6 Yorum

Nazlı’nın Gebelik Günlüğü, 26. hafta

Haftalar birbirini kovalıyor ve son trimestera doğru gidiyorken bu haftanın benim için en can sıkıcı durumu birdenbire sırtımın sağ tarafına giriveren ağrılar oldu. Bel ağrısı değil, tipik sırt ağrısı gibi bir şey de değil bu. Otururken veya ayakta eğer duruşum bozulmuş, kendimi azıcık öne doğru vermişsem sırtımın hep aynı yerine bıçak saplanır gibi bir ağrı giriveriyor. Sırtımı dikleştirip imkan varsa dayayacağım bir yer bulduğumda hemen geçiyor.  Bu tip ağrılarla göbeğimin bundan daha fazla büyüdüğünde karşılayacağımı sanıyordum ama zannediyorum bu ağrı artık doğuma kadar benimle olacak. Özellikle akşam işten eve dönerken rahatsız servis koltuklarında ağrıya dayanmakta zorlanıyorum. Ağrım geçsin diye baston yutmuş gibi oturup rahatlarken öte yandan özellikle yemek yedikten sonra gerilen midem beni öne doğru çekiyor. Sanıyorum artık hamileliğin o rahat günlerini geride bırakıyorum.

Bu sıcaklarda incecik şeyler giymeye çalışırken fırlamış ve hatta pırtlamış göbek deliğim de ben buradayım diyor. Özellikle de beyaz giyersem dışarıdan çok belli oluyor. Fırlamış göbek deliğimden aşağıya doğru belli belirsiz açık kahverengi bir çizgi inmeye başladı. Bu çizgiye linea nigra deniyormuş ve bazı hamilelerde görülüyormuş. Çok belli değil şu an ama ileride koyulaşır mı bilmem.

Göbeğim günden güne büyüyor ama daha önceleri duyduğum hiç hamile gibi durmuyorsun lafları artık hiç 6 ayını bitirmiş hamile gibi değilsine dönüştü. Ahali, lütfen sizden çok rica ediyorum, göbüşü büyümüş mü diye her gün ayna karşısında kendini seyreden bu garip gebelere böyle laflar söylemeyin. Bildiğin alınıyoruz yani, nihayetinde duygusal gebeleriz, hele ki ilk kez hamile kalan bu garipler aylarca bekliyor bu göbüşün çıkmasını. Teşekkürler.

Nazli26

Bebeğimin hareketleri de değişti artık. Göbeğim dalgalanıyor hareket ettikçe. Bir de babası konuştukça tepki veriyor, sağdan soldan Allah ne verdiyse artık. Benim özellikle konuştuğum yok, müzik falan da dinletmiyorum. Zaten kendim oturup müzik dinlemeyi seven biri değilim. Akşam yemeğimden sonra göbeğimle baş başa kalıp içimden konuşuyorum, seviyorum onu; babası da her fırsatta konuşuyor ve hatta beni şikayet bile edebiliyor. Bilmiyorum ki illa klasik müzik dinletip, uzun uzun konuşmak mı lazım?

Geçen hafta ilk kez muayene olduğum doktorum kullandığım vitamin ilacını bıraktırdı ve üç yeni ilaca başlattı. 12. haftadan sonra doktorun verdiği vitamin midemi berbat etti. İlk zamanlar hafif mide bulantısı yapan ilaç, ilerleyen günlerde içtikten beş dakika sonra midemde ne varsa çıkarmama sebep oluyordu. İlk üç ayımda dahi midem bulanmamış ve kusmamışken bu ilaç beni mahvetti. Daha sonra çok bilinen başka bir vitamin kullanmaya başlamıştım, sorun olmamıştı. Şimdi bu vitamin yerine içeriğinde çeşitli vitaminleri de içeren omega 3 almaya başladım. Demir ilacı kullanmıyordum ona başladım. Hayatımda hiç kansızlık çekmedim, demir ilacı kullanmadım ve bunun ne kadar sıkıntı verici olduğunu yeni öğreniyorum. Resmen tuvalete gitmekten korkar oldum, o kadar diyeyim.  Bir de kalsiyum, magnezyum, çinko ve d vitamini içeren bir ilacım var. Hipotiroidim olduğu için sabahları aç karnına aldığım bir ilacım da vardı; sağım solum önüm arkam ilaç oldu böylece. Benim gibi ilaç içmeyi sevmeyen biri için büyük olay. Bu kadar ilaç gerekli mi diye sorguluyor insan.

Her şeyin doğal olmasından yanayım. Yeterli ve dengeli beslendiğimi düşünüyorum ve fazlasıyla dikkat ediyorum. Ancak yediğimiz içtiğimiz şeylerin ne kadar doğal olduğunu düşünüyoruz? Hiç bir sebze ve meyve bundan 30 sene önceki besin değerlerini içermediğinden o şeyi belki şimdi kilolarla yememiz gerekiyor. Kontrolsüz kullanılan tarım ilacına girmek bile istemiyorum. Hal böyle olunca sadece hamilelerin değil neredeyse tüm sağlıklı insanların beslenmelerine takviye yapmaları gerektiğini düşünür oldum. Kaçımız kendi ektiği sebze-meyveyi, baktığı hayvanın etini, sütünü yiyen şanslı gruptan? Şehir hayatının sözde özgür ama acınası insanlarıyız maalesef.

Sevgiler,

Nazlı

Yazar Hakkında

NAZLI TANTOĞLU – 31 yaşında, çocukluk aşkıyla 6 yıldır evli. Ankara’da yaşıyor. Aşırı tipik bir Kova burcu. Kışı hiç sevmeyen bu kış çocuğu günün birinde sıcak bir memlekete yerleşip yaşlanmayı hayal ediyor. Okumayı, konuşmayı ve yemek yapmayı çok seviyor. Gebeliğiyle birlikte mecburi ara verdiği Yemekçinin Mekanı isimli bir de yemek bloğu var.

Nazlı’nın tüm yazılarını buradan, diğer gebe yazarların Gebelik Günlüklerini buradan okuyabilirsiniz.

6 yorum

  1. Benim ilk hamileliğimde karnım bir türlü büyümüyordu sokakta başka hamile kadınları görüp onun karnı benimkinden büyük diye kıskanırdım 😉

  2. Aynen katiliyorum yok karnin buyumemis kesin bebek de gelismemistir diye bir suru sacma sapan yorum yapan insanlar var ve hepsi de anne olmuş insanlar.gerçekten cok sinir bozucular…

  3. benim karnımda haftasına göre daha büyük gitti hep.bana da uu ne büyük karnın dedikçe sinirlerim bozuluor. yahu bıraksınlar artık karın üzerinden muhabbetleri. ufaksa da alınıyoruz büyükse de alınıyoruz hamileyiz hassasız. daha görür görmez nasılsın demeden uu ne büyük karnın mı denir. ya ne olacağıdı 33 haftalık hamileyim.karnımdaki de yavrum. lütfen kadınlar hamileye nasılsın bebek nasıl gibisinden sorular sorsun yahu.herkesin bünyesi farklı. ikinci gebeliğimden çıkardığım aforizmam ” hamilelik,bir kadının diğer kadınlar tarafından en çok harcandığı dönem” kocaman olmuşum bi de öyle diyorlar ühü ühü.

    • Bu söze bayıldım Büşra.. Evet bir kadının diğer kadınlar tarafından en çok harcandığı dönem bu, çok haklısın.
      Göbek benim, bebek benim kime ne diye bağırası geliyor insanın.