15 Yorum

Çocuklardan sonra avukatlık ruhsatımı mutfağa astım

Özge bana bundan birkaç ay önce yazdı. Beş Yıldızlı Söyleşiler’de genellikle çalışan annelere rastladığını, ikinci çocuktan sonra avukatlık ruhsatını mutfağa asan ve çocuk mu kariyer mi ikilemini yaşadıktan sonra kendine bir yol çizen bir anne olarak kendi hikayesini anlatmak istediğini söyledi. 

Aslında bu söyleşilerde her türlü anneye yer veriyorum. Çalışan, çalışmayan, küçük şehirde, büyük şehirde, yurt dışında yaşayan… Çocuktan sonra çalışmayı bırakan anneler daha önce de konuğum olmuştu, ancak demografik olarak daha az olduklarından olsa gerek, söyleşilerdeki temsilleri de ona göre oldu. 

İşte Ankara’dan iki kız çocuk annesi Özge’yle sohbetimiz…

***

Bize kendini tanıtır mısın?
1982 doğumlu tipik bir başak burcuyum. Mükemmeliyetçi, disiplinli ve kontrol delisiyim. Hukuk mezunuyum. 19 yaşından beri aynı adama aşığım. 21 aylık Gülce’nin ve 6 yaşındaki Elif’in annesiyim. Ankara’lıyım. Bu şehir ile ilişki durumumuz tamamen karışık, özlemekten en fazla 15 gün ayrı kalabildiğim bu şehri bir gün terk etmek istiyorum.

Anne olmadan önceki Özge?
Anne olmadan önce Özge, her durumu denetleyebiliyordu. Kontrol elindeydi ve sadece kendinden sorumluydu. Hayat basit ve olması gerektiği gibiydi. İşe gidip geliyor, ev yemeği sevmiyor, maaşını sadece kendi zevki içi harcayabiliyor, tatilin anlamının sadece yatmak olduğunu düşünüyor, sabahlara kadar dizi izleyebiliyor, öğlene kadar deliksiz uyuyabiliyordu. Evi her daim düzenli ve temizdi. Hayatı da karmaşadan uzak ve planlıydı.

Anne olduktan sonra ise tek kelime ile mutlu… Çok ama çok mutluyum…

Screen Shot 2015-06-29 at 3.04.26 PM

Anne olan bir kadının hayatının Çocuktan Önce ve Çocuktan Sonra olarak ikiye ayrıldığına katılıyor musun?
Ateşin bulunması insanlık için dönüm noktasıydı değil mi? Sanırım annelik de bir kadının aynı şiddetteki dönüm noktası. Anne olmadan önce kapıdan dışarı adım atmadan göz ucuyla da olsa aynaya bakar her kadın değil mi? İlk bebeğimin doğduğu ve koşturmaktan evden kendimi nasıl dışarıya attığımı bilemediğim bir gün, evden çıkarken hiç aynaya bakmadığımı apartman camının yansımasından anlamış ve dehşete düşmüştüm. Sonra bu duruma alıştım. Şimdi çoğu zaman o yansıma da kıyafetimi ve saçımı gayet rahat düzeltebiliyorum. Ama bunu fark ettiğim ilk gün benim için dönüm noktasıydı ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını anladığım ilk günümdü. Her anne böylesine ufak farklılıklarla (!) anlıyor aslında artık yeni bir kadın olduğunu. Sonrasında bu farklılık dediklerimiz senin yaşam tarzın oluyor ve geçmişteki kadın da yavaş yavaş silinip yerini anneye bırakıyor.

İlk kızın 3 buçuk yaşındayken ikinci bebeğin sürpriz bir şekilde yola çıkınca sen de avukatlığı bırakıp evde kalmaya karar vermişsin?
Aslında Elif doğduğundan beri hiç çalışasım yoktu desem? Nitekim Elif 8 aylıkken tam zamanlı başladığım ve yoğun çalışma saatlerinden dolayı bebeğimi doğru düzgün göremediğim birkaç ay içinde anlamıştım aslında çalışan bir anne olamayacağımı. Elif’i büyütürken tam anlamıyla bir ikilem idi yaşadığım. 8 aylıkken başladığım işimi 4 ay sonra tekrar bıraktım. Birkaç ay sonra haftanın 3 günü tekrar çalışmaya başladım. Bir zaman sonra da haftanın 5 günü yarı zamanlı devam ettim. Bu dönemde işimle ilgili uzatmaları oynadığımı söyleyebilirim. Bebeğimi gayet rahat anane ve babaanne ikilisiyle büyütmeme rağmen aklım hep evdeydi. Ve ben sürekli internette işini bırakmış ve kendini çocuklara ve eve adamış anne hikâyeleri arıyordum. Bu düşüncemi paylaştığım tüm çevrem bana delirmişim gibi bakıyordu ve kimse ciddiye almıyordu sanırım beni.

Mesleğin ilk sıkıntılı zamanlarını atlatmış, rahatlamış kariyeri de gayet güzel ilerleyen bir avukat olarak durmadan ev hayali kuruyordum. Aslında ev insanı olduğumu kabul etmek benim için de zor ve sancılı bir süreç oldu. Evde mutluydum. Ama bu mutluluğu kabul etmek ve senelerce kurduğun ve mutlu olduğunu düşündüğün hayatının altını üstüne getirmek ve yeni bir yol çizmek kolay değil sanırım. Bir yandan senelerce ortaya konulmuş emek, diğer yandan da aslında ne istediğinin sorgulamasını yapmak inanılmaz bir deneyimdi. Çünkü verdiğim kararın geri dönüşünün olmamasını istiyordum. İşi tam anlamıyla bırakmam tamamen Elif içindi aslında. Çünkü, ayrılık kararı verdiğim zamanlarda Elif kreşe başlamış, büyümüş ve onunla vakit geçirmek harika olmaya başlamıştı. Böylece, annesi çalışmadığı için tam gün değil de yarım gün kreşe devam etti. Kreşten sonra saatlerce parklarda gezebildik, öğlen sarılıp uyuduk, oyunun dibine vurduk, yemeği birlikte hazırladık ve babamıza kapıyı birlikte açtık. Birkaç ay sonra da gayet sürpriz bir kararla Gülce gelmeye karar verdi.

Avukatlık ruhsatını mutfağın duvarına astın mı cidden?
Evet, astım. Çünkü mutfağımdan her daim nefis kokular geliyor. Elif okuldan gelirken, daha apartmanda ‘Anneciğim harika kokuyor’ dediği anlarda o ruhsatın aslında ait olduğu yerde durduğunu biliyorum. İşi bıraktıktan kısa bir süre sonra hamile kalmış olmam da aslında ne kadar doğru bir zamanlama olduğunu gösterdi. Hamileliğimin tadını çıkardım, Elif’in büyümesinin tadını çıkardım ve en önemlisi Gülce’nin her anını doyasıya yaşadım.

Screen Shot 2015-07-15 at 2.03.54 PM

Ne zamana kadar işi bıraktın? Sonsuza?..
Şimdilik evet. Çünkü, Elif tam gün okula başladı. Okula teslim edilecek ve alınacak minik bir genç kızım var. Yapılacak ödevler, çıkılacak alışverişler, okuldan sonraki dedikodular, veli arkadaşlarımla toplantılar gayet zamanımı alıyor. Sonra Gülce büyüyor. Sabahları yatak keyfi, uzun uzadıya kahvaltı, park saatleri, çiş eğitimi, oyun saatleri… Ooooo sanırım çalışmaya vaktim kalmıyor. Ve evet, mutluyum. Tabii ki annelik her zaman tozpembe değil. Bazı anlar geliyor, 12 saat evde iki çocukla tek başına kalmak, onları oyalamak, evin işlerini yetiştirmek, günde 3 bazen 4 kez yemek hazırlamak, ütü yapmak, tüm bunların arasında oyun oynamak, kriz anlarıyla başa çıkmak, gün içinde milyon kez teker teker odaları ve dağılan oyuncakları toplamak, dışarı çıkıp hava almalarını sağlamak, her anne seslenişine yanıt vermek, sakin kalmaya çalışmak çok ama çok zor olabiliyor.

Çevreden ne gibi tepkiler aldın? Ben söyleyeyim: ‘Bunca sene çocuk bakmak için mi okudun’
Senin bu konuyla ilgili bir yazın vardı. O yazıyı sosyal medya hesaplarımda, ‘herkese cevabımdır’ olarak paylaştığımdan beri pek soru gelmiyor. En çok tepkiyi sanırım anne ve babamdan aldım. İki öğretmen geliriyle büyük bir gururla okuttular beni. Hepimizin ailesi gibi, benim de kızlarım için düşündüğüm gibi… Sanırım artık mutlu olduğumu biliyorlar. Alışmaları zaman aldı denebilir. Ama, hepimiz aslında evlatlarımızın mutluluğunu istemiyor muyuz? Evet, bunca sene çocuk bakmak için okumuşum. İlla okumayan anneler mi tam zamanlı bakmak zorunda çocuklarına? Okuyan annelerin evlerinde mutlu olmaya, çocuk bakmaya, yemek yapmaya, temizliğe, ev toplantılarına gitmeye, parkta arkadaş çevresi yaratmaya hakkı yok mu? diye cevap verdiğimde sorulara, sen de haklısın da diye başlayan cevapların tabii ki arkası kesilmiyor. Bir de en can alıcı soruları, çocuklar büyüdüğünde ne olacak kısmı. Yaşamadan bilmiyorum. O zaman da sanırım hobi kursları, spor salonları, arkadaş toplantıları, ergenlik sorunları, kızlarımla alışveriş günleri, çıkılamayan tatiller filan derken yine çalışmaya vaktim kalmayacak ve evet, mutluyum.

Hamilelik, doğum ve lohusalık süreçlerinden bahsetmek ister misin?
Elif’ten önce 13 haftada sona eren bir gebelik sürecim oldu. Bu durum yaşayan herkes gibi beni de gayet pimpirikli bir hamile yaptı diyebilirim. Ama en büyük sorun Elif doğduktan sonra başladı. Çok uzun süren ve gayet zor geçen lohusa depresyonu dönemine girdim. İlk kırk gün boyunca 15 dakikada bir saat kurup gece gündüz Elif’in nefesini dinledim. Altı ay boyunca içme suyuyla yıkadım, duş almayan kimsenin kucağına vermedim. Zorunlu olmadığı sürece uzun bir süre evden çıkmadım. Sanırım 4-5 aylıkken bir akrabamız yanağından öptü diye saatlerce ağladım. İse başladığım dönem 10 dakikada bir evi aradım. Her anını kontrol altında tutmaya çalışmaktan çok zor zamanlar geçirdim. Bir parça çikolata yemesi, hazır gıda tüketmesi -örneğin market yoğurdu-, TV izlemesi, terlemesi, üşümesi, gezmesi, uyanınca pijamalarını değiştirmemiş olması dahi benim için cinnet sebebiydi. Annem ve kayınvalidemin ne kadar zor günler geçirdiğini söylememe gerek yok sanırım. Herkesi ve kendimi bezdirmiştim. Bu dönem 1 sene kadar sürdü. Sonuç olarak da Elif ilk 6 yılını sürekli hasta olarak geçirdi. Hepsi geride kaldı ama hala düşününce tüylerim ürpermiyor değil. Yani tam anlamıyla lohusa depresyonunun dibini vurmuş hatta canını çıkarmış olduğumu düşünüyorum.

Screen Shot 2015-06-29 at 3.07.42 PMİkinci bebeğinde?…
Gülce’den önce de yine sona eren bir gebeliğim oldu. Oldukça zor günlerden sonra tekrar aynı yolu yürümeye gücüm olmadığını düşünüyordum ancak anlaşılan bu benim verebileceğim bir karar değildi. Birkaç ay sonra Gülce bize merhaba dedi. Mükemmel bir hamilelik ve doğum yaşadım diyebilirim. Son güne kadar gezdim, sezaryen olmama rağmen hemen ayaklandım. Çünkü bu kez eşimden başka kimseyi hastanede ya da evde istemedim. Hastaneden eve geldiğim akşam yani doğumdan sadece bir gün sonra Elif’i banyoda yıkayabildim ve hayatıma kaldığım yerden devam ettim.

O halde bu sefer çok daha kolay oldu atlatması?
Evet, çünkü 4 yaşında bir çocuk, birkaç günlük bir bebek, ev işleri, bebek misafirleri beni bekliyordu, yorucu günlerdi ama sadece Gülce’ye odaklanmamış olmam Elif’te yaşadığım sıkıntılı günleri yaşamamı engelledi, bir kez daha depresyon sürecini yaşamaya fırsatım kalmadı da denebilir. Hem bu kez aynı durumları yaşamaya hiç niyetim yoktu. Gülce doğduğu andan itibaren her an hayatımızın içinde oldu, ayrıcalık yaşamadı, üstüne düşülmedi, uyuması ve beslenmesi için zorlanmadı, tüm gezilere en olumsuz hava şartlarında iştirak etti, terleyince üstü değişmedi, TV izledi, zevkle çikolata yedi, hijyen koşullarına uyulmadı ve sonuç olarak da kendi kendine uyuyabilen, ağlamayan, hastalanmayan, uyumlu, mutlu ve huzurlu bir bebek olarak büyüdü.

Ben hep diyorum, ilk çocuğumuzu ikinci çocuğumuzda olduğumuz kadar rahat büyütebilseydik çok daha kolay olurdu her şey… Peki, iki kızın var. İkinci çocuğunun da kız olacağını paylaştığında etraftan ‘Tüh, olsun, neyse, bir daha denersiniz’ gibi tepkiler aldın mı? (Ben çok aldım da, ondan soruyorum)
Çok fazla değil. Çünkü hamile kaldığım andan itibaren bir kızım daha olacağından neredeyse emindim ve kız olmasını çok istiyordum. Bu tepkiyi aldıklarıma cevap olarak; evet 3. düşünüyorum ama maalesef onun da kız olmasını çok istiyoruz diyorum.

Ha haa, çok iyiymiş…
Çocuklarla ilgili ailenden nasıl destek alıyorsun? Tüm akrabalarınızın çok yakında olduğunu söylemiştin.
En büyük destekçim eşim. Sabah 8 akşam 8 çalışmasına rağmen kapıyı açtığımda, yüzünde ‘ne kadar yorulduğunu biliyorum’ bakışını görmek paha biçilemez. Evde olmanın ne kadar yorucu olduğunu gerçekten biliyor ve yardımcı olmak için elinden gelen gayreti gösteriyor diyebilirim. O geldikten sonra çocuklar yatana kadar ona ait. Ve bu durumdan bir gün olsun şikâyetçi olmadı. Aynı şekilde akşamları ya da hafta sonu kız arkadaşlarımla dışarı çıkmak istediğimde çocukları düşünmeme gerek kalmıyor.

Annem ve kayınvalidem ise eşimle ilişkimizin canlı kalmasının en büyük yardımcıları. Akşam kaçamakları, hafta sonu sinema keyifleri, başbaşa çıkabildiğimiz kısa süreli tatiller… İyi ki varlar diyebilirim. Annemin çok yakınımda oturması benim için tam anlamıyla panik butonu. Kuaför, market, alışveriş, gün içi arkadaş sohbetleri gibi tüm durumlarda 5 dakika yürüme mesafemde. Ayrıca çok güzel bahçeli bir evi var. Çocukların orayı ne kadar sevdiklerini tahmin edebilirsin.

Bu muhteşem üçlü sayesinde kendimi unutmadan yaşayabiliyor, nefes almaya ihtiyacım olduğu her an uzaklaşabiliyorum. Böylece, bunalmıyor ve kendim için de hayattan zevk alabiliyorum.

Çocuklar olduktan sonra eşinle ilişkiniz nasıl etkilendi?
Aşık olduğum adam, çocuklarımın babası oldu. Hem de hayal ettiğimden çok daha iyi bir baba. Bunu yaparken de ikimizi unutmadı. İlişkimize ayırabileceğimiz vakitler yarattık. Bu durum, büyük ölçüde yıpranmamızı engelledi ve toparlanmamıza yardımcı oldu diyebilirim. Çünkü çocuklar yüzünden bunaldığımız ve birbirimize sardığımız anlarda kaçabilme fırsatımız var ve inanın bu fırsatları değerlendirmeyi de iyi biliyoruz. Çocuksuz bir-iki gün tatile gitmek bize iyi gelecekse ya da tüm cumartesi çocukları bırakmak istiyorsak vicdan azabı duymuyoruz. Zaten yeterince iyi anne-baba olduğumuzu biliyor ve birkaç saat ya da birkaç günü ilişkimize ayırabiliyoruz. Annem ve kayınvalidem iyi ki yakınımdalar demiş miydim?

Screen Shot 2015-06-29 at 3.19.27 PM

Bir günün nasıl geçiyor?
Sabah 7 itibariyle Gülce uyanıyor. 8 gibi babamızı yolcu ediyoruz. Okullar tatil olduğu için Elif de evde. Doyasıya uyusun diye ablayı rahatsız etmeden ilk tur kahvaltıyı hazırlıyorum ve Gülce kahvaltısını yapıyor. Ablamız uyanana kadar Gülce’yle oynuyorum. Elif uyandığında Gülce’nin ara öğünü ve Elif’in kahvaltısı hazırlanıyor. Öğlen 1’e kadar evle ilgili işlerini bitirmeye çalışıyorum. Günlük yemek hazırlığı, temizlik, ütü, çamaşır, toparlama vb. bu zaman diliminde bitiyor. Bu arada ablamız ufaklığı bir saat kadar oyalayabiliyor. Ama bu oyalama bana ekstra talan olmuş bir ev olarak geri donuyor. Ablasıyla oyuna doymuş olan Gülce 1 gibi öğle uykusuna yatıyor. Elif de 1 saat kadar tv izliyor. Benim için ise dinlenme zamanı bu ara. Gülce öğlenleri 2-2,5 saat kadar uyuyor. Elif’in TV zamanı bitince Gülce uyanana kadar Elif’le oynuyorum. Gülce uyanınca öğle yemeği yeniyor ve dışarı çıkıyoruz. Bazen babamız gelene kadar dışarda kalıyoruz. Bazen eve dönüp mutfakta harika pastalar yaratıyoruz. Akşamüstü evdeysek yarım saat kadar da Gülce’nin TV izleme hakkı var. Bu benim için kahve zamanı demek. Sonrasında muhteşem ikiliyi serbest bırakıyorum ve evin yeniden talan olmasını zevkle izliyorum. Sonrasında ev toparlama, masa hazırlama derken 8 gibi eşim geliyor. Akşam yemeğinde ve sonrasında çocuklar ona ait. En geç 22 de uyumuş oluyorlar. Biz de internetten takip ettiğimiz dizileri izliyor, sohbet ediyor, dinleniyor ve 1 gibi günü bitiriyoruz.

Çok imrendim! ”Başka bir çocuklu hayat mümkün”ü anlatıyorsun adeta! Tüm bunlara rağmen -ya da belki bunlar yüzünden- Alaaddin’in Sihirli Lambası’nı bulsan ve Cin bir günlüğüne ‘dile benden ne dilerse’ dese, ne dilersin?
Sanırım, 3.çocuğumu bir günlüğüne misafir edebilirim. Böylece bu çılgın düşünceden vazgeçebilirim ya da eşimi ikna etmek için gerçekçi sebepleri bizzat yaşayarak öğrenirim.

Annelik yapmanın seni en çok zorlayan tarafı ne?
Sakin kalmaya çalışmak en zor tarafı olsa gerek. Bazı anlarda çığlık atarak kaçmayı istemiyorum değil.

En sevdiğin tarafı?
Sabahları Elif’in elinde ayısı, Gülce’nin elinde pepesi ve maymunu ile o mis gibi uyku kokuları ile yatağa gelmelerini bu hayattaki hiçbir ana değişmem sanırım. Evet en sevdiğim tarafı kesinlikle bu… Elif, Gülce, ayıcık, pepe, maymun, anne ve baba olarak o yatakta yatabilmeyi çok seviyorum.

Sence anne olarak neyi iyi yapıyorsun?
Evdeki herkese ve kendime ayrı ayrı vakit ayırabiliyorum sanırım. Bir de Elif’in doğumunda yaşadığım zor zamanları saymaysak rahat büyütmeye çalışıyorum onları. Yaşadıkları durumdan zarar görmeyeceklerine eminsem gereksiz dayatmalarım, ezbere zararlılar listem ya da rutin krizlerim yok.

Neyi daha iyi yapmak isterdin?
Bazen tahammülsüz olduğum zamanlar oluyor. Böyle zamanlarda daha az sinirli olabilmeyi ve kriz anlarını daha iyi yönetebilmeyi isterdim.

“Asla yapmam” deyip de yaptığın şeyler var mı?
Sanırım bu soruya yanıt verebilecek yeterli alanım yok! Hele ki Elif büyüdükçe ‘asla’ kelimesinin bir anlamı olmadığını gayet iyi anladım. Bu nedenle de Gülce için bu kelimeyi hiç kullanmıyorum.

En son ne zaman kendine vakit ayırdın? Nasıl?
Dün. Çocukları ananeye emanet edip, arkadaşımla öğle yemeği yedim, kahve içtim hatta biraz da alışveriş yaptım.

Cümleyi tamamlar mısın: Şimdiki aklım olsa…
Elif’in doğumundan hemen sonra işten ayrılırdım.

Boşluğu doldurur musun: Anne olmadan önce … derdim/zannederdim/düşünürdüm.
Hayatın bir anlamı olduğunu zannederdim.

“Anne olunca anladın” mı?
Hayatın anlamını soruyorsan, evet kesinlikle!

Tek cümleyle: sence kime ANNE denir?
Annemin, kızımın doğumunda ben bebeği emzirme ve süt geldi gelmedi telaşı içindeyken, elinde tepsiyle başucumda durup yemeğimin derdinde olduğu sırada anneannemin mutfakta anneme yemek hazırlarken dile getirdiği “Ahhh ahhh ben yanarım yavruma, o da yanar yavrusuna” cümlesinin esas kişisidir. Kendisi 80, yavrusu 45 yaşında olsa dahi yanabilme ve zorla yemek yedirebilme potansiyeline sahiptir.

Screen Shot 2015-07-15 at 2.06.07 PM

***

Özge’ye konuğum olduğu için çok teşekkür ederim.

 

Prima

Bu söyleşi, Prima’nın desteğiyle yayınlanmıştır. Prima’yla Beş Yıldızlı Söyleşiler’in tamamını buradan okuyabilir, Prima’yı Facebook ve YouTube‘dan takip edebilirsiniz. 0-4 yaş arası çocuğu olan bir anneyseniz ve Beş Yıldızlı Söyleşilere katılmak isterseniz [email protected] adresine ‘Beş Yıldızlı Söyleşi’ konulu bir e-mail gönderebilirsiniz.

15 yorum

  1. Merhaba
    Çok keyifli bi sohbet olmuş aynı keyifle bende Gözlerim dola dola okudum. Sevgiler

  2. yesim tohumcuoglu

    Bende çocukları bırakıp calisamayanlardanim ve çevrem üniversite bitirip de calismamami hayretle karşılayan insanla dolu! Daha geçen gün anneme ugradigimda komşusu, annem ve de kardeşimin esi benim
    sigorta durumumu
    Hesapladilar:)birde bana uygun işleri buldular ve ben 1 ay sonra 3. bebeğimi doguracagim:))

  3. Hersey iyi hoş bende okuyup çocuğuna bakanlardanım ama birde maddi manevi imkanlari bu kadar güzel olmayan ve calismak zorunda oldugumu düşünürsek bir o kadar da zor calismamak. Sevgiler

  4. Öncelikle şunu belirteyim sizin ve konuklarınızın yazılarını zevkle okuyarak takip ediyorum. Ve dikkatimi çeken en önemli şey, anne olduktan sonra işini bırakan ve bundan bir an olsun pişman olmayan kadınların genel profili. Hepsi diyemeyeceğim ama çoğu “Ferrarisini Satan Bilge” misali belirli bir doygunluğa ulaştıktan sonra (maddi/manevi) böyle bir karar veriyorlar. Genellikle işini bırakıp anneliği meslek eden kadınların diplomaları, her an iş hayatına geri dönmeye müsayit türden mesleklere ait. Ve muhtemelen gelir seviyesi oldukça yüksek bir eşe ya da birikime sahipler. Yanlış anlamayın, bunu yadırgadığım için ya da eleştirmek için söylemiyorum. Kendimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim. 13 aylık bir kız annesiyim. Kızım 4,5 aylıkken zorunluluktan işe başladım. Anneanne ve babaanne dönüşümlü olarak kendi evimizde baktığı için gözüm arkada kalmadı ama kalbim, ruhum, aklım hep kızımda kaldı. İşi bırakıp çocuğuma bakmayı ben de çok düşündüm. Hatta o dönemlerde anneanne ve babaannenin bir takım sağlık problemleri olunca, napsak eylül-ekim gibi kreşe mi versek, ücretsiz izin alsam ben mi baksam diye düşündüğümüz bir zamanda dengem alt üst oldu ve bir pedagogla görüştüm hangisi doğru diye. Onun söylediği bir şey vardı. Tabiki her anne çocuğunu kendisi büyütmek ister, yanında olmak ister ama salt doğru diye birşey yoktur dedi. Eskiden çalışan kadın fazla olmadığı için genelde bizleri annelerimiz büyüttü. Eğer annelerin büyüttüğü çocuklar sağlıklı/mutlu/başarılı olacak diye düşünseydik şu anda hepimizin mükemmel insanlar olması gerekirdi dedi. O an ona inanmak istediğimden belki de bu fikri kabullendim. Aslında salt bir doğru varsa o da herkesin şartları belirliyor kararlarını. Ülkemizin ekonomik şartları maalesef her anneyi, diplomasını mutfağa astıracak kadar özendirmiyor. İşi bıraksam tüm yük eşimin omuzlarında olacaktı ve bir gün kızımızın istediği bazı şeyleri ekonomik durumumuzdan ötürü geri çevirmek zorunda kalırsak, çocuğuma bakmak için işi bırakmış olmanın vicdan rahatlığının yerini rahatsızlığa bırakacaktı. Ama şunu da itiraf edeyim, sosyal statüsü ne olursa olsun işini gücünü bırakıp kendisini tamamen çocuklarına, eşine ve ailesine adayan kadınlara da imrenerek saygı duyuyorum. Çünkü evde yapılan işler ve çocukla geçirilen 7/24 zaman ciddi özveri gerektiriyor. Şunu da net söyleyebilirim, kişinin tercihi neyse beyin otomatik olarak onun doğruluğuna inandırıyor insanı. Son olarak tek dileğim, tüm annelerin gönül rahatlığı ile sağlıklı ve mutlu insanlar yetiştirmesi.. Sevgiler..

    • Soylesiyi de yorumunuzu da cok begendim.
      Yorumunuza kesinlikle katiliyorum. Yasadigim yerin kanunlarina gore 16 ay dogum iznim var ve kullanacagim Insallah. Ama cogu insan sadece bir sene kullaniyor cunku devlet sadece 12 ay boyunca maasinizin bir kismini veriyor. Son dort ay bizim cebimizde. Eger esim eski isinde olsaydi buyuk ihtimalle 16 ay almazdim.
      Zaten calisma calismama durumu karisik, cok boyutlu. Turkiye adam gibi dogum haklari (hem anne hem baba icin) olmayan bir ulke. Oturmus guvenli, erisilebilir bir kres sistemimiz yok. Gozlemledigim kadariyla bunlarin oldugu ulkelerde bayanlar bu kadar “kariyerimi biraksam mi?” tereddutune dusmuyor.
      Sorun diplomayi mutfaga asmak degil, bunu dunyanin neredeyse her yerinde, en esitlikci ulkelerde bile, buyuk cogunlukla sadece kadinin yapmasi. Emzirme donemi bittikten sonra aynisini erkegin yapmamasi icin bir neden yok. Hepsi sosyalizasyon, sartlanma.

      • Teşekkür ederim Deniz Hanım. Kesinlikle ülkemiz şartlarında işini bırakıp evde çocuğuna bakma hakkı, aileleri ciddi sıkıntıya sokan bir durum. Doğum izni, süt-izni ve diğer haklar gelişmiş ülkelerde olduğu gibi olsa ve devlet her türlü güvenceyi kadına verse, daha kolay ve güzel olurdu herşey. Cinsiyet eğitliği ile ilgili AB projelerinin ucundan tutmuş biri olarak şunu da söyleyebilirimki AB ülkeleri doğumdan sonra kadına verilen bir çok hakkı, erkeğe de veriyor. Çünkü çocuk nasıl tek başına yapılmıyorsa, bakımı da tek başına olmuyor. Yoksa hobi kursları, spor salonları, arkadaş toplantıları, ergenlik sorunları, alışveriş günleri ütopik olmaktan öteye gidemez çalışmak zorunda kalan anneler için.

      • Bu konuda yapılmış en yerinde yorumlardan biri. Çünkü bence de tartışılması gereken, kadınlara doğum sonrası verilen izin/ hak , ulaşılabilir kreş imkanı, güvenilir bakıcı bulma kolaylığı. Tüm bunlara sahip olduktan sonra isteyen yine işi bırakır ya da daha geç işe döner ya da belki canı ister hemen döner. Ve dediğiniz gibi emzirme dışında bir annenin yapıp da babanın yapamayacağı hiçbir şey yok. Tamamen ataerkil toplumun dayattığı bir düzeni yaşıyoruz. Üstelik tam da ataerkil düzenin istediği gibi kadınlar olarak birbirimize destek olup, haklarımız için örgütlenip mücadele edeceğimize, anneliğimizi yargılıyoruz. Dikkat ediyorum hep çalışmak zorunda olduğu için işe dönüldüğünden bahsediliyor. Yalnızca istediği için de çalışabilir bir anne. Bu kimseyi kötü, ihmalkar bir anne yapmaz. Aynen işi bırakan bir anneyi mükemmel bir anne yapmayacağı gibi. Neden illa biri doğru olmak zorunda. Çünkü herkes seçiminin en doğrusu olmasını istiyor. Oysa tek bir doğru yok. Bu konuya bu kadar kafa patlatacağımıza, doğum sonrası izinler ve bakım desteği konusunda mücadele etmeliyiz. Hatta facebookta ” Çalışan Anneler Platformu” var, fb hesabı olanlar çalışsın çalışmasın üye olup destek olabilir. Her anne çocuğu için en iyi anne. N’olur artık zaten annelik demek bitmeyen vicdan azabı demek, bir de biz anneler yarıştırmayalım ,yargılamayalım anneliğimizi.

  5. İstediğiniz kadar inkar edin okuyup evde oturan kadinlari destekleyen ve tartismalara sebebiyet veren, calismak ZORUNDA olan annelere kendini kotü hissettiren ve araliksiz devam eden bu yazilarinizdan fenalik geldi. Allah sağlikla kavusmanizi nasip etsin ve Allah 3. yavrunuza uzun sağlikli omürler versin, soyle bir sey var ki 3 cocuğu (olmak üzere) olan bir ailede sadece bir kisi calisiyor ve hayat standartlari da gayet Tr ortalamasinin üzerindeyse, sanirim calismak ZORUNDA olan kadinlarla empati yapmasini beklemek benim aptalliğim. Sağlicakla kalin, hoscakalin.

    • Hayat standartlarım hakkında nasıl bir fikriniz var bilmiyorum ama bizim ailede sadece bir kişi çalışmıyor. Ben de çalışıyor ve gerek profesyonel blog yazarlığı, gerekse yaptığım başka işler sayesinde para kazanıyorum. Bu şekilde olmasaydı kendime başka bir iş bulmak zorunda kalırdım, çünkü İstanbul’da iki çocuk (şimdi üç) bakmanın yükünü tek bir gelirle kaldırabilecek birikime sahip değiliz. Bunu açıklamak zorunda olmak bile tuhaf…

      Bu söyleşilerde çalışmayan annelerden daha da fazla çalışan annelere yer veriyorum, çünkü popülasyon öyle. Bu, hiçbir şekilde çalışmayan anne olmayı destekleyen bir yazı değil, annenin tercihini açıklamasının ötesinde de ‘çalışmayan anne’ vurgusu yapılmıyor. Bundan çıkan tartışmalardan sorumlu olmadığım gibi, bu sebeple kendini kötü hisseden anneler için üzülmekle birlikte bunun, benden kaynaklandığını kabul etmiyorum.

  6. Bu yazıda bir çalışan-çalışmayan anne kıyaslaması, çalışmayan anne övgüsü görenlerin, bunun, yazıda anlatılanlardan değil, kendi bulundukları durumdan kaynaklandığını düşünüyorum. Annelerin yaşadıkları sorunları dile getirme amacı güden bir yazı değildi bu. Söyleşinin hiçbir yerinde çalışan-çalışmayan anne kıyaslaması da yapılmadı. Çocuk sahibi olduktan sonra kendine farklı bir yol çizmiş bir kadının mesaj kaygısı olmayan bir annelik hikayesi bu, o kadar. Başka anlamlar yükleniyorsa bunlar anlatanın dilinde değil, okuyanların gözünde…

    • Sevgili Elif
      Her nekadar lavenderın tavrını çok sert bulsamda yazdığı şeye genel anlamda katılmayacağımı söyleyemeyeceğim.
      Dün bende bu söyleşiyi okuduktan sonra dayak yemişe döndüm. Hele de sabah çocuklarım bakıcı ile kalmak istemeyince ve ağlayınca, işe nasıl geldiğimi şaşırdım.
      Bende blogda genel anlamda üniversite eğitim alıp çalışmayan ve mutlu olan kadınlar konusunu okuyunca çok huzursuz oluyorum. Bence lavenderin da rahatsız olmasının sebebi, bu şartlara istesede sahip olamaması (aynı benim gibi).
      Açıkça söyliyim çok kıskanıyorum, kıskanmamın yanında çok üzülüyorum böyle bir düzenim olmadığı için
      Yazılarınızın destekleyici amaçla yazılıp yayımlandığını biliyorum ama benim gibi anneleri de çok üzdüğünü ve husursuz ettiğini bilmenizi istedim. Tabiki yine okumama tercihi bizim. Ama bilmenizi istedim.

      Sevgilerle

  7. Kendisi fakülteden arkadaşım olur, çok yakın değildik ama O’nu hep gülerken hatırlıyorum, bu yazıyı hem imrenerek hem çok duygulanarak hem de O’nun adına çok gururlanarak okudum..Özge harikasın! hayatı bu kadar derinden algılamış olmak, bu kadar nokta atışı yapmak…Maşallah 🙂

  8. Okumuş ancak çalışmayan anneler yokmuş gibi mi davranılsın isteniyor tam olarak anlayamıyorum. Buradaki röportajlardan çoğu çalışan annelerin röportajları ve ben çalısmayan bir anne olarak üzülmüyorum onları okuduğumda. Bir karar verdim ve iyisiyle kötüsüyle kararımdan memnunum. Çalışmayan bir annenin mutlu olduğunu söylemesi kimseyi rahatsız etmemeli. Ben çalışmayarak bir şeylerden feragat ediyorum, çalışan anneler başka şeylerden feragat ediyor, bu birbirimizin suçu değil ve öyle davranmamalıyız.

    • “Yahu hasbinallah” kategorisinden lafa karışmak istiyorum… Bir blog sahibinin niye o ya da bu tarafı yücelten bir yazısı olamasın ki? Niye taraf olamasın ki? Belki öyle bi misyon istense blogunun adını “güzinabla” türevi birşey seçerdi kişi… Kaldı ki sürekli takip eden biri olarak, yazıyı yorumlardan önce okuduğumda “taraf olmak” gibi bir hisse kapılmamıştım, yorumları okudum, hala aynı fikirdeyim 🙂 çok rica ederim canı yanan kişiler kendi blogunda aksi istikamette söyleşiler yayınlasın..Düşülsün yakalardan, tekrar rica ederim… Allahım fazlaca kibarım…Sevgiler.. Çalışmak zorunda olan anne…