5 Yorum

Baba olmak (da) tozpembe değil (bazen)

Raising Cain: Protecting the Emotional Life of Boys isimli bir kitap okumuştum. ‘Oğlan çocuğu yetiştiren ya da onları eğiten herkesin okuması gereken bir kitap’ yazıyor kapağında… Katılıyorum.

Beni çok etkilemişti kitap, özellikle de oğlan çocuklarının yaşadıkları duygusal iniş çıkışlar hakkında… 10 yaşından önce kız çocuklarıyla oğlan çocuklarının vücutlarındaki testosteron hormonunun neredeyse eşit olduğunu, kızlar ve oğlanlar arasındaki biyolojik farkların kızların sözel olarak daha ileri, oğlanların ise fiziksel olarak daha aktif olmaktan ibaret olduğunu anlatıyordu. Bunun dışındaki ‘erkeksi’ yakıştırmaların oğlanlara haksızlık olduğunu, ‘erkek adam’ gibi davranmalarını beklemenin onları duygularını göstermekten alıkoyarak toplumun onlardan beklentisi olan ‘duygularını göstermeyen adam’a doğru -onlar hazır olmadan- ittiğini anlatıyordu.

Buna kendi çocuklarımda bizzat şahit oldum ben, gözlerimle, kulaklarımla. Ve içim acıdı. Normalde çok sevdiği bir oyuncağına sarılıp yatan oğlum, arkadaşlarıyla birlikte kalacağı bir okul gezisi için hazırlanırken ‘Ayımı almayacağım yanıma’ dedi, tereddütlü bir sesle… ‘Emin misin?’ diye sordum. ‘Evet, örtüye sarılırım’ dedi… Arkadaşlarının, onun ayısına sarılıp uyumasını ayıplamalarından korkuyordu.

Ne ilginçtir ki o gezide çocuklar, kimi ‘kötü rüya gördüğünü’, kimi ‘boynunun ağrıdığını’ söyleyerek annelerini istediler geceleri… Bir yandan birbirlerine korku hikayeleri anlatmış (ve belki de böylelikle ne kadar korkusuz (!) olduklarını kanıtlamış, sonra da o hikayelerden (ya da annelerinin yanlarında olmamasından?) korkmuşlardı. Ne zordu oğlan olmak! Korktuğun halde korkmuyormuş gibi yapmak!

Bu bahsettiğim kitap Amerikalı iki yazara ait ancak bahsedilenler bizim toplumumuza da rahatlıkla uygulanabilir. Özetle: erkekler (duygusal anlamda) gösterildiği kadar güçlü değiller. Hatta bir o kadar güçsüzler.

Bunu -günün anlam ve önemi (!) sebebiyle- baba olmaya uyarladığımızda, hani burada da -anne olmamız ve bu blogunda bir anne tarafından yazılıyor olmasından mütevellit- annelikten söz ediyoruz ya, baba olmak da aslında kolay değil. Evet, elbette toplumun haksız dinamikliklerinin verdiği bir elini sürmemezlik, yetiştirilme tarzının verdiği ‘erkek adam yemek yapmaz/temizlik yapmaz/… gibi sanrılar söz konusu, ancak duygusal anlamda birçok erkeğin (babanın) belki de en az anneler kadar yalnızlık çektiğini düşünüyorum ben.

Biz kadınlar daha kolay paylaşıyoruz birçok şeyi birbirimizle… Eskiden günlerde, daha da eskiden köyün deresinde çamaşır yıkarken yapıyorduk bunu belki, şimdi ‘girls night out’ gecelerinde, birlikte sinemaya gittiğimizde, bloglarda, sosyal medyada yapıyoruz… Oysa erkekler, hani şu söz konusu futbol olunca hakemin anasına küfretmekten geri kalmayan, kızdıkları bir insanın annesine ve erkekliğine laf ederek sözümona belaltı vuruşlarla ne kadar da güçlü olduklarını ortaya koyan erkekler, söz konusu baba olmak olduğunda, baba olmanın nasıl bir şey olduğunu paylaşmak olduğunda dut yemiş bülbüle dönüyorlar. Dönüyorlar, çünkü onlara öyle öğretildi. Güçlü olacaksın. Dik duracaksın. Hele de ağlamayacaksın, erkek adam ağlamaz!

Oysa ağlamak gibisi var mı? Ağlamak hem de ne güzeldir…

‘Bebeği nasıl uyutacağını annesi düşünsün’ diyen, ‘ben doğuma giremem, ne işim var’ diyen, çocuk bakmayı kadının işi olarak gören bazı (tüm değil) günümüz babalarında bir arada sıkışmışlık görüyorum ben. Bir yandan dahil olmak isterken bir yandan bunu kendine yakıştıramama hissi. Ve bir başarısızlık ve dışlanma korkusu… Ya yapamazsa? Ya yapması istenmez, dahası, aşağılanırsa?

İnsanların duygusal sağlığı, en az fiziksel sağlığı kadar etkili. Daha önce de demiştim hani, Dünya Sağlık Örgütü, sağlıklı olmayı ‘biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak iyi olmak’ şeklinde tanımlıyormuş. Bu anlamda, psikolojik sağlığının farkında bile olmayan, bunu ciddiye almayı bir güçsüzlük belirtisi olarak gören (bu şekilde görmek zorunda bırakılan) erkekler için üzülüyorum ben… Onların içinde bastırılan enerji -ve belki sonrasında o enerjinin dönüştüğü öfke- sadece onları bireysel olarak değil, ailelerini ve hatta tüm toplumu etkiliyor.

Şimdi iki (belki üç?) oğlan annesi olarak çok uğraşıyorum çocuklarımı kendileriyle barışık yetiştirmek, çocuksu, insansı yanlarını tanımalarını ve kabul etmelerini sağlamak için. Toplumun onlara bahşettiği (!) erkeklik rollerinin dışına -isterlerse- çıkabilecekleri cesaretleri bulabilmeleri, canları isterse oyuncak ayılarına sarılıp uyuyabilmeleri, isterlerse Barbie ile oynayabilmeleri, dikiş dikmeyi bir kadın işi değil, kendi işini halledebilmek için öğrenmeleri gereken bir yetenek olarak görebilmeleri en büyük temennim.

Elbette bu ailenin diğer yetişkini olan babalarına da en az benim kadar rol düşüyor burada… Çocukların onu rol model alarak büyüdüklerini düşününce, bu temennimin yersiz olmadığını görüyor (ve henüz sevgilime dikiş dikmeyi öğretemediysem de) rahatlıyorum.

Bu vesileyle;

‘Çocuklarınıza annecim babacım demeyin, sizi anne-babaları zannedip ciddiye almazlar’ diyen uzmanları (!) haksız çıkarırcasına, neredeyse 39 senedir bana ve kardeşime en güzel bir sevgi sözcüğü olan ‘babacım’ şeklinde hitap eden canım babamın Babalar Günü’nü kutlarım. 

BabalarGunu2

Üçüncü kez baba olmaya hazırlanan, bir başka evrende olsaydık bu işi birlikte defalarca yapmak isteyeceğim sevgilim Doğan Doğan’ın Babalar Günü’nü kutlarım. Üçüncü kez anne olmaya kalkışma cesaretini bulabildiysem senin sayende…

BabalarGunu1

Ve bu sene en çok, geçtiğimiz haftalarda, yolda gördüğü bir kaplumbağanın hayatını kurtarırken bir motorsikletin çarpması sonucu aramızdan ayrılan, sadece kaplumbağaya değil, organlarıyla da dört kişiye hayat veren, sevgili arkadaşım Derya Divrikli Gül’ün biricik babacığı Kemal Divrikli amcanın Babalar Günü’nü kutlarım. Arkadaşımın acısının yanı sıra, arkasında böylesi güzellikler bırakarak ayrılan bir insanla bu dünya da tanışamamış olmanın hüznü içimde… ‘Yolu sevgiden geçen herkesle bir gün bir yerde buluşacak olmak’ umudu tek teselli…

KemalDivrikli

Kendini baba hisseden, babalık yapan, şimdi aramızda olmasa bile hala sevgiyle anılan herkesin Babalar Günü kutlu olsun. Duygularınızla barışık yaşayabildiğiniz, sevginizi göstermekten korkmadığınız, ağlamayı bir güçsüzlük, ihtiyaçlarını ifade etmeyi bir yetersizlik olarak görmediğiniz, yoldan geçen kaplumbağayı kurtaracak kadar naif bir sevgiyle dolup taştığınız günlerle dolu olsun hayatınız…

5 yorum

  1. Incir'in Annesi

    Bogazim dugumlendi. Off ya off.

  2. Hayranım size Elif hanım çok güzel çocuklar yetiştiriyorsunuz, keşke benim kocayıda sizin gibi bir kadın büyütseydi, belki hayatımız daha güzel olurdu… Oğlum otizmli olduğu için bire bir sizin verdiğiniz mesajlarla büyütemesemde yinede sizi örnek alıyorum, sizden çok şey öğreniyorum sağolun varolun.

  3. eşimi analiz etmişsiniz sanki..yıllardır tanımlayamadıklarımı yazmışsınız.keşke benim eşim de sizinki gibi olsaydı da bir bebeğim daha olsaydı. benim oğlum 9 yaşında ve ayıcıklarına ve tüm peluş oyuncaklarına sarılarak uyuyor her gece. babası gibi olmasın umarım büyüyünce…gelinimden küfür yemek istemem yani:)

  4. Kesinlikle öyle. Baba olmak (da) toz pembe değil yani. Eşimi düşünüyorum da yorgunluktan bitap düşüp eve kendini attığında ve oğlumuzu uyutma görevi ona düştüğünde masallarla oğlumuzu uyutmaya çalışan ancak kendi uyuyakalan sevgilim. Standartlarda yaşayabilmek için oğullarımızın çoğu hareketini benden dinlemek zorunda kalan, büyüdüklerine kimi zaman şahit olamayan, boş zamanlarının neredeyse yüzde doksan dokuzluk diliminde bizi mutlu etmek için etkinlikler düzenleyen sevgili kocam, çocuklarımın babası. Onunla evlenme kararı alırken kriterim sadece bana aşkla bakan eş olması değildi, ona şöyle demiştim. Ben birbirimize duyduğumuz aşk bir yana, çok iyi bir baba olabileceğini düşündüğüm için seninle evleniyorum.

  5. Elo, harika bir yazi olmus. Bu uygarlik duzeyine bir gun erisiriz umarim.