0 Yorum

Deniz’in İkinci Gebelik Günlüğü, 18. hafta

Sevgili Blogcu Anne Okurları,

Bir haftalık tatil arasından sonra Ankara’dan yeniden merhaba! Tatilin iyisi kötüsü olmaz derler zaten ama, benim için tatil demek deniz, güneş, kum demek, bol bol yüzmek, ve de bütün gün şezlongda yatıp kitap, dergi vs. okumak demek. Çok şükür bunların hepsini Sinan’ın izin verdiği ölçülerde yapabildim. Çocuksuz hayatımdaki gibi canımın istediği zamanlarda dilediğince uzaklara açılarak yüzmek, sonra çıkıp rahatça yatıp dinlenmek zaten çok gerilerde kaldı, hayal meyal hatırlıyorum o günleri. Yanında anneannesi olduğu halde, her 10 dakikada bir “Anne, anne gel!” ya da “Anne, beni bırakıp yüzme!” diye seslenen Sinan Bey’e, “Burdayım, geliyorum, tamamm” diye sürekli cevap verme gerekliliği tatil boyunca da devam etti.

Deniz18

Sinan 6 aylık olduğundan beri, ona tek başıma baktığım ve okul dışındaki zamanlarda da sürekli birikte olduğumuzdan bana zaten çok düşkün bir çocuk, ama Türkiye’ye geldiğimizden beri, alışık olmadığı yabancı bakışlardan, gülümsemelerden, laf atmalardan, hatta başının yahut yanağının sevilmesinden midir nedir, bana iyice yapıştı diyebilirim. Ona bu ilginin sevgiden kaynaklandığını, korkacak bi şey olmadığını anlatıyorum ama normal hayatında görmediği bu ilgi onu yine de ürkütüyor. Ancak, esas sorunumuz minarelerle! Cami ve minarelerden dehşete düşecek derecede korkuyor, öyle ki sokakta gezerken minare görmemek için yüzünü örtüyor! Bu korku, ilk olarak geçen sene, hiç beklemediği bir anda duyduğu çok yüksek ezan sesiyle başladı. Bu sene, uzaktan duymak suretiyle, ezana biraz daha alıştı sayılır ama korkusu geçmedi. Defalarca anlattık, açıklamaya çalıştık ama o minik kafasında minareyi bir canavara mı benzetiyor, canlı mı zannediyor hala çözebilmiş değilim! Bilmiyorum bu konuda bir tavsiyeniz olur mu?

Bu yapışıklık sorunun, gitgide büyüyen karnımla ve etraftan çok sık duymaya başladığı “Annenin kucağına çıkma, göbeğine çarpma, kardeşine dikkat et!” uyarılarıyla da ilgisi olabilir gibime geliyor. Önceki haftalarda, göbeğimi korumaya çalışırken “kardeş” kelimesini kullanmamaya özen gösteriyordum ama artık, ben de, Sinan koşup üstüme zıplarken yahut kucağıma otururken onu uyarmak zorunda kalıyorum, çünkü içimdeki bebişin varlığını net bir şekilde hissetmeye başladım! Son iki haftadır hissettiğim ama yine de acaba dediğim kıpırtı ve dalgalanmaların, bebeğin hareketleri olduğundan eminim artık! İlk hamileliğimde kıpırtıları 18. haftadan önce hissetmemiştim, ikinci hamilelikte daha erken başladığını söylemişlerdi. Sanırım, tecrübeyle alakalı bir durum. Hamileliğin en çok sevdiğim yanlarından biri bu! Aksi halde, sürekli bir endişe hali içinde “acaba iyi mi? yaşıyor mu?” düşüncesi bırakmıyor yakamı.

İşte bu düşüncelerle, tatilden döner dönmez, bir doktora görünüp aylık kontrolümü yaptırmak istedim. Kayınvalidemin tanıdığı bir kadın doğum uzmanına, ilk defa, anneanne-babaanne ve Sinan üçlüsüyle birlikte gittik. Sinan ilk kez kardeşini ultrasonda göreceği için onun yerine ben daha çok heyecanlıydım, o ise daha çok benim için endişelendi. Doktorların beni yatırıp, göbeğime bir şeyler sürdüklerini görünce, hasta olduğumu düşünüp korktu. Neyse ki, kardeşi ekrana çıkınca endişesi kayboldu. Annem ve kayınvalidem de ikinci torunlarını ilk kez görünce çok sevindiler. Çok şükür, bizim ufaklık büyümüş, tam 270 gr olmuş! Elleri, kolları ve ayakları oynuyordu! Doktora, ara sıra karnımın çok gerildiğinden bahsettim, kaslar geriliyor olabilir dedi. Sezaryen dikişlerimin olduğu yerlere bazen kramp giriyor dedim. İlk kez gördüğüm bu doktor, hiç çekinmeden ve açıklama yapmadan, bana bu doğumumu da sezaryen yapmamı öğütlemeyi ihmal etmedi! “Hiç uğraşma, yine sezaryen ol!” dedi.

Biliyorsunuz, Amerika’da tercihen sezaryen yapılmıyor, ancak riskli bir durumda, doktorlar gerekli gördüğü takdirde doğum sezaryenle sonuçlanıyor. Ancak ilki sezaryen olunca, ikinci doğumu normal veya sezaryen yapmak annenin tercihine bırakılıyor. İlk gebelik günlüğümü takıp edenler, normal doğum konusunda ne kadar istekli ve ısrarcı olduğumu hatırlarlar. Bu seferki hamileliğimde görüşlerimi ileriki haftalara saklıyorum, çünkü esas doktorumla enine boyuna konuşmadan böyle bir karar vermek istemiyorum. Bu sefer daha temkinliyim, sonrasında hayal kırıklığı yaşamaktansa, bebeğimin ve kendimin sağlığına göre en doğru kararı vermek istiyorum.

Haftaya görüşmek üzere!

Deniz

Yazar Hakkında

M. DENİZ TURAN – 36 yaşında, yüksek jeoloji mühendisi. 9 yıl önce doktora yapmak icin geldigi A.B.D’den, gün gelip ulkesine dönmeyi ve deniz kenarında yaşamayi hayal ediyor. 8 yıldır üniversite aşkıyla evli ve son 3 yıldır ara verdiği akademik dünyayı 3 yaşındaki oğlu Sinan’la fazlasıyla dolduruyor. Çalışmayan anne olmanin hem tadını çıkarıyor, hem de zorluklarını birebir yaşıyor. Simdi ise, 4 yıl önce sonlandırdığı gebelik günlüğüne, yakında doğacak olan ailenin 4. üyesini anlatmak için geri dönüyor. Okumayı, alışveriş yapmayi ve çocukları çok seviyor.

Deniz’in tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların gebelik günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.