2 Yorum

Nazlı’nın Gebelik Günlüğü, 24. hafta

Geçen ay bu hafta tetanos aşısı yapmak için aile sağlığı merkezinden gün vermişlerdi. Birer ay arayla yapılacak iki doz tetanos aşısını doktorum yaptırabilirsin demişti. Zaten ben de en son ne zaman bu aşıyı yaptırdığımı hatırlamıyordum. Rutin uygulamaların gerekliliğini sorgular oldum son zamanlarda. Daha ilk haftalarımda arayıp şu tarihte aşı olmanız gerekiyor dendiğinde, en son ne zaman aşı oldunuz sorusu sorulmadı bile. Eğer ki koruyuculuğu halen devam eden bir aşım olmuş olsaydı bunu yaptırmazdım kesinlikle. Tetanosun sadece paslı metallerden bulaşmadığını, tetanos mikrobunun toprakta, nemli ortamda bulunduğunu ve bulaştığı zaman çok ciddi olabileceğini bildiğim için aşıyı yaptırdım.

Aşımı yapan aile sağlığı merkezindeki hemşire de 19 haftalık hamileymiş. Aşıdan sonra bir süre tipik gebe muhabbeti yaptık. Sen kaç kilo aldın, aş eriyor musun,  ayakların şişiyor mu, şeker yüklemesi yaptıracak mısın gibi iki gebe arasında geçebilecek muhabbetler. Hem notlarını da almış oldu böylece. Hemşire hanımda tatlıya aşırı düşkünlük varmış, sen de çok yiyor musun diye sordu bana. Ben de hiç aramadığımı, iş yerindeki yemekte çıkarsa yediğimi onun dışında özellikle tatlı istemediğimi söyledim. Şeker yüklemesi yaptırmadığımı, rutin olarak yapılan şeker yüklemesine de mesafeli durduğumu söyledim. Gebelik şekerinin tehlikeli olduğunu bildiğimden beslenmeme ve hareketime dikkat ediyorum, kilo alımım  ve tokluk şekerim normal sınırlarda. İlerleyen dönemlerde bir sıkıntı yaşamam umarım.  

İştahım da hala aynı düzeyde gidiyor, normalde yediğim kadar yiyorum. İş yerindeki öğlen yemeğinde ana yemeğe alternatif bir yemek daha çıkıyor. Eğer beğenmişsem bu yemekten de alabilir miyim deyince ikiletmiyorlar sağ olsunlar. Hamileliğin güzel taraflarından biri işte, torpillisin her türlü. Akşam yemeklerim de genelde daha hafif oluyor ve sonra kendimi ne kadar ekşi ve sert bulduğum meyve varsa onlara vuruyorum. Gözümü doyuracak kadar tabağa koyuyorum ama yediğim meyve ancak bir porsiyon oluyor. Canım hala hiç bir şey çekmiyor, aş erme nedir bilmiyorum. Hamileliğimin yaza gelmesi de bunda bir etken sanırım. Eşim koşa koşa karpuz veya erik aramak zorunda kalmıyor böylelikle.  Zaman zaman “sen ne biçim hamilesin hiç aş ermiyorsun” diye takılıyor. “Önüne bir kase erik ver başka bir şey istemez karım” diyor. Masrafsız gebeyim vesselam.

Nazli24

Kiminle konuşsam bu hamilelik çok güzel bir şeymiş diyorum. Her şeye rağmen… Nasıl güzel olmasın ki? Bir canı içinde besliyor ve büyütüyor olmak mucizevi bir şey ama o beni mahveden, hayattan soğutan migren ağrılarımın bıçak gibi kesilmesi ömrüm boyunca hamile olmak istiyorum dedirtiyor bana. Ne baş ağrısı, ne omuz tutulması hiçbir şey kalmadı artık. Hele bir de o sabahtan akşama yağlanan saçların artık yağlanmamasına ne demeli? Bebeğim şimdiden hayatımı ve beni güzelleştiriyor.

Aile sağlığı merkezinden ayrılırken hemşire bana  gebelik, anne sütü ve emzirme konulu bir kitapçık vermişti. Orada tıbbi bir zorunluluk yoksa normal doğumun tercih edilmesi gerektiği, sezaryende anne ölüm hızının normal doğuma göre 6 kat, dünyaya gelen bebeklerin ölüm riskinin 3 kat daha fazla olduğu yazıyordu. Bunu paylaştığım bir mecrada bir arkadaşım, daha hamileliğimin başında olduğumu ve  aceleci davrandığımı söyledi. Sezaryene karşı önyargılı olmayacakmışım, inşallah normal yolla bebeğimi kucağıma alırmışım ama işler istediğim gibi gitmeyebilirmiş. Normal doğum-sezaryen tartışması bitecek bir tartışma değil kesinlikle. Ancak hamileliğinin yarısını geçmiş ve bu süreçte büyük bir sorun yaşamamış, bebeğini en doğal haliyle karşılamayı düşünen ve her türlü negatif düşünceyi kafasından atmaya çalışan bir gebeye “senin için işler her an ters gidebilir, hazırlıklı ol” mesajı vermek ne kadar doğru bilemiyorum, iyi niyetli söylenmiş olduğunu düşünsek bile. 

Ina MAY‘in Doğuma Hazırlık Rehberi adlı kitapta çok güzel doğum hikayeleri var. Arada doğum hikayelerini arada doğum ile ilgili yazılanları okuyorum. İlk iki doğumunu sezaryen ile gerçekleştirmiş ama hep içinde gerekli desteği alabilse ve hastanelerin rutin müdahalelerine maruz kalmasa çocuklarını normal yolla doğurabileceğine inanan bir kadının üçüncü kez anne oluşunun hikayesi beni en çok etkileyenlerden. Bebeğini dünyaya getirdikten sonra çok güçlü hissettiğini ve diğer doğumlarından sonra ortaya çıkan keder duygusunun yok olduğunu söylüyordu. Ve en son cümlesini asla unutamıyorum; “Belki de gereksiz bir sezaryenin gerçek bedeli, geriye kalan bir kesik izi ya da hayal kırıklığı ya da iyileşmenin ağrıları değil. Belki de gerçek kayıp, o gücün yok olması.” diyordu. Çok etkileyici değil mi ve ne kadar doğru…

Sevgiler,

Nazlı

Yazar Hakkında

NAZLI TANTOĞLU – 31 yaşında, çocukluk aşkıyla 6 yıldır evli. Ankara’da yaşıyor. Aşırı tipik bir Kova burcu. Kışı hiç sevmeyen bu kış çocuğu günün birinde sıcak bir memlekete yerleşip yaşlanmayı hayal ediyor. Okumayı, konuşmayı ve yemek yapmayı çok seviyor. Gebeliğiyle birlikte mecburi ara verdiği Yemekçinin Mekanı isimli bir de yemek bloğu var.

Nazlı’nın tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

2 yorum

  1. 1 bucuk ay once vaginal dogum yaptim anlatilanin aksine hicte korkulucak bisey degilmis..gebeligimin basindan beri sezeryan lafini agzima bile almadim dusunmedim bile.hayirlisiyla en guzel sekilde kucagina alicaksin bebegini hic olumsuz dusunme..

    • Doğumdan değilde sezaryenden çok korkuyorum ben. Olumsuz düşünmek istemesem de doktorlar rahat bırakmıyor 🙂 Çok teşekkür ederim iyi dileklerin için Melike.. Bebeğinize güzel ömürler diliyorum.