18 Yorum

Öznur ve Ada’nın Hikayesi

Ha bugün, ha yarın, hala doğmadı mı, niye gelmiyor derken tombik kızım 2 Temmuz Perşembe günü saat 21.30 ‘da doğdu. 42. haftaya kadar gelmeyince mecburen biraz zorladık kendisini.

40+5’te son doktor kontrolümüzde yapılan  NST’de biraz stresliydi kalp atışları, 160- 170 ler civarındaydı. Doktorum hem mekonyum durumundan hem de kilosu sebebi ile bir hafta daha beklemek istemedi. Açıkçası hamilelik bana da yetmişti, ben de istemedim. Normal doğum şansımı kaçırmak da istemiyordum kilo sebebi ile… Bu yüzden aynı gün “ stripping” uygulamaya karar verdik. Zaten açıklık da 2 cm olduğundan işe yarama şansı yüksekti.

Aslen basit olmasının yanında hafiften ağrılı olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim bir işlem stripping. Tabii doğum ağrılarını o an henüz bilmediğim için ağrılı diyorum, yoksa şimdi sinek ısırığı diye tabir edebilirim. Sorunsuz geçti işlem, doğumun o gün başlayacağını ümit ederek evimize gittik.

O gün gece yarısına doğru sancılarım başladı, yaklaşık 8 dakikada bir geliyordu. Bir elimde telefon sancıların sıklığını not edip bir yandan da doktorumuzla haberleşiyorduk. Daha önce doğum yapmamıştım ama sancılarımın sanki yeterince şiddetli olmadığını hissediyordum. Bu yüzden hemen hastaneye gitmek istemedim. Nitekim gece 12 gibi başlayan düzenli ağrılarım sabaha karşı 3 gibi tamamen kayboldu. Kızım o gece gelmek istememişti.

Ertesi gün gayet sancısız bir şekilde evde dolaşırken bu sefer de nişanım geldi. Bir umut gün içerisinde başlar diye bekledik ama o gün de gelen giden olmadı.

Ve artık 41+0 da bu kadar uyarana ve işarete rağmen ısrarla gelmek istemeyen kızım için 2 Temmuz günü suni sancı ile doğumu başlatma kararı aldık.

Hastaneye gider gitmez doğumhaneye girdik, sancıları odamda karşılayacağımı düşünürken hop diye sancı odası diye sevimsiz bir yere aldılar bizi. TV yok, klima yok, ben saatlerce burada sıkılırım diye söylenmelerimi kimse dikkate almadı doğal olarak. Bastılar suni sancı serumunu. 1 saat kadar sonra NST’de kasılmalar görünmeye başladı, henüz yeterince güçlü değildi ama kıpırtılar başlamıştı sonunda derken yarım saat sonra kasılmalardan eser kalmadı. Gündüz 12’de girdiğimiz sancı odasında akşam 5’i etmiştik ve sancıdan eser yoktu. Stripping ve nişanı anlamıştık ama suni sancıya rağmen de gelmeyen kızımın adı o dakikadan sonra doktorumuz tarafından “Keçigillerden Ada” olarak değiştirildi.

Saat 5’te dozajı biraz daha yükseltilmiş ikinci serumu almaya başladım. 2 saat kadar sonra NST’de 127 leri gören kasılmalar başladı. Cihazın ölçebildiği en son birim buymuş zaten. Yani bunlar kesin doğum sancısıydı artık. Açılmam 4 cm idi.

Epidural konusunu doktorumla daha önce görüşmüştüm, doğum sancılarının ne menem bir şey olduğunu görmek istiyordum. Bu yüzden ilk başta epidural takılmasını istemedim. Üselik 127’leri gören kasılmalara rağmen çok da fazla bir ağrım yoktu aslında. Yani ağrıları tabii ki hissediyordum ama o senelerdir görüp dinlediğimiz çığlık çığlığa gerçekleşen doğumlardaki gibi ağrılar yoktu. Odaya gelip gidenlerle sohbet ediyor, sancılar geldiğinde hafif bir yüzümü buruşturuyordum, o kadar. Hatta doktoruma sancılar bu şiddetle giderse epidural almayacağımı bile beyan ettim.  Meğer hissettiklerim bir şey değilmiş, sancılar hafif diye suni sancının dozu da arttırıldı.

Sanırım saat 8 gibiydi, eltim ile sohbet edip kasılmaları takip ederken aniden gelen şiddetli bir sancı ile birlikte suyum da geldi. Çoğunluğunun kan olduğunu görünce hafiften paniklemiştim gerçi ama ağrılar o kadar sık ve şiddetli geliyordu ki ne için paniklediğimi bile unutmuştum. Doktorum epidural isteyip istemediğimi sordu, “çabukk” diye bağırdığımı hatırlıyorum.

Yani önce istemediğimi söyleyip, sonrasında epidural diye bağırıyor olmam aynı yarım saat dilimine denk geldi. Komik oldu tabii ama o an buna gülecek halde değildim.

Epidural için doktor allahtan hızlı geldi. Ama şansıma ilk denemede fazla kanama olduğu için takılamadı. İkinci denendi. Bu sefer de sadece sol tarafım uyuştu, sağ tarafımdaki tüm ağrıları hissediyordum, bir saat sonra bir doz daha verildiğinde artık rahatlamıştım. O sinir olduğum tuşe muayeneleri de umrumda değildi artık. Hatta bu sırada birkaç kez ayağa kalkıp dolaştım, sancıları gayet kolay atlatıyordum. En son muayenede 8 cm açılmam vardı ve çok mutluydum. O kadar çok normal doğurmak istemiştim ki ve sonunda gerçekleşiyordu işte…

8 cm bile konuşmak için erkenmiş, keçigillerden Ada tam o aşamada yine devreye girdi.  Biz doğumun başlamasını beklerken önce kasılmaların şiddeti düşmeye başladı. Sağ tarafım tam uyuşmadığı için sancıları az biraz hissederken hiçbir şey hissetmemeye başlamıştım, üstüne bir de 160’lar seviyesinde süren kalp atışları birden 60’a kadar düşmüştü.

Pozisyon değiştirdik kalp atışlarının yükselmesi için, sağa döndüm yok, sola döndüm, ayağa kalktım değişmedi. Doğumla ilgili hatırlayabildiğim en net anlardan biri de bu andır. Ben ayakta duruyordum ve doktorum diz çökmüş halde kızımın kalp atışlarını “hadi bebeğim” diyerek ölçmeye çalışıyordu, gözlerindeki endişeyi hala hatırlıyorum. Bir dakika kadar sonra hemşire ile bakıştılar ve hemşire telefon açıp sezaryen için ameliyathanenin hazırlanması istedi.

Hayal kırıklığı değildi hissettiğim, sadece büyük bir korku duyduğumu hatırlıyorum. Ağzımı açıp tek kelime bile edememiştim kalp atışları daha da düşecek diye… Sonuçta normal olması için doktorum da ben de elimizden geleni yapmıştık ama olmuyorsa da zorlamanın alemi yoktu.

Tam sezaryene alınıyorum derken kalp atışları aniden düzeldi, doktorum son olarak hemen suni sancı ve epidurali kesti. Bir süre hiç müdahale etmeden takip ettik, epidurali kesmemizle birlikte kasılmalar yine eskisi gibi gelmeye başladı, kalp atışları iyiydi, bu arada açılmam hızla 10 cm’e ulaştı ama o ünlü ıkınma hissi epiduralin kesilmesine rağmen bende yoktu. Tekrar sezaryen lafı edilmesin diye zorla ıkınmaya başladım. Bir süre sonra kendiliğinden olmaya başladı zaten her şey. Yatakta başlayan ıkınmalarıma “bu pozisyonda olmuyor” diye o kadar çok itiraz ettim ki ayakta devam ettik, sancılar geldiğinde çömelip kollarımla sedyeye asılıyor ve kuvvetlice itiyordum. Sanırım bu şekilde yaklaşık yarım saat geçirdik.  Sonra klasik masaya aldılar. Aslında bu pozisyonun doğum için en yanlış pozisyon olduğunu bir anlatabilsem diye geçirdim içimden ama halim kalmamıştı.

Bundan sonrası biraz hayal meyal aklımda. Sadece ıkındığım anları hatırlıyorum, bir de kolumdaki dövmeden yola çıkarak Pink Floyd hakkında konuştuğumuzu. Doğum öncesi son 3 dakika için ilginç bir sohbetti. Tam yapamayacağım dediğim an doktorum kızımın saçından ufak bir parçayı kesip bana göstermeseydi ve eşimin “hadi hayatım, çok iyi gidiyorsun”  dediğini duymasaydım sanırım tekrar gücümü toplamam zor olurdu. Derin bir nefes alıp, bütün gücümle ıkındım ve artık elimle kızımın kafasını hissedebiliyordum. Ne kadar çok saçı var diye düşündüğümü hatırlıyorum ama artık gücüm kalmamıştı. Birkaç dakika dinlenmek için doktora resmen yalvardım. Doktorum ”hadi söz veriyorum, son kez ıkın, sonra kızın kollarında“ dedi. Çok zor oldu tekrar gücümü toplamam ama son kez ıkındım, sanırım bağırdım da… Sonrasında müthiş bir rahatlama ve gözlerimi açtığımda bebeğim doktorumun ellerindeydi.

3.800 gr ağırlığında ve 50 cm uzunluğunda doğdu kızım. Suni sancı alışımdan tam 9 buçuk saat, gerçek sancıların başlamasından sadece 1,5 saat sonra, saat 21.30’da dünyaya geldi.

Ada1

Kafasında bol miktarda mekonyum olduğundan ilk anda ten tene teması yaşayamamış olmak hala içimde uktedir, yine aynı sebepten göbek bağını babası kesemedi. Bir an önce benden ayırıp hemen bakım masasına aldılar, ciğerlerine mekonyum kaçıp kaçmadığını kontrol için. 10 saniye kadar yanağımda tutup ardından hemen bakım odasına götürdüler. Sadece kaşlarının sarı ve gözlerinin kocaman olduğunu görebildim. Eşimse doğum gerçekleşir gerçekleşmez hemen odadan çıkartılmıştı. Artık bir anlamı olmadığı için sormadım ama umarım mekonyum olduğu için yapılan bir uygulamadır. Sonradan duyduğum kadarıyla o da gözyaşlarını tutamamış kızını ilk gördüğünde. O anı birlikte yaşamayı çok isterdim.

Kasılmaları engellemesin diye saatler önce kesilen epidural doğumdan sonra tekrar verildi. Dikişler tamamlandı ve yaklaşık 1 saat kadar sonra odamıza çıktık. Kızımla ilk buluşmam odamızda oldu.

Ada2

Tam emzirmeye başlamıştım ki bu sefer de verilen bir ağrı kesici ya da epidural yüzünden tansiyonumda bir problem olduğundan yine ayrılmak zorunda kaldık, kendime gelmem 2-3 saati buldu. Neyse ki sonrası oldukça problemsiz geçti, doğum yaptıktan 12 saat sonra hastaneden çıkabilir durumdaydım, prosedür gereği birkaç saat daha beklettiler ve ertesi gün taburcu olduk.

Konuştuğum, bizi tebrik eden herkes birbirimize alışıp alışmadığımızı soruyor. Doğalı henüz sadece 20 gün olmasına rağmen sanki Ada hep hayatımızdaymış gibi hissediyorum ben, ondan öncesi hayal gibi geliyor. Bu yüzden birbirimize alışma gibi bir evremiz olmadı.

Şimdi kızım yanı başımda mışıl mışıl uyuyor, son derece de sağlıklı. Bazen dakikalarca yüzünü seyrediyorum. Bize stresli zamanlar yaşatan sıcak ensesini koklayarak öpüyorum. Ağlaması bile mucize gibi geliyor. Ben ki sese dayanamayan, sıkıntıya ve uykusuzluğa gelemeyen biriyken, anne yanımın sonsuz sevgisini ve sabrını görüp şaşırıyorum.

Evde hızla geçiyor günlerimiz, kızım 20 günlük oldu bile. Kaka-gaz-meme üçlemesi o kadar sık tekrarlanıyor ki sıkılmaya vaktimiz bile kalmıyor. Arada ağlamadığı zamanlarda sohbet de etmeye başladık kızımla, o anlardaki -refleks olduğunu biliyorum- gülümsemesi dünyaya bedel.

Darısı isteyen herkesin başına.

Ada3Doğum sonrası kontrolümüzde doktoruma doğumla ilgili bazı anları hatırlamadığımı söylediğimde “ee hatırlamayacaksın ki tekrar doğuracaksın” demişti, gerçekten de Ada’yı kucağıma aldığımda en başından beri yaşadığımız her sıkıntıyı unuttum. Bu blog bizim her haftamızı özetleyen harika bir anı oldu. Bu vesile ile Elif’e sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum, böylece ilk andan itibaren kızımla geçirdiğimiz her haftayı ölümsüzleşmiş olduk.

Yeni gebelere de sağlıklı ve huzurlu bir gebelik dönemi dilerim, dilerim herkes sağlıkla kavuşsun yavrusuna.

Sevgiler,

Öznur

Yazar Hakkında

ÖZNUR – İstanbul’da yaşayan, günde yaklaşık 4 saatini trafikte geçiren, tahammül sınırlarını oldukça genişletmiş ama bunun yanında sinir sahibi olmuş ve günün birinde delirip mutlaka Ege’ye yerleşecek olan (klasik) bir bilişim sektörü çalışanıdır. 38 yaşında olup, ilk bebeğine kavuşmuştur.

Öznur’un tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz. 

18 yorum

  1. ne kadar kararlı ve güzel bir doğum hikayesi böyle… okurken kendinize güveninize ve olaylara bakış açınıza hayran kaldım. Küçük Masal’ınızla birlikte harikayalar diyarında yaşamanız dileğiyle…

  2. Merhabalar Öznur,
    neredeyse en başından beri hafta hafta takip ediyorum gebelik günlüğünü Son yazından beri merak edip duruyordum acaba dogurdu mu nasıl geçti diye 🙂 şükür güzel kızına kavuşmuşsun darısı başıma diyorum ve size hepbirlikte geçireceğiniz güzel bir ömür diliyorum 🙂 şansı bahtı bol olsun minik Ada’nin

  3. Ohhh, nihayet dort gozle bekledigim yazi. Her seyden once saglikli oldugu icin keci Ada cok mutluyum. Gozunuz aydin. Anali babali saglikli buyusun. Upuzun mutlu, huzurlu bir omru olsun.
    Benim de sayili gunlerim kaldi Oznur. Hem havuzdaki hem de hastanedeki doguma hazirlik kurslarinda bize soylenen seyler arasinda aynen senin de yazdigin gibi yatmak yok deniyor. Yuru, alaturka tuvalet pozisyonu al, sandalyeye dayan, baseninle 8 hareketi yap ama yatmayin deniyor. Hatta ebelerden bir tanesi yatan gebe gormek istemiyorum, ona gore dedi 🙂
    Bundan sonrasi icin size bol sutlu, uykulu ve gazsiz gunler dilerim. Keciyi ve seni operim.
    Sevgilerimle

    • Deniz keşke senin de doğum hikayeni okuyabilsem 🙂 hangi ülkedesin bilmiyorum ama doğum pozisyonu olarak kesinlikle doğru söylüyorlar.

  4. Selam Oznur 🙂 neredeyse 2 aydir dogum oldu mu nasil oldu diye merakimdan sürekli sayfani arsinladim diye bilirim dogum hikayeni çok bekletmedigin için tesekkurler 🙂 bende suan 36 haftalik Deren kizi bekliyorum ve kararliligina hayran kaldım tum zorluklara rağmen kizini normal sekilde kucağına almana çok sevindim..umarım hersey bundan sonra daha mükemmel gecer sizin için 🙂

  5. Gözün aydın Öznur, hoş geldin Ada. Hep güzel muhabbetlerle inşallah

  6. Gözün aydın Öznur. İnsanın böyle güzel hikayeler okurken göz yaşlarını tutması mümkün değil.
    Dün yazın yayınlanmadan az önce 23. hafta yazını okumuş merak etmiştim minik Ada ile hayat nasıl geçiyor diye. İkinizin de iyi olmasına sevindim.
    Sevgiler.

    • Minik Ada ile hayat hamilelikten çok daha gürültülü, uykusuz, koşuşturmalı geçiyor. ama aynı zamanda da çok güzel 🙂

      Darısı başınıza.

  7. Gozunaydin oznur uzun musmutlu bir hayatiniz olsun..ayni haftalardaydik senden sonra dogururum diye dusunurken 38+3 de dogurdum sonra da ara ara senin dogum haberini almak icin bloga ugradim..saglikla huzurla barisla buyusun kucuk melegin..

  8. Tebrik ederim ve gozunuz aydin :). Up uzun ve cok mutlu bir omur diliyorum ailenize.

  9. Çok tatlıymış bizim Keçi 🙂 Güle güle büyütün inş.