11 Yorum

Bir yarabandı olarak sosyal medya

İnsanların yaraları var. Hepimizin… Geçmişten gelen, kendimizden kaynaklanan, başkalarının açtığı, görmek istemediğimiz, bilmek istemediğimiz, unutmak istediğimiz yaralar…

Çoğu iyileşebilir bu yaraların… İzi kalır belki ama biraz ilgi ve bakımla kabuk bağlar, düzleşir birçoğu…

Oysa bunları iyileştirmeye çalışmayız çoğumuz. İyileştirmek demek yarayı fark etmek demektir, yarayı fark etmek onu görmek demektir, onu görmek ise onun neden ve nasıl orada olduğunu hatırlamak demektir. Acı verir bu, görmek istemeyiz biz o yaraları, yokmuşlar gibi yapmak isteriz.

Bu yaraları görmezden gelmek, onları ortadan kaldırmaz. Onlar oradadır, biz bakmak istemesek de… Sonra bir an gelir, alakasız birinin yaptığı bir şey, söylediği bir söz o yaramızı hatırlatır bize… Karşımızdakinin niyetinin ne olduğu önemli değildir, hatta belki o yaramızın farkında bile değildir ancak o yara oradadır ya, karşıdakinin tavrı ya da sözü görünür kılar onu… Belki yaranın kabuğu kalkar biraz, kanamaya, acımaya başlar içten…

Böyle zamanlarda ilk tepkimiz yaramıza ilgi göstermektense, onu görmemize -dolaylı yoldan da olsa- sebep olduğu için karşımızdakine yüklenmek olur: Neden yaramı bana gösterdin?! Ben ne güzel onu unutmuş gibi yapıyordum!

Söz konusu annelik olunca yaramız çok. Çoğumuz annemizin anneliği ile çocuklarımıza anne olmak arasında sıkışıp kalıyoruz çoğu zaman. Arada kendimiz olma fırsatı bile bulamadan…

Bütün bunlara bir de elimizde olmayan, kontrol edemediğimiz -ya da kontrol edebileceğimizi bilmediğimiz- faktörlerden kaynaklanan yaralar eklenince artıyor bunların sayısı da, etkisi de…

Anneleri en çok yaralayan, en çok tartışılan konular nelerdir derseniz birincisi çalışma durumu (çalışan anne-çalışmayan anne) ikincisi ise doğum şekli (normal doğum-sezaryenle doğum) derim. Bunlara birçok şey eklenebilir belki ancak ilgi alanlarım ve tecrübelerim bana bunun böyle olduğunu gösterdi.

Ne zaman bu konularda bir yazı yazsam, bir paylaşım yapsam, anlattığım şey sadece kendimle ilgili olsa ya da ‘karşı taraf’ı hiçbir şekilde itham etmese de, kendini ‘karşı taraf’ta görenler bu paylaşımlardan kendilerine pay çıkarıyorlar, olumsuz anlamda üstelik…

Örneğin ben ‘Doğal doğum güzeldir’ desem ya da kendi tecrübemi anlatsam ‘İyi de sezaryenle doğum yapanlar anne değil mi?‘ diyorlar.

Ben ‘Okumuş etmiş ve çalışmamayı tercih etmiş anneler de var ve onlar da fark edilmeyi hak ediyorlar’ desem ‘İyi de çalışmak zorunda olan anneler ne yapsın?’ diyorlar.

Oysa ben ne sezaryenle doğum yapanlara, ne de çalışmak zorunda olan (ya da kendi isteğiyle çalışanlara) herhangi bir şekilde oku yöneltmiş olmuyorum.

Bunu kendileri yapıyorlar… Kendi yaralarından dolayı…

Halbuki ‘neden yazıyorsun, neden bunları söylüyorsun?’ türünden yorumlar, kanamaya başlayan ve pansuman yapılması gereken bir yaraya geçici olarak yarabandı yapıştırmaktan başka işe yaramıyor.

Yukarıda ‘ben ben ben’ dedim, kendi tecrübelerimden yola çıktığım için… O özne yerine başka bir sürü insanı koyabilirsiniz.

Siz istediğiniz kadar bir konudaki duruşunuzu, görüşünüzü, fikrinizi kimseyi alçaltmadan anlatmaya çalışın, söylediklerinizin istemsiz bir şekilde dokunduğu insanlar çıkacak. Söyledikleriniz onların canını acıtacak; yanlış bir şey söylediğinizden değil; karşınızdakilerin içinde -var olduğunu bilmediğiniz, bilemeyeceğiniz, onların bile görmezden geldiği- yaralar olduğu için…

Kendi adıma, yazdığım bir yazı ya da yaptığım bir paylaşımdan ötürü bu tür tepkiler aldığımda artık bunun benimle ilgili olmadığını biliyorum. Kimilerinin ‘ısrarla ve duyarsız bir şekilde, başkalarının canını acıtmak pahasına’ yaptığımı düşündükleri bu paylaşımlarıma o yüzden devam edebiliyorum. Kimsenin canını acıtmak için yazmadığımdan, karşımdakinin canının acımasının benden kaynaklanmadığını bildiğimden. Ne dersem diyeyim birilerine dokunacağı gerçeği uzun vadede hiçbir şey yazmamak anlamına geleceğinden…

Uzun bir zamandır kişisel terapiye gidiyorum; geçmişte başka insanlara verdiğim benzer tepkilerimin aslında karşımdakiyle değil, içimde onarılmayı bekleyen bir kırıklık, elinden tutulmasını bekleyen bir çocuklukla ilgili olduğunu artık biliyorum.

Kimi zaman istemsiz bir şekilde de olsa canımı acıtan insanlardan uzak duruyorum. Çünkü henüz o yaramı görmeye, iyileştirmeye hazır değilim.

Kimi zaman ise yaramı iyileştirmiş olduğumdan duyduklarımın beni eskisi kadar acıtmamasını sağlayabiliyorum.

Bugün birinin bir yazısı, yarın bir başkasının bir söz ya da bir tavrı… İçimizde, derinlerde, görmezden geldiğimiz yaraları görünür kılıyor.

Böyle bir durumda karşımızdakine saldırmak yerine yaramıza dönsek… Onu fark etsek öncelikle… ‘Acaba bu benim canımı neden bu kadar acıttı?’

Yaramızla ilgilensek, onu temizlesek, sarsak, iyileştirsek iyi gelecek bize…

İzi kalacak belki ama acıtmayacak eskisi gibi…

11 yorum

  1. Keşke öyle olsa ama maalesef karşı tarafa saldırmak daha cazip geliyor. Farkında olmadan kendi yaramızın aynısından karşı tarafa da yara açmaya uğraşıyoruz. Ve yine maalesef bunu en çok hem cinslerimiz yapıyor.

  2. O zaman ben herkese Don Miguel Ruiz’in Dört Anlaşma kitabını okumasını tavsiye ediyorum. Bana çok yardımcı oldu bu bahsettiğiniz bakış açısını değiştirmemde.

    Sevgilerimle… 🙂

  3. Kesinlikle çok yerinde bir tespit olmuş Elif. Naçizane ben bu tartışmaların senin paylaştığın yazı ve söyleşilerden çok altına yapılan yorumlardan kaynaklandığını düşünüyorum. Son paylaştığın söyleşide çalışan/ çalışmayan anneye dair hiçbir karşılaştırma olmamasına, yalnızca her yolu deneyen ( tam/ yarım gün çalışma ve işi bırakma) bir annenin , kendini en mutlu edenin çalışmamak olduğunu anladığını söylemesine rağmen altına yapılan yorumlar can acıtıcıydı. Söz konusu anneliğin yargılanması olduğunda en olgunumuz bile 10 kaplan gücüne erişebiliyor. O söyleşinin altında ( özellikle instagramda ) çalışan annelerin çocuklarına acıdığını yazanlar vardı. Tabii ki bu yorumlar seni bağlamaz. Ama bence yazıdan çok yorumlar biraz kışkırtıcı oluyor. Buna da yapacak bir şey yok. Çünkü herkes kendi seçiminin en doğru seçim olduğunu herkesin kabul etmesini istiyor. Yalnızca kendinin doğru bulması yetmiyor. İstiyor ki onun tercihini herkes onaylasın. Bu genel olarak her alanda böyle sanırım ama annelik söz konusu olduğunda daha bir çarpıcı. Uyku eğitimi veren vermeyeni, vermeyen vereni yargılıyor. Sokakta uyuyan bebeğinizi,üşüyecek diye tişörtünü çekiştirip, uyandırabiliyor. Çünkü o bebeğini öyle büyütmüş, başkasının başka doğrusu olabilme ihtimali bile onu rahatsız ediyor. ” Ne yani en doğru, en iyi anne ben değil miyim?” Sanırım tüm tartışmaların altında yatan kaygı bu.

  4. ne güzel bi yazı, aklınıza elinize sağlık.

  5. Blogunuzun iki seneyi askin takipcisiyim. Basladigimda anne olmaya hazirlanmaya hazirlaniyordum :). Sizin kadar vicdanli, duyarli, ve en onemlisi samimi blog yazari az. Acikcasi son soyleside rahatsiz edici bir durum gormedim. Tabi bu soylesiler onemli konulara deginiyor, o yuzden altta soylesiyi yapan konugun sahsindan ote, bu konularin tartisilmasi normal.
    Ama aklimda cook eski bir yazi kalmis, cok eminim bu blogda. Baslik “Uc Cocugum Var ama dogurmadim” gibi birseydi. Acikcasi hic dogum yapmamama, keyfi sezaryen diye bir seyin olmadigi bir yerde yasamama (ve normal dogumla dogmama 😉 ) ragmen cok ama cok rahatsiz olmustum. Dunyada kadinlara yapilan her turlu baski, sadece asiri uc fiziksel siddet, basini ort/ac, kurtaj vs baskisi degil, butun duygusal, medyatik, annelik, boy, kilo, mukemmel olma baskisi, “make-up and hair tax” beni cok ama cok rahatsiz ediyor. En kotusu de sanirim o bahsettigim yazinin amaci biraz da olsa SSVD tanitimiydi. Onun yerine bir annenin dusebilecegi sagliksiz, takintili bakis acisi tartisildi. E oyle bir baslik da tabi ki tepki toplar. Demek istedigim, bu blogun hem yazari hem editoru olarak size de nasil mesajlar verildigi konusunda sorumluluk dusuyor. Ha tabi oyle yazilar bu blogda sik mi? Kesinlikle degil. Bu konuda cok iyi bir is cikardiginizi dusunuyorum.

    • O yazıyı hatırladığınıza göre blogumu bayağı zamandır takip ediyorsunuz Deniz 🙂

      Ne demek istediğinizi anlıyorum. Ben bu işin içine doğmadım, benim de bu dönemde öğrendiğim çok şey oldu. Çok büyük bir öğrenme süreci bu benim için, hem kişisel, hem teknik olarak ve elbette ‘keşke daha farklı ifade etseydim’ dediğim şeyler oluyor, olmaya da devam edecek zaman geçtikçe… Şimdiki aklımla daha farklı ve kaş yaparken göz çıkarmayacak bir şekilde filtreleyebilirdim belki, ama işte, geçmiş zaman…

      • “Deniz” le aynı zamanlarda başlamışım sizi takibe ve ona katılıyorum, ben de hatırlıyorum blogdaki bazı yazılar için öfleyip pöflediğimi. Ama siz de haklısınız. Bu blog ne kadar “toplumsal” sa, bundan on kat daha fazla “kişisel” bir blog. Çok farklı gündemlerle birlikte kişisel gelişiminizi de takip ediyoruz aslında. Ne zaman hangi ruh halindesiniz tahmin etmek zor değil, bazı yazılarınıza gelen yorumlara yıllar önce verdiğiniz cevaplarla şimdilerde verdiğiniz cevaplar farklı/daha sakin. Yıpranma payı yüksek bir iş yaptığınızı düşünüyorum ve aynı çizgide kalıp çıtayı yükselttiğiniz için de sizi ayrıca tebrik ediyorum.

  6. Tam olarak bu yazdığın herşeyi ben de hissediyorum. Ne eksik, ne fazla. Ve yine son derece katılıyorum ki, insan kendi yaralarını tedavi etmeyi öğrendiğinde ve bu gücü bulduğunda, ve zaten kendisi gerçekten nasıl mutluysa öyle yaşıyorsa, başkaları, başkalarının dedikleri, yaptıkları, ima ettikleri ve düşündükleri artık gündem maddesi olmaktan çıkıyor. Herkesin hayatı kendine zor, her kadının anneliği kendine has çerçevesinde o kadına göre yorucu ve eminim ki hiç bir annelik kolay değil. Dışarda çalışsa da, evde çalışsa da her anne kendi hayatından şikayet etme hakkını saklı tutabilir, istediğinde de kullanabilir. Bu hiçkimseyi bağlamaz, ve pek tabii ki o kadın/annenin hayatı başka birisinin yarasına dokunmuyorsa. Kimsenin hayatının dışarıdan göründüğü gibi olmadığını farkettiğimizde bu arabesk serzenişlerden ve edepsiz ağız dalaşlarından sıyrılırız inşallah… Her anneye gerçekten mutlu olduğu bir annelik hayatı dilerim… ❤️

  7. Feyza Altun Meric

    Cok guzel bir yazi olmuş. Ne kadar olgun oldugunu ben yuzyuze tanistigimizda da gormustum, yaziyi okuyunca bir kez daha emin oldum. Iyi ki yaziyorsun Elif

  8. Oğluma hamile kaldığımdan beri severek takip ettiğim 3 bloktan biri. Şu anda oğlum 3.5 yaşında. Bu blokta okumak istemediğim artık görmek istemediğim yazılar normal doğum ve çalışma/çalışmama konusu. Çalışmayan annelerin çalışanlara yüklenmesi çalışanların çalışmayanlara saçma sapan (bana göre) yorumlar yapması vs, doğum meselesi için de aynı şekilde artık gına getirdi. üniversite bittiğinden beri çalışıyorum ve sezeryan ile doğum yaptım. çok şükür herkesin aklı mantığı var nasıl yaşayacağına ne şekilde doğuracağına karar verebilir. bu konuda yazılan yazıların yorumların taraflarda bir etki/tepki oluşturması kadar normal bir durum yok. ben bir noktadan sonra açıkçası bu tarz konuların sürekli farklı gibi ele alınıp sonunda hep aynı tartışma ortamını yaratmasından sıkıldım. annelerin bu iki konuyu aşması gerektiğini düşünüyorum. nedir bu yani çalış çalışma sezeryan normal herkes benim gözümde aynı. milletin ne yaptığı ya da yapacağı beni ilgilendirmiyor.buna benzer bir konuda ayy evladımı nasıl bakıcı ellerine bırakacağım da çalışacağım bu da bir diğer gına getiren anne konusu. ben okudum ettim ama sistemin çarkları arasında ezilmeyi reddediyorum, yavrumu eller mi büyütsün, çalışma şartları Avrupa gibi olsa (izinler vs) biz de çalışırız, çalışıyorum ama mecburiyetten, biz çalışmıyoruz ama çalışanları da biliyoruz büroda sabahtan akşama kadar nete giriyorlar lak lak yapıyorlar, çalışmayan anneler ohh yan gel yatıyorlar mis biz köle gibi sürünüyoruz çalışan anneler olarak kıymetimiz bilinmiyor, çalışmayan anneler bir de çalışıp annelik yapsa dünyanın kaç bucak olduğunu görse, öleceğimi bilsem de patlasam çatlasam da normal doğururum, zorunlu sezeryan oldum hala travmalardan travmalara koşuyorum ama ben normal doğum için üniversite sınavına hazırlanır gibi hazırlanmıştım, normal doğum yapıp vücudumu bozamam, çocuğu emziremem sağıp veririm, 10 yaşına kadar emziricem …. bitmez bunlar yani. kadınlar bu annelik kimliğinden ya da ideal anne dayatmasından kurtarsın kendilerini. kadın bir anne mi demek? yok çalışan anne yok sezeryan yapmış anne yok bebeğini bakıcıya nasıl emanet ettiğini anlayamadığımız anne. işte çalışıp sürekli bebeği aklına gelip ağlayan anne. çok sıkıcı. ne dertler sorunlar var şu hayatta bu tarz konulara takılmak niye. evlatlarımız sağlıklı olsun ahlaklı birer insan olsun budur yani. ben onu büyütürken çalışmışım çalışmamışım çocuğu sezeryanla normal doğumla doğurmuşum kime ne.

    • içimden geçenlere çok güzel tercüman olmuşssunuz, herkesin hayatı, hayata bakışı, istekleri, hisleri farklı, tek bir doğru ya da iyi yok olmasına da gerek yok, etrafta o kadar sorun varken bizi yaralayacak insanlara ve yorumlara da hic gerek yok bence:)