9 Yorum

Bebekle İstanbul

Aşağıdaki yazı Blogcu Anne okurlarından Zeynep Ledebur tarafından kaleme alındı.

***

Ben Zeynep. 2,5 yıl önce İstanbul’u, avukatlığı, dostlarımı, ailemi bırakıp Almanya’nın Bremen şehrine kendi ailemi kurmak için taşındım. Kızım Vera 21 aylık oldu. Vera ile bol bol geziyoruz ve İstanbul’a çok sık seyahat ediyoruz.

Bebekleistanbul2

İstanbul’da yaşadığım 15 yıl boyunca, Edirne’de yaşayan aile ziyaretimin her dönüşünde, otobüsün penceresinden, büyülü şehrimi, aşk ve nefret ilişkisi yaşadığım şehrimi, girişini, Avrupa’dan girişini senelerce izledim. Şehre bakarken acaba İstanbul’a ilk defa gelen biri İstanbul’u nasıl görür diye görmeye çalıştım, anlamaya çalıştım. Sizin sevdiğinizi herkes sevsin istersiniz yine, ben de acaba başkaları da sever mi gözüyle hep baktım. Ama İstanbul’a hiç engelli gözüyle veya çocuklu gözüyle bakmadım. Zira bebek arabası sahibi olmak ve engelli olmak aynı standartları gerektiriyor. Bir memleket engelliler için yaşanılırsa bebekliler için de yaşanılırdır. Tam tersi de öyle.

2012 Kasım’ında İstanbul’dan Bremen’e taşınmış, Aralık’ta hemen yine gelmiş, Ocak’ta hamile kalmış, Mart ve Haziran ayında yeniden İstanbul’a gelmiş, sonra doğurmuş ve ilk defa İstanbul’dan tam 9 ay uzak kalmıştım. Şimdi sevgili kızım Vera ile İstanbul’u tanıştırmanın vakti gelmişti.

Vera 4,5 aylık olduğunda aldım Vera’yı ve İstanbul’a uçtum. Aylardan Mart,senelerden 2014’tü, bebekli hayatta henüz 4,5 aylık tecrübeliydim, Vera’yla ilk defa seyahat etmiştim ve hatta Vera ile ilk defa yalnız seyahat etmiştim (2 kez trenle Hamburg’a gitmiştim, ilkinde yalnızdım hatta ama orası bir saatlik yoldu ve gezim de günübirlikti).

O zamanlar kardeşim hala Kuzguncuk’ta oturuyordu. Hep çok sevdiğim Kuzguncuk’un bebekle bu kadar zor olabileceğini tahmin bile etmemiştim. Vakti zamanında romantik, nostaljik aman ne harika diye tabir ettiğim asansörsüz apartmanlar, apartman içinde gezen kediler, yokuşlar, merdivenler, yokuşlar, bozuk kaldırımlar, yokuşlar….

Apartman içinde gezen kedilerin sana ne zararı var derseniz, 4 kat bebek arabası çıkarmak istemiyordum ama girişte bırakırsam da bebek arabamın üzerinde kediler gezinecekti. Yoksa bizim evimizde de kedi var ama 4,5 aylık bebeğimin bebek arabasında sokak kedilerinin dolaşmasını göze alamadım.

Dümdüz Bremen’de hep tramvay kullanıyor, her yere ama her yere bebek arabasıyla gidebiliyordum. Her gün dışarıdaydık. Elbette evimiz ve düzenimiz İstanbul’da olsa farklı olurdu ama bu ilk İstanbul seyahatimde neredeyse depresyona giriyordum. Koşarak döndüm evime.

Bremen’de olan oto koltuklu taksiler İstanbul’da yok. İstanbul gibi bir şehirde oto koltuklu havaalanı transferi bile bulmak çok zor. Yoldan çevireceğiniz taksilerin çoğu leş gibi sigara kokuyor (ki eskiden taksiye binince ilk işim camı açıp sigara içebilir miyim diye sormak olurdu), kendi oto koltuğunuzu bağlayacak emniyet kemerini bile zor buluyorsunuz.

Toplu taşımaya binmek zaten mümkün değil. Almanya konforunu bulabildiğim tek yer Bağdat Caddesi oldu.

Sonraki gelişlerimde kardeşim artık Serencebey Yokuşu’nda oturuyordu. Pazartesi sabahı babam ve kardeşim evde olmayınca, geçici bakıcımız da henüz gelmediğinden Vera’yı koydum kanguruya ve bebek arabasını ittirerek yokuştan inmeye başladım. Önce bir araba durdu ve bir bey yardım etmeye çalıştı ama arabayı yolun ortasında uzun süre bırakamayacağından dönmek zorunda kaldı. Sonra jipiyle bir kadın durdu, bebek arabamızı paketledi, beni ve Vera’yı arabasına bindirdi ve beni oradaki otelin kapısına bıraktı. Oooo hoşgeldiniz diye karşılanınca hemen taksi istemek de ayıp geldi (nasıl Türk’üm ayıp geliyor işte bize böyle şeyler) dur bir Türk kahvesi keyfi yapayım dedim. Boğaza karşı Vera ile kahve keyfi yaptık, Vera tekerlekli çocuk koltuğu ile gezindi, herkesi gel gel diye çağırıp kendini sevdirdi, kalkma vakti gelince hesabı istedik ama almadılar, ikramımız olsun dediler. İlk gelişimdeki depresif tecrübemin sonunda İstanbul’dan vazgeçmediğim için İstanbul beni ödüllendirdi galiba o gün. Sonrasında ben daha tecrübeli olduğumdan, Vera da biraz daha büyüdüğünden ve şansıma her gittiğimde yardımcı bulduğumdan çok zorlanmadım.

Bebekleistanbul

Ama satır aralarını okuyabiliyor musunuz? İstanbul’da tek başıma bir yere gitmek istersen hep birilerininden yardım almam gerekirken burada trenle başka şehre bile seyahat ettim. Burada da İstanbul’daki coşku, eğlence ve yardımseverliği bulmam mümkün değil. İstanbul’da da burada her kesime hitap eden konforu, yeşilliği ve bebek aktivitelerini bulabilmem mümkün değil.

İşin özü İstanbul’la olan aşk nefret ilişkim sürüyor, kendisinden vazgeçecek değilim, hep seveceğim, hep özleyeceğim ama nasıl ki herkes için adalet yoksa İstanbul da herkes için güzel bir şehir değil.

İki şehirli Zeynep’ten sevgiler…

www.2cities1woman.com
facebook.com/2cities1woman
instagram.com/2cities1woman/

***

Sizin de söyleyecek sözünüz varsa Blogcu Anne’de konuk yazar olabilirsiniz. Konuk yazarlık hakkında buradan bilgi alabilir, diğer konuk yazar yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

9 yorum

  1. Merhaba, Masal doğmadan önce yaşadığım yerden çok memnundum. Fakat 4 aylık bir bebek ve bebek arabasıyla İstanbul tam bir kabus. Şişli’de oturuyorum her yokuş ve merdiven. Ana kucağı 4 kilo Masal 6 kilo arabanın şasesi 7 kilo. Hah işte bu ağırlığı ufak tefek olmama rağmen ben bile taşıyamıyorum. Taksi ise korkunç bir şey, belediye otobüsleri en azında hooop diye orta kapıdan binebildiğiniz için harika bir alternatif. Özellikle böyle bol yokuşlu, sıfır kaldırımlı bir yerde oturuyorsanız insan muamelesi görmüyorsunuz. Kolay çıkışlı, rahat bir kaldırım gördüğümde belediyeyi alnından öpesim geliyor.

    • kolay gelsin size. Belediye otobüslerine bebek arabasıyla binmek kolay mı? İçeride bebek arabası ile duracak yer var mı peki?

  2. çok güzel anlatmışsın, ellerine sağlık

  3. Sling ya da kanguru, özellikle bebeklik döneminde hayat kurtarıyor. Sadece İstanbul için değil, tüm şehirler için söylediklerin geçerli çünkü. Hadi bebek büyüyor, ayaklanıyor ama engelli insanlar, yaşlılar ne yapsın, her gittiğimde bunu düşünüyorum…

    • evet doğru, her zaman Avrupda gibi diye övündüğüm Edirne bile rezalet bu konuda. Edirne’de bebek arabasıyla yürürken adamın biri arabasını üzerime bile sürdü

  4. Bebek arabası ile İstanbul’da ve hatta diğer küçük şehirlerde, kasabalarda dahi gezmek çok zor. En önemlisi çok kalabalık! Kaldırım olmadığı gibi olan yere araba park etmiş olabiliyor. Zamanında Bebek-Ortaköy sahilinde kaldırımda bekleyen polis arabasına ‘Bebek arabasını nereden geçireceğim siz de böyle yaparsanız!’ diye söylenmişimdir…
    Bebekle İstanbul’da keyifli bir zaman geçirmek isterseniz, http://www.gezginanne.com/2013/07/istanbulda-cocuklarla-nerelere-gitmeli.html
    yazıma bakabilirsiniz. Sinir olmadan, daha az yorularak bir gün geçirebilirsiniz belki?
    Sevgiler…

  5. Ben de İstanbul’u ziyaret ettiğimde en büyük sorunu oto koltuğu ve küçük çocukla/bebekle seyahet etmek konusunda yaşıyorum.

    Can küçükken ilk geldiğimizde ana kucağı şeklindeki oto koltuğunu getirmiştik. Artık daha büyük bir oto koltuğuna terfi ettiği için getiremiyoruz. Ailem Kadıköy yakasında oturuyor. İş ya da eğlence maksadıyla Can ile beraber karşıya geçmek kabusum oluyor. Bebek arabasıyla yaka değiştirmek bir hayal. Toplu taşıma araçlarına bir anne ya da babanın tek başına bebek arabasıyla binmesi neredeyse imkansız. Arabayı açıp kapatana kadar bin türlü küfür yer, kötü bakışa maruz kalırsın. En iyi ihtimalle anne ter içinde arabayı kapatmaya çabalarken millet sadece bakar. Kaldı ki tek elle bebeği tutarken bebek arabasını açıp kapamak adeta akrobatlık. Bebeği tamamen yabancıların kucağına vermeye gönül razı olmaz. Araba koltuğu olan yakınlarımızdan bizi götürmelerini rica etmekten helak olmuştuk.

    Bazu arkadaşların bebek arabası olmadan yola çıkmadığınızı görünce aşırı titiz olmakla suçlar. “Ne var yani, kucağına oturtsan olmaz mı? Bir tek senin çocuğun mu kıymetli?” gibi anlamsız diyaloglara girer. “Senin çocuğun da kıymetli ama nedense bunu göremiyorsun.” demek dilinin ucuna kadar gelir. “Zaten şuradan şuraya gideceğiz. Kısa mesafede birşey olmaz.” derler. En çok kazanın eve 10 km yakında olduğunu haykırmak istersin…

    Bu konuda almamız gereken çok yol var…