3 Yorum

Blogcu Gebe – 17. hafta

Olaysız ve bir önceki haftaya göre nispeten nefes alınabilir bir haftaydı. Gerçi ben yine annemlerin oraya kaçtım ve orada bile bir ara nemden ve sıcaktan sandalyeye yapıştım. Yine de genel olarak daha yaşanılabilirdi, ben tekrar çok gebelere ve yeni emziren annelere sabır diliyorum, benim serinliklerim onların olabilir…

Emziren anne deyince, ne haftaydı ama… Bir deli kuyuya taş attı, ortalık birbirine girdi. Bir reyting uğruna ya Rab, ne saçma şeyler söylendi. Ben diyeceğimi dedim, bu konuda okuduğum en güzel ve mavra yazı bence Tanla’nınkiydi, gülmekten yerlere yattım. Şengül Hablemitoğlu da bir bilim insanı olarak diyeceğini demiş, daha da söyleyecek laf kalmadı bence… Herkesin aklı da, akılsızlığı da, memesi de, reytingi de kendine…

Meme deyince vallahi emzirme sütyenlerime bile sığamaz oldum, doktor bu ne? İç çamaşır departmanında genel olarak sıkıntı yaşıyorum, ne giysem iz yapıyor, geçen gün Ferhan ‘Ay bu ne böyle göbeğin taşmış, biraz gevşek bi şeyler giy, sıkacaksın çocuğu’ deyince dedim alışveriş yapmam lazım. Lazım da, bu sıcakta hiçbi yere gidesim yok. İnternetten alayım desem sutyeni denemeden alamam, hayat beni neden yoruyosun?!

BlogcuGebe17

Bu aralar sokakta gördüğüm pusetlere alıcı gözle bakmaya başladım. Hmm, bununla kaldırımda yürüyebilirim, hmmm, bu Moda sokaklarında olmaz… Ve yine dönüp dolaşıp aynı noktaya geldim: memleketim kaldırımlarında sorunsuz ilerleyebilecek puset henüz üretim bandından çıkmadı. Elimden gelse sırf sling’le taşıyacağım çocuğu ama pratikte, uzun vadede mümkün değil, biliyorum…

Dün Gebelik Günlüğü yazarlarımdan Çiğdem, Deniz ve Elif‘le buluştuk. Hani geçenlerde Gaziantep’te bir araya gelen kızlar var ya, Elif’in ani bir İstanbul seyahati üzerine burada da buluşmaya karar vermişler, normalde ayarlasan olmaz ama nasıl denk geldiyse hep birlikte cümbür cemaat bir araya gelebildik. Niyetimiz onlar gebeyken buluşmaktı, kısmet ben gebeyken bir araya gelmek oldu. Hayat ne garip!

Sıcaklarla başım gerçekten dertte… Bu satırları da bir görüşme için geldiğim bir AVM’deki Stabucks’tan yazıyorum ve içerisi hamam gibi. Bende mi bir gariplik var diye yanımdaki adama sordum, o da ‘yok, sıcak’ dedi. Kalktım görevlilere sordum, ‘yapabileceğimiz bir şey yok, AVM’nin merkezi soğutması’ dedi. Hay dedim sizi soğutmanıza… Her an gazetede şöyle bir haberle karşılaşabilirsiniz: ‘Hamile kadın AVM’nin ortasında koca bir pet şişe suyu kafasından aşağı boşalttı ve ekledi: Pişman değilim’

Hafta sonuna doğru doktor randevumuz var, kanamaydı neydi derken ilk kez bir aylık bir aradan sonra görüşeceğiz doktorla. Bizimki herhalde bayağı bir büyümüş olacaktır, merakla bekliyorum açıkçası… Ağustos’un son haftası için ise detaylı ultrason randevumuz var, onu da başarıyla atlattık mı daha da bir şey istemem.

Öyle olağan geçiyor ki her şey, üçüncü gebeliğim olduğundan yalama mı oldu bilmem… Yani evet, elbette bir heyecan var, tanıdık bir heyecan, ancak genel anlamda hem hamile değilmişim hem de oldum olası hamileymişim gibi hissediyorum, sanki hayatım hep böyleymiş gibi… Öte yandan bu sıcaklarda akşam kavunun yanına beyaz peynirle rakı koyamamayı (herkes rakı içerken ben Sudoku çözmeyi), karnımın üzerine yatamamayı (emzirme yastığı sevgilimle aramızda karaböcü gibi girdi), ve çünkü hamilelik bunu gerektirir türü başka şeyleri de biraz içerliyorum ne yalan söyleyeyim. Yani evet, çok şükür her şey yolunda ve fakat daha aylar var, sanki zaman çok yavaş geçiyor.

Böyle zamanlarda hıncımı en yakınımdaki ve beni bu duruma sokan insandan çıkarmak istiyorum, suçsuz olduğunu bildiğim halde: Sen kesintisiz uyuyabiliyorsun tabii, ben gecede kaç kez yastığın yerini değiştiriyorum biliyor musun?! Hem senin burnun dedektör gibi değil, rahatsın tabii, istediğini yiyebiliyorsun!  Bir yandan da hamilelik hormonlarının etkisiyle bir dişi kaplan edasında geziyorum: Gel bakayım sen buraya, yakışıklı! Belki de kara dul demek daha doğru, hani çifleştikten sonra yermiş ya erkeğini… Sinirinden yapıyorsa zaar, n’apsın, haklı hayvancağız…

Bu haftanın en şenlikli olayı ise en nihayetinde bebenin hareketini Doğan’a hissettirebilmem oldu. Ben uzun bir zamandır hissediyorum hareketlerini, dışarıdan da hissedildiğini düşünüyorum ama yıldız kayması gibi mübarek, ne zaman baksa, pardon, elini koysa duruyordu. Cumartesi sabah yataktayken ‘getir elini’ dedim ‘bak hareketli’ ve hakikaten koyar koymaz PIT! iteledi babasının elini. Aaa dedik güldük biz de… Bu da böyle bir anımızdı.

Böylelikle bizim sürpriz yumurta dış dünyayla ilk bağlantısını kurmuş oldu…

3 yorum

  1. Onca çocuk, anne, baba, kahvaltı, yürüyüş derken iyi kotardık vallahi:) Ve ne güzel iyi ki bir hamilemiz vardı; bu ekip her görüştüğünde bir hamilesi olsun hatta:))

  2. geçen haftalarda ömür gedik yazısı bomba gibi gündemdeyken eşime sordum(15 aydır emziriyorum) dedim böyle böyle sen ne dersin ne düşünürsün ? araba kullanıyordu kendisi dedi ki öyle sacma sey mi olur .. oyle olsaydı yaradılış olarak böyle olmazdı ikisi mantıklı bakınca ap ayrı benim gözümde dedi .. ömür gedik demiş ya erkeklerin cogu da benim gibi düşünüyordur diye paylasmak istedim şimdi sizin yazınızı okurken dehşetle tanla’nın kisini okudum .. üzücü tabi tarihte kadınların çilesi bitmiyor .. bu arada 3. gebeliği yasıyor olsanız bile cok heyecanlı benim içinde takip etmesi bir o kadar keyifli.

  3. Kara Dul benzetmene çok güldüm Elif, hıncını en yakınındakinden çıkarman çok doğal tabii 🙂 Ne diyelim bu sıcaklarda Mersin’de olmadığına şükret diyeceğim ama şükrediyorsun zaten , sürpriz yumurtanın bir an önce zamanı dolsun da sağlıkla kabuğundan çıksın inşallah .. Sevgiler ..