıklarından bildiğim kadarıyla SSVD’nin riskleri herhangi normal bir doğum ya da sezaryendekinden daha fazla değil. Çoğu insanın sezaryen olacağı zaman herhangi bir risk faktörü hakkında konuşmadığını fark ettim. Halbuki sezaryen de çok ciddi bir ameliyat. Vücudun enfeksiyon kapması, ameliyat sırasında olabilecek herhangi ters bir durumun riskleri hakkında konuşulmuyor. Ama iş SSVD’ye gelince sanki çok büyük bir risk söz konusuymuş gibi konuşuluyor. Oysa bu risk binde 2-6.
      Elbette kişinin tıbbi geçmişi, herhangi bir sağlık probleminin olup olmadığı, en önemlisi önceki sezaryendeki kesinin yatay ya da dikey olması, dikişin durumu SSVD yapılıp yapılmaması gerektiğine karar verirken incelenmesi gereken parametreler.

      Ayrıca herhangi suni sancı gibi müdahaleler bedenin kendi doğal akışını bozduğu ve rahimin aşırı miktarda kasılmasına neden olduğu için ssvd’lerde önerilmiyor.

      Son olarak, yaşadığımın olağan bir süreç olmadığını söylemişsiniz. Açıkçası ben çok olağan ve doğal yaşadım bu süreci. kaldı ki yurdışında (özellikle Avrupa ülkelerinde) sezaryen olmuş kadınlara ikinci ya da üçüncü (ya da artık kaçıncı doğumu olursa olsun) ilk seçenek olarak sezaryen önerilmiyor. Bir problem yoksa normal doğumun (ssvd’nin) gerçekleşmesi bekleniyor. Bütün bu insanların göz göre göre risk aldığını sanmıyorum.

      • Uzun surede Kanada’da yasamis, son birkac senede Quebec’te oturan biri olarak Cincuce’ye katiliyorum. Burada, ilk olarak, sezaryen bir secenek degildir. Placenta previa gibi cok belirli kriterler yoksa (Turkiye’deki gibi kordon bilmem nerde gibi kriterlerden bahsetmiyorum, zaten ucuncu trimesterde genelde ultrason yok) dogum vajinal dogumdur. Bu bir tercih meselesi degildir. Sezaryen bir tercih degildir. Sezaryen orani olmasi gerektigi gibi yuzde 20lerdedir (ki, Quebec eyaleti Kanada’nin “epiduralli” normal dogum sampiyonudur, cogu bayan epidural tercih eder vajinal dogum sirasinda) Yani hamile bayanlar haril haril “vajinal dogumcu doktor” arayisina girmez, norm zaten vajinal dogumdur. Turkiye’nin aksine bayanlar vajinal dogumdan degil, sezaryenden korkar. Cunku sezaryen ameliyattir. Turkiye’deki gibi “riski az, acisi az” diye pazarlanmaz.

        Ssvd’ye gelince, ilk dogum sezaryense o zaman sezaryen bir tercih olarak sunulur. Dikkat edin tercih ediyorum. Ssvd cok dogal karsilanan bir secenektir, kimse genelde haril haril ssvd’ci doktor aramaz. Zaten saglik bakanligi/hastaneler ssvd kriterini belirler ve ssvd sirasinda protokoller onceden bellidir. Kritere uyarsaniz ssvd isteyebilirsiniz. Anormal bir durum degildir. Ha su var, bazen protokol geregi acil sezaryen riski daha yuksekse bazen doktorlar onlem olarak epidural ignesini takmayi tavsiye edebilir (epidural vermeden). Ssvd’de boyle bir protokol var mi bilmiyorum.
        Reyhan Hanim kadin dogum doktoru mu bilemiyorum. Amacim kimseyi gucendirmek degil. Ama acikcasi sezaryen orani 50%lerin uzerinde olan bir ulkede yetisen bir doktorun, 20%lerde olan bir ulkede olan bir doktora oranlariyla, egitim, deneyim ve pratikte o kadar kat geride kaldigini dusunuyorum.

  22. Seni seviyorum blogcu anne.. Bizi böyle ilham veren hikayelerle buluşturduğun için. 🙂
    Çok neşeli, umut dolu güzel bir yazı olmuş. Devamını en kısa sürede bekliyorum açıkçası.
    Ben de oğlumu 39 haftalıkken sezaryenle dünyaya getirdim. 2 si özel 1 i devlet hast. olmak üzere 3 farklı doktordan görüş aldım. Kendi doktorum kadar kesin, demeseler de sezaryen sizin için daha kolay olur, çocuk zorlanmaz vs dediler. Nst deki kalp atışları çok iyi çıkmıyordu. Suyu da az değilse de sınırdaydı. O ameliyat hali, sonrası kabus gbydi.. Oğluma öfke duyduğumı bile söyleyebilirim. Şu an tektar 30 haftalık hamileyim ve bizimkisi de sürpriz yumurta. SSVD için çok istekliyim. Sadece 2 li test içim gittiğim doktor da benzer şeyler söyledi. İki çocuğunu da sezeryan le yapmıştı. Neden 2. sini normal denemediniz, dedim. Bana uzaylıymışım gb baktı. Ben 2. de normali denemek istiyorum, diyince, yırtılırsın, dedi. Ama iki doğum arası 27 ay olucak en az diyince 5 yıl geçmesi lazım, dedi. Tartışmanın hiç anlamı yoktu. Yeni makalelerden, araştırmalardan haberi yoktu.
    Ben son haftalara dek 5 dk mesafedeki devlet hast.ne gidip son haftalarda SSVD yapan bir doktora gitmeyi planlıyorum. Aksi halde son haftaya dek anneyi oyalayıp son hafta bir bahane ile yine sezaryene alabiliyor doktorlar.
    Burada anadolu yakası/İst. için ssvd yapan doktor önerisi olan varsa paylaşırsa çok sevinirim. facebook taki ssvd grubunda da takipteyim.
    Orman a ve ailesine mutlu ömürler dilerim.
    🙂

  23. Hickiriklarla okudum.SIzin icin cok cok mutlu oldum.3 yasindaki oglumun dogumunu yurt disinda gerceklestirdim ve sezeryan dogum aklimin ucundan bile gecmemisti.Zaten istesem de bulundugum ulkenin keyfen sezeryan uygulamasi yoktu.Hamileligim boyunca her sey cok cok normaldi.Ben son gun bile saatlerce dolasmistim NY sokaklarinda.Bebegim 41.haftanin basinda gelmeye karar verdi.Aksam saatlerinde suyum patladi ve hemen hastaneye gittik fakat sonrasi??? Yaklasik 28 saat boyunca bana normal dogum yaptirmaya calistilar.Hani ciok yuruyunce dogumum kolay olacakti??Olmayinca olmuyormus demek ki.28 saatin sonunda acilmam sadece 6 cm.de kalinca bir doktor heyeti normal dogum yapamayacagima karar verip beni sezeryana aldilar.Ben bebegimi dogumdan yaklasik 1 saat sonra gorebildim.Saglikla kucagima aldim cok sukur ama keske normal dogum yapabilseydim.Sizin icin cok mutlu oldum.Saglikla buyutun cocuklarinizi insallah.

  24. Ne guzel, ne sanslisiniz, ayni duygularla ikinci bebegimi bekledim, doktorum ssvd yapmami cok destekledi… Suyum geldi acilma 4 cm di veee ruptur oldu ameliyathaneye nasil yetistirildim ne alarmlar ne bagrislar, epidurale vakit yoktu resmen canli canli kesildim… O yuzden eskisi gibi sevemiyorum ssbd olayini, kimseye tavsiye de edemiyorum… Doktorum da artik desteklemiyor ssvd yi… Cok korkutucu bir gece yasadik, kurtulduk ama sans… Sans cok onemli… Guzel gunlerde buyutun bebeginizi..

    • İki doğum arası ne kadardı. Rüptürün ilk belirtileri neydi. Şu an nasılsınız. Biraz detay yazar msnz?

  25. banu ve yildiray sizi cok tebrik ediyorum! gebelik gunluklerini ve ilk dogumunuzu hatirladim. ne iyi etmissiniz izmir’e tasinarak 🙂

  26. Merhabalar Banu ! 🙂

    Çok sevindim, süper ötesi bir doğum olmuş. Mucizeyi yaşamışsın, hem de sonuna kadar tadını çıkararak ve de JET gibi! Bu muhteşem bir ilham benim için 🙂 Bana da yakın zamanda “SSVD mi çıldırdın mı sen, asla! rahmin kesin yırtılır! gibi yorumlar yaptılar. Ama ben inanmaktan vazgeçmeyeceğim inşallah. 19 aylık bir oğlum var. 41. haftaya kadar bekledim ama plasenta yaşlanması, su azalması derken bebek içeride zarar görmesin diye daha fazla bekleyemedik. 2 numara için niyetim SSVD, inşallah nasip olur 🙂

    Evladınıza ve sizlere hayırlı, sağlıklı ve mutlu bir ömür dilerim!

  27. Seni seviyorum blogcu anne.. Bizi böyle ilham veren hikayelerle buluşturduğun için. 🙂
    Çok neşeli, umut dolu güzel bir yazı olmuş. Devamını en kısa sürede bekliyoruz.
    Ben de oğlumu 39 haftalıkken sezaryenle dünyaya getirdim. 2 si özel 1 i devlet hast. olmak üzere 3 farklı doktordan görüş aldım. Kendi doktorum kadar kesin, demeseler de sezaryen sizin için daha kolay olur, çocuk zorlanmaz vs dediler. Nst deki kalp atışları çok iyi çıkmıyordu. Suyu da az değilse de sınırdaydı. O ameliyat hali, sonrası kabus gbydi.. Oğluma öfke duyduğumı bile söyleyebilirim. Şu an da 30 haftalık hamileyim ve bizimkisi de sürpriz yumurta. SSVD için çok istekliyim. Sadece 2 li test içim gittiğim doktor da benzer şeyler söyledi. İki çocuğunu da sezeryan le yapmıştı. Neden 2. sini normal denemediniz, dedim. Bana uzaylıymışım gb baktı. Ben 2. de normali denemek istiyorum, diyince, yırtılırsın, dedi. Ama iki doğum arası 27 ay olucak diyince 5 yıl geçmesi lazım, dedi. Tartışmanın hiç anlamı yoktu. Yeni makalelerden, araştırmalardan haberi yoktu.
    Ben son haftalara dek 5 dk mesafedeki devlet hast.ne gidip son haftalarda SSVD yapan bir doktora gitmeyi planlıyorum. Aksi halde son haftaya dek anneyi oyalayıp son hafta bir bahane ile yine sezaryene alabiliyor doktorlar.
    Burada anadolu yakası/İst. için ssvd yapan doktor önerisi olan varsa paylaşırsa çok sevinirim. facebook taki ssvd grubunda da takipteyim.
    Orman a ve ailesine mutlu ömürler dilerim.
    🙂

  28. İlk çocuğumu kendi isteğimle sezaryen oldum. Ameliyathaneye girdiğim an pişman oldum böyle bir karar verdiğime, ama artık çok geçti. Allah nasip eder de ikinci kere anne olursam kesinlikle ssvd istiyorum. Dilerim sizin kadar şanslı olurum doktorlardan yana.
    Sevgiler

  29. Tebrik ederim, Allah anali babali buyutsun. Gebelik gunluklerinizi takip etmistim ve tekrar gorunce sasirdim ve cok sevindim. Ne guzel bir dogum hikayesi!! Cok duygulandim…
    Ahhh bu memleketimdeki ssvd olayi… Eski doktorunuzun “olursun” dedigini okuyunca aklimdan gecen, pardon nezaketsizligimi mazur gorun, “oha yuhhh” oldu. Yahu Quebec’te her hamileye saglik bakanligindan verilen kitapta “once sezaryen olduysaniz kontraendikasyon yoksa vajinal dogum yapabilirsiniz. Ssvd planlayanlarin basari orani 75%. Cok dusuk rupture riski var ama sezaryenin de riskleri var” yaziyor. Bu kadar, yok oyle ssvd yapmayin, olursun molursun. Alla alla ya. Ama sanirim bu konu cok boyutlu. Felsefe farki mi desem, egitim eksikligi mi… Dusunursek sezaryen orani 20%lerde olan bir ulkede yetisen bir kadin dogum doktoru, Turkiye’de yetisen bir doktordan uc dort kat daha fazla vajinal dogum deneyimi yasiyor. Bir de belki de yasal duzenlemelerle ilgisi olabilir, Quebec’te kolay kolay bir doktoru mahkemeye veremezsiniz ama anladigim kadariyla bu Turkiye’de daha kolay. Mahkemede bilir kisi olarak calisan bir dogum doktorunun sezaryen oranlariyla ilgili bir makalesini hatirliyorum, “neden sezaryen yaptin davasi olmuyor, neden sezaryen yapMAdin davasi cok” diyordu yazida.
    Ssvd’le ilgili gelecek yaziyi dort gozle bekliyorum. Sevgiler ve tekrar tebrikler.

  30. Bayıldım, ağladım, uykum kaçtı. Evet dün hasta bebe başında beklemekten uykusuz düşmeme ve azıcık bir uyku fırsatı bulmuş olmama rağmen, yazının etkisiyle kalktım yerimden 🙂 Resmen heyecanlandım.

    Çook sevindim böyle güzel bir finale. Ancak sadece şu kısma takıldım ben. Lütfen vakit bulursanız sebebini yazar mısınız? Çok merak ettim.

    “sadece sezaryenin bende bıraktığı izlerin üzerini örtmüşüm. Tayga’nın üzerinde bıraktığı izleri ise yeni yeni fark etmeye başladım”

    • Benimkisi bir gözlem sadece. Tayga doğduğunda herhangi bir doğum işareti yoktu bende. ne kasılma ne başka bir şey. Yani Tayga hazır olmadan dünyaya getirildi. Doğduğu anda çok şiddetli bir direnç gösterdi, sonra da devam etti bu. Orman’ın doğum biçimiyle karşılaştırınca doğum şekillerinin insanlar üzerinde çok büyük etkisi olduğunu düşünmeye başladım. Tayga sinirli, daha gergin, uyku problemleri yaşayan bir çocuk. Doğarken sanki doğmaya direnç gösterdi ve hâlâ hep bir şeyelere direnç gösteriyor gibi geliyor bana.
      Hiç bir bilimsel kanıtım yok elbette. Sadece bana böyle hissettiriyor, düşündürüyor.

  31. bende 22 ay arayla ssdv yaptim, iki cocugum arasindaki fark inanilmaz. Cok korkmustum ruptur riskinden ve bir ara 6cm de kalip dogumumu kendim durdurdum, nasil bir psikoloji dusunun. Cok gucluyuz hanimlar. 37 saatin sonunda dogdu bebisim. Anneler icin sezeryan eger hazir degilse psikolojisi bir travmadir. Ben hala barisamadim ameliyat izimle, fakat dogum yirtigi umrumda bile olmadi 😉 umarim her kadina bu sans taninir. Simdi normal dogum sonrasi rahim perrine egitimi hakkinda konusmaya baslamali.

  32. kendi isteğimle sezaryen oldum hiç bir travma vs yaşamadım. çok rahat ve güzeldi. bebeğimi doğduğu andan 2 yaşına kadar emzirdim. ilk 6 ay sadece anne sütü. doğumdan sonra kimsenin yardımı olmadan oğluma baktım. öyle anneanne kayınvalide vs yok bizzat kendim her işimi yaptım. hastaneden çıktıktan sonra hiç yatmadım hatta hastanede de yatmadım. sezaryen izini sadece ben fark edebilirim. o kadar yok yani. elimdeki cam bardağı kesiği daha büyük ve görünür.

    sezaryendan sonra 2 sene ara ile normal doğum riskini almayı doğru bulmuyorum. şahsi fikrim. bu riski alıp bir şey olmadan çıkanlar sadece şanslı olabilir. ne kadar cesaretli süper bir şey vs diye kesinlikle düşünmem. bu riski alıp şanslı olmayanlar da olacaktır. ya da o kadar kasıp kasıp yine sezeryanla sonuçlanarak travmalardan travmalara koşacaklar da.

  33. İçimi bir kıpırtı kapladı Banu sayende. ilk doğum hikayeni buradan okuduğumda ilk bebeğim 7 aylıktı. şimdi ikinci bebeğim 17 aylık. İki doğumum da kendiliğinden başladı ama sezaryen oldu. İlki genel anestezi, ikincisi spinaldi. Hem benim korkularım hem de bebeklerin 4 kilo üzeri oluşu sezaryene yönlendirmişti. Ancak 2. doğum sırasında çok sıkıntı yaşamama rağmen, doğum anında uyanık olmanın, bebeğin çıkarıldığını görmenin bile anne-bebek arasındaki ilişkiyi nasıl iyi yönde etkilediğini gördüğümden beri hem ilk oğluma yapılan haksızlıktan dolayı kendime kızıyor, hem de normal doğum olsaydı demek nasıl da farklı olacakmış ilişkilerimiz diye üzülmeden edemiyordum. Şimdi bilinçaltımda sürüsü bulunan korkularıma rağmen içime bir cesaret getirdi yazın. Kimbilir belki üçüncüye kısmet olur. Sen de sebebi olursun. Bebişlerin hep yanında, sağlıklı ve mutlu olsunlar inşallah.

  34. Tebrikler tebrikler tebrikler …
    Harika sizi ve Yıldırya beyi tebrik ederim ..Ne güzel yazmışsınız. Bende ikincide SSDV çok istemiştim ama 2006 ‘da SSDV yapan doktor bulammaıştım..
    Sevgiler